<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>PIRLANTA</title>
	<atom:link href="http://pirlanta.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://pirlanta.wordpress.com</link>
	<description>Konuşan Yalnızca Hakikatlerdir</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Oct 2008 20:25:05 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='pirlanta.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/1941c2dd06d20989602335e14736a0c2?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>PIRLANTA</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Ali Kırca O Kaseti Neden Yayınladı?</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/ali-kirca-o-kaseti-neden-yayinladi/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/ali-kirca-o-kaseti-neden-yayinladi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2008 20:25:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali kırca neden o kasetleri yayınladı]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah gülen kasetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=370</guid>
		<description><![CDATA[
Yiğit Bulut

Hangi kaseti? Arz edeceğim ama önce kısa kısa bazı bilgiler vermek istiyorum Fransa&#8217;nın 1970&#8242;lerin başından itibaren, Amerika&#8217;nın da onayıyla, Irak&#8217;ta &#8220;Osirak&#8221; nükleer reaktörünü inşa ettiğini ve bunun Irak&#8217;ın &#8220;nükleer bomba yapımında&#8221; çok önemli bir adım olduğunu biliyor muydunuz!
İsrail&#8217;in &#8220;giriştiği&#8221; diplomasi sonucu Amerika-Fransa ve İsrail arasında &#8220;Reaktör bitsin, çalışmadan vurursunuz&#8221; anlaşmasının yapıldığını ve reaktörün &#8220;çalışmaya [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=370&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div class="mosimage" style="float:left;"><img title="Yiğit Bulut" src="http://tr.fgulen.com/images/stories/yazar/yigit_bulut.jpg" border="0" alt="Yiğit Bulut" hspace="6" width="118" height="90" /></p>
<div class="mosimage_caption" style="text-align:center;">Yiğit Bulut</div>
</div>
<p><span class="dropcap">H</span>angi kaseti? Arz edeceğim ama önce kısa kısa bazı bilgiler vermek istiyorum Fransa&#8217;nın 1970&#8242;lerin başından itibaren, Amerika&#8217;nın da onayıyla, Irak&#8217;ta &#8220;Osirak&#8221; nükleer reaktörünü inşa ettiğini ve bunun Irak&#8217;ın &#8220;nükleer bomba yapımında&#8221; çok önemli bir adım olduğunu biliyor muydunuz!</p>
<p>İsrail&#8217;in &#8220;giriştiği&#8221; diplomasi sonucu Amerika-Fransa ve İsrail arasında &#8220;Reaktör bitsin, çalışmadan vurursunuz&#8221; anlaşmasının yapıldığını ve reaktörün &#8220;çalışmaya başlamadan&#8221; İsrail uçakları tarafından vurulduğunu.</p>
<p>Yine aynı Fransa&#8217;nın 1960&#8242;larda Amerika&#8217;nın isteği ile İsrail&#8217;e &#8220;atom bombası yapımında&#8221; teknoloji sattığını.</p>
<p>Fransa ve İtalya&#8217;nın &#8220;Amerikan Marshall yardımından&#8221; en fazla yararlanan iki ülke olduğunu ve Türkiye 300 milyon dolar alamazken, 6 milyar dolardan faza paranın Fransa ve İtalya&#8217;daki şirketlere ve sivil toplum kuruluşlarına aktarıldığını.<span id="more-370"></span></p>
<p>Marshall yardımını alamayan Türkiye&#8217;nin, Rusya&#8217;ya &#8220;İş Bankası ve Petrol Ofisi&#8217;ni&#8221; satmak için randevu alan başbakanını, &#8220;Rusya&#8217;ya nasıl gidersin&#8221; algılaması gölgelenerek &#8220;irtica&#8221; tadında ipe gönderdiğini.</p>
<p>Vatikan &#8220;destekli&#8221; batı hükümetleri ile İsrail arasında, &#8220;aslında dışarından bakınca&#8221; ciddi bir çekişme olduğunu. İsrail&#8217;in bölgedeki varlığının, &#8220;Araplar&#8217;a karşı kullanılarak&#8221;, &#8220;petrolü&#8221; kontrol etme politikasının İngiltere, ABD ve Fransa tarafından &#8220;uygulandığını&#8221;, ama son on yılda İsrail&#8217;in bu politikayı daha net fark edip &#8220;taktik&#8221; değiştirdiğini.</p>
<p>İsrail&#8217;i destekler &#8220;görünen&#8221; Amerika&#8217;nın aslında &#8220;İsrail&#8217;in varlığı&#8221; sayesinde Araplar&#8217;ı kontrol ettiğini ama İsrail&#8217;in artık bu politikaya alet olmak istemediğini&#8230;</p>
<p><span class="highlight-bold">Evet, bunları biliyor muydunuz?</span></p>
<p>Şimdi bunları biliyorsanız, size yeni bir soru soracağım 18 Haziran 1999 akşamı Fethullah Gülen&#8217;in eski konuşmalarından bir derleme, ortada &#8220;net bir sebep yokken&#8221; Ali Kırca tarafından atv haberde yayınlandı ve hemen arkasından bütün televizyonlarda bir kaset savaşı başladı. O kasetlere göre Gülen&#8217;in tek bir hedefi vardı: Devleti ele geçirmek. Sonrasında Nuh Mete Yüksel süreci başladı ve Gülen Türkiye&#8217;den ayrılarak Amerika&#8217;ya gitmek zorunda kaldı. Bu tespitler sonrası soralım 1997&#8242;de öne çıkan isimlerden örneğin Çevik Bir&#8217;in hangi ülke ile arası iyiydi, hangi ülkeye yakın denebilirdi? Gülen&#8217;in Vatikan ziyareti en çok kimleri rahatsız etti? Ve en önemlisi Gülen&#8217;in Orta Asya&#8217;da attığı adımlar, kimler tarafından &#8220;sınırı aşma&#8221; olarak değerlendirildi? Bugün, Gülen için &#8220;Amerika&#8217;nın adamı&#8221; imajını kimler, neden yayıyorlar?</p>
<p>Sevgili dostlar, benim çizgimi biliyorsunuz. Yolum belli Atatürk&#8217;ün yolu, asla sapmadım, sapmam da mümkün değil&#8230; O yüzden bu satırları okuyup &#8220;Vay Gülen&#8217;i savunuyorsun&#8221; gibi bir &#8220;vesveseye&#8221; asla kapılmayın. Olaylara objektif bakmamız gerekiyor. Size &#8220;yazabileceklerimin&#8221; hepsini yazdım&#8230;</p>
<p>Tekrar soruyorum Ali Kırca bu kaseti neden yayınladı, Nuh Mete Yüksel süreci nasıl başladı, Gülen&#8217;in Orta Asya&#8217;daki okulları hangi ülkeleri rahatsız etti? Bütün bunları &#8220;oyuna gelmeden&#8221; gerçekten çok ciddi sorgulamalıyız!</p>
<p>Menderes&#8217;i &#8220;irticanın kaynağı&#8221; diye astık sonrasında ne oldu? Rusya&#8217;ya satabileceğimiz mallarımızı, Batı ülkelerine kaptırıp, bağımlı bir ekonomi modeline yönlendik&#8230;</p>
<p>Tamamen &#8220;objektif&#8221; bir gözden araştırdıklarımı sizlere aktardım. Şimdi tekrar soruyorum tam da Orta Asya petrolleri &#8220;paylaşılacakken&#8221;, Orta Asya&#8217;da okullarda çocuklara Türkçe İstiklal Marşı okutan Fetullah Gülen&#8217;e, 1999 başından itibaren bu saldırı neden başladı? Bu saldırılar ile irticanın mı önüne geçtik! Bugün hangi durumdayız? &#8220;Daha iyiyiz&#8221; diyorsanız, az görüşelim&#8230; Gelelim başlığa Ali Kırca bu kaseti neden yayınladı, kimden aldı? Açıklamasını bekliyorum&#8230;</p>
<p><span class="highlight-red">Sonuç:</span> Gerçekler açığa çıkmalı! Türkiye hep bundan kaybetti. 1876&#8242;da &#8220;Yabancılara borcumu bu faizle ödemem&#8221; diyen sadrazamımızı astık! Batıdan bağımsız model diyen başbakanımızı Rusya&#8217;ya gidemeden randevusuna iki ay kala ipe gönderdik. Şairlerimizi, bilim damlarımızı, din adamlarımızı &#8220;vatan haini&#8221; ilan ettik! Ne oldu? Kendi değerlerimizi &#8220;karalayıp&#8221; tuzaklara her zaman düştük. Hiç bir şey inanın göründüğü gibi değil. Tek isteğim var yabancıların tezgahları ortaya dökülsün!</p>
<p><span class="highlight-red">Not:</span> Mehmet Ali Birand&#8217;dan bir mesaj geldi. O kitabı yazanın kendisi olmadığını ve &#8220;kendi ismiyle 1983 yılında birinin&#8221; bu kitabı bastığını, ilanlar vermesine, hukuki haklarını kullanmasına rağmen de yazarı bulamadığını bu mesajında aktardı. Bu durumda &#8220;ortada sahte bir Birand&#8221; var ve onun adıyla bu satırları yazan kişi de o. Bu şahsın bulunmasında &#8220;bizlere yardım&#8221; ederseniz, ben ve Birand gerçeğin açığa çıkması yolunda sizlere minnettar kalırız.</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/370/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/370/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/370/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/370/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/370/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/370/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=370&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/ali-kirca-o-kaseti-neden-yayinladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tr.fgulen.com/images/stories/yazar/yigit_bulut.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Yiğit Bulut</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Fethullah Gülen Neden Dönmemeli</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/fethullah-gulen-neden-donmemeli/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/fethullah-gulen-neden-donmemeli/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2008 20:23:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[fethullah gülen dönücek mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah hoca neden dönmememli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=368</guid>
		<description><![CDATA[
Nevzat Tarhan

Sayın Fethullah Gülen dönmemeli çünkü Ergenekon bitmedi.
İnsanın kendisini aldatma yöntemlerinden birisi de bir şeyleri saklamak için bazı şeyleri abartma eğilimidir. Bu davranış biçimi bilerek ajan provakatörlerce yapılır. Bilmeden yapılması ise aşırı muhabbet veya düşmanlık gösteren kişilerce olur.
Sayın Fethullah Gülen toplumda aşırı sevenleri ve aşırı karşı olanları çok fazla bulunan biri olarak çok konuşulan bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=368&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div class="mosimage" style="float:left;"><img title="Nevzat Tarhan" src="http://tr.fgulen.com/images/stories/yazar/nevzat_tarhan.jpg" border="0" alt="Nevzat Tarhan" hspace="6" width="118" height="90" /></p>
<div class="mosimage_caption" style="text-align:center;">Nevzat Tarhan</div>
</div>
<p><span class="dropcap">S</span>ayın Fethullah Gülen dönmemeli çünkü Ergenekon bitmedi.</p>
<p>İnsanın kendisini aldatma yöntemlerinden birisi de bir şeyleri saklamak için bazı şeyleri abartma eğilimidir. Bu davranış biçimi bilerek ajan provakatörlerce yapılır. Bilmeden yapılması ise aşırı muhabbet veya düşmanlık gösteren kişilerce olur.</p>
<p>Sayın Fethullah Gülen toplumda aşırı sevenleri ve aşırı karşı olanları çok fazla bulunan biri olarak çok konuşulan bir kişiliktir. Onun üzerinden bazı oyunlar ve hesaplar yapıldığını görmek mümkün.</p>
<p>Öncelikle Sayın Gülen ile ilgili bir emekli general grubunun şu tartışmasını not etmek istiyorum. Bu tartışma cumhurbaşkanlığı seçimi öncesine ait&#8230; &#8220;Fethullah Gülen&#8217;in Humeyni&#8217;den farkı yoktur. Humeyni nasıl Fransa&#8217;dan rejimi değiştirerek döndü ise, o da şartlar hazır olunca Amerika&#8217;dan aynı şekilde dönecektir.&#8221; Onun üniversite diploması olmadığını söyleyenlere ise &#8220;Bence o Azerbaycan&#8217;dan üniversite diploması almıştır&#8221; cevabı verilmişti.<span id="more-368"></span></p>
<p>Bu kanaatin Türkiye&#8217;de belli bir kesimde yaygın olarak bulunduğu biliniyor. Bu korku bazı odaklar tarafından psikolojik savaşın &#8216;Gri propaganda&#8217; yöntemi ile &#8216;pireyi deve, habbeyi kubbe&#8217; yapma biçiminde propaganda edildiğini görüyoruz.</p>
<p>Sayın Gülen&#8217;in geçmişte Başbakan Tansu Çiller&#8217;in ayağına gitmesi, siyasetle ilgisi var gibi anlaşılmasına neden oldu. Siyasilerle görüşen veya yaptığı işlerden dünyevi çıkar sağlayan her din adamından kurulu düzen kuşkulanır.</p>
<p>Bunun tarihteki örneği dindar bir padişah olan İkinci Murat idi. Hacı Bayram-ı Veli&#8217;nin vergi muafiyeti nedeniyle müritleri çok artmıştı, kıskananlar devamlı şikâyet ediyorlardı. Padişah konuyu inceletti, görevlendirdiği kişiye Bayram-ı Veli sadece bir buçuk müridinin olduğunu söyler. Bunu ispat etmek için bütün müritlerini topladığı ve bir senaryo hazırladığı biliniyor. Şeyhinin yolunda kendini kurban etmeye hazır müritlerine davet töreni yapar, bir çadırda gizlice kurban kesip kanını akıtır. Sadece bir kadın bir erkek iki müridi gelir. Bunun üzerine padişahın mahcup olduğu söylenir.</p>
<p>Sayın Gülen&#8217;i yakından tanıyanlar dünyalık peşinde koşmadığını, siyasi bir talebi olmadığını söylüyorlar. Bu söylemin bizzat kendisinden daha çok duyulmasına ihtiyaç var. Yoksa kuşkular daha da artar, üzerinden yapılan hesaplar taraftar bulur.</p>
<p>Kırsalda PKK, şehirde Ergenekon benzer işlevi yapıyorlar. Seçim öncesi hesaplar, insanların kararlarını etkilemek ve kutuplaşma sağlamak için korkunun ve güvensizliğin yükselmesi iki tarafında çıkarına uygun geliyor.</p>
<p>Ergenekon olgusunu komedi olarak tanımlayıp değersizleştirme veya aşırı tepki verme klasik kullanılan bir uygulama oldu. Silivri Duruşmaları&#8217;nda gösteri yapan taraftar veya karşıt gruplar bindirilmiş psikolojik savaş taburlarıdır.</p>
<p>Aynı hassasiyet alanı ve aşırı duygu yüklü bir konu da irtica söylemidir. Gülen hareketinin hızlı büyümesi ve dünya çapında etkinliği çok dikkat çekiyor. Sayın Gülen gizli siyasi islam niyeti olan bir kişi olarak propaganda ediliyor. Açık ve net olmayan tutumlar bu propagandayı besliyor.</p>
<p>Sayın Ali Bulaç&#8217;ın yazısında belirtildiğine göre Sayın Gülen&#8217;e Türkiye&#8217;ye dönme konusunda yoğun baskı yapıldığı anlaşılıyor. Türkiye&#8217;de siyasi tansiyonu yükseltmek isteyenler de aynı şeyi istiyorlar. Çünkü kurtlar bulanık havayı sever. Ama Türkiye&#8217;nin açık ve aydınlık havaya ihtiyacı var.</p>
<p>Battal Gazi&#8217;nin savaş taktiklerinden birisi psikolojik savaş taktiği olarak kullanılır. Gece karanlıkta Battal Gazi düşman çadırlarını arasına girer bir grup insanı kılıçtan geçirir sonra kaybolurmuş. Oluşan bu kaosta düşman farkına varmadan birbirini kılıçtan geçirirmiş.</p>
<p>Bugün bakıyoruz Kürt kimliği, başörtüsü ve irtica konusunda ortaya tartışma malzemesi sürüp, bu konuları canlı tutup oluşan kaosdan faydalanmak isteyen kurtlar bekliyor. Hatta eski Cumhurbaşkanlarından birisinin Sayın Gülen&#8217;in gelmesi için tavsiyelerde bulunduğu biliniyor.</p>
<p>Doğu toplumu olarak duygu temelli hareket etmeye çok yatkın bir toplumuz. Durup düşünüp kâr zarar analizi yapmadan alınacak kararlar ve gösterilecek tepkilerin hep karşıtını, zıddını ve düşmanını beslediğini unutmamalıyız.</p>
<p>Herkesin yerini belli etmesini isteyen askeri akıl yerine, herkesin konuşup, tartışıp derin düşünerek ve anlamaya çalışarak hareket ettiği ortak akla ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Siyasal cinayetlerin açıklanmadığı, Anayasa Mahkemesi&#8217;nde bile hukukun yargı içi siyasete kurban edildiği, Ergenekon davasına gizli açık baskıların yapıldığı, baskı yapanın karşı taraf baskı yapıyor diye propaganda ettiği bir ortam var.</p>
<p>Bu ortamda derin ve kirli ilişkilerin açığa çıkması, doğru siyaset ve hukukun kamuoyunda daha çok aydınlanması daha çok netlik ve saydamlığa kavuşması gerekiyor.</p>
<p>Bu nedenle sürüye kurt çekmemek için herkesin soğukkanlı, şahsi hesap içinde olmadan ve sağduyulu davranması gerekir. Her zamandan daha çok kendimize karşı dürüst olmamız gerekiyor.</p>
<p>Gizli çetelerin beynine henüz ulaşılamadı, ortamı karartmak isteyenlerin oyununa gelmeyelim.</p>
<p>Nevzat Tarhan Haber7.com</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/368/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/368/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/368/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/368/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/368/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=368&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/fethullah-gulen-neden-donmemeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tr.fgulen.com/images/stories/yazar/nevzat_tarhan.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Nevzat Tarhan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kocanın Karısını Dövmesi Zalimce Bir Davranıştır</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/kocanin-karisini-dovmesi-zalimce-bir-davranistir/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/kocanin-karisini-dovmesi-zalimce-bir-davranistir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2008 20:21:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[islamda şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[islamda şiddet fethullah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Kocanın karısını dövmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranda dövün emri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[
Ahmet Kurucan

Öteden beri dar manada koca dayağı geniş manada ise aile içi şiddeti İslam&#8217;ın yumuşak karnı olarak görür çokları. Hanımlarını dövmeyi İslam&#8217;ın kendilerine verdiği bir hak olarak gören Müslüman koca zihniyeti, bu hususta kullandıkları en büyük delillerden biridir.
Doğru mu bu? Önyargıların, ideolojik bakış açılarının, topyekûn inkârı merkeze alan düşmanca yaklaşımların ürünü olan bu hüküm tek [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=366&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div class="mosimage" style="float:left;"><img title="Ahmet Kurucan" src="http://tr.fgulen.com/images/stories/yazar/ahmet_kurucan.jpg" border="0" alt="Ahmet Kurucan" hspace="6" width="118" height="90" /></p>
<div class="mosimage_caption" style="text-align:center;">Ahmet Kurucan</div>
</div>
<p><span class="dropcap">Ö</span>teden beri dar manada koca dayağı geniş manada ise aile içi şiddeti İslam&#8217;ın yumuşak karnı olarak görür çokları. Hanımlarını dövmeyi İslam&#8217;ın kendilerine verdiği bir hak olarak gören Müslüman koca zihniyeti, bu hususta kullandıkları en büyük delillerden biridir.</p>
<p>Doğru mu bu? Önyargıların, ideolojik bakış açılarının, topyekûn inkârı merkeze alan düşmanca yaklaşımların ürünü olan bu hüküm tek kelime ile yanlıştır. Birçok açıdan izahını yapabiliriz bunun. Önce diyalektik mantık içinde şunu söyleyelim; dünden bugüne dünyaya nizam vermeye çalışan Batı medeniyeti içinde koca dayağı İslam ülkelerinden daha az değildir.<span id="more-366"></span></p>
<p>Bu alanda yapılmış çalışmalarda çıkan sonuç bu hakikati bütün çıplaklığı ile gün yüzüne çıkartmış durumdadır. Hatta koca dayağını eğitimsizliğe bağlayan teoriler, dayağın üniversite mezunu, master-doktorasını yapmış yüksek eğitimli ailelerde görülmesi karşısında iflas etmiş durumdadır. Yazıyı rakamlarla boğmak istemiyorum. Arzu edenler 5-10 dakikalarını alacağı bir internet araştırması ile konuyla alakalı gazete haberlerinden araştırma kurumlarının anket çalışmalarına, insan hakları raporlarından üniversitelerde yapılan master-doktora tezlerine kadar yığınla bilgiye ulaşabilir. Buradan hareketle koca dayağının İslam&#8217;ın ya da Müslüman ailelerin değil, din, dil, ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık ailesinin dünden bugüne uzanan bir problemi olduğu söylenebilir.</p>
<p><span class="highlight-bold">Din, aile içi siddeti açıkça reddeder</span></p>
<p>Diyalektiği bir kenara bırakıp asla dönelim; öncelikle bazı Müslüman ailelerde sebepleri, dayanmış olduğu temeller ne olursa olsun koca dayağı inkar kabul etmez fiilî bir gerçektir. Ama bu gerçeği İslam&#8217;a mal etmeye kalkmak doğru değildir. Kur&#8217;an ve kavlî, fiilî, takrirî sahih hadisleriyle bütün Müslümanları bağlayıcı değerler manzumesinin adı olan İslam&#8217;da bu uygulamayı ilânihaye destekleyecek bir delil bulmak imkansız denecek ölçüde zordur. Takdir edersiniz ki İslam&#8217;da olan her şey dört başı mamur biçimde Müslümanların hayatında yerini almıyor. Teorik pratikle zaman zaman çelişiyor. İman, imanın yaptırım gücü, cehennem endişesi, cennet, Cemalullah ümidi teorinin pratiğe yansımasında rol oynayan aslî temeller. Bu zaviyeden bakınca Müslüman aileler arasında görülen koca dayağını teorinin pratiğe yansımasında bir sapma olarak değerlendirmek en doğru yaklaşımdır. Beşer tabiatı, dinden onay almayan örf ve âdetler bu sapmaların temelini oluşturmakta ve mevcut uygulamaları desteklemektedir.</p>
<p>Sözün geldiği bu noktada sizleri geçen hafta yaşadığım bir dost meclisine götürmek istiyorum. Hayal dünyanızın derinliği nisbetinde kendinizi o meclisin bir ferdi görebilir; cereyan eden müzakereyi can kulağınızla duyabilirsiniz. Çünkü karşılıklı soru-cevap ve müzakere şeklinde cereyan eden konuşmaları meselenin ehemmiyetine binaen aynıyla aktarmaya çalışacağım.</p>
<p>Dost meclisi tahmin edeceğiniz gibi Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin huzuruyla ayrı bir derinlik kazanan bir &#8220;sohbeti canan&#8221; meclisiydi. Çok dar bir dairede, 7-8 kişinin varlığı ile teşekkül etmişti bu meclis. Sabahın erken bir vaktinde konu sigaradan açılmış ve konuşmalar sigaranın zararları, fukahanın mekruh ve haram çizgisinde verdikleri farklı hükümlerin dayanakları, sağlığa verdiği zararın bu hükümlere tesirdeki rolü vb. meseleler üzerinde cereyan ediyordu. Birden başlı başına bir yazıya konu olabilecek bir cümle duydum Hocaefendi&#8217;den. Diyordu ki: &#8220;Sigara içmediği halde sigara içenlerle aynı atmosferi paylaşanlar sağlıklarına verdikleri zarardan dolayı onları mahkemeye vermeli ve davacı olmalılar. Eğer sigara içen baba ise, karısı, çocuğu hiç fark etmez, dava açabilmeliler.&#8221; Bu muhaverenin üzerinden geçen bir hafta içinde meseleyi olduğu gibi kabullendim, hatta fıkhî açıdan destekleyecek delillere de ulaştım ama o an ilk defa duyduğum bir şeydi bu ve çok şaşırdım. Sadece ben mi? Elbette hayır, diğerleri de şaşırmıştı. Bir süre oluşan sessizliği &#8220;çok radikal bir düşünce değil mi?&#8221; sorumla bozdum. Verdiği cevap şu oldu: &#8220;Benim başka radikal düşüncelerim de var o zaman.&#8221; Eskilerin &#8216;cevab-ı hakîm&#8217; dedikleri türden nazik bir üslupla &#8216;hayır, radikal değil&#8217; demekti bu cevabın manası.</p>
<p>&#8216;Nedir o başka radikal düşünceler&#8217; dediğimizde söylediği şeyler, bizim bu yazımıza konu ettiğimiz koca dayağı ile alakalıydı. &#8220;Mesela&#8221; dedi Hocaefendi; &#8220;Koca dayağı yiyen kadınlar, eğer ortada çocukları olmasa boşansınlar derdim.&#8221; Bu düşünce en azından evde sigara içen babayı dava etme ölçüsünde beni şaşırtmıştı. Çünkü fıkhî açıdan bu cümleyi değerlendirdiğinizde karşınıza çıkan boşanma sebebi adına bir içtihattır. Yani koca dayağı hanım tarafından açılacak boşanma davasının sebebi olabilir. Hâlbuki gerek klasik gerekse modern dönemlerde kaleme alınmış fıkıh müdevvenatında, İslam&#8217;a göre meşru boşanma sebepleri arasında müstakil olarak koca dayağını görmeniz mümkün değildir. Eğer bu cümleyi çok iddialı bulduysanız şöyle düzeltebilirim; en azından ben, şu ana kadar yaptığım fıkıh okumalarında koca dayağını müstakil meşru boşanma sebebi sayan içtihadî bir yaklaşıma hiç rastlamadım. Aksine nüşûz/geçimsizlik ve geçimsizliğin kadından kaynaklanma durumunu ele alan içtihadlarda eğer yuvanın devamı, huzurun avdeti bu yolla sağlanacaksa kadının kocası tarafından hafifçe dövülebileceğini okudum.</p>
<p><span class="highlight-bold">Sevgi ve saygının muhafazası çok önemlidir</span></p>
<p>Yalnız bu sözün mantûkundan hareketle &#8220;çocuğu olmayan dayak yiyen kadınlar mutlaka boşansınlar&#8221;, mefhum-u muhalifinden hareketle de &#8220;çocuğu olanlar ise dayak yemeye devam etsin, boşanmasınlar&#8221; manası çıkartılmamalı. Burada önemli olan dayağın müstakil boşanma davası adına gerekçe teşkil edeceğidir. Boşanma davası açıp-açmamada nihai karar tabii ki hanıma aittir. Devam etti Hocaefendi: &#8220;Kocanın karısını dövmesinin &#8216;kuvvetli zayıfı her zaman ezer&#8221; zalim felsefesinden ne farkı var? Siz bana siyerde Efendimiz&#8217;in (sas), hanımlarına bir tek fiske attığını gösterebilir misiniz? Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer gibi cahiliyenin içinden çıkmış insanların hanımlarına attıkları bir tek tokat var mı? Demek Müslümanlıklarıyla cahiliyeye ait her şeylerini terk etmişler.&#8221;</p>
<p>Efendimiz&#8217;in, hanımlarına bir tek fiske atmadığını biliyorduk ama bunun kuvvetli zayıfı ezer zalim felsefesi ile izahını ilk defa duyuyordum. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer&#8217;in hanımlarına tokat vurmamasını Müslümanlıklarıyla izahı oldukça önemli bir noktaydı.</p>
<p>Bitti mi? Hayır. Daha çarpıcı bir şey söyledi bu çerçevedeki sözlerinin sonunda. Dedi ki tebessüm ederek: &#8220;Hatta kocası tarafından dövülen kadınlar judo, karate, tekvando kurslarına gitse. Kocası bir tokat vuruyorsa, o da iki tokatla karşılık verse.&#8221; Bunu tebessümünden hareketle şaka olarak algılayabilirsiniz; ama arkasından söylediği cümle bu algıya hayır diyor. &#8220;Dövme haksız yere yapılan fiilî bir saldırıdır ve suçtur. Bu saldırıya karşı nefsi müdafaa meşrûdur. Hatta müdafaa etmeme ayrı bir suçtur denebilir.&#8221;</p>
<p>Bu düşüncelerin sehl-i mümteni bir üslupla, sıradan sayılacak bir sohbet atmosferinde dile getirilmiş olması kimseyi yanıltmasın. Bunlar usul ve furuu ile fıkhî anlamda yeni yeni içtihadlara kaynaklık edebilecek derin manalar taşıdığı gibi, sosyal alanda kabil iltiyâm olmayan problemlerimize dinin yaptırım gücünü önceleyen çözüm önerilerini bünyesinde barındırmaktadır. Yalnız bu yaklaşımların feminist bir mantıkla ele alınıp istismar edilmemesi lazım. Dayak ile neticelenen geçimsizliklerde gözetilmesi gereken başka hayati noktalar da vardır. Eşler arasında yitirilen saygı ve sevgi bunların en başında gelir ama bunlar müstakil bir yazının konusudur.</p>
<p>Bitirirken, Hocaefendi&#8217;ye ait bu düşünceleri hanımlarına dayak atmayı İslamî bir hak olarak görenlerle, koca dayağını İslam&#8217;ın yumuşak karnı olarak gösterenlerin mütalaalarına, insaf ve iz&#8217;anlarına havale ediyorum.</p>
<p>Ahmet Kurcan</p>
<p>Zaman</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/366/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=366&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/kocanin-karisini-dovmesi-zalimce-bir-davranistir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tr.fgulen.com/images/stories/yazar/ahmet_kurucan.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmet Kurucan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tesettür Konusunda Rastgele Konuşmamak Gerek</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/04/tesettur-konusunda-rastgele-konusmamak-gerek/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/04/tesettur-konusunda-rastgele-konusmamak-gerek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Oct 2008 14:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü hakkında konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah gülen başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[tesettür]]></category>
		<category><![CDATA[İslamda Başörtüsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=364</guid>
		<description><![CDATA[Tesettürü, başörtüsünü başka adlar altında da olsa başka kaynaklara bağlamak, bu mevzuda tuhaf tuhaf ve birbiriyle tutarsız iddialar ortaya atmak, gülünç kaçmaktadır.
Tesettüre, başörtüsüne bazı mülâhazalarla karşı olabilirsiniz, ama bunun İslâm&#8217;da olmadığı gibi iddialar ileri süremezsiniz. Hele hele, en basit meselelerde bile bir uzmanına müracaat ederken, akıl ve ilim bunu böyle yapmayı gerektirirken, Allah&#8217;ın marziyatının, bizden [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=364&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img style="float:right;" title="Din Konusunda Rastgele Konuşmamak Gerek" src="http://tr.fgulen.com/images/stories/kursu/tr_kursu_15460.jpg" border="0" alt="Din Konusunda Rastgele Konuşmamak Gerek" hspace="6" width="180" height="150" /><span class="dropcap">T</span>esettürü, başörtüsünü başka adlar altında da olsa başka kaynaklara bağlamak, bu mevzuda tuhaf tuhaf ve birbiriyle tutarsız iddialar ortaya atmak, gülünç kaçmaktadır.</p>
<p>Tesettüre, başörtüsüne bazı mülâhazalarla karşı olabilirsiniz, ama bunun İslâm&#8217;da olmadığı gibi iddialar ileri süremezsiniz. Hele hele, en basit meselelerde bile bir uzmanına müracaat ederken, akıl ve ilim bunu böyle yapmayı gerektirirken, Allah&#8217;ın marziyatının, bizden neler isteyip neler istemediğinin ifadesi olan din konusunda da rastgele konuşamazsınız. Bu, en hafif ifadesiyle gayr-i aklîliktir, gayr-i ilmîliktir, had bilmemektir. En azından, ülkemizde din işlerini tanzimle vazifelendirilmiş Diyanet İşleri Teşkilatımız var, ona bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu var, bunlara müracaat edilir ve onların sözü dinlenir.<span id="more-364"></span></p>
<p>Bu, meselenin bir buudu. Diğer buudu, ülkemizde ilme, ilmî, teknik kalkınmaya hizmet etmesi gerekenler, üniversitelerin din ve inanç değil, bilim yeri olduğunu söyleyerek başörtüsüne karşı çıkıyorlar. Bunu yapanlar, bilimi en öne alan insanlar. Nasıl bir tenakuz ve çarpıklık ortaya koyduklarının farkında değiller. Din ile bilimin arası Batı&#8217;da uzun süren çatışmalar sonunda ayrılmış; Descartes çıkmış, buraya kadar bilimin, şuraya kadar da dinin sahasıdır demiş. Bugün üniversitelerimizde benimsenen de bu. Gerçi böyle bir ayrılık, Müslümanlar olarak bizim inanç sistemimizde de, ilme bakışımızda da, tarihimizde de yoktur. İlim ve din, bizde aynı manânın iki farklı ifadesinden ibarettir. Biri zihnin, diğeri kalbin ışığı olarak görülmüştür. Bu sebeple, Batı&#8217;da Rönesans&#8217;a, ilimlerin gelişmesine zemin teşkil eden, bu gelişmeye dinamikler sağlayan muhteşem bir ilim tarihimiz var bizim. Bu tarihi dolduran İbn-i Sinalar, Zehravîler, Birunîler, Harizmîler, İbn Heysemler ve daha on binlercesi, tek bir sahada da değil, birkaç sahada birden hem birer büyük ilim adamı idi, hem de çok iyi dindardı, pek çoğu Sufi idi. Din ve ilim, bizim tarihimizde hiçbir zaman çatışır görülmedi, birbiriyle iç içe yer aldı. Ama Batı&#8217;daki çatışmanın neticesinde din ve ilme Kartezyen felsefede iki ayrı yer verildi. Dolayısıyla bir insan, dindar ise, dine bağlı ise, başını örtüyorsa bu insan ilim yapamaz, ilim insanı olamaz demek; üniversitelerde başörtüsü takmayı üniversitelerin ilim yuvaları olmasına aykırı görmek, bir ilim adamına asla yakışmayan bir tavırdır. Kaldı ki, hepimiz biliyoruz, Galileo da Newton da, Laplace da ve daha pek çokları da dine karşı değillerdi; hattâ içlerinden bazıları ciddi dindardı. Eddington&#8217;u nereye korsunuz? Dindar olmakla ilim yapmayı birbirinden ayrı mütalâa ederseniz, ilim âleminin başının taçlarından olan Einstan&#8217;a da muhalefette bulunmuş, din ile ilimden birini kör, diğerini topal yapmış olursunuz.</p>
<p>Fethullah Gülen</p>
<p>09,05,2008</p>
<p>Zaman</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/364/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=364&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/04/tesettur-konusunda-rastgele-konusmamak-gerek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tr.fgulen.com/images/stories/kursu/tr_kursu_15460.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Din Konusunda Rastgele Konuşmamak Gerek</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İsa Mesih camii açıldı</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/04/isa-mesih-camii-acildi/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/04/isa-mesih-camii-acildi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Oct 2008 13:51:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Cami Dinler arasi diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler arasi diyalog fethullah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Mesih Cami]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=362</guid>
		<description><![CDATA[
Amman&#8217;ın 30 kilometre güneyindeki Madaba&#8217;da bulunan camiye bu ismin verilmesi Hristiyan liderlerle dinlerarası diyalog konusunda faal olan Müslüman liderler tarafından memnuniyetle karşılandı. 
Caminin imamı Bilal Hanini, bunun Hazreti İsa&#8217;nın Müslümanlar tarafından da peygamber olarak kabul edildiğine dair bir mesaj olacağını ve İslam&#8217;ın hoşgörüsünü göstereceğini ifade etti. Hanini ve diğer din adamları Ürdün&#8217;de Hristiyanlarla Müslümanların barış [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=362&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="font-size:8pt;font-family:Tahoma;"><img src="http://www.risalehaber.com/resimler/haberler/53955.jpg" border="1" alt="" width="270" /></span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:small;">Amman&#8217;ın 30 kilometre güneyindeki Madaba&#8217;da bulunan camiye bu ismin verilmesi Hristiyan liderlerle dinlerarası diyalog konusunda faal olan Müslüman liderler tarafından memnuniyetle karşılandı. </span></span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:small;">Caminin imamı Bilal Hanini, bunun Hazreti İsa&#8217;nın Müslümanlar tarafından da peygamber olarak kabul edildiğine dair bir mesaj olacağını ve İslam&#8217;ın hoşgörüsünü göstereceğini ifade etti. Hanini ve diğer din adamları Ürdün&#8217;de Hristiyanlarla Müslümanların barış içinde birarada yaşadığını dile getirdi. Ürdün, dinlerarası diyalog konusunda önde gelen ülkelerden. </span></span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:small;">Madaba&#8217;da nüfusun yüzde 10&#8242;u Hristiyan. Keza ülkede Hristiyan nüfus 5,5 milyonluk nüfusun yüzde 5&#8242;i. </span></span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:small;">Cami duvarlarına da Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Hazreti İsa ve Hazreti Meryem&#8217;le ilgili methiyeler yazıldı. İsa Mesih Camii Madaba&#8217;daki Müslüman El Uteybi ailesi tarafından inşa edildi. Aile, Hristiyanlarla iyi ilişkiler kurulmasına dair yoğun faaliyetleriyle tanınıyor.</span></span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:small;">Mervan El Uteybi, camiye bu ismi vererek İslam&#8217;ın hoşgörü dini olduğunu dünyaya göstermek istediklerini ifade etti. Camiye İsa Mesih isminin verilmesi ülkedeki Hristiyan topluluk tarafından büyük coşkuyla karşılandı. </span></span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:small;">Camiye bu ismin verilmesi Ürdün İslam İşleri Bakanlığı tarafından da onaylandı.</span></span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/362/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=362&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/04/isa-mesih-camii-acildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.risalehaber.com/resimler/haberler/53955.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>&#8216;Lâ ilâhe illallah&#8217; demek kurtuluşa yeter mi?(M.Fethullah Gülen)</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/19/la-ilahe-illallah-demek-kurtulusa-yeter-mimfethullah-gulen/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/19/la-ilahe-illallah-demek-kurtulusa-yeter-mimfethullah-gulen/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2008 22:23:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler arası diyalog kelime-i tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[fethullah Gülen la ilahe ilallah]]></category>
		<category><![CDATA[Kelime-i tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[La ilahe ilallah demek]]></category>
		<category><![CDATA[La ilahe ilallah demek kurtuluşa yeter mi]]></category>
		<category><![CDATA[la ilahe ilallah muhammeden resulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=360</guid>
		<description><![CDATA[
Tefsir, hadis ve kelam kitaplarında ulemâ tarafından, Efendimiz&#8217;in devrini ve sonrasını idrak ettikten sonra O&#8217;nu (aleyhisselatü vesselam) tanımadan ahirette kurtuluşun söz konusu olmadığı hususu açıkça ifade edilmektedir.
Kadimden beri bazı kimseler Efendimiz&#8217;e (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşı anlamsız bir inat içindedirler. Kaldı ki, Efendimiz onlara kapalı da değildi. Bu sebeple bilinip kabul edilmemesi çok garip düşmektedir.
Ancak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=360&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://img1.loadtr.com/b-106295-.jpg" alt="http://img1.loadtr.com/b-106295-.jpg" width="267" height="140" /></p>
<p><span style="font-size:11pt;line-height:1.3em;"><span style="font-family:comic sans ms;">Tefsir, hadis ve kelam kitaplarında ulemâ tarafından, Efendimiz&#8217;in devrini ve sonrasını idrak ettikten sonra O&#8217;nu (aleyhisselatü vesselam) tanımadan ahirette kurtuluşun söz konusu olmadığı hususu açıkça ifade edilmektedir.</p>
<p>Kadimden beri bazı kimseler Efendimiz&#8217;e (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşı anlamsız bir inat içindedirler. Kaldı ki, Efendimiz onlara kapalı da değildi. Bu sebeple bilinip kabul edilmemesi çok garip düşmektedir.</p>
<p>Ancak şunu da ifade etmeliyim ki, O&#8217;nu kabul etmeyenlerin hepsi aynı ölçüde mülhit değildir. O&#8217;na açıktan karşı çıkanlar ve getirdiklerine savaş ilan edenler akibetlerini bütün bütün karartmış ve azab-ı ilahiyi hak etmiş sayılırlar. Çünkü bunlar tam mülhittirler ve her türlü mesaviye de açıktırlar. Allah, eski devirlerde bu türlü mülhidlerden, Lut kavmi gibi bazılarını yerin dibine batırmış, Ad kavmi gibilerini fırtınayla cezalandırmış, Semud kavmi gibi inatçıları da bir sayha ile hâk ile yeksân etmiştir. Günümüzde Müslümanlar, Hz. Muhammed gibi bir kaptana dayandıkları, O&#8217;nun mesajını neşrettikleri için geçmiş kavimlerde olduğu gibi toptan helak olmayacaklardır.</span></span><span id="more-360"></span><br />
<span style="font-size:11pt;line-height:1.3em;"><span style="font-family:comic sans ms;"><br />
Mevzuyla alakalı ikinci bir husus da, biz Müslümanlar olarak, dünyaya İslam mesajını olması gerektiği şekilde duyuramadık. İslâmî hak ve hakikati bütün güzelliğiyle onlara ulaştıramadık. Bu sebeple hakikat onlara karşı kapalı kaldı. Allah, onları hesaba çekerken, bizi de İslam&#8217;ı onlara götüremedik diye hesaba çekecektir.</p>
<p>Üçüncüsü, insanlık içinde, Efendimiz&#8217;i hiç duymayan, çok ücra yerlerde bulunan kimseler, bir nevi fetret hayatı yaşamaları itibarıyla -büyük bir müceddidin beyanına dayanarak ifade ediyorum- inşallah onlar, fetret devri insanının tabi olduğu muameleye tabi olurlar. Çünkü onlar ötede diyebilirler ki: &#8220;Bize İslam hakikatini getirmediler; ya Rabbi, getirseler inanırdık.&#8221; ihtimal, Cenab-ı Hak da onlara farklı muamelede bulunur.</p>
<p>&#8220;Lâ ilahe illallah&#8221; diyen cennetlik mi?</p>
<p>Gönülden &#8220;Lâ ilâhe illallah&#8221; diyen, bunu iz&#8217;an eden, muktezasını kabullenen ve tasdik eden kimse mümin demektir ve böyle bir kimse Allah&#8217;ı mabudu mutlak, maksudu bi&#8217;l-istihkak olarak kabullenmiş demektir. Efendimiz böyle bir kimsenin cennete gireceğini pek çok sahih hadisinde ifade buyurmuşlardır. Bunun manası şudur: Bir insan &#8220;Lâ ilâhe illallah&#8221; der, Allah&#8217;a karşı ahd ü peymanda bulunur ve mazmuna sadakat içinde ruhunu O&#8217;na teslim ederse, Allah böyle bir kişiye dilerse azap eder, dilerse cennete koyar. Başka bir hadiste bu husus şöyle dile getirilmektedi<span style="margin:0 -.5ex 0 0;"> </span>r: &#8220;Lâ ilâhe illallah&#8221; diyen ve bununla ışığında imandan, irfandan nasipdar olan kimseyi Allah, sonsuz rahmeti gereği ebedi cehennemde bırakmaz. Bazı mezheplerden, bu türlü kimselerin ebediyen cehennemde kalacağına kâil olanlar da az değildir.</p>
<p>Bu arada &#8220;Lâ ilâhe illallah&#8221; ile kurtulan bir zümre de olacaktır. Bu zümreye ait insanlar hayatlarında ibadet ü taat yapacak kadar değil, sadece &#8220;Lâ ilâhe illallah&#8221; diyecek kadar bir fırsat bulmuşlardır. Ben biraz da bu yoruma temayül ederek bu hadisin bu zümreye mahsus olabileceğini düşünüyorum. Yoksa bu, uzun süre sadece &#8220;Lâ ilâhe illallah&#8221; diyerek yaşadılar manasına gelmez. Ancak bunlar, ikrar ve tasdiklerinde sadakat içinde olurlarsa Allah da dilerse onları affeder. Öyle olmuştur ki bir şahıs Müslüman olmuş, ardından hemen bir harbe iştirak ederek şehit düşmüş ve bir namaz kılma bile kendisine nasip olmamıştır. İşte böyle bir insanın &#8220;Lâ ilâhe illallah&#8221; demesi onu kurtarır. Diğerlerine gelince Allah dilerse affeder, dilerse azap eder. Evet, &#8220;Lâ ilâhe illallah&#8221;ı küçük görmemek gerekir.</p>
<p>Burada bahsedilmesi gereken son bir husus da şudur: Kelime-i şehadetin iki kelamı birbirinden ayrılmaz, birbirini isbat eder, biri birisiz olmaz. Madem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hâtemül Enbiya&#8217;dır, O&#8217;nun cadde-i kübrasından hariç hakikat ve necat yolu olamaz.</p>
<p>Günde beş defa minarelerimizd<span style="margin:0 -.5ex 0 0;"> </span>en olduğu gibi, gönüllerimizden de yükselen ezanımızı düşünün.. Her namaza yürüyüşümüzde,</p>
<p>&#8220;Gök nûra gark olur nice yüz bin minareden,</p>
<p>Şehbâl açınca rûh-ı revân-ı Muhammedî;</p>
<p>Ervah cümleten görür &#8220;Allahu Ekber&#8221;i,</p>
<p>Aks eyleyince arşa lisân-ı Muhammedî&#8221; (Yahya Kemâl)</p>
<p>sözlerinin hakikatini seslendiriyor ve O&#8217;na (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefamızı önce ezanla ilan ediyoruz. Zât-ı Uluhiyet&#8217;in yanında Efendimiz&#8217;in nâm-ı celîlini de anıyoruz. &#8220;Lâ ilahe illallah&#8221;ın, &#8220;Muhammedün Resûlullah&#8221;dan ayrılamayacağını, şehadetin ancak ikisini beraber söylemekle gerçekleşmiş olacağını gösteriyoruz.</p>
<p>ÖZETLE</p>
<p>1- Kaynaklarımızda, Efendimiz&#8217;in devrini ve sonrasını idrak ettikten sonra O&#8217;nu tanımadan necat söz konusu olmadığı hususu açıkça ifade edilmektedir.</p>
<p>2- Efendimiz&#8217;i hiç duymayan, çok ücra yerlerde bulunan kimseler, bir nevi fetret hayatı yaşamaları itibarıyla, fetret devri insanının tabi olduğu muameleye tabi olabilirler.</p>
<p>3- Bir insan &#8220;Lâ ilâhe illallah&#8221; der ve bu inanca sadakat içinde ruhunu Cenab-ı Hakk&#8217;a teslim ederse, Allah böyle bir kişiye dilerse azap eder, dilerse cennete koyar.</p>
<p>Fethullah GÜLEN</span></span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/360/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/360/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/360/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/360/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/360/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/360/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/360/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/360/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/360/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/360/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=360&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/19/la-ilahe-illallah-demek-kurtulusa-yeter-mimfethullah-gulen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img1.loadtr.com/b-106295-.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">http://img1.loadtr.com/b-106295-.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sunal&#8217;a &#8216;Şaban Bey Dersem Özür Dilerim&#8217; Dedi</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/sunala-saban-bey-dersem-ozur-dilerim-dedi/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/sunala-saban-bey-dersem-ozur-dilerim-dedi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 11:26:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk Mercan]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk Mercan Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk Mercan Kitabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Doğan Kitap&#8217;tan önümüzdeki günlerde çıkacak olan &#8216;Fethullah Gülen&#8217; adlı kitap büyük tartışma yaratacak. Gazeteci-Yazar Faruk Mercan&#8217;ın kaleme aldığı kitaptaki en çarpıcı iddia ise Gülen&#8217;in ABD&#8217;ye gitme serüveniyle ilgili.
9 yıldır ABD&#8217;de yaşayan Nur cemaati lideri Fethullah Gülen suskunluğunu bir bozdu,  pir bozdu. Gülen, kendisiyle ilgili bilinmeyenleri Gazeteci-yazar Faruk Mercan&#8217;a  anlattı. 14 aylık bir çalışmanın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=358&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><!--IMAGE images/manset/tr_16150.jpg IMAGE--><img style="float:left;" title="Tanımadığınız Fethullah Gülen" src="http://tr.fgulen.com/images/stories/haber/tr_haber_16143_faruk_mercan_kitap.jpg" border="0" alt="Tanımadığınız Fethullah Gülen" hspace="6" width="152" height="250" />Doğan Kitap&#8217;tan önümüzdeki günlerde çıkacak olan &#8216;Fethullah Gülen&#8217; adlı kitap büyük tartışma yaratacak. Gazeteci-Yazar Faruk Mercan&#8217;ın kaleme aldığı kitaptaki en çarpıcı iddia ise Gülen&#8217;in ABD&#8217;ye gitme serüveniyle ilgili.</p>
<p>9 yıldır ABD&#8217;de yaşayan Nur cemaati lideri Fethullah Gülen suskunluğunu bir bozdu,  pir bozdu. Gülen, kendisiyle ilgili bilinmeyenleri Gazeteci-yazar Faruk Mercan&#8217;a  anlattı. 14 aylık bir çalışmanın sonunda ise Mercan, Gülen&#8217;in açıklamalarını &#8216;Fethullah  Gülen&#8217; adlı kitapta topladı. Doğan Kitap&#8217;tan önümüzdeki günlerde çıkacak kitaptaki  en çarpıcı bölümlerin başında Gülen&#8217;in ABD&#8217;ye gidiş serüveni geliyor:</p>
<p><strong>Başbakan&#8217;dan telefon</strong></p>
<p>&#8220;Gülen&#8217;in by -pass ameliyatı olması için Mayo Clinic ile temas kurulup, 22 Şubat  1999 tarihine randevu alındı. ABD&#8217;den arayan Prof. Sait Tarhan havaların çok soğuk  olduğunu söyleyerek randevunun biraz ertelenmesini istedi. Yeni randevu tarihi 22  Mart 1999 olarak belirlendi. Mart ayına gelindiğinde ilginç bir şey oldu. Ankara  Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı Nuh Mete Yüksel&#8217;in Gülen hakkında soruşturma açtığına  dair haberler İstanbul&#8217;a ulaşmaya başladı. Gülen, bu şartlarda ABD&#8217;ye gitmeyi doğru  bulmuyordu. O günlerde Gülen&#8217;in yakın bir arkadaşı, havaalanında karşılaştığı Başbakan  Bülent Ecevit&#8217;e bu durumu iletti. Gülen&#8217;e telefon açan Ecevit, &#8216;Sağlığınız çok önemli.  Sizinle ilgili böyle bir soruşturma olsa haberimiz olurdu. Lütfen tedavinizi aksatmayın  ve ABD&#8217;ye gidin&#8217; dedi. Gülen&#8217;in ABD&#8217;ye gitmesinde Ecevit&#8217;ten gelen bu telefon en  etkili sebeplerden biri oldu. 22 Mart 1999 günü İstanbul&#8217;dan Chicago kentine giden  THY uçağının yolcularından biri Gülen&#8217;di.&#8221; <span id="more-358"></span></p>
<p><strong>Helallik isteyen orgeneral</strong></p>
<p>Kitaptaki bir diğer çarpıcı bölüm, Gülen ve paşalar arasındaki ilişkiler&#8230; Bu  paşalar arasında en ilginç isimlerden biri de 1985-87 yılları arasında Jandarma  Genel Komutanlığı yapan Orgeneral Adnan Doğu. Gülen ile Adnan Paşa İzmir&#8217;de karşılaşıyor  ve akşam yemeğini birlikte yiyorlar. Adnan Paşa sofrada Gülen&#8217;den helallik istiyor:  &#8220;Sizinle helalleşmeye geldim. İstihbarat görevleri yaptım. Bu görevlerim sırasında  size bilmeden eziyet etmiş olabiliriz.&#8221; Gülen ise bu sözler karşısında, &#8220;Paşam,  sizin bize özür borcunuz yok. Bir kusur varsa bana aittir&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Çevik Bir: Gülen okullarını devlete kaç paraya satar?</strong></p>
<p>Kitapta geçen ilginç iddialardan biri de Genelkurmay eski İkinci Başkanı Orgeneral  Çevik Bir&#8217;le ilgili: Çevik Bir, Zaman gazetesi imtiyaz sahibi Alaaddin Kaya&#8217;ya &#8220;Fethullah  Hoca okullarını devlete devretmek için kaç para ister?&#8221; diye sormuş. Kaya, &#8220;Okulları  yapanlar devletten para istemez&#8221; deyince Çevik Bir şaşırmış. Alaaddin Kaya okullarda  denetim için devletin resmi bir görevli bulundurabileceğini söyleyince Bir, &#8220;Olur  mu, Fethullah Gülen okulları gezmemize izin verir mi?&#8221; diye sormuş!</p>
<p><strong>‘Şartlar müsait olunca döneceğim&#8217;</strong></p>
<p>Gülen, kitapta dönüşüyle ilgili olarak, &#8220;Şartlar ne zaman müsait olursa o zaman  geri dönerim. Türkiye&#8217;de bir öfke hali yaşanıyor&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Birçok Ünlü &#8216;Hayır Duası&#8217; Almaya Geldi</strong></p>
<p>Fethullah Gülen&#8217;in hayatını anlattığı ve gazeteci Faruk Mercan&#8217;ın kaleme aldığı  kitapta sanat dünyasının ünlü isimleri de yer alıyor. Gülen&#8217;i ziyaret eden ünlü  isimlerin orada yaşadığı diyalogları kitabın yazarı gazeteci Faruk Mercan anlattı:</p>
<p><strong>Gülen, özür dileyen Metin Akpınar&#8217;ı inançlı buldu</strong></p>
<p>1980&#8242;li yıllarda bir karikatür dergisinde Gülen&#8217;i incitici bir karikatür yayınlanmış.  O karikatürde Gülen dönemin Başbakanı Turgut Özal&#8217;ın göbeğini yazan bir hoca olarak  gösteriliyor. Metin Akpınar ve Zeki Alasya&#8217;da bir programlarında bu karikatürü kullanıyorlar.  Akpınar Gülen&#8217;i Altünizade&#8217;de kaldığı evde ziyaret ediyor. O karikatürden bahseden  Akpınar &#8220;Biz komedyenler karikatür dergilerinden yararlanıp espriler yaparız. Espri  hapşırık gibidir, ağıza gelince tutulmaz. O espriyle sizi incittik, kusura bakmayın&#8221;  diyor. Gülen ise önemli olmadığını belirtiyor. Bir de Akpınar&#8217;a &#8220;Zeki Alasya ile  Lorey ve Hardi gibi uzun süredir birliktesiniz&#8221; diyor. Akpınar buna &#8220;Bizim birlikteliğimiz  onlardan daha eski&#8221; diye cevap veriyor. Akpınar ile görüşmesini sorduğumda bana  Gülen &#8220;Onu inançlı bir insan olarak gördüm&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Rafet El Roman&#8217;la öğle yemeği yedi</strong></p>
<p>Roman 10 Eylül 2007&#8242;de Atlanta&#8217;ya Türk festivaline katılmak için ABD&#8217;ye gitmiş.  Festival dönüşü Pensilvanya&#8217;ya gidip Gülen ile birlikte öğlen yemeyi yiyor. Sohbet  etmişler. Yemekte Gülen&#8217;in hastalığı gündeme geliyor. Orada Gülen günde 23 adet  ilaç kullandığını dile getiriyor.</p>
<p><strong>Mehmet Ali Erbil: &#8220;Hocam dua için geldim&#8221;</strong></p>
<p>Gülen genelde evinden dışarıya çıkmıyor. Evin 200 metre altında bir gölet var.  Bunca yıldır o göletin yanına sadece 3 kez gitmiştir. Birincisi 2001 yılında ECA&#8217;nın  o zaman ki CEO&#8217;suyla, ikincisi akrabası Sevgi Kutlukan olmuştur. Üçüncü kez ise  Mehmet Ali Erbil ile o göletin yanına gitmiştir. Erbil&#8217;in hastalıklarını konuştular.  Erbil &#8220;Hocam sizden dua almaya geldim&#8221; demiştir. Gülen de onun için dua etmiştir.</p>
<p><strong>Oğlu ölen Cenk Koray, Gülen&#8217;i ağlattı</strong></p>
<p>Koray&#8217;ın o tarihte oğlu yeni ölmüş. O görüşme sırasında birisi Cenk Koray&#8217;ın  oğluna veda ettiği yazıyı okuyor. Cenk Koray ile Gülen birlikte ağlamaya başlıyorlar.</p>
<p><strong>Hülya Koçyiğit: Bu evi kim dizayn etti?</strong></p>
<p>Eşi Selim Soydan ile birlikte Gülen&#8217;in Altunizade&#8217;de de kaldığı eve gidiyorlar.  Koçyiğit evin dekorasyona çok beğeniyor. &#8220;Burayı kim dizayn etmiş&#8221; diye soruyor</p>
<p><strong>Gözaltına alınan Manço&#8217;ya yardımcı oldu</strong></p>
<p>Manço Tayland&#8217;da bir yerel polisle sorun yaşayıp gözaltına alıyor. Oradaki Türk  okulunun öğretmenleri bunu duyuyorlar ve Manço&#8217;yu görmeye gidiyorlar. Dolayısıyla  ona gözaltında yardımcı oluyorlar. Bu olaydan sonra Manço İstanbul&#8217;a gelince işadamı  İhsan Kalkavan ile birlikte Gülen&#8217;i ziyarete gidiyor. Manço Gülen&#8217;e &#8220;Hocam çok enteresandır.  Bazı ülkelere gittiğimde herhalde buraya ayak basan ilk Türk benim diye gururlanıyorken  bir de bakıyorum orada bir Türk Okulu var ve şaşırıyorum.&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Cem Karaca ile uzun süre mektuplaştı</strong></p>
<p>Cem Karaca ile karşılaşmaları Gülen&#8217;in ortaya çıktığı İstanbul&#8217;da bir iftarda  gerçekleşti. Burada kucaklaştılar. Ondan sonra da telefonlaşıp mektuplaştılar.</p>
<p><strong>Sunal&#8217;a ‘Şaban Bey dersem özür dilerim&#8217; dedi</strong></p>
<p>1997 yılında Sunal&#8217;ın vefatından önce Gülen&#8217;in Altunizade&#8217;de kaldığı evin terasında  görüşüyorlar. Görüşmede &#8220;Fethullah Hoca&#8217;yı araştırdım&#8221; diyor. Gülen Kemal Sunal&#8217;ı  koridorda gülerek karşılıyor. Kemal Sunal ise ciddi bir şekilde ona doğru yürüyor.  Gülen &#8220;eğer dil sürçmesiyle size Şaban Bey dersem şimdiden özür dilerim&#8221; diyor.  O da &#8220;önemli değil ne demek hocam&#8221; diyor. Görüşme sırasında Kemal Sunal&#8217;a diyor  ki &#8220;sizin her gün filmleriniz yayınlanıyor, hakkınız olan parayı alıyor musunuz&#8221;  diyor. O da &#8220;Hayır hocam, filmlerimizin yayınlanmasına rağmen hakkım olan parayı  alamıyorum. Esasen devletin bana ödül vermesi lazım. Türk halkı her gün gerilim  içinde ben onları her akşam güldürüyorum&#8221; diyor. Altunizade&#8217;de evin terasında görüşüyorlar.  Sayın Gülen kendisine bir hediye vermek istiyor. Sunal &#8220;ben okuyan bir insanım bana  kitaplarınızdan verin&#8221; diyor. Gülen kitaplardan o an bulamıyor. Bu yüzden Fenerbahçe&#8217;deki  evine kitaplarından oluşan bir seti gönderiyor. 20 civarındadır. 15 gün sonra Kemal  Sunal kitapları okuduğunu hatta notlar aldığını söylemek için telefonda arıyor. <em>(Gülşen YÜKSEL)</em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/358/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/358/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/358/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/358/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/358/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/358/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/358/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=358&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/sunala-saban-bey-dersem-ozur-dilerim-dedi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tr.fgulen.com/images/stories/haber/tr_haber_16143_faruk_mercan_kitap.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Tanımadığınız Fethullah Gülen</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Derin Diyalog (!)</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/derin-diyalog/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/derin-diyalog/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 11:22:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Özdemir Dİyalog]]></category>
		<category><![CDATA[Derin diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler arası diyalog iftarları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=356</guid>
		<description><![CDATA[Evvelki akşam bir iftar davetindeydim. Bütün masalarda, kimin nerede oturacağı önceden özenle belirlenmişti.
Her masada, farklı semavi dinlerden davetliler vardı.
Sağınıza döndüğünüzde bir Yahudi, solunuzda bir Hıristiyan, karşınızda bir Müslüman&#8230;
Ya da tam tersi.
Gözlerime inanamadım.
Bugüne kadar farklı dinleri temsil eden ruhanilerin katıldığı, konuştuğu çok toplantı görmüştüm.
Ama böylesini inanın görmedim.
Ortalıkta sırıtan, göze batan bir sunilik falan da yoktu.
Kürsüye çıkan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=356&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><!--IMAGE images/manset/tr_16145.jpg IMAGE--><img style="float:left;" title="Cengiz Özdemir" src="http://tr.fgulen.com/images/stories/yazar/cengiz_ozdemir.jpg" border="0" alt="Cengiz Özdemir" hspace="6" width="118" height="90" /><span class="dropcap">E</span>vvelki akşam bir iftar davetindeydim. Bütün masalarda, kimin nerede oturacağı önceden özenle belirlenmişti.</p>
<p>Her masada, farklı semavi dinlerden davetliler vardı.</p>
<p>Sağınıza döndüğünüzde bir Yahudi, solunuzda bir Hıristiyan, karşınızda bir Müslüman&#8230;</p>
<p>Ya da tam tersi.</p>
<p>Gözlerime inanamadım.</p>
<p>Bugüne kadar farklı dinleri temsil eden ruhanilerin katıldığı, konuştuğu çok toplantı görmüştüm.</p>
<p>Ama böylesini inanın görmedim.<span id="more-356"></span></p>
<p>Ortalıkta sırıtan, göze batan bir sunilik falan da yoktu.</p>
<p>Kürsüye çıkan herkes hem de hiç yutkunmadan, yıllar öncesinde &#8220;<strong>diyalog</strong>&#8221; çalışmalarını başlatan <strong>Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;</strong>ye içten teşekkürlerini sundu.</p>
<p>O kadar ki, <strong>Rum Ortodoks Patriği Bartelemo</strong>, <strong>Türkçe</strong>&#8216;deki &#8220;<strong>Gözden ırak olan gönülden ırak olur</strong>&#8221; sözü bizim için geçerli değildir, dedi.</p>
<p>Ve ekledi:</p>
<p>&#8220;<strong>Uzaklarda da olsa, biz Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;yi seviyor ve hasretle bekliyoruz.</strong>&#8220;</p>
<p>Bu yemeği görünce, bugüne kadar tarafların bir diğerini tanıması ve anlaması için yapılanlar &#8220;<strong>diyalog</strong>&#8221; adını taşıyorsa&#8230;</p>
<p>Bunun adı ne olmalı diye düşündüm&#8230;</p>
<p>Yemeğe katılan bir dostum, şakayla karışık, bu da &#8220;<strong>Derin Diyalog</strong>&#8221; <strong>(!)</strong> diye fısıldadı.</p>
<p>Tamam dedim; bu akşamı ancak bu terim ifade edebilir.</p>
<p>Anlattığım yemek, <strong>Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı</strong> tarafından düzenlenen geleneksel iftar yemeği.</p>
<p>Bu kez geçen yıllardan bayağı bir farkı var.</p>
<p>Farklı din mensuplarının &#8220;<strong>temsiliyle</strong>&#8221; değil, &#8220;<strong>katılımıyla</strong>&#8221; bir iftar düzenlemeye karar vermişler.</p>
<p>Bu iftar o kararın sonucuydu.</p>
<p>Yemeğin başında Vakfın mütevelli heyet başkanı <strong>Hüseyin Gülerce</strong>, <strong>Gülen Hocaefendi</strong>&#8216;nin mesajını okudu.</p>
<p>Yemeğin sonunda ise, Vakfın 11 yıldır başkanlığını yürüten <strong>Harun Tokak</strong> görevini <strong>Mustafa Yeşil</strong>&#8216;e bıraktı.</p>
<p>Aklıma <strong>TURİNG</strong> geldi.</p>
<p>Ne ilgisi var demeyin.</p>
<p>Bu vakıfsa, o da dernek.</p>
<p>Cengiz Özdemir,Bugün</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/356/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/356/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/356/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/356/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/356/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/356/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/356/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/356/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/356/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/356/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/356/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/356/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=356&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/derin-diyalog/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tr.fgulen.com/images/stories/yazar/cengiz_ozdemir.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Cengiz Özdemir</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;a Doğru</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/ramazana-dogru/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/ramazana-dogru/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 11:18:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Soru-Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan ayını nasıl değerlendirmeliyiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan soru cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan'a Doğru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=354</guid>
		<description><![CDATA[Bir hadis-i şerifte, &#8220;Her kim inanarak ve karşılığını sırf Allah&#8217;tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.&#8221; buyurulurken &#8220;imanen ve&#8217;htisaben&#8221; kaydı konuluyor. Bu ifadeyi nasıl anlamalıyız?
Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ) &#8220;Men sâme Ramadâne îmânen ve&#8217;htisâben  gufira lehu ma tekaddeme min zenbihi&#8221; buyurmuş; Ramazan&#8217;la gelen berekete tam inanan,  ihlas ve samimiyetle oruç tutup [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=354&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img style="float:left;" title="Ramazan'a Doğru" src="http://tr.fgulen.com/images/stories/kiriktesti/tr_kiriktesti_16074.jpg" border="0" alt="Ramazan'a Doğru" hspace="6" width="118" height="90" /><span class="highlight-bold">Bir hadis-i şerifte, &#8220;Her kim inanarak ve karşılığını sırf Allah&#8217;tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.&#8221; buyurulurken &#8220;imanen ve&#8217;htisaben&#8221; kaydı konuluyor. Bu ifadeyi nasıl anlamalıyız?</span></p>
<p>Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ) &#8220;Men sâme Ramadâne îmânen ve&#8217;htisâben  gufira lehu ma tekaddeme min zenbihi&#8221; buyurmuş; Ramazan&#8217;la gelen berekete tam inanan,  ihlas ve samimiyetle oruç tutup bu mübarek ayı ibadet ü taatle değerlendiren ve  sevabını da yalnızca Allah&#8217;tan bekleyen mü&#8217;minlerin geçmişte işledikleri günahlarının  affedileceğini müjdelemiştir.</p>
<p>&#8220;İmanen&#8221; kelimesi, inanılması gerekli olan her şeye ve oruçla alâkalı dinî hükümlere  kalbden inanmayı; orucun farz olduğuna, karşılığında büyük mükafat bulunduğuna ve  her şeyden öte rıza-yı ilahiye bir vesile teşkil ettiğine hiç tereddüde düşmeksizin  iman etmeyi vurgulamaktadır. <span id="more-354"></span></p>
<p>Evet, biz Allah&#8217;ın kullarıyız; Allah da bizim ma&#8217;budumuzdur. Ubudiyet düşüncesiyle  O&#8217;na karşı yaptığımız ibadetler ve salih ameller O&#8217;nun hakkı, bizim de vazife ve  sorumluluğumuzdur. Oruç da, O&#8217;nun emri ve bizim görevimizdir. O, ibadetlerimizden  her zaman haberdârdır ve yaptığımız her şeyi bilmektedir. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın görüp  bildiği o amellerimiz, mevsimi gelince nemalanmış olarak geriye dönecektir. Ayrıca,  ellerimizi O&#8217;na kaldırdığımızda, bir kudsî hadiste dendiği gibi; &#8220;O eller boş olarak  aşağıya düşmeyecektir.&#8221;</p>
<p>Cenâb-ı Hakk&#8217;a karşı teveccüh ederken ve O&#8217;na yalvarıp yakarırken, her şeyden  evvel O&#8217;nun kullarını gördüğüne, duaları işittiğine ve istekleri yerine getirecek  güce sahip bulunduğuna tam inanmak lazımdır. Yoksa inanmadan el açmak, &#8220;Verirse  verir, vermezse vermez&#8221; gibi bir manaya gelir ki, bunun bir saygısızlık olduğu ve  öyle birinin çağrısına icâbet edilmeyeceği bellidir. O, lütfuyla, keremiyle, rahmetinin  gazabının önünde olmasıyla ve merhametinin enginliğiyle öylelerine de verirse verir;  biz &#8220;vermez&#8221; diye kestirip atamayız. Fakat, O&#8217;nun duaları kabul etmesinin vesilesi  evvela O&#8217;na gönülden inanmaktır. İnanacaksın ki, samimiyetle ellerini kaldırdığın  zaman Allah onları boş çevirmez, yüzünü kara çıkartmaz, seni mahcup etmez; aksine,  o kapıya bir daha yönelmene vesile olacak şekilde lütuflarda bulunur. İşte, &#8220;imanen&#8221;  kaydı böyle bir inanmayı ifade etmektedir.</p>
<p>&#8220;İhtisap&#8221; kelimesi de sevabın Allah&#8217;tan beklenmesi manasına gelmektedir; dünyevî  beklentilere girmeme, sadece Allah&#8217;ın hoşnutluğunu gözetme ve mükâfâtı O&#8217;nun rahmetinden  umma demektir. Hayır işlerinde ve ibadetlerde ihlas ve samimiyete aykırı hiçbir  husus olmamalı; riya ve süm&#8217;alara girilmemelidir. Hiçbir amel insanların takdir  ve teveccühlerine bina edilmemeli; her şey Allah için yapılmalı ve beklentiler de  hep Allah&#8217;tan olmalıdır. O beklentilerde de yine himmet âlî tutulmalı; yani, yapılan  işler dünyevî faydalara bağlanmamalıdır. Gerçi, Sahabe anlayışıyla, ayakkabımızın  bağını bile kaybetsek biz onu da Allah&#8217;tan istemeliyiz.. arkasında olduğumuz her  konuda gayret etmeli, iradenin hakkını vermeli ama neticede her şeyi Mevlâ-yı Müteâl&#8217;den  dilemeliyiz. Ancak, kulluğumuzu Cenâb-ı Hakk&#8217;a sunarken, O&#8217;nun Ma&#8217;bud, bizim de  kul olduğumuzu hiç hatırdan çıkarmamalı; ubudiyetimizi sadece O&#8217;nun hakkı olduğu  için yalnızca O&#8217;na tahsis etmeliyiz. Dolayısıyla, ibadetlerimizi ihtiyaç ve isteklerimize  bağlamamalı, onları vazifemiz olduğu mülahazasıyla eda etmeliyiz.</p>
<p>Haddizatında, Cenâb-ı Hak&#8217;tan bir şey isteme bizim zatî hakkımız değildir; O&#8217;nun  lutfedip bize verdiği haklar türündendir. O öyle lütufkârdır ki, o hakları Kendisine  karşı kullanmamıza müsaade etmiş ve kullandırmıştır. Mesela, bir manada, &#8220;Siz Bana  kullukta bulunun, ibadet ü taatinizi yerine getirin –ki bu sizin vazifenizdir– Ben  de, öbür âlemde nimetlerimle sizi sevindireyim&#8221; demiş ve bir mukavele yaparak bize  bazı haklar vermiş; &#8220;Kulluğunuzu yaparsanız Benim üzerimde hakkınız olur&#8221; buyurmuştur.  Demek ki, hakkı veren de, onu kullanma imkanı bahşeden de Allah&#8217;tır.</p>
<p>Yoksa, bizim mahiyetimizde ve rızık olarak bize verilen nimetlerde kaç paralık  kendi sermayemiz var ki, herhangi bir hakkımız olsun! Evet, biz mebdeden müntehaya  kadar her şeyimizle O&#8217;na aidiz ve O&#8217;nun verdiği haklarımız olsa da her şeyden önce  birer kuluz. Öyleyse, bir kula yaraşır şekilde hareket etmeli ve sadece Hâlıkımızın,  Râzıkımızın ve Rabbimizin hoşnutluğunu dilemeli, ibadetlerimizi de bu niyetle yerine  getirmeliyiz. İşte, &#8220;ihtisap&#8221; tabiri de bu hakikatlere bağlı kalarak, sadece Allah  için oruç tutmak gerektiğini ve mükâfâtı O&#8217;ndan beklemenin lüzumunu belirtmektedir.</p>
<p><span class="highlight-bold">Bazı hadis-i şeriflerde, Ramazan ayı gelince &#8220;merede-i şeyâtîn&#8221;in  zincire vurulduğu ifade ediliyor? &#8220;Merede-i şeyâtîn&#8221; ne demektir; onların zincire  vurulmalarının tezahürleri nelerdir?</span></p>
<p>Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) &#8220;Ramazan ayı girince Cennet  kapıları açılır, Cehennemin kapıları kapanır ve merede-i şeyâtîn zincire vurulur.&#8221;  buyurmuştur. &#8220;Merede&#8221;, inatçılar, direnenler, saldırganlar demektir. Bu ifadeyle,  şeytanların en azgınları, ipe-sapa gelmezleri, gözü dönmüşleri kastedilmektedir.  Evet, bu mübarek ayda, &#8220;merede-i şeyâtîn&#8221; zincire vurulmaktadır.</p>
<p>Bununla beraber, Ramazan-ı şerifte de hatalar işlendiği, günahlara girildiği  ve büyük yanlışlıklar yapıldığı bir gerçektir. Fakat, bu Kur&#8217;an ayında mü&#8217;minlerin  elde ettiği büyük kâr düşünüldüğünde ve şeytanın buna razı olmayacağı, adeta hırsından  deliye döneceği ve insanları günahlara çekmek için bütün hilelerini kullanacağı  göz önünde bulundurulduğunda merede-i şeyâtînin elinin-kolunun bağlanmış olduğu  anlaşılacaktır.</p>
<p>Şüphesiz, Ramazan&#8217;da yapılan ibadetler çok önemlidir. Cenâb-ı Allah oruç hakkında  &#8220;Oruç Bana ait bir ibadettir; onu Nefsime izafe ediyorum. Mükâfatını da Ben vereceğim.&#8221;  buyurmaktadır. Bu itibarla da onun genişliğini, derinliğini ve Hak indindeki değerini  kavramak, ona bir kıymet takdir etmek mümkün değildir. Dolayısıyla, onun mükâfâtını  vermeye Cenâb-ı Hak&#8217;tan başka kimsenin gücü yetmez. Allah Teâlâ, oruç sevabını bizzat  takdir etmiş ve onu öbür âlemde bir sürpriz olarak verme vaadinde bulunmuştur. Bu  sürpriz mükâfâtın en önemli vesilesine de &#8220;Çünkü oruç tutan kulum, yemesini-içmesini  Benim için terk ediyor&#8221; sözüyle işaret buyurmuştur.</p>
<p>Bu kutlu zaman diliminde mü&#8217;minler oruç ibadetiyle beraber, teravih namazı da  kılarlar. &#8220;O Ramazan ayı ki insanlara bir rehber olan, onları doğru yola götüren  ve hakkı bâtıldan ayıran en açık, en parlak delilleri ihtiva eden Kur&#8217;ân o ayda  indirildi.&#8221; (Bakara, 2/185) ilâhi beyanı gereğince Ramazan&#8217;ı tam bir Kur&#8217;an ayı  olarak değerlendirir ve bol bol Kur&#8217;an okurlar. Aynı zamanda, gönülleri açılır,  semahatle ve engin bir cömertlikle coşarlar; hayır ve hasenât hesabına bütün fırsatları  değerlendirirler. Bir hadis-i şerifin ifadesiyle, &#8220;Rasûlullah insanların en cömerdi  idi. Onun bu cömertliği Ramazan ayı girip de Cebrail aleyhisselamla buluştuğu zaman  daha da artardı. Hazreti Cebrail Ramazan ayı çıkıncaya kadar her gece Peygamber  Efendimiz&#8217;e gelip Kur&#8217;an&#8217;ı arz ederdi. O günlerde Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi  ve sellem) insanlara rahmet getiren rüzgardan daha cömert olurdu.&#8221; Mü&#8217;minler de,  Rehber-i Ekmel&#8217;e ittiba ederek, o günlerde daha bir cömertleşir; zekat, sadaka ve  fıtır sadakası adı altında sürekli ihsanda bulunurlar. Dahası, bazıları, Ramazan  ayının son on gününde itikafa girer ve kendilerini bütün bütün ibadete verirler.</p>
<p>İşte, böyle bir hayır yarışı karşısında şeytanın çileden çıkması onun tabiatının  gereğidir. Zira o, insanoğluna düşmanlığını ifade ederken, &#8220;Zâtına kasem olsun,  hepsini şirâzeden çıkaracağım!&#8221; demiş ve sürekli, ayakları kaydırma yolları arayıp  durmuştur. Öyleyse, Ramazan&#8217;ın bereketi çıldırtır şeytanı ve şeytanlaşan bir kısım  habis ruhları. Bu büyük sevapları insanların ellerinden alabilmek için, onlar arasında  çok hır-gür çıkarma hırsıyla kıvrandırır insî-cinnî şeytanları.</p>
<p>Ne ki, görüldüğü gibi, insanlar bu huzur ikliminde büyük ölçüde ramazanlaşıyor;  daha dikkatli ve ahirete açık yaşıyorlar. Allah&#8217;ın izni ve inayetiyle, Ramazan&#8217;ı  sükûnet içinde geçiriyor ve günahlardan biraz daha uzak kalıyorlar. Demek ki, merede-i  şeyâtîn diyebileceğimiz o azgınlar gerçekten zincire vuruluyor. Bazı insî ve cinnî  şeytanlar heva ve heves gibi yardımcıları vasıtasıyla tahribatlarına devam etmeye  çalışsalar da, Cenâb-ı Hak, azgın şeytanların önünü tıkıyor ve onlara faaliyet izni  vermiyor.</p>
<p><span class="highlight-bold">Buyurduğunuz gibi, Ramazan ayının önemli bir şiarı da teravih  namazıdır. Teravih namazında nelere dikkat etmeliyiz?</span></p>
<p>Teravih, Arapça&#8217;daki &#8220;tervîha&#8221; kelimesinin cem&#8217;i (çoğulu) olup &#8220;teneffüs etmek,  ruhu rahatlatmak, bedeni dinlendirmek&#8221; gibi manalara gelmektedir. Ramazan ayına  mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan sünnet namazın her dört rekâtının  sonundaki oturuş, &#8220;tervîha&#8221; olarak adlandırılmış; sonradan bu kelimenin çoğulu olan  &#8220;teravih&#8221; sözü, Ramazan gecelerinde kılınan bu nafile namazın ismi olmuştur. Teravih  namazı, sünnet-i müekkededir; orucun değil Ramazan ayının ve vaktin sünnetidir.  Onun için, hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de teravih namazını  kılmak sünnettir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz Ramazan&#8217;da birkaç gece teravih namazı kıldırmış; daha sonra,  teravihte cemaat farz kılınır da müslümanlar onu edaya güç yetiremezler endişesiyle  yalnız kılmayı tercih etmiş; fakat, &#8220;Kim Ramazan namazını (teravih) inanarak ve  sevabını Allah&#8217;tan umarak kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır.&#8221; diyerek ashabını  bu namaza teşvik etmiştir.</p>
<p>Rasûl-ü Ekrem (aleyhissalatu vesselâm) bir başka hadis-i şeriflerinde teravih  namazı kılmanın önemini ve sünnet olduğunu şöyle ifade buyurmuştur; &#8220;Allah Ramazan  ayında oruç tutmanızı farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerinde kıyam etmenizi (teravih  namazı kılmanızı) sünnetim olarak teşvik ettim. Kim inanarak ve sevabını Allah&#8217;tan  bekleyerek ihlas ile oruç tutar ve kıyam ederse (teravih namazı kılarsa) günahlarından  arınır, annesinden doğduğu günkü gibi tertemiz olur.&#8221;</p>
<p>Teravih namazının cemaatle kılınması kifaî sünnettir; yani, bir yerleşim yerinde  en az bir mecliste cemaatle teravih namazının kılınması gerekir. İki rekâtta bir  selâm vererek ikâme etmek en faziletli olanıdır. Aralarda çeşitli salat u selâmlar,  Esmâ-yı hüsnâ ile müzeyyen niyazlar, &#8220;hizbu&#8217;l-hasin&#8221; ve &#8220;hizbu&#8217;l-masun&#8221; gibi dualar  okunabilir.</p>
<p>Günümüzde bazıları Hazreti Aişe validemizden rivayet edilen bir hadisi esas alarak  teravih namazının sekiz rekat olduğu üzerinde ısrarla durmaktadırlar. Ne var ki,  İbn Abbas (radıyallahu anh) Peygamber Efendimiz&#8217;in Ramazan&#8217;da yirmi rekât ve vitir  kıldırdığını rivayet etmiştir. Dahası, bu hususta sahabe efendilerimizin fiilî icması  vardır. Nitekim, teravih namazı Hanefî, Şafiî, Hanbelî mezheplerine göre yirmi rekâttır.  Malikî mezhebinde ise yirmi ve otuz altı rekât olduğu şeklinde iki görüş vardır;  yirmi rekât olduğu fikri daha yaygındır. Binaenaleyh, çok yaşlı ve hasta kimseler,  sadece sekiz rekata güç yetirebiliyorlarsa, hiç olmazsa o kadarını eda etmeli; ama  gücü ve kuvveti yerinde olan mü&#8217;minler teravih namazını mutlaka yirmi rekat olarak  ikame etmelidirler.</p>
<p>Ulema, teravih namazını Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;i en az bir kere hatmederek kılmanın sünnet,  birden fazla hatimle ikame etmenin ise bir fazilet olduğunu belirtmişlerdir. Selef-i  salihin, Ramazan boyunca teravihte Kur&#8217;an&#8217;ın hepsini okumuş veya okuyan birinin  arkasında namaz kılmışlardır. Ne var ki, daha sonraki dönemlerde cemaatin durumu  nazar-ı itibara alınarak, teravih namazını insanları camiden uzaklaştırmayacak bir  şekilde kıldırmanın daha uygun olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır.</p>
<p>Teravih namazı kılınırken, ister kısa sureler okunsun isterse de hatim takip  edilsin, ayetlerin tertil üzere okunması ve namazın da ta&#8217;dîl-i erkana riayet edilerek  kılınması/kıldırılması gerekir. Yoksa yarış yapar gibi çok süratli bir şekilde ayetleri  okumak, rüku ve secdeleri verip veriştirmek kat&#8217;iyen doğru değildir. Maalesef, son  senelerde halk arasında &#8220;jet imam&#8221; tabir edilen kimseler türemiştir; teravih namazının  ciddiyetine ve sıhhatine dokunacak manzaralar sergilenmektedir. Mü&#8217;minler, bu hususta  temkinli davranmalı; teravih namazında ayetlerin tertil üzere okunmasına ve ta&#8217;dîl-i  erkanın gözetilmesine dikkat etmelidirler.</p>
<p><span class="highlight-bold">Kur&#8217;an ayında, Kur&#8217;an sayesinde yeniden hayat bulabilmemiz  için neler tavsiye edersiniz?</span></p>
<p>Bütün bir sene Kur&#8217;an&#8217;dan uzak kalmış olanlar bile Ramazan&#8217;ın nûrefşân ikliminde  ciddi bir susamışlık içinde Kelam-ı İlahi&#8217;den kevser yudumlamaya koşarlar. Çünkü,  bu gufran ayında, yaygın olarak her yerde yapılan bir âdet de mukâbeledir.</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ın Allah tarafından indirildiği şekilde korunması, âyet ve sûrelerin tertibinin  doğru olarak tesbit edilmesi ve bunun kontrolü için Hazreti Cibril (aleyhisselam)  her sene Ramazan ayında, bir rivayete göre Ramazan ayının her gecesinde, Rasûl-ü  Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz&#8217;e gelirdi. Allah Rasûlü (aleyhi ekmelüttehaya)  Kur&#8217;an âyetlerini Cibril Aleyhisselam&#8217;a okurdu ve sonra da onun okuyuşunu dinlerdi.</p>
<p>İşte, Kainatın İftihar Tablosu ile Cibril-i Emin&#8217;in Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i bu şekilde  karşılıklı olarak okumalarına &#8220;mukabele&#8221; denilmiştir. Hem o mukaddes hatıraya saygının  bir tezahürü olarak hem de Kur&#8217;an&#8217;ın Ramazan&#8217;da nazil olması ve özellikle bu ayda  Kur&#8217;an okumanın kat kat mükâfatlandırılacağının müjdelenmesi sebebiyle, mü&#8217;minler  Ramazan boyunca camilerde ve evlerde &#8220;mukabele&#8221; okumayı ve hatimler yapmayı güzel  bir adet haline getirmişlerdir.</p>
<p>Selef-i salihin efendilerimiz Kur&#8217;an&#8217;ı her ay bir defa hatmetmeyi ona karşı vefanın  alt sınırı kabul etmiş; ayda bir kez onu okumayanın ona karşı vefalı davranmamış  ve onu terketmiş sayılacağını belirtmişlerdir. Bu açıdan, Ramazan&#8217;ın mübarek günlerini  değerlendirerek ayda en azından bir defa Kur&#8217;an&#8217;ı hatmetmeye kendimizi alıştırmalıyız  ki, bu bizim için bir başlangıç sayılsın ve hiç değilse bundan sonra Kelam-ı ilahîye  karşı vefalı olabilelim.</p>
<p>Aslında, bilmeyenler her zaman onu öğrenme ve anlama peşinde olmalı, bilenler  de bütün idrak ve ihsas güçlerini onu doğru öğretip doğru ifade etmede kullanmalı  ve onun okunup anlaşılmasını daha bir yaygınlaştırmalıdırlar. Zira o, anlaşılmak  ve anlatılmak için Allah rahmetinin insan akl ü idrakine en büyük armağanıdır. Onu  okumayı öğrenip, manasını anlamak hem bir vazife hem de bir kadirşinaslık; anlatmaksa  onun nuruna muhtaç gönüllere saygı ve vefanın ifadesidir.</p>
<p>Bu itibarla, Kur&#8217;an okumayı bilmiyorsak, Ramazan-ı Şerif&#8217;i vesile yaparak, hemen  öğrenme yolları aramalı; Kelâm-ı ilahîyi okuyabiliyor ama anlayamıyorsak, bazı ayetlerin  şerhlerini de ihtiva eden bir meale başvurmalı ya da daha da güzeli, ciddi bir tefsir  kitabı mütalaa etmeli ve bu bir ayı gerçekten bir Kur&#8217;an ayı olarak değerlendirmeliyiz.  Selef-i salihin efendilerimize ittibâen, can ü gönülden Kur&#8217;an&#8217;a yönelmeli, Kelâm-ı  ilahîye karşı kalb kapılarını sonuna kadar açmalı ve &#8220;Cenâb-ı Hakk&#8217;ın marziyâtını  kelâmından anlama&#8221; hususunda Ramazan&#8217;ın kudsiyetine yaraşır bir cehd ortaya koymalıyız.</p>
<p><span class="highlight-bold">Birer disiplin insanı haline gelebilmemiz için Ramazan ayının  ne gibi katkıları olabilir? Ramazan-ı Şerif bizde ne türlü alışkanlıklar hasıl etmelidir?</span></p>
<p>Disiplin, frenkçe bir kelimedir; intizamın te&#8217;mini için uyulması gereken emir  ve yasaklar, dengeli bir insan olabilmek için lazım gelen zihnî, ahlâkî, ruhî terbiye  ve &#8220;düzen ruhu&#8221; manalarına gelmektedir. Disiplin insanı ise, belli kaide ve prensipler  çerçevesinde yaşayan, tertip ve düzen hususunda hassas davranan insan demektir.</p>
<p>Aslında, bir mü&#8217;minin hayatı her zaman çok ahenkli olmalıdır. O, ne zaman ne  yapması gerektiğini, nelerle meşgul olması ve hangi işlerle uğraşması lazım geldiğini  önceden bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Onun, hangi işi önce yapacağını belirleme  ve bir programa göre çalışma niyeti haricinde &#8220;Acaba şimdi ne yapsam?&#8221; şeklinde  bir düşüncesi olmamalıdır. O, hem Cenâb-ı Hakk&#8217;a karşı kulluk vazifelerini hem diğer  insanlarla alâkalı sorumluluklarını hem de kendi şahsî işlerini ve bunlardan hangisini  ne zaman yapacağını mutlaka önceden tayin etmeli; her haliyle bir düzen ve intizam  örneği sergilemelidir. Haddizatında, ibadetler iş tanzimi ve vakit taksimi için  çok önemli birer köşe taşıdır ve inanan insan çoğu zaman işlerini o ibadet takvimine  göre ayarlar: &#8220;Öğle namazından sonra; akşam namazından önce..&#8221; diyerek gününü belli  dilimlere ayırır ve hiçbir anını boş geçirmemeye çalışır.</p>
<p>Zamanın kıymetini bilen ve ömrü, değerlendirilmesi gereken çok önemli bir nimet  olarak gören kimseler, yeme içmeden yatıp-kalkmaya kadar her şeyi zabt u rabt altına  alırlar; hiçbir meselelerini dağınıklık içinde ve sürüncemede bırakmazlar. Onlar  bilirler ki, hem insanların hem de kurumların en verimli oldukları anlar, en düzenli  oldukları zamanlardır.</p>
<p>İşte, Ramazan ayı, yemek-içmek-uyumak gibi nefsin arzu ettiği şeylere karşı tavır  belirleyerek, bunları ihtiyaç ölçüsünde ve hamd ü şükür duyguları içerisinde gidermek  suretiyle hayatı disipline etmeyi öğretir. Nefsanî isteklere karşı, kalb ve ruh  atmosferine sığınarak, vicdanı harekete geçirip iradeyi güçlendirerek sürekli istikamet  üzere olabilmeyi ders verir.</p>
<p>Ramazan-ı şerif, insanın en zayıf damarlarından biri olan yeme-içme isteğini  sınırlamayı ve kontrol altında tutmayı sağlar. Adeta bir beslenme disiplini talim  eder. Evet, hayatı devam ettirebilmek için mutlaka yemeye, içmeye ihtiyaç vardır.  Ne var ki, sağlık prensipleri hesaba katılmadan yenilip içilen her şey beden için  zararlı olduğu gibi; midenin, kalbi ezecek kadar güçlenip insanı kalb ve ruhun derece-i  hayatından hayvaniyet ve cismaniyet çukurlarına düşürmesi de bir felakettir. Evet,  vakitli vakitsiz sürekli bazı şeyler yiyip içmek ve mideyi hep dolu bulundurmak,  hem bedene zarardır hem de Cenâb-ı Hakk&#8217;ın hoşlanmadığı bir davranıştır.</p>
<p>Bu mübarek ay boyunca tutulan oruç, yemek vakitlerini belirleme, israftan ve  mideyi tıka-basa doldurmaktan kaçınma, hem beden hem de ruh sağlığına zarar veren  şeylerden uzak durma ve aynı zamanda mutlaka helâl dairesinde kalarak harama asla  el uzatmama hususlarında temrinat yaptırır; Ramazanlaşan insanlara bu konularda  disiplin ruhu kazandırır.</p>
<p>Ramazan, ondan nasiplenmesini bilen her insanı, seviyesine göre bir sadâkat eri  haline getirir. Oruç tutan ve ondaki sırrı kavramaya çalışan bir mü&#8217;min, hem Hakk&#8217;a  teveccühünde hem de halkla münasebetlerinde hep vefa ve sadâkat peşinde olur. O,  sadece belli vakitlerde ibadet eden bir insan olmakla yetinmeyip, ubudiyet ufkuna  yürür ve bütün gününü kulluk şuuruyla değerlendirir, her an ibadet ediyor olma duygusuyla  yaşar. Dünyevî eğilimlerden ve cismanî temayüllerden birazcık sıyrılınca, kendini  Cenâb-ı Hakk&#8217;a adama ve bir hakikat eri olma hedefi belirir önünde. Bu hedefe ulaşmak  maksadıyla, Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle, hep Allah için düşünme, Allah  için konuşma, Allah için muhabbet duyma, &#8220;lillah, livechillah, lieclillâh&#8221; dairesi  içinde kalma ve her zaman Hakk&#8217;a müteveccih bulunma denemeleri yapar; bu denemeler  neticesinde başarıyı yakalamaya her gün biraz daha yaklaşır. Derken, tam bir vefa  ve sadâkat insanı olur.</p>
<p>Zaten oruç, vefa duygusunun en güzel bir alâmetidir. Zira o, Allah ile kul arasında  yapılmış bir anlaşmadır: Kul, belirli süreler dahilinde, belirli şeylerden vazgeçer  ve bu suretle ahdinde vefalı olduğunu gösterir; Cenâb-ı Hak da onun mükafatını bizzat  Kendisinin vereceğini va&#8217;deder. Allah&#8217;a karşı vefalı davranan bir insan, zamanla  ailevî ve içtimaî hayatında da tam bir &#8220;vefa abidesi&#8221; durumuna yükselir. Bu duyguyla,  sıla-yı rahimi gözetir, herkese yardım eli uzatır; zekatını ödemekten asla kaçmaz,  hatta sadaka vermeye ve infak etmeye hiç doymaz.</p>
<p>Hak&#8217;la münasebetin önemli bir şiarı da Kur&#8217;an okumak, dua dua Cenâb-ı Allah&#8217;a  yalvarmak ve sürekli O&#8217;na teveccühte bulunmaktır. Ne var ki, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in işlemeli  sandıklar ve ipekten kılıflar arasındaki hapsine son verip, onu dil ve gönüllere  şeker-şerbet yapmak da pek çokları için bir manada ancak Ramazan-ı Şerifte mümkün  olmaktadır. Bu kutlu ay, damaklara bir Kur&#8217;an tadı çalmakta ve insanlara bir evrad  ü ezkar disiplini de aşılamaktadır.<br />
İşte, bir ay boyunca, yeme-içmeden yatıp kalkmaya, ibadet ü taatten evrad ü ezkâra  kadar hayatın hemen her alanıyla alâkalı bazı kaide ve kurallar çerçevesinde davranan,  bir ölçüde disiplin ruhuna kavuşan ve düzenli yaşamaya alışan insanlar, Ramazan&#8217;dan  sonra da aynı nizam ve intizamı korumalı, devam ettirmelidirler. Mesela, bir ayın  her gecesinde uykuyu bölüp sahurun bereketinden istifade etmeye koşan, bu arada  seccadeyle de bir vuslat yaşayan mü&#8217;minler, bu otuz geceyi bir temrinat süresi olarak  değerlendirmeli ve artık senenin her gecesini bir vuslat koyu bilmeli, gecelerini  hiç olmazsa bir kaç rekat teheccüd namazıyla aydınlatmalıdırlar.</p>
<p>Evet, bir disiplin insanı, nasıl yaşayacağını ve nerede nasıl davranacağını önceden  belirler; belli prensipler çerçevesinde kendine bir rota çizer ve attığı her adımı  bilerek atar. Bizim, tavır ve davranışlarımızın renk, desen ve çizgilerini de dinimiz  çok önceden belirlemiştir. Mesela, Allah&#8217;a ve Rasûlü&#8217;ne iman bizim için en önemli  esastır. Bu esas, sonraki adımlarımızın yönünü de tayin eden bir yol işaretidir.  Biz, inandığımız Rabbimizi, rehber bildiğimiz Rasûl-ü Ekrem Efendimiz&#8217;i herkese  anlatmakla mükellefiz. Dinimizi neşretmek bizim görevimizdir. Dolayısıyla, gönüllere  girmeye çalışırız; çok güzel olan İslam&#8217;ın güzelliklerini sergilemek için onu güzelce  temsil etmeye gayret gösteririz. Bu niyete matuf olarak, dinî kaynaklarımızın şekillendirdiği  tavır ve davranışlarımızla insanların arasında bulunur; onlara kendi değerlerimizi  tanıtırız. Gönül verdiğimiz hakikatleri herkese anlatmak için, şer&#8217;an katî haram  olan meselelere girmeme kaydıyla, o mevzuda kullanılmasına cevaz verilen bütün vesileleri  kullanır ve ne yapıp edip insanlarla iman hakikatleri arasındaki engelleri ortadan  kaldırmak için çabalarız. Aynı zamanda, disiplin insanı olmakla kuralcı olmak arasındaki  farka da dikkat eder; içinde yaşadığımız zamanın şartlarını göz önünde bulundurma,  kendi kültür ortamımızın gerçeklerini gözetme ve devrin insanlarına onların anlayacağı  bir dil ve üslupla hitap etme gibi hususlara da azami özen gösteririz.</p>
<p>Şayet, kendimizi Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rızasına adamış ve o rızayı da Zât-ı Ulûhiyeti  duyurmaya bağlamışsak, artık nerede olursak olalım, hangi şartlar altında bulunursak  bulunalım, bizim için durmak, acizliğe düşmek ve mesuliyetten kaçmak söz konusu  değildir. Zira, &#8220;Bahar gelsin, hava ısınsın, çiçekler açsın, bülbüller ötmeye başlasın&#8230;  işte o zaman ben de şakırım!&#8221; şeklindeki bir düşünce bir disiplin insanının mülahazası  olamaz. O kışta da şakımalıdır yazda da; baharda da güle türküler söylemelidir güzde  de. O, her mevsime ve her döneme göre bir dil ve üslup tutturmalı, dilbeste olduğu  hakikatleri terennüm etmekten asla geri durmamalıdır.</p>
<p>Tabii ki, böyle bir gönül yüceliği ve bu denli bir disiplin ruhu –hususî bir  inayet olmazsa– bir anda kazanılmaz. O ufka ulaşmak, uzun bir zaman ve ciddi temrinat  ister. Şu kadar var ki, Ramazan bir başlangıçtır ve o güzel hasletlere ulaşmak için  çok bereketli bir ekim mevsimidir.</p>
<p>Aslında, inananlar için, insan ömrü bir Ramazan, büluğ çağı imsak vakti ve ölüm  de iftar anıdır. Bir aylık Ramazan, bir ömür süren kulluk orucunun alıştırması gibidir.  Otuz günde kazandığı güzel hasletleri hayat boyu devam ettirmesini bilenlerdir ki,  onlar, burada biraz aç ve susuz kalmaya bedel, ötede &#8220;Kullarım, çok defa sizi renginiz  kaçmış, benziniz sararmış-solmuş, gözleriniz içine çökmüş ve avurtlarınız çukurlaşmış  olarak görüyordum. Buna Benim için katlanıyordunuz. O geçmiş günlerde takdim ettiklerinize  bedel haydi bugün afiyetle yiyin, için.&#8221; hitabını duyacak ve işte o gün asıl iftarı  yapacaklardır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/354/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/354/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/354/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/354/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/354/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/354/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/354/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/354/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/354/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/354/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/354/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/354/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=354&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/ramazana-dogru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tr.fgulen.com/images/stories/kiriktesti/tr_kiriktesti_16074.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Ramazan'a Doğru</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Gufranla Tüllenen Ay</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/gufranla-tullenen-ay/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/gufranla-tullenen-ay/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 11:12:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Gufranla Tüllenen Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Ümit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=352</guid>
		<description><![CDATA[Hiç dinmeyen bir neş&#8217;e, hiç bitmeyen bir zevk, hiç eksilmeyen bir aşkla, tütüp giden bir ay varsa o da Ramazandır. Bir sene içinde geçen bütün nazlı mevsimlerin, ayların özünü, ruhunu, gerçek manâsını ve onlardan süzülmüş, toplanmış usareleri en tatlı bir şive ile sunan Ramazan günleri, Ramazan geceleri; her lahza, gönülleri ayrı bir haz ve ayrı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=352&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><!--IMAGE images/manset/tr_10624.jpg IMAGE--><img style="float:left;" title="Gufranla Tüllenen Ay" src="http://tr.fgulen.com/images/stories/eser_10624.jpg" border="0" alt="Gufranla Tüllenen Ay" hspace="6" width="118" height="90" /><span class="dropcap">H</span>iç dinmeyen bir neş&#8217;e, hiç bitmeyen bir zevk, hiç eksilmeyen bir aşkla, tütüp giden bir ay varsa o da Ramazandır. Bir sene içinde geçen bütün nazlı mevsimlerin, ayların özünü, ruhunu, gerçek manâsını ve onlardan süzülmüş, toplanmış usareleri en tatlı bir şive ile sunan Ramazan günleri, Ramazan geceleri; her lahza, gönülleri ayrı bir haz ve ayrı bir tatlılıkla sarar, şefkatle onları kucaklar, muhabbetle okşar ve yaşama zevkiyle coşturur.</p>
<p>Ramazan günleri, dünyanın her yanında, husûsiyle Müslüman ülkelerde ve Müslümanlar arasında ve hele bizim dünyamızda bütün alâkalara merkez, bütün ruhânî zevklere meydan, bütün heyecanlara sahne, bütün terakkîlere nurdan bir helezon ve bütün insânî hususiyetlerin inkişâfına açık bir fırsat, bir ganimet alanıdır. <span id="more-352"></span></p>
<p>Geceleri ayrı bir duygu, gündüzleri ayrı bir aydınlıkla tulû&#8217; eden Ramazan günleri, gönüllere ayrı bir ruh çalar geçer.. ve toplumun birbirinden kopmuş parçalarını biraraya getirir, bütünleştirir, bütün inzivâzedelere cemaat yolunu açar ve onların gurbetlerini izâle eder.. herkese değişik buudda bir his ve fikir ziyafeti verir ve herkesi bir kere daha hayata uyarır.</p>
<p>Ramazan, minarelerin başındaki mahyâlardan camilerin derûnundaki âvizelere, mescitlere uzanan yolların sağındaki, solundaki kandillerinden evlerimizin içindeki lambalara, müminlerin yüzlerindeki duruluktan, gönüllerindeki aydınlığa kadar her yerde ışıkla tüllenir. Hele, dinin yeniden gençliğe erdiği günümüzde o, seher yellerine açık sahurları ve gizli lûtufların tecellileriyle tüten iftarlarıyla öyle farklı bir hava, farklı bir ziya ve farklı bir şive ile gelip gönülleri okşar ki, olsa olsa ancak, aşkın vuslat ümidiyle kanatlanması bu kadar cezbedici, bu kadar imrendirici olabilir. Sanki Ramazan ayına kadar ruhun sonsuzluk iştiyakı ile insan arasında bir perde varmış da oruçla o perde aralanıyor gibi olur.. ve o âna kadar kalbin bir köşesinde sessiz sessiz uyuyan aşk u şevk birdenbire canlanır, kabarır, köpürür; bütün benliği sarar ve önüne geçilmez bir vuslat arzusuna inkılâb eder. Bu mukaddes arzuyu gerçekleştirme yolunda, üfül üfül bâd-ı tecellilerin estiği seherler kollanır, insanlar için hep ötelere açık birer menfez gibi müşahit bekleyen namaz vakitleri olabildiğince değerlendirilir.. ruhlara revh u reyhân teravihlerle gönüller coşturulur.. ve duygulara kâse kâse İlâhî nefahât içirilir.. derken, herkes derecesine göre adeta uhrevîleşir, ledünnîleşir ve birer melek halini alır.</p>
<p>Ramazan, Kur&#8217;ân ayı olması itibariyle bütün bir sene Kuran&#8217;dan uzak kalmış olanlar bile ciddi bir susamışlık içinde, kendilerini o nûrefşân iklimde bulur.. ve Kurân&#8217;ın sağnak sağnak onların başlarına boşalttığı ruh, mânâ, esrar ve eltafla benliklerinin kurumaya yüz tutmuş bütün vadilerini sular.. bir baştan bir başa gönül dünyalarını tıpkı bir çiçek bahçesi haline getirir ve onları varolma zevkiyle coşturur. Onlar, Kur&#8217;ân&#8217;da bütün varlığı duyar ve dinler; duygu ve düşünceleriyle kanatlanır.. Kur&#8217;ân&#8217;da bütün hilkatin soluklandığını hisseder, ürperir.. yer yer ra&#8217;şelerle kendilerinden geçer; zaman zaman da gözyaşlarıyla nefes alır, gözyaşlarıyla boşalır, aradan perdelerin kalktığını duyar, Allah&#8217;a yakınlardan daha yakın olduklarını hisseder ve kendilerini âdeta bir zevk zemzemesi içinde bulurlar.</p>
<p>Kurân&#8217;ın ledünnî muhtevasını ancak, onda bütün varlığın sesini duyabilenler ve onun derinliklerinde insan ruhuna ait korku ve ümit, tasa ve sevinç, keder ve neş&#8217;e mûsikîsini birden dinleyebilenler anlar. O&#8217;nu sanki kendine inmiş gibi dinleyebilen zaman-üstü ruhlar, O&#8217;nda cennet meyvelerinin lezzetini, Firdevs bahçelerinin renk ve güzelliğini, Reyyan yamaçlarının çağlayan ve manzaralarını müşahede eder ve onunla gürül gürül hâle gelirler. Kur&#8217;ân&#8217;ı, Ramazan&#8217;ın şeffaflaştırıcılığı ve kalbin kadirşinas ölçüleriyle ele alıp onun derinliklerine yelken açabilen saf gönüller, her lâhza ayrı bir uhrevî kıymete ulaştıklarını hisseder ve her an &#8220;bekâ&#8221;nın ayrı bir buuduyla tanışırlar. Bu insanların düşünce ve hayatlarında &#8220;metafizik&#8221;, &#8220;fizik&#8221;i tamamlar, manâ da, maddenin gerçek muhteva ve değeri olur ve her şey perde arkası kıymetleriyle ortaya çıkar. Ve yine bu insanların çehrelerinde sanki, İlâhî isim ve sıfatların engin dairesine açık bulunmadan mülhem, gizli bir seziş, derin ve farklı bir anlayış ve Kurân&#8217;la inlemiş günlerin uhrevîliklerinden kalma bir olgunluk, bir doygunluk, bir safvet, bir içtenlik ve îmanın altın zevkleriyle beslenmiş bir letâfet, bir câzibe ve bir mürüvvet çağlıyor gibi bir büyü hissedilir. Onlar, hiçbir şey konuşmasa, hiçbir şey anlatmasalar bile, o anlamlı tavırlarından, edâlarından, endamlarından, bakışlarından, duruşlarından bu manâlar her zaman taşar gelir, gelir ve her tarafta yankılanırlar.</p>
<p>Kur&#8217;ân kanatlı ve Kur&#8217;ân buudlu Ramazan-ı şerif kadar gecesi ayrı nurâniliğe ve gündüzü de ayrı aydınlıklara açık bir başka ay yoktur. İnsan, her yeni Ramazan&#8217;la bir kere daha, hem de bütün tazeliğiyle Kur&#8217;ân&#8217;ı ve O&#8217;nun gökler ötesi kaynağını, tüllenen İlâhî marifeti ve O&#8217;nun kevn ü mekânlara dağılmış işaretlerini, Allah aşkını ve O&#8217;nun inanmış sîmalardaki pırıl pırıl izlerini görür, duyar ve sezer. Evet, Ramazan&#8217;da Kur&#8217;ân bütün bir kaderin yonttuğu bu pırıl pırıl yüzlerin ve bütün bir manânın iç derinliğini gösteren bu ışıl ışıl gözlerin hepsinde ayrı bir uhrevîlikle parıldar.. kadın-erkek, yaşlı-genç, zengin-fakîr, âlim-cahil, aristokrat-halk hemen herkes bu mübarek zaman diliminde hayat ve yaşayış basamakları itibariyle ramazanlanır ve Ramazan&#8217;la gelen manâları soluklar&#8230;</p>
<p>Evet, herkes istidadına göre ve kabiliyetinin elverdiği ölçüde onunla değişik bir buudda, çeşitli münasebetsizliklerden, insanı başaşağı götüren rezîlelerden ve bütün manevî kirlerden arınır, nurlanır.. ve cennetlere ehil hale gelir. Ramazan ayı, yümün ve bereketiyle o kadar zengindir ki, gölgesine sığınan hemen herkes O&#8217;nun servet ve gınasından istifâde eder ve uhrevî sultanlıklara erebilir: Gençler-ihtiyarlar, sağlam mü&#8217;minler-ârızalılar, zekiler-ahmaklar, akıllılar-deliler, eşyanın perde arkasına kapalı olanlar-açık bulunanlar, bir işe yarayanlar-yaramayanlar, havadan nem kapanlar-yağmurun altında bile ıslanmayanlar, hâkim olmak için yaratılmış bulunanlar-mahkûm olarak dünyaya gönderilenler, binbir gâile içinde dahi dimdik ayakta durmasını bilenler-en küçük sarsıntıya mukavemet edemeyerek devrilip gidenler, hayatlarını karamsarlık içinde ve inleyerek geçirenler-cehennemlerin içinde bile ümit şakıyanlar, ömürlerini başkalarına dayanarak sürdüren dermansızlar-en onulmaz dertlerle kıvranırken dahi neşeyle gürleyen iradeler, yaşayışlarını yeme, içme ve uyumaya göre programlamış tenperverler-yemeyi, içmeyi ve uyumayı aşmış gerçek insanlar&#8230; Evet, bütün bu birbirinden ayrı, birbirinden farklı sınıflar, değişik ölçülerde de olsa, O&#8217;nun aydınlık ikliminde mutlaka başkalaşır, farklılaşır ve halinin müsaadesi nispetinde bir yerlere ulaşırlar.</p>
<p>Ramazan&#8217;ın güzellik ve nuraniyeti ve o nuraniyete açık gözlere akseden varlığın mânâ dolu ihtişamı, bu birbirinden ayrı ve farklı gruplar üzerine saldığı sır dalga boyundaki bir kısım tayflar sayesinde, o, kendine has tadı, havası, rûhu ve manâsıyla gönüllere öyle bir siner ki, en inatçı kafalar bile mukavemet edemez ve ona teslim olurlar.</p>
<p>Ramazanda, her şeyi kendi sırlarıyla bürüyen geceler o kadar mûnis ve tatlı, insanın duygu ve düşüncelerini ayrı bir halâvetle kucaklayan gündüzler o kadar sıcak ve yumuşak, inanmış simalar o kadar hisli ve derin, Allah&#8217;a davet eden sesler o kadar şefkatli ve bunların hepsinin ifade ettiği manâlar o kadar duygulandırıcıdır ki, bu gufrân ayına sînelerini açabilenler muvakkaten dahi olsa, tasalardan, kederlerden birbir sıyrılıp cennet mutluluğunu duyabilirler</p>
<p>Fethullah Gülen</p>
<p>01.01.1992</p>
<p><strong><span class="tip">Yeni Ümit, Ocak-Mart 1992, Cilt 2, Sayı 15</span></strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/352/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/352/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/352/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=352&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/gufranla-tullenen-ay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tr.fgulen.com/images/stories/eser_10624.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Gufranla Tüllenen Ay</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>