“De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (Al-i İmran Suresi, 64)
Diyalog ve Peygamberimiz’in Hayatından Diyalog Örnekleri
Yrd.Doç.Dr.Abdullah Duman
Diyalogu, düşünce sistemleri, örf ve âdetleri, inançları, kültürleri farklı insanların bir araya gelerek ortak bir paydada buluşma, birbirlerini anlama ve huzur içerisinde yaşama gayreti olarak tarif edebiliriz.
Diyalogda birbirini anlama esas gaye olmalıdır. Farklı görüşten insanlar, kimliğini kaybetme korkusuyla bir araya gelip konuşmaktan çekinmemeli, diğer taraftan karşı tarafa fikirlerini zorla kabul ettirme anlayışı içinde de olmamalıdırlar. Fikirlerinden taviz vermeden karşı tarafın düşüncesini anlamaya çalışmak, onu kendi kimliği ile kabul etmek diyalog insanının gayesi olmalıdır. Hz. Âdem’den itibaren yeryüzüne dağılarak toplumlar kuran insanlar, yine şüphesiz kendilerine özgü gelenek, görenek, dinî ve ahlâkî değerlere sahip oldular. Dolayısıyla her toplumu diğerinden ayıran farklı kültürler meydana geldi. Bu kültürler bizim düşüncemiz, dinimiz ve kültürümüzle zıtlık arz etse de, onları yok sayma veya tahkir etme hakkına sahip olmadığımızı bilmemiz gerekir. Toynbee, “Biz olumlu ya da olumsuz değerlendirmeler yapmak istemiyoruz; tersine anlamak istiyoruz” der (Özlem 1996, 162). Onuncu ve on birinci yüzyıllarda yaşamış olan ve diğer çalışmalarının yanında milletlerin kültürleriyle ilgili çalışmalarıyla da dikkatimizi çeken meşhur İslâm âlimi Bîrûnî de, kültürleri tenkit etmekten çok anlama ve anlatma gayreti içerisinde olduğunu ifade etmektedir (Birunî 1923, 99-100). Yine Bîrûnî’den bir asır önce yaşamış olan Mes’ûdî’nin Mürûcü’z-Zeheb adlı eserini aynı anlayış doğrultusunda telif ettiğini, bir çok kültür havzasını bizzat müşahede ederek oluşturduğunu görüyoruz. Yazının devamını oku »
İslamî düşüncede insan tarif edilirken ‘medeniyyün bittab” (yaratılışı gereği medenî) denilir. İnsanoğlunun genleri sanki cemiyet halinde yaşamak üzere programlanmıştır. O, oturacağı bir eve kavuşmak veya yiyeceği bir lokmayı elde etmek için onlarca insanla münasebet halinde olmak zorundadır. Şaka için bile olsa, ‘Ev olarak mağara, yiyecek olarak ot yeter’ diyecek birine, yazlık-kışlık giyeceklerini, kalemini, mürekkebini hatırlatırız.
Âdemoğlu, insanca bir hayat yaşamada başka insanlara muhtaçtır, huzuru ve saadeti için de insanlarla iyi anlaşmaya, onlarla uyum içinde olmaya mahkûmdur. Atalarımız, çok yerinde olarak: Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa! demişlerdiir.
İster istemez birbirine muhtaç bulunan, başkalarıyla bir arada yaşamak zorunda olan insanoğlu, bu başkalarıyla anlaşacak ve anlaşmak için de konuşacaktır. İnsan, kendi kendisiyle konuşmaz; konuşma en az iki kişi arasında olur. Yani insanlar monolog yaparak yaşamazlar; onlar, ‘İki kişi arasında cereyan eden konuşma’ manâsına gelen diyalog yaparlar. Yani diyalog, hayatımızın en temel unsurlarındandır. Yazının devamını oku »
Zâtî sıfatlarından biri de Kelâm, yani konuşma olan Allah Tealâ kullarına değer vererek peygamberleri vasıtasıyla onlara hitap etmiştir. O, Kendisinin onlara hitabı ile yetinmeyip yaratıklarının dualarını, dileklerini dinler, onlara cevaplar verir. Böylece, iki tarafın karşılıklı konuşması demek olan diyalogu gerçekleştirir. Kelâm ilmi âlimlerinin ‘et-tenezzülatu’l-ilâhiyye ilâ ukuli’l-beşer’ dedikleri kabilden olan bu konuşmayı gerçekleştirmek için O, insanların lisanlarında bulunan kelimeleri kullanma lütfunda bulunur. Zira bildirilmesi matlup olan hususları insanlara anlatmanın başka yolu yoktur. Allah, ‘ihtimam’la yarattığı insandan vazgeçmez. Nitekim O: “Siz haktan yüz çeviren bir topluluksunuz diye, Kur’ânla size gerçekleri hatırlatmaktan vaz mı geçeceğiz?” (Zuhruf, 43/5) buyurmaktadır. Yazının devamını oku »
Kur’an ve Sünnette “Diyalog” kelimesi geçmektemidir ?
Yazar Dr. Emin Şimşek
Soru : Kur’an ve Sünnette “Diyalog” şeklinde bir ifade bulunmamasına rağmen , Diyalog adı altında yapılan Hizmetler , İslam adına nasıl bir fayda sağlayabilir ?
Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’de “kelime” bazında geçmeyen nice hususlar vardırki , bize yüklediği mana itibariyle Kur’an ve Sünneti ihtiva etmektedir. Örneğin , Hakk’a ulaşma yollarına verilen bir isim olan “tasavvuf” ve onun ameli cephesini teşkil eden “derviş” kelimelerini bire bir anlamda ne Kur’anda nede Sünnette bulamazsınız. Halduki , Kur’an bir çok Ayet-i Kerimelede (1) ve Sünnet-i Sahihada (2) Tasavvufa ve o yolun yolcularına işaretler mevcuttur. Yazının devamını oku »
Efendimiz (sav), hayatı seniyyelerinde herzaman hilm ve rıfık sahibi olmayı , insanların gönüllerin fethederken sevgi ve hoşgörüyü kendisine rehber edinmiş ve tavsiye etmiştir. Bu hoşgörü sadece mü’minlerle sınırlı kalmamış, gayr-i müslimlere karşı da adil, musamahalı ve toleranslı davranmayı, kalbleri Allah adına kazanma noktasında değerlendirmiştir.
Efendimiz (SAV) Hayat-ı seniyyelerinde sürekli İslamı temsil etme ve gönüllere nakşetme gayreti içinde bulunmuş, bunun tesisi içinde zaman zaman gayr-i müslimler ile ittifak ve birliktelikler tesis etmiş, ihtiyaç dahilinde onların himayesi altında girmekten sakınmamıştır. Yazımızda bu konuya dikkat çekmek istememizdeki gaye, Efendimiz (SAV) her müşriki, her Hıristiyan’ı , her Yahudiyi aynı statütede değerlendirmediğini, zaman zaman İslam’ın geniş kitlelere ulaşması ve İslamın Temsilinin gösterilmesi adına gayri-müslimlerle ittifak tesis ettiğini gözler önüne sermektir.
A) Müşriklerle kurulan İttifaklar
1-) Müşrik Huzaa Kabilesi ile Hudeybiyye Antlaşmasında kurulan İttifak :
SORU: “Sen (o zaman), sırf Allah’ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah’dan mağfiret dile…”Ali İmran Suresi, 159. Ayet-i kerimede geçen Efendimiz’in (SAV) yumuşak/müsamahalı davranması sadece müminlere karşımıydı ?
ELCEVAB :
1-) Kur’anı Kerim, Hz.Musa (AS) ‘ma, Firavuna karşı: ‘Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar’ (Taha:44) diyorsa, yani kendisini İlah addeden bir Müşrike karşı bile ‘Yumuşak ol’ diyorsa, o zaman bizim de Tebliğ ve İrşad vazifemizde bu yöntemiesas almamız esastır ! Yazının devamını oku »
İddia :
“Kâfirlere ve münafıklara itaat etme!” (Ahzab: 4 Bu Âyet-i kerime hakkında Elmalılı Hamdi Yazır Efendi tefsirinde şöyle söylemektedir: “Dâvet görevini yerine getirirken onlara dost gibi görünmek, alçaktan almak, tebliğde yumuşak davranmak yasaklanıyor. Yasaklama ve uzlaştırma, abartı ile onları heyecana getirmek için mânâ ‘İtaat etme!’ biçiminde olumsuz ifade edilmiş ve Allah’ın emirlerini tebliğde bir nebze hoşgörü, kâfirlere ve münâfıklara itaat etmek mânâsında olduğu anlatılmıştır.”. Siz ise bununla çelişiyorsunuz ? Yazının devamını oku »
“De ki: Ey Ehl-i Kitap, Sizinle Bizim Aramızda Aynı Olan Bir Kelimeye Gelin: Allah’tan Başkasına İbadet Etmeyelim ve O’na Hiçbir Şeyi Ortak Koşmayalım; Allah’ı Bırakıp da, Kimimiz Kimimizi Rabler de Edinmesin.. Eğer onlar yine de yüz çevirirlerse, işte o zaman: “Şahit olun ki biz müslümanlarız!” deyiniz.”(Âl-i İmran, 3/64)
İslamî tebliğde, bilhassa Ehl-i Kitab’a karşı yumuşak olmak Kur’ân’ın emridir. Değil sadece Ehl-i Kitap, Cenab-ı Allah, Hz. Musa’ya, fir’avn’a giderken dahi “Ona yumuşak söz söyle; olur ki, öğüt alır, kendine gelir ve Allah’tan korkar” (Tâhâ/44) diye mülâyemeti emreder. Galiz sözlerin, insanları kınamanın ve onlara karşı kaba davranmanın İslamî tebliğde hiç mi hiç yeri yoktur. Yazının devamını oku »
Kur’an-ı Kerime ve Efendimiz’e (sav) en bağlı insanlar olan ve Kur’anı Kerim’de Allah’ın, “Ben onlardan razıyım “ (41) dediği Ashab-ı Kiram’ın bu noktada farklı düşünmeleri hiç mümkün mü?
A) Dört Halife döneminde Diyalog
Gayrimüslimlerin kendi kültür ve dini inanışlarını devam ettirdikleri okullar, İslam idaresi altındada eğitimlerine devam etmişler ve buralardan başta patrikleri olmak üzere din adamları yetiştirmişlerdir. İncelemelerimizde, Hristiyanlara karşı çıkarılan zorlayıcı emirnamelerin hiçbirisinde, onlara ait din okullarını denetim altına alıcı, kısıtlayıcı bir hükme rastlanmaz !Peygamberimizin vefatından sonra başlayan Fetih hareketleri ile birlikte ele geçirilen şehirlerin çoğu Sulh yoluyla ele geçirilmiş ve cizye ödemeleri şart koşularak gayrimüslimlere bir ahitname ile yükümlülükleri ve hakları sunulmuştur. Bu ahitnamelerde, fethedilen beldelerde faal olan kiliselerin yıkılmıyacağına dair garantiler bulunuyordu. Hatta Hz.Ömer, Kudüsün fethi üzerine gittiği bu şehirde, Patrik Sofranyus’un namazını büyük Kıyame (Bas) Kilisesinde kılması teklifini geri çevirmiş, şayet bu Kilisede namaz kılması halinde acaba ileride camiye çevrilir ve bir haksızlığıa vesile olurmuyum mülahazası çerçevesinde uygun görmemiştir. (42)Halife el-Velid b Andulmelik tarafından Dımeşk mescidinin genişletilmesi gayesiyle yıkılan Yohanna Kilisesiyle ilgili hatalı uygulma, Halife Ömer bin Abdulaziz tarafından düzeltilmiş, o kilisenin iadesi düşüncesi ile, Hristiyanlar buna Rıza göstermesede, kilise yerine yapılan caminin yıkılmasına karar vermiştir. Yazının devamını oku »
Peygamber Efendimiz (SAV) uygulamalarında Diyalogİnsanlığın İftihar Tablosu ‘nun (SAV) hayat-ı seniyyeleri, baştan sona hep af ve müsamaha yörüngelidir! Kendisine hayatı boyunca eziyet etmiş, İslam adına hep karşısında durmuş, kendisini hep yarıyolda bırkamış nicelerini, belki imana gelir, belki İslam’a ileride sahip çıkar mülahazası içinde olmuş ve öyle olunmasını da tavsiye etmiştir. Efendimiz (SAV) ‘in Ehl-i Kitab ve kafirlere karşı uygulamalarında Diyalog :1-) Allah Resûlü (sas) , bir gün yoldan bir Yahudi cenazesi geçerken ayağa kalkar. O esnada yanında bulunan bir sahabi, “Ya Resûlallah, o Yahudi’dir.” der. Nebiler Serveri (sas) hiç tavrını bozmadan ve yüz çizgilerini değiştirmeden, zamana “dur ve beni dinle” dedirtecek şu cevabı verir: “Ama bir insan! ” (15)
2-) Efendimiz (SAV) , Mekke Fethedildiğinde kendisini kendi vatanından çıkaran, kendisine Hayat Hakkı tanımayan ve o dönem müşrik olan Ebu Süfyan ve Mekke’nin ileri gelenlerine, hiçbir şekilde cezalandırmamış, onlara bir itab mahiyetinde bu yaptıkları zulmü yüzlerine karşın hatırlatmamış, hatta “Kabe’ye sığınan emn,iyette olduğu gibi, Ebu Süfya’nın evine sığınanda emniyettedir” buyurarak, müşrik Ebu Süfyan’ın evini emniyet ve sığınma bakımından Kabe ile beraber zikretmiştir. (16)
3-) Ebu Sa’lebe el-Huşeni naklediyor: Ben Hz. Peygamber (sav) ‘e ‘Ey Allah’ın Resulü, biz Ehli Kitab’ın yaşadığı bir yerdeyiz. Onların kap kacaklarından yiyip içebilir miyiz? diye sordum. Dedi ki: ‘Onlarınkinden başka kap-kacak bulabilirseniz onlarınkinden yemeyin. Başka birşey bulamazsanız onları yıkadıktan sonra kullanın.’ diyerek, Ehl-i Kitaba bu noktadan bir ayrıcalık yapmış ve komşuluk hakkından doğan bir Diyaloğun kapısını kapatmamıştır. Yazının devamını oku »
İslam dininin Ana Kaynağı olan Kur’an-ı Kerime göre, Allah insanları ancak ve ancak kendisine kul olsunlar diye yaratmıştır.(Zariyat,56) . İbn-i Abbas (R.A.) bu Ayetin Tefsirinde derki, Allah’a “kulluktan” kast edilen, Allah’ın “bilinmesi”,“tanınması” yani “iman edilmesidir”.Peki, Diyalog olmadan, karşılıklı fikir alış-verişleri olmadan, konuşmadan bahse konu Allah’ın tanıtılması nasıl olacakki?
Kur’an-ı Kerimi aslında bir Diyalog Kitabı desek, herhalde yanlış bir tesbitte bulunmuş olmayız. Bazı hususi haller müstesna, Kur’an hep barışı, musamahayı ve yumuşak davranmayı bir mümin vasfı olarak zikreder.
- Efendimiz (SAV) için:“ Sen yalnızca Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer katı yürekli biri olsaydın kesinlikle etrafından dağılıp gitmişlerdi.(Ali İmran, 159) Yazının devamını oku »
Dinlerarası diyalog görüşmelerini “yıllarca İslâm’a, Kur’ân’a başkaldırmış, düşmanlık etmiş insanlarla dostluk kurma” diye tenkit edenler olabilir. Halbuki dinlerarası diyalog görüşmeleri, İslâmî bir düşünce ve bu düşüncenin hayata yansımasından ibarettir. Allah Resûlü (sas), yıllarca kendisine her türlü işkenceyi yapan Ebu Cehil’i ve onun gibi nicelerini karşısına alıp muhatap olarak kabul etmiştir. O halde çeşitli vesilelerle görüşülüp konuşulan değişik dinlerden bu insanlar -kaldı ki çokları inancını izhar ediyorlar- yüzünden, İslâmî nasslarla te’lif edilemeyecek tenkitler yapmanın hiçbir manası yoktur. Böyle bir tavır aslında, İslâm’ı tam anlamıyla özümseyememenin bir ifadesidir. Yazının devamını oku »
SORU : İmamı Rabbani Hazretleri , Mektubat isimli eserinin 163.Mektubunda Kafirler ile “….konuşmak, görüşmek de, onlara kıymet vermek olur” diyerek Kafirlerle konuşmayı bile doğru bulmamaktadır. Halbuki , siz Diyalog diyor ve İmamı Rabbani gibi bir Zat-ı bile hafife alıyorsunuz….. İmamı Rabbani ayrıca , “Kâfirler, papazlar vâsıtası ile yapılan düâları Allahü teâlâ hiçbir zemân kabûl etmez.” Derken , siz İftara davet ediyor ve onlara dua ettiriyorsunuz…. El-CEVAB :
İmam-ı Rabbani Hazretleri , Hicri bininci yılın Müceddidi Bir Kutubtur. Kendisinin bu yöndeki tesbitleri elhak doğrudur , bizim gibi “küçük” insanların bu konuda İmam-ı Rabbani gibi büyük insanlardan öğrenecekleri çok şeyler vardır , yeter ki bu Büyük Zatları doğru anlıyalım:
Bahse konu 163.Mektub’un Ana Başlığı :” İslâm ile küfrün birbirinin zıddı, tersi olduğunu, İslâm düşmânlarını sevmemeği bildirmekdedir” şeklinde başlamaktadır. Dolaysıyla mektubun içeriğini birazdan tahlil edeceğimiz üzere , Kafirler’in tümü değil , onlar içinde İslama açıktan saldıran ve düşmanlık izhar eden , İslamı alay konusu yapan, Müslümanlara zulmeden Kafirlerin kast edildiğini rahatlıkla anlıyabiliriz :
İzninizle 163.Mektubtan bazı paragrafları birlikte inceliyelim : Yazının devamını oku »
Peygamberimiz (SAV) mektublarına başlarken mesela “Bismillahirrahmanirrahim! Allah Resûlü Muhammed’den, Habeş Meliki Necâşiye” demektedir. Ayrıca , Hadis-i Şerifte : “Münafığa “efendi” demeyin. Zira eğer o, seyyid olursa (kendine bir değer atfederse) Allah’ı kızdırırsınız.”(Ebu Dâvud, Edeb 83,) denmektedir. El-Cevab :
“Papa Ali Cenabları” bir taltif veya tazim değil, bir diplomatik uslubtur! Efendimiz (SAV) , nasılki Hristiyan Bizans Kralı Heraklius’u yazdığı mektubunda, “Rumların Büyük Reisi Heraklius’a” (bakınız.M.Hamidullah, İslâm Peygamberi, I/219) ifadesinde geçen ’Büyük Reis’ hitabı nasılki bir diplomatik uslub ise , aynı şekilde ‘Papa Ali Cenablarıda’ veya “Hazretleride” bir övgü veya tazim değil, Diplomatik bir uslubtur! Efendimiz (SAV) ‘min bir Devlet Başkanı olarak , komşu Devlet Reislerine gönderdiği Mektublarda sizin yukarıda belirttiğiniz şekliyle hem Allah’ın İsmi ile başlaması söz konusu isede , örneğin yine Hudeybiye Barış Antlaşmasında imzaladığı Sözleşmede , muhatabların isteği üzerine sadece kendi isminin geçtiği “Muhammed” şeklinde imza attığını gözden uzak tutmamak lazım. Hudeybiye Barış Antlaşması , İslam’ın müşrik ve gayrimüslimlerle Diyalog kurmasına zemin hazırladığı ve bu vesile ile İslam’ın temsil edilmesine ve tanıtılmasına imkan sağladığı bir dönem olması ayrı bir husustur , Efendimiz (SAV) ‘in diğer Devlet Başkanlarına yazdığı doğrudan Tebliğ içeren mektublar yazması ise apayrı bir husustur ! Siz dininizi temsil etmeye çalıştığınız muhatabınıza herhalde ; “Ey ebedi cehenneme namzed kişi“ kabalığında Hitab edecek değilsiniz! Pek muhterem Yüksek Mühendis Ahmet Beyfendi veya Saygıdeğer Prof.Dr. Mehmet Bey nasılki bir övgü değil bir diplomatik ünvandır . Hadis-i Şerifde geçen “Efendi demeyin” , onu övmeyin anlamındadır. Yoksa , günümüzde bir çok meslek dalındaki insanlarada ”Efendi” diye hitab edilmektedir. Diploması terminolojisinden bihaber olan kardeşlerimizin , “Ali Cenablarını” bir övgü ifadesi olarak görmeleri onların bu noktadaki bir Diplomatik uslub fukeralığının göstergesidir.
ÖNSÖZMahmut Ustaosmanoğlu Hazretleri (Mahmut Efendi Hazretleri) Allah’ın sevgili Dostlarından büyük bir Kutub’tur. İnanıyoruzki, kendilerinin Himmet ve Duaları sayesinde,Ümmeti Muhammedin dünyadaki mağduriyet ve mazlumiyeti olması gerekenden daha az tecelli etmekte ve İslam adına gösterdiğimiz gevşeklik ve tenbelliğe istinaden, belki başımıza taşlar yağması İlah-i adaletin bir gereği olmasına karşın, Mahmut Efendi ve diğer tüm Hak Dostlarının yüzü suyu hürmetine Allah Rahman ve Tevvab isimlerinin tecelli ettirerek, bu musibetleri hafifletmektedir.Beyan Dergisi, Mahmut Efendi Cemaatinin Resmi bir Dergisi olmamakla beraber, bahse konu cemaatin hocaları tarafından çıkarılmakta ve genel anlamda çok müstefid yazılar yayınlamaktadır. Lakin, 2004 yılından bu yana herhalde tam olarak anlaşılmadığından dolayı, Dinlerarası Diyalog faaliyetleri aleyhinde yazılar yayınlayarak, sanki bahse konu Mahmut Efendi cemaati ile muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin önderliğini yaptığı Gönüllüler Hareketi arasında bir münakaşa varmış izlenimi vermektedirler!
Halbuki, daha geçen sene, İsmail Büyükçelebi Abi ile beraber birkaç kişi Mahmut Efendiyi ziyarete geliyorlar ve Mahmud Efendiye: ‘Efendim; Hocamıza sizin selamınızı arz ettiğimizde hüzünleniyor, gözleri doluyor. Size çok selamları var. Dualarınızı bekliyor. Sizden sizi hatırlatacak bir hatıra bekliyor ‘ diyorlar. Mahmut Efendi de mübarek başından takkesini çıkarıp veriyor. (Geçen sene Afyonda Abdulhak Hocanın (Mahmut Efendinin önceki ders istiharecisi) yaptığı Ege Bölgesi Hocalar Toplantısında da anlatıldığını muhterem bir kardeşimiz anlatmıştı.)
Zaten Hak Dostları, herzaman birbirlerine hürmette kusur etmez, dualarında biribirlerini ihmal etmezler,aynı bu örnekte görüldüğü üzere!
Peki tüm bu Hakikatlere rağmen, Beyan Dergisi, uhuvveti zedelemeye matuf bu yayınları ısrarla sürdürerek, konunun muhatabları ile Diyalog kurup, anlamakta zorlandıkları hususları has dairede paylaşmak yerine neden acaba Diyalogsuzluğu tercih edip, avam önünde, yanlış anlaşılmalara sebebiyet verme pahasına bu yayınları yapmaktadırlar?
SORU: Ayet-i Kerime sert davranın derken, siz neden hoşgörü diyorsunuz?
“Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münâfıklarla cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne kötüdür! ” (Tevbe: 73)
El- Cevab:
Kur’an-ı Kerimde bir Ayet-i Celileyi Tefsir ederken, Tefsir Alimleri, Siyak ve sibak bütünlüğünü kendilerine esas alırlar ! Yani, bir hususu tefsir ederken, bütün Ayeti Kerimelerde bu konu ile ilgili çerçeve tesbit edildikten sonra, gerçek anlamı ortaya çıkarılır !
Evet, bu Ayet-i Kerime açık bir ifade ile Kafir ve Münafıklara “Sert” davranmayı öğütlerken,başka Ayet-i Kerimelerde ise;
1-) Hz.Musa (AS) ‘yı, Firavun gibi Kendisini –haşa- İlahlaştıran büyük bir Kafire gönderirken: “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” (Taha, 44) demektedir.
2-) Efendimiz (SAV) ‘e Uhud Savaşı ve sonrasında hitab ederken, Efendimiz (SAV) ‘min yanında yer almayan, onun emir ve tavsiyelerini yerine getirmeyen hem Münafık hemde İmanları Tahkiki seviyede olmayanlar için: “Sen yalnızca Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer katı yürekli biri olsaydın kesinlikle etrafından dağılıp gitmişlerdi.’ (Ali İmran, 159) demektedir.
3-) Yine Efendimiz (SAV) için: ‘Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet etmeyi ” (Nahl, 16/125) vaz etmektedir.
4-) Allah’ın Ayetlerini inkar eden ve Efendimiz (SAV) ‘i yalanlayanlar için: “Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et.” (Hicr, 85) demektedir.
5-) Hz.İbrahim’in (AS) Babasının Allah düşmanı olduğu vehyedilince, artık babası için tevbe etmediğini belirten Ayet-i Kerime, Hz.İbrahim (AS) mı bize tanıtırken ‘Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.’ (Tevbe,114) demektedir.
Yani, Kur’anı Kerim bazı yerlerde Kafirler hakkında sert davranmaktan bahsederken, yine bazı Ayet-i Kerimelerine “yumuşak” ve “bağışlayıcı” davranmaktan, “güzel muamele” etmekten bahsetmesi, bahse konu “sert” davranma fiilinin bütün kafirleri kapsamadığını göstermektedir. O zaman hangi Kafir’e karşı “sert” hangisine karşı “yumuşak ve bağışlayıcı” davranacağız sorusu akla gelmektedir. Bunada yine Kur’an cevab veriyor:
A) ‘Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden, dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin.’ (Maide:5
B) ‘ İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak, en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: ‘Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim İlâhımız da, sizin İlâhınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.’ (Ankebut,46)
C) ‘Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever.’ (Mümtehina,
Ayetleri bu Dengeyi vaaz ediyor ve diyorki:
Müslümanlarla Zulmeden, Alaya alan, savaşan ve İslam’a açıktan düşmanlığını ilan eden Kafir ve Münafıklara “SERT“ ol, diğerleri ile en güzel yoldan, “yumuşak ve musamaha yolu ile” yani İslamı sevdirerek Tebliğ etme yolunu açık tut! Umulurki, bu şekilde İslam’ın güzelliklerine şahit olurlar ve İman ile müşerreflenirler!
Soru: Fethullah Gülen Hocaefendinin ”Kuranı Kerimde hristiyan ve yahudiler hakkında kullanılan ifadelerin çok sert olduğu söylenir.Geçmiş dönemlerde bazı hristiyan ve yahudilerin apaçık gerçek karşısında gösterdikleri inat ayak diretme ve düşmanlığı ifade için kuranın kullandığı üslup her zamanki hristiyan ve yahudiler için de kullanılacak diye bir şart ve mecburiyet olamaz.Bu tür ayetlerde sübutu katiyye arandığı gibi delaleti katiyye de aranmalıdır.Yani bu ayetlerin kuran ayetleri olduğu kesindir.Fakat o ayetlerin ilk günden bu yana bütün hristiyan ve yahudileri içine aldığı kesin değildir.Kanatime göre hadiseleri kendi tarihsellikleri içinde ele almalı, yani her hadiseyi kendi şartları ve konumu içinde değerlendirmeli ve bu günkü davranışlarımızda da bu günkü tavırları esas almalıyız.” (M.Fethullah Gülen - Fasıldan Fasıla-4 )
cümlesi, Ehl-i Sünnet anlayışına terstir. O günün Ehl-i Kitabı ile bugünün Ehl-i Kitabı diye birşey nasıl olabilir?
El-CEVAB:
Kur’an-ı Kerim’de, Yahudi ve Hristiyanlar (Kafirler) hakkında sert ifadeler olduğu kadar, onlara karşı
1- Ehl-i Kitabın hepsinin bir olmadığını, içlerinde gecenin bir vaktinde secdeye kapanıp Allah’ın Ayetlerini okuyanların varlığından bahsetmesi (Ali İmran, 3/113)
2- Ehl-i Kitab ile aramızda Ortak olan bir Kelimeye, yani “Allah” ‘tan başkasına kulluk etmeyeye bir davetin olması (Ali imran, 3/64)
3- İçlerinde Emanete ihanet etmeyenlerininde olduğundan övgü ile bahsetmesi (Ali İmran, 3/113) Yazının devamını oku »
Diyalog Karşıtlarının ‘Kuran ve Sünnet’noktasındaki Çelişkileri
SORU (1)
‘Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.’(Maide,51)
Ayeti Kerimesi acaba bütün Hristiyan ve Yahudilerimi kast etmektedir? Yoksa, zulüm eden, müslümanları ezmek isteyen Ehl-i Kitabı mı?
Bakınız Elmalı hamdi Yazır Tefsiri bu Ayeti kerime için ne diyor:
‘Özetle onları dost olur sanıp da yakın dostlarınız gibi sıkı fıkı beraberliklere dalmayınız, tuzaklarına düşmeyiniz, isteklerine iştirak etmeyiniz. Görülüyor ki ‘Yahudiler ve hıristiyanlara dostlar olmayınız’ buyurulmamış, ‘Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyiniz’ buyurulmuştur. Çünkü ‘Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez.’ (Mümtehine, 60/ buyurulmuştur. Şu halde müminler yahudi ve hıristiyanlara iyilik etmekten,dostluk yapmaktan, onlara âmir olmaktan yasaklanmış ve men edilmiş değil, onları dost edinmekten, yardaklık etmekten yasaklanmışlardır.’
Şayet, sizin dediğiniz anlam çıksa idi, yani her hrsitiyan ve her yahudi ile düşman olunması gerekse idi, o zaman, Kuranı Kerim neden Ehl-i Kitabtan kız alınmasına cevaz vermiş olurdu? (Maide,5) ve onların yemeklerinin yenmesini helal atfederdi? (Maide,5) .
Sizin mantığınıza göre, ehl-i Kitab ile dost olmayın ama kızların alın mantığı ortaya çıkarki, bu mantık ile -yüzbin defa haşa- sanki Kuranı Kerim birbiri ile çelişiyor mantığı çıkarki, aslen çelişen Bu Ayetleri bir bütün olarak değerlendirmeyen
DİALOG KARŞITLARIDIR!
SORU (2)
De ki: “Ey ehl-i kitap, sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye gelin: Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; Allah’ı bırakıp da, kimimiz kimimizi rabler de edinmesin.” (Âl-i İmrân, 64)
Bu Ayeti Kerimede İfade edilen, Ehl-i Kitab ile düşman olun ve dost olmayın mı? Eğer Niyetimiz Tebliğ ise, o zaman dost olunmadan, güven telkin edinmden nasıl Tebliğ olacakki?
Diyalog olmadan Tebliğ nasıl olur? El-kol hareketleri ile mi, veya kaş-göz hareketleri ile mi?
Sizin iddia ettiğiniz üzere, Kuran-ı Kerim, tüm Yahudi ve tüm Hristiyanları Düşman telakki etmiş olsaydı, o zaman, -yüzbin defa haşa- Kuranı Kerim bir Ayetinde hepsi ile DÜŞMAN olun derken, bir AYETİ KERİMESİNDE, Diyalog kurun ve TEBLİĞ yapın demiş olacaktıki,
-haşa- çelişen bir Kuran izlenimi ortaya çıkardı, fakat aslen Kuran HAKTIR, ÇELİŞENLE İSE KURANI BİR BÜTÜN OLARAK DEĞERLENDİRMEYEN DİALOG KARŞITLARIDIR! Yazının devamını oku »
Soru : Kur’an-ı Kerim , Efendimiz (SAV) ‘min Ehl-i Kitaba karşı bir söz beyan ederken” İbrahim’in (AS) Dinine iletildiğini” söylemesinin istenmesindeki hikmet nedir ? Bu yaklaşımın günümüze bakan yönü varmıdır?
Kur’an-ı Kerim , Peygamber Efendimiz‘in (SAV) Ehl-i Kitab’a karşı hitab ederken şu uslubu kullanmasını tavsiye etmektedir:
-Ya Muhammed(SAV) - De ki:“Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” (En’am, 161)
-Ya Muhammed(SAV) - De ki: “Allah doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” (Ali İmran,95 )
-Ya Muhammed (SAV) - De ki: “Hayır, hakka yönelen İbrahim’in dinine uyarız. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” (Bakara:135)
Ayet-i Kerimelerde geçen ve “İbrahim’in (AS) dinine” yapılan vurgu , elbette önem arz etmektedir. Tefsir Kitablarının ittifaken beyan ettikleri üzere , İbrahim(AS) ‘mın Dini ile kast edilen mana “Hanif Din” yani “Tevhid esaslı” dindir. Efendimiz (SAV) bir Hadis-i Şeriflerinde buyurduğu üzere : “Peyamberler anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir.”(1) Madem , Hz.Adem’den (AS) Peygamber Efendimiz ‘e (SAV) kadar ki tüm Peygamberlerin dinleri birdir , ve Tevhid esaslıdır , o halde hangi hikmete binaen Hz.İbrahim (AS) ‘mın dinine bir vurgu yapılmıştır ? Yazının devamını oku »