<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>PIRLANTA &#187; İslami Yazılar</title>
	<atom:link href="http://pirlanta.wordpress.com/category/islami-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://pirlanta.wordpress.com</link>
	<description>Konuşan Yalnızca Hakikatlerdir</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Oct 2008 20:25:05 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='pirlanta.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/1941c2dd06d20989602335e14736a0c2?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>PIRLANTA &#187; İslami Yazılar</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://pirlanta.wordpress.com/osd.xml" title="PIRLANTA" />
		<item>
		<title>Kocanın Karısını Dövmesi Zalimce Bir Davranıştır</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/kocanin-karisini-dovmesi-zalimce-bir-davranistir/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/kocanin-karisini-dovmesi-zalimce-bir-davranistir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2008 20:21:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[islamda şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[islamda şiddet fethullah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Kocanın karısını dövmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranda dövün emri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[
Ahmet Kurucan

Öteden beri dar manada koca dayağı geniş manada ise aile içi şiddeti İslam&#8217;ın yumuşak karnı olarak görür çokları. Hanımlarını dövmeyi İslam&#8217;ın kendilerine verdiği bir hak olarak gören Müslüman koca zihniyeti, bu hususta kullandıkları en büyük delillerden biridir.
Doğru mu bu? Önyargıların, ideolojik bakış açılarının, topyekûn inkârı merkeze alan düşmanca yaklaşımların ürünü olan bu hüküm tek [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=366&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div class="mosimage" style="float:left;"><img title="Ahmet Kurucan" src="http://tr.fgulen.com/images/stories/yazar/ahmet_kurucan.jpg" border="0" alt="Ahmet Kurucan" hspace="6" width="118" height="90" /></p>
<div class="mosimage_caption" style="text-align:center;">Ahmet Kurucan</div>
</div>
<p><span class="dropcap">Ö</span>teden beri dar manada koca dayağı geniş manada ise aile içi şiddeti İslam&#8217;ın yumuşak karnı olarak görür çokları. Hanımlarını dövmeyi İslam&#8217;ın kendilerine verdiği bir hak olarak gören Müslüman koca zihniyeti, bu hususta kullandıkları en büyük delillerden biridir.</p>
<p>Doğru mu bu? Önyargıların, ideolojik bakış açılarının, topyekûn inkârı merkeze alan düşmanca yaklaşımların ürünü olan bu hüküm tek kelime ile yanlıştır. Birçok açıdan izahını yapabiliriz bunun. Önce diyalektik mantık içinde şunu söyleyelim; dünden bugüne dünyaya nizam vermeye çalışan Batı medeniyeti içinde koca dayağı İslam ülkelerinden daha az değildir.<span id="more-366"></span></p>
<p>Bu alanda yapılmış çalışmalarda çıkan sonuç bu hakikati bütün çıplaklığı ile gün yüzüne çıkartmış durumdadır. Hatta koca dayağını eğitimsizliğe bağlayan teoriler, dayağın üniversite mezunu, master-doktorasını yapmış yüksek eğitimli ailelerde görülmesi karşısında iflas etmiş durumdadır. Yazıyı rakamlarla boğmak istemiyorum. Arzu edenler 5-10 dakikalarını alacağı bir internet araştırması ile konuyla alakalı gazete haberlerinden araştırma kurumlarının anket çalışmalarına, insan hakları raporlarından üniversitelerde yapılan master-doktora tezlerine kadar yığınla bilgiye ulaşabilir. Buradan hareketle koca dayağının İslam&#8217;ın ya da Müslüman ailelerin değil, din, dil, ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık ailesinin dünden bugüne uzanan bir problemi olduğu söylenebilir.</p>
<p><span class="highlight-bold">Din, aile içi siddeti açıkça reddeder</span></p>
<p>Diyalektiği bir kenara bırakıp asla dönelim; öncelikle bazı Müslüman ailelerde sebepleri, dayanmış olduğu temeller ne olursa olsun koca dayağı inkar kabul etmez fiilî bir gerçektir. Ama bu gerçeği İslam&#8217;a mal etmeye kalkmak doğru değildir. Kur&#8217;an ve kavlî, fiilî, takrirî sahih hadisleriyle bütün Müslümanları bağlayıcı değerler manzumesinin adı olan İslam&#8217;da bu uygulamayı ilânihaye destekleyecek bir delil bulmak imkansız denecek ölçüde zordur. Takdir edersiniz ki İslam&#8217;da olan her şey dört başı mamur biçimde Müslümanların hayatında yerini almıyor. Teorik pratikle zaman zaman çelişiyor. İman, imanın yaptırım gücü, cehennem endişesi, cennet, Cemalullah ümidi teorinin pratiğe yansımasında rol oynayan aslî temeller. Bu zaviyeden bakınca Müslüman aileler arasında görülen koca dayağını teorinin pratiğe yansımasında bir sapma olarak değerlendirmek en doğru yaklaşımdır. Beşer tabiatı, dinden onay almayan örf ve âdetler bu sapmaların temelini oluşturmakta ve mevcut uygulamaları desteklemektedir.</p>
<p>Sözün geldiği bu noktada sizleri geçen hafta yaşadığım bir dost meclisine götürmek istiyorum. Hayal dünyanızın derinliği nisbetinde kendinizi o meclisin bir ferdi görebilir; cereyan eden müzakereyi can kulağınızla duyabilirsiniz. Çünkü karşılıklı soru-cevap ve müzakere şeklinde cereyan eden konuşmaları meselenin ehemmiyetine binaen aynıyla aktarmaya çalışacağım.</p>
<p>Dost meclisi tahmin edeceğiniz gibi Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin huzuruyla ayrı bir derinlik kazanan bir &#8220;sohbeti canan&#8221; meclisiydi. Çok dar bir dairede, 7-8 kişinin varlığı ile teşekkül etmişti bu meclis. Sabahın erken bir vaktinde konu sigaradan açılmış ve konuşmalar sigaranın zararları, fukahanın mekruh ve haram çizgisinde verdikleri farklı hükümlerin dayanakları, sağlığa verdiği zararın bu hükümlere tesirdeki rolü vb. meseleler üzerinde cereyan ediyordu. Birden başlı başına bir yazıya konu olabilecek bir cümle duydum Hocaefendi&#8217;den. Diyordu ki: &#8220;Sigara içmediği halde sigara içenlerle aynı atmosferi paylaşanlar sağlıklarına verdikleri zarardan dolayı onları mahkemeye vermeli ve davacı olmalılar. Eğer sigara içen baba ise, karısı, çocuğu hiç fark etmez, dava açabilmeliler.&#8221; Bu muhaverenin üzerinden geçen bir hafta içinde meseleyi olduğu gibi kabullendim, hatta fıkhî açıdan destekleyecek delillere de ulaştım ama o an ilk defa duyduğum bir şeydi bu ve çok şaşırdım. Sadece ben mi? Elbette hayır, diğerleri de şaşırmıştı. Bir süre oluşan sessizliği &#8220;çok radikal bir düşünce değil mi?&#8221; sorumla bozdum. Verdiği cevap şu oldu: &#8220;Benim başka radikal düşüncelerim de var o zaman.&#8221; Eskilerin &#8216;cevab-ı hakîm&#8217; dedikleri türden nazik bir üslupla &#8216;hayır, radikal değil&#8217; demekti bu cevabın manası.</p>
<p>&#8216;Nedir o başka radikal düşünceler&#8217; dediğimizde söylediği şeyler, bizim bu yazımıza konu ettiğimiz koca dayağı ile alakalıydı. &#8220;Mesela&#8221; dedi Hocaefendi; &#8220;Koca dayağı yiyen kadınlar, eğer ortada çocukları olmasa boşansınlar derdim.&#8221; Bu düşünce en azından evde sigara içen babayı dava etme ölçüsünde beni şaşırtmıştı. Çünkü fıkhî açıdan bu cümleyi değerlendirdiğinizde karşınıza çıkan boşanma sebebi adına bir içtihattır. Yani koca dayağı hanım tarafından açılacak boşanma davasının sebebi olabilir. Hâlbuki gerek klasik gerekse modern dönemlerde kaleme alınmış fıkıh müdevvenatında, İslam&#8217;a göre meşru boşanma sebepleri arasında müstakil olarak koca dayağını görmeniz mümkün değildir. Eğer bu cümleyi çok iddialı bulduysanız şöyle düzeltebilirim; en azından ben, şu ana kadar yaptığım fıkıh okumalarında koca dayağını müstakil meşru boşanma sebebi sayan içtihadî bir yaklaşıma hiç rastlamadım. Aksine nüşûz/geçimsizlik ve geçimsizliğin kadından kaynaklanma durumunu ele alan içtihadlarda eğer yuvanın devamı, huzurun avdeti bu yolla sağlanacaksa kadının kocası tarafından hafifçe dövülebileceğini okudum.</p>
<p><span class="highlight-bold">Sevgi ve saygının muhafazası çok önemlidir</span></p>
<p>Yalnız bu sözün mantûkundan hareketle &#8220;çocuğu olmayan dayak yiyen kadınlar mutlaka boşansınlar&#8221;, mefhum-u muhalifinden hareketle de &#8220;çocuğu olanlar ise dayak yemeye devam etsin, boşanmasınlar&#8221; manası çıkartılmamalı. Burada önemli olan dayağın müstakil boşanma davası adına gerekçe teşkil edeceğidir. Boşanma davası açıp-açmamada nihai karar tabii ki hanıma aittir. Devam etti Hocaefendi: &#8220;Kocanın karısını dövmesinin &#8216;kuvvetli zayıfı her zaman ezer&#8221; zalim felsefesinden ne farkı var? Siz bana siyerde Efendimiz&#8217;in (sas), hanımlarına bir tek fiske attığını gösterebilir misiniz? Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer gibi cahiliyenin içinden çıkmış insanların hanımlarına attıkları bir tek tokat var mı? Demek Müslümanlıklarıyla cahiliyeye ait her şeylerini terk etmişler.&#8221;</p>
<p>Efendimiz&#8217;in, hanımlarına bir tek fiske atmadığını biliyorduk ama bunun kuvvetli zayıfı ezer zalim felsefesi ile izahını ilk defa duyuyordum. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer&#8217;in hanımlarına tokat vurmamasını Müslümanlıklarıyla izahı oldukça önemli bir noktaydı.</p>
<p>Bitti mi? Hayır. Daha çarpıcı bir şey söyledi bu çerçevedeki sözlerinin sonunda. Dedi ki tebessüm ederek: &#8220;Hatta kocası tarafından dövülen kadınlar judo, karate, tekvando kurslarına gitse. Kocası bir tokat vuruyorsa, o da iki tokatla karşılık verse.&#8221; Bunu tebessümünden hareketle şaka olarak algılayabilirsiniz; ama arkasından söylediği cümle bu algıya hayır diyor. &#8220;Dövme haksız yere yapılan fiilî bir saldırıdır ve suçtur. Bu saldırıya karşı nefsi müdafaa meşrûdur. Hatta müdafaa etmeme ayrı bir suçtur denebilir.&#8221;</p>
<p>Bu düşüncelerin sehl-i mümteni bir üslupla, sıradan sayılacak bir sohbet atmosferinde dile getirilmiş olması kimseyi yanıltmasın. Bunlar usul ve furuu ile fıkhî anlamda yeni yeni içtihadlara kaynaklık edebilecek derin manalar taşıdığı gibi, sosyal alanda kabil iltiyâm olmayan problemlerimize dinin yaptırım gücünü önceleyen çözüm önerilerini bünyesinde barındırmaktadır. Yalnız bu yaklaşımların feminist bir mantıkla ele alınıp istismar edilmemesi lazım. Dayak ile neticelenen geçimsizliklerde gözetilmesi gereken başka hayati noktalar da vardır. Eşler arasında yitirilen saygı ve sevgi bunların en başında gelir ama bunlar müstakil bir yazının konusudur.</p>
<p>Bitirirken, Hocaefendi&#8217;ye ait bu düşünceleri hanımlarına dayak atmayı İslamî bir hak olarak görenlerle, koca dayağını İslam&#8217;ın yumuşak karnı olarak gösterenlerin mütalaalarına, insaf ve iz&#8217;anlarına havale ediyorum.</p>
<p>Ahmet Kurcan</p>
<p>Zaman</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/366/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=366&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/26/kocanin-karisini-dovmesi-zalimce-bir-davranistir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tr.fgulen.com/images/stories/yazar/ahmet_kurucan.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Ahmet Kurucan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tesettür Konusunda Rastgele Konuşmamak Gerek</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/04/tesettur-konusunda-rastgele-konusmamak-gerek/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/04/tesettur-konusunda-rastgele-konusmamak-gerek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Oct 2008 14:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü hakkında konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah gülen başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[tesettür]]></category>
		<category><![CDATA[İslamda Başörtüsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=364</guid>
		<description><![CDATA[Tesettürü, başörtüsünü başka adlar altında da olsa başka kaynaklara bağlamak, bu mevzuda tuhaf tuhaf ve birbiriyle tutarsız iddialar ortaya atmak, gülünç kaçmaktadır.
Tesettüre, başörtüsüne bazı mülâhazalarla karşı olabilirsiniz, ama bunun İslâm&#8217;da olmadığı gibi iddialar ileri süremezsiniz. Hele hele, en basit meselelerde bile bir uzmanına müracaat ederken, akıl ve ilim bunu böyle yapmayı gerektirirken, Allah&#8217;ın marziyatının, bizden [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=364&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img style="float:right;" title="Din Konusunda Rastgele Konuşmamak Gerek" src="http://tr.fgulen.com/images/stories/kursu/tr_kursu_15460.jpg" border="0" alt="Din Konusunda Rastgele Konuşmamak Gerek" hspace="6" width="180" height="150" /><span class="dropcap">T</span>esettürü, başörtüsünü başka adlar altında da olsa başka kaynaklara bağlamak, bu mevzuda tuhaf tuhaf ve birbiriyle tutarsız iddialar ortaya atmak, gülünç kaçmaktadır.</p>
<p>Tesettüre, başörtüsüne bazı mülâhazalarla karşı olabilirsiniz, ama bunun İslâm&#8217;da olmadığı gibi iddialar ileri süremezsiniz. Hele hele, en basit meselelerde bile bir uzmanına müracaat ederken, akıl ve ilim bunu böyle yapmayı gerektirirken, Allah&#8217;ın marziyatının, bizden neler isteyip neler istemediğinin ifadesi olan din konusunda da rastgele konuşamazsınız. Bu, en hafif ifadesiyle gayr-i aklîliktir, gayr-i ilmîliktir, had bilmemektir. En azından, ülkemizde din işlerini tanzimle vazifelendirilmiş Diyanet İşleri Teşkilatımız var, ona bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu var, bunlara müracaat edilir ve onların sözü dinlenir.<span id="more-364"></span></p>
<p>Bu, meselenin bir buudu. Diğer buudu, ülkemizde ilme, ilmî, teknik kalkınmaya hizmet etmesi gerekenler, üniversitelerin din ve inanç değil, bilim yeri olduğunu söyleyerek başörtüsüne karşı çıkıyorlar. Bunu yapanlar, bilimi en öne alan insanlar. Nasıl bir tenakuz ve çarpıklık ortaya koyduklarının farkında değiller. Din ile bilimin arası Batı&#8217;da uzun süren çatışmalar sonunda ayrılmış; Descartes çıkmış, buraya kadar bilimin, şuraya kadar da dinin sahasıdır demiş. Bugün üniversitelerimizde benimsenen de bu. Gerçi böyle bir ayrılık, Müslümanlar olarak bizim inanç sistemimizde de, ilme bakışımızda da, tarihimizde de yoktur. İlim ve din, bizde aynı manânın iki farklı ifadesinden ibarettir. Biri zihnin, diğeri kalbin ışığı olarak görülmüştür. Bu sebeple, Batı&#8217;da Rönesans&#8217;a, ilimlerin gelişmesine zemin teşkil eden, bu gelişmeye dinamikler sağlayan muhteşem bir ilim tarihimiz var bizim. Bu tarihi dolduran İbn-i Sinalar, Zehravîler, Birunîler, Harizmîler, İbn Heysemler ve daha on binlercesi, tek bir sahada da değil, birkaç sahada birden hem birer büyük ilim adamı idi, hem de çok iyi dindardı, pek çoğu Sufi idi. Din ve ilim, bizim tarihimizde hiçbir zaman çatışır görülmedi, birbiriyle iç içe yer aldı. Ama Batı&#8217;daki çatışmanın neticesinde din ve ilme Kartezyen felsefede iki ayrı yer verildi. Dolayısıyla bir insan, dindar ise, dine bağlı ise, başını örtüyorsa bu insan ilim yapamaz, ilim insanı olamaz demek; üniversitelerde başörtüsü takmayı üniversitelerin ilim yuvaları olmasına aykırı görmek, bir ilim adamına asla yakışmayan bir tavırdır. Kaldı ki, hepimiz biliyoruz, Galileo da Newton da, Laplace da ve daha pek çokları da dine karşı değillerdi; hattâ içlerinden bazıları ciddi dindardı. Eddington&#8217;u nereye korsunuz? Dindar olmakla ilim yapmayı birbirinden ayrı mütalâa ederseniz, ilim âleminin başının taçlarından olan Einstan&#8217;a da muhalefette bulunmuş, din ile ilimden birini kör, diğerini topal yapmış olursunuz.</p>
<p>Fethullah Gülen</p>
<p>09,05,2008</p>
<p>Zaman</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/364/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=364&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/10/04/tesettur-konusunda-rastgele-konusmamak-gerek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tr.fgulen.com/images/stories/kursu/tr_kursu_15460.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Din Konusunda Rastgele Konuşmamak Gerek</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Gufranla Tüllenen Ay</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/gufranla-tullenen-ay/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/gufranla-tullenen-ay/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 11:12:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Gufranla Tüllenen Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Ümit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=352</guid>
		<description><![CDATA[Hiç dinmeyen bir neş&#8217;e, hiç bitmeyen bir zevk, hiç eksilmeyen bir aşkla, tütüp giden bir ay varsa o da Ramazandır. Bir sene içinde geçen bütün nazlı mevsimlerin, ayların özünü, ruhunu, gerçek manâsını ve onlardan süzülmüş, toplanmış usareleri en tatlı bir şive ile sunan Ramazan günleri, Ramazan geceleri; her lahza, gönülleri ayrı bir haz ve ayrı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=352&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><!--IMAGE images/manset/tr_10624.jpg IMAGE--><img style="float:left;" title="Gufranla Tüllenen Ay" src="http://tr.fgulen.com/images/stories/eser_10624.jpg" border="0" alt="Gufranla Tüllenen Ay" hspace="6" width="118" height="90" /><span class="dropcap">H</span>iç dinmeyen bir neş&#8217;e, hiç bitmeyen bir zevk, hiç eksilmeyen bir aşkla, tütüp giden bir ay varsa o da Ramazandır. Bir sene içinde geçen bütün nazlı mevsimlerin, ayların özünü, ruhunu, gerçek manâsını ve onlardan süzülmüş, toplanmış usareleri en tatlı bir şive ile sunan Ramazan günleri, Ramazan geceleri; her lahza, gönülleri ayrı bir haz ve ayrı bir tatlılıkla sarar, şefkatle onları kucaklar, muhabbetle okşar ve yaşama zevkiyle coşturur.</p>
<p>Ramazan günleri, dünyanın her yanında, husûsiyle Müslüman ülkelerde ve Müslümanlar arasında ve hele bizim dünyamızda bütün alâkalara merkez, bütün ruhânî zevklere meydan, bütün heyecanlara sahne, bütün terakkîlere nurdan bir helezon ve bütün insânî hususiyetlerin inkişâfına açık bir fırsat, bir ganimet alanıdır. <span id="more-352"></span></p>
<p>Geceleri ayrı bir duygu, gündüzleri ayrı bir aydınlıkla tulû&#8217; eden Ramazan günleri, gönüllere ayrı bir ruh çalar geçer.. ve toplumun birbirinden kopmuş parçalarını biraraya getirir, bütünleştirir, bütün inzivâzedelere cemaat yolunu açar ve onların gurbetlerini izâle eder.. herkese değişik buudda bir his ve fikir ziyafeti verir ve herkesi bir kere daha hayata uyarır.</p>
<p>Ramazan, minarelerin başındaki mahyâlardan camilerin derûnundaki âvizelere, mescitlere uzanan yolların sağındaki, solundaki kandillerinden evlerimizin içindeki lambalara, müminlerin yüzlerindeki duruluktan, gönüllerindeki aydınlığa kadar her yerde ışıkla tüllenir. Hele, dinin yeniden gençliğe erdiği günümüzde o, seher yellerine açık sahurları ve gizli lûtufların tecellileriyle tüten iftarlarıyla öyle farklı bir hava, farklı bir ziya ve farklı bir şive ile gelip gönülleri okşar ki, olsa olsa ancak, aşkın vuslat ümidiyle kanatlanması bu kadar cezbedici, bu kadar imrendirici olabilir. Sanki Ramazan ayına kadar ruhun sonsuzluk iştiyakı ile insan arasında bir perde varmış da oruçla o perde aralanıyor gibi olur.. ve o âna kadar kalbin bir köşesinde sessiz sessiz uyuyan aşk u şevk birdenbire canlanır, kabarır, köpürür; bütün benliği sarar ve önüne geçilmez bir vuslat arzusuna inkılâb eder. Bu mukaddes arzuyu gerçekleştirme yolunda, üfül üfül bâd-ı tecellilerin estiği seherler kollanır, insanlar için hep ötelere açık birer menfez gibi müşahit bekleyen namaz vakitleri olabildiğince değerlendirilir.. ruhlara revh u reyhân teravihlerle gönüller coşturulur.. ve duygulara kâse kâse İlâhî nefahât içirilir.. derken, herkes derecesine göre adeta uhrevîleşir, ledünnîleşir ve birer melek halini alır.</p>
<p>Ramazan, Kur&#8217;ân ayı olması itibariyle bütün bir sene Kuran&#8217;dan uzak kalmış olanlar bile ciddi bir susamışlık içinde, kendilerini o nûrefşân iklimde bulur.. ve Kurân&#8217;ın sağnak sağnak onların başlarına boşalttığı ruh, mânâ, esrar ve eltafla benliklerinin kurumaya yüz tutmuş bütün vadilerini sular.. bir baştan bir başa gönül dünyalarını tıpkı bir çiçek bahçesi haline getirir ve onları varolma zevkiyle coşturur. Onlar, Kur&#8217;ân&#8217;da bütün varlığı duyar ve dinler; duygu ve düşünceleriyle kanatlanır.. Kur&#8217;ân&#8217;da bütün hilkatin soluklandığını hisseder, ürperir.. yer yer ra&#8217;şelerle kendilerinden geçer; zaman zaman da gözyaşlarıyla nefes alır, gözyaşlarıyla boşalır, aradan perdelerin kalktığını duyar, Allah&#8217;a yakınlardan daha yakın olduklarını hisseder ve kendilerini âdeta bir zevk zemzemesi içinde bulurlar.</p>
<p>Kurân&#8217;ın ledünnî muhtevasını ancak, onda bütün varlığın sesini duyabilenler ve onun derinliklerinde insan ruhuna ait korku ve ümit, tasa ve sevinç, keder ve neş&#8217;e mûsikîsini birden dinleyebilenler anlar. O&#8217;nu sanki kendine inmiş gibi dinleyebilen zaman-üstü ruhlar, O&#8217;nda cennet meyvelerinin lezzetini, Firdevs bahçelerinin renk ve güzelliğini, Reyyan yamaçlarının çağlayan ve manzaralarını müşahede eder ve onunla gürül gürül hâle gelirler. Kur&#8217;ân&#8217;ı, Ramazan&#8217;ın şeffaflaştırıcılığı ve kalbin kadirşinas ölçüleriyle ele alıp onun derinliklerine yelken açabilen saf gönüller, her lâhza ayrı bir uhrevî kıymete ulaştıklarını hisseder ve her an &#8220;bekâ&#8221;nın ayrı bir buuduyla tanışırlar. Bu insanların düşünce ve hayatlarında &#8220;metafizik&#8221;, &#8220;fizik&#8221;i tamamlar, manâ da, maddenin gerçek muhteva ve değeri olur ve her şey perde arkası kıymetleriyle ortaya çıkar. Ve yine bu insanların çehrelerinde sanki, İlâhî isim ve sıfatların engin dairesine açık bulunmadan mülhem, gizli bir seziş, derin ve farklı bir anlayış ve Kurân&#8217;la inlemiş günlerin uhrevîliklerinden kalma bir olgunluk, bir doygunluk, bir safvet, bir içtenlik ve îmanın altın zevkleriyle beslenmiş bir letâfet, bir câzibe ve bir mürüvvet çağlıyor gibi bir büyü hissedilir. Onlar, hiçbir şey konuşmasa, hiçbir şey anlatmasalar bile, o anlamlı tavırlarından, edâlarından, endamlarından, bakışlarından, duruşlarından bu manâlar her zaman taşar gelir, gelir ve her tarafta yankılanırlar.</p>
<p>Kur&#8217;ân kanatlı ve Kur&#8217;ân buudlu Ramazan-ı şerif kadar gecesi ayrı nurâniliğe ve gündüzü de ayrı aydınlıklara açık bir başka ay yoktur. İnsan, her yeni Ramazan&#8217;la bir kere daha, hem de bütün tazeliğiyle Kur&#8217;ân&#8217;ı ve O&#8217;nun gökler ötesi kaynağını, tüllenen İlâhî marifeti ve O&#8217;nun kevn ü mekânlara dağılmış işaretlerini, Allah aşkını ve O&#8217;nun inanmış sîmalardaki pırıl pırıl izlerini görür, duyar ve sezer. Evet, Ramazan&#8217;da Kur&#8217;ân bütün bir kaderin yonttuğu bu pırıl pırıl yüzlerin ve bütün bir manânın iç derinliğini gösteren bu ışıl ışıl gözlerin hepsinde ayrı bir uhrevîlikle parıldar.. kadın-erkek, yaşlı-genç, zengin-fakîr, âlim-cahil, aristokrat-halk hemen herkes bu mübarek zaman diliminde hayat ve yaşayış basamakları itibariyle ramazanlanır ve Ramazan&#8217;la gelen manâları soluklar&#8230;</p>
<p>Evet, herkes istidadına göre ve kabiliyetinin elverdiği ölçüde onunla değişik bir buudda, çeşitli münasebetsizliklerden, insanı başaşağı götüren rezîlelerden ve bütün manevî kirlerden arınır, nurlanır.. ve cennetlere ehil hale gelir. Ramazan ayı, yümün ve bereketiyle o kadar zengindir ki, gölgesine sığınan hemen herkes O&#8217;nun servet ve gınasından istifâde eder ve uhrevî sultanlıklara erebilir: Gençler-ihtiyarlar, sağlam mü&#8217;minler-ârızalılar, zekiler-ahmaklar, akıllılar-deliler, eşyanın perde arkasına kapalı olanlar-açık bulunanlar, bir işe yarayanlar-yaramayanlar, havadan nem kapanlar-yağmurun altında bile ıslanmayanlar, hâkim olmak için yaratılmış bulunanlar-mahkûm olarak dünyaya gönderilenler, binbir gâile içinde dahi dimdik ayakta durmasını bilenler-en küçük sarsıntıya mukavemet edemeyerek devrilip gidenler, hayatlarını karamsarlık içinde ve inleyerek geçirenler-cehennemlerin içinde bile ümit şakıyanlar, ömürlerini başkalarına dayanarak sürdüren dermansızlar-en onulmaz dertlerle kıvranırken dahi neşeyle gürleyen iradeler, yaşayışlarını yeme, içme ve uyumaya göre programlamış tenperverler-yemeyi, içmeyi ve uyumayı aşmış gerçek insanlar&#8230; Evet, bütün bu birbirinden ayrı, birbirinden farklı sınıflar, değişik ölçülerde de olsa, O&#8217;nun aydınlık ikliminde mutlaka başkalaşır, farklılaşır ve halinin müsaadesi nispetinde bir yerlere ulaşırlar.</p>
<p>Ramazan&#8217;ın güzellik ve nuraniyeti ve o nuraniyete açık gözlere akseden varlığın mânâ dolu ihtişamı, bu birbirinden ayrı ve farklı gruplar üzerine saldığı sır dalga boyundaki bir kısım tayflar sayesinde, o, kendine has tadı, havası, rûhu ve manâsıyla gönüllere öyle bir siner ki, en inatçı kafalar bile mukavemet edemez ve ona teslim olurlar.</p>
<p>Ramazanda, her şeyi kendi sırlarıyla bürüyen geceler o kadar mûnis ve tatlı, insanın duygu ve düşüncelerini ayrı bir halâvetle kucaklayan gündüzler o kadar sıcak ve yumuşak, inanmış simalar o kadar hisli ve derin, Allah&#8217;a davet eden sesler o kadar şefkatli ve bunların hepsinin ifade ettiği manâlar o kadar duygulandırıcıdır ki, bu gufrân ayına sînelerini açabilenler muvakkaten dahi olsa, tasalardan, kederlerden birbir sıyrılıp cennet mutluluğunu duyabilirler</p>
<p>Fethullah Gülen</p>
<p>01.01.1992</p>
<p><strong><span class="tip">Yeni Ümit, Ocak-Mart 1992, Cilt 2, Sayı 15</span></strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/352/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/352/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/352/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/352/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/352/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=352&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/09/14/gufranla-tullenen-ay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tr.fgulen.com/images/stories/eser_10624.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Gufranla Tüllenen Ay</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kâbuslu Yıllar</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/06/23/kabuslu-yillar/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/06/23/kabuslu-yillar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2008 15:35:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[başyazı fethulah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[kabuslu yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[sızıntı]]></category>
		<category><![CDATA[sızıntı başyazı]]></category>
		<category><![CDATA[sızıntı fethullah gülen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=200</guid>
		<description><![CDATA[Medet Allahım medet, medet ki çok bunaldık!
Bıraktık doğru yolu, yolsuzluğa takıldık.
Muhteşem geçmişimize ve ümitlerimizde tüllenen aydınlık geleceğimize arka çevirerek iddialarla avunan bir toplum hâline geldik. Bu meş&#8217;um dönemde, ortaya kayda değer herhangi bir eser koyamadık –öyle bir gayretimiz oldu mu onu da Allah bilir– ama cihanları yeni baştan inşâ ediyor gibi bir tavrımız var. Âlemin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=200&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><blockquote><p>Medet Allahım medet, medet ki çok bunaldık!<br />
Bıraktık doğru yolu, yolsuzluğa takıldık.</p></blockquote>
<p><span class="dropcap">M</span>uhteşem geçmişimize ve ümitlerimizde tüllenen aydınlık geleceğimize arka çevirerek iddialarla avunan bir toplum hâline geldik. Bu meş&#8217;um dönemde, ortaya kayda değer herhangi bir eser koyamadık –öyle bir gayretimiz oldu mu onu da Allah bilir– ama cihanları yeni baştan inşâ ediyor gibi bir tavrımız var. Âlemin uçarak geçtiği yerlerde düşe-kalka yürüdüğümüz açık; gel gör ki, sürekli Süleyman tahtının vârisi olduğumuz iddiasındayız.. ve henüz kendi ses ve şivemizi belirleyememişken dünyaya bir şeyler anlatma peşindeyiz. Çoğumuz itibarıyla, iş ve beceri adına birer amelmanda ve zamanzede olduğumuzda şüphe yok; ne var ki, gürültümüzle yeri-göğü inletiyoruz. Hele bir tür hamâset destanlarımız var ki hepsi de <span class="highlight"><strong><span style="background-color:#fffbd5;">&#8220;Şehname&#8221;</span></strong></span> edalı. Hakkı bâtıl, bâtılı hak göstermedeki cedel ve diyalektik kabiliyetimize diyecek söz bulamıyorum. Bu donanımla (!) hedef seçtiğimiz ve infazına karar verdiğimiz mazlumların Allah yardımcısı olsun.<span id="more-200"></span></p>
<p>Çoğumuz birer gösteriş budalası.. her işimizde riya diz boyu; şöhret hissi ve fâikiyet iddiası ise ondan da aşkın.. sürekli içimizde köpürüp duran bencillik duygusuyla, karşı taraf dediğimiz kimseleri âdeta birer kapıkulu gibi görüyoruz. Halkın yüzde sekseni için takdir ettiğimiz seviye ve konum, en katı kast sistemlerinde henüz adı konmamış bir bayağılığa eş. Ötekiler dediğimiz bu unvanzedelerin en küçük kusurlarını bahane ederek saç ve sakallarını yolup önlerine döküyoruz. Tabiî kendimize gelince daha farklı davranıyor ve levsiyât içinde yüzdüğümüz durumlarda bile burnumuzdan kıl aldırmıyoruz.</p>
<p>Bazen unutuyoruz insan olduğumuzu, çamurdan, balçıktan yaratıldığımızı! Aşkın birer varlık gibi görüyoruz kendimizi; görüyor da yere-göğe sığmayan bir teâzum duygusuyla en olmaz beklentilere giriyor ve en erişilmez pâyeler arkasına düşüyoruz; umduklarımızı elde edemeyince de hezeyanla köpürüyor ve etrafımızı yakıp yıkıyoruz. Bazen daha da ileriye giderek, bize ait olmayan işlerde bile şöyle böyle bir kısım irtibat noktaları bularak herkesten alkış bekliyoruz.. dahası yüzümüze, gözümüze bulaştırdığımız işlerde –buna falsolarda da diyebiliriz– bile bir kısım demagojilerle kendimizi aklamaya çalışıyor ve âdeta mutlak masumiyet iddiasında bulunuyoruz.</p>
<p>Yıllar var, bir türlü sâlim aklın gereklerini yerine getiremiyor, iradelerimizin hakkını veremiyor ve hep hata üstüne hatalara giriyoruz. Hırçınlıkla oturup kalkıyor, kinle nefretle gürlüyor, kaba kuvvetle herkesi sindirmeye çalışıyor; sindirilmeyenleri de potansiyel suçlu sayıyor ve ademe mahkum ediyoruz. Yok insanlara şefkatimiz.. habersiziz diyalogdan ve hoşgörüden.. saygılı olamıyoruz farklı düşünce ve farklı anlayışlara. Sürekli nefsanîliklerimizin arkasından koşuyor ve herkese çifte ve tekme savuruyoruz.</p>
<p>Bugüne kadar bir sevgi dili oluşturarak veya bularak kendimizi bu dille ifade etmeyi hiç düşünmedik; bazılarımız itibarıyla düşünsek de, onu da yüzümüze-gözümüze bulaştırdık! Ne olurdu sanki, bir kere de düşünce, söz ve beyanlarımızı vicdanlarımızın kadirşinas imbiklerinden geçirerek <span class="highlight-blue"><strong><span style="color:#0294c1;">&#8220;biraz daha nezaket&#8221;</span></strong></span> deyip, o kaba tavır ve davranışlardan sıyrılıp ince ve imrendirici olabilseydik!. Ve <span class="highlight-blue"><strong><span style="color:#0294c1;">&#8220;onurumuz, gururumuz&#8221;</span></strong></span> dediğimiz aynı anda, başkalarının da bu tür şeyleri mırıldandıklarını/mırıldanacaklarını kulak ardı etmeseydik!..</p>
<p>Ne olurdu, makam, mansıp, nâm u nişan ve menfaat kaygısına düşmeden her zaman insanî ufkumuzu koruyarak bir kere daha meleklere &#8220;<span class="ayet"><strong><span style="font-size:small;background-color:#fffbd5;">لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا</span></strong></span>&#8221; dedirtebilseydik; dedirtip yaratılışımızdaki farklılığı tavır ve davranışlarımızla ortaya koyarak o muhteşem donanımımızın gereğini yerine getirebilseydik!</p>
<p>Heyhât ki, bunların hiçbirini yerine getiremedik ve bir türlü kendimiz olamadık; olamadık da hep beden ve cismaniyetimize yenik düştük. Öyle ki, köpürüp duran hevâ ve heveslerimizle şeytanları sevindirsek de ruhanîleri sürekli küstürdük. İhtimal, şimdilerde bu hâlimize muttali olan hasımlarımız bize bakıp bakıp bayram ediyor ve perişaniyetimizi gören ehl-i iman da için için inkisarlar yaşıyor.. nasıl olmasın ki, bugün büyük ölçüde hak yolunda görünenlerde bile hakperestlik hissi sönmüş gibi. Çoklarımızda korkunç bir hissizlik ve hareketsizlik nümâyân.. toplumca ciddi bir heyecan yorgunluğu içindeyiz.. farklı bir görüntü sergileyenlerin heyecanı da nefsin güdümünde olma gibi farklı bir gâilenin riskleriyle mâlul.. pek çok kimse me&#8217;yus ve gelip ruhlarına çarpan bir sur sesiyle sarsık.. bunların ümit ufukları da kıyamet emareleriyle toz duman&#8230;</p>
<p>Seherler, inayet çağrısıyla gürleyecek diller bekliyor; ama bütün diller suskun. Gökler, gözyaşlarından oluşacak bulut intizârı içinde, ancak o hususta da bir kuraklık yaşıyoruz ki, sorma gitsin.. çoğumuz, fırtınalara maruz çer çöp misali sağa-sola savrulup duruyoruz ve şirazesi kopmuş bir kitabın eczası gibi darmadağınık ve pâyimâliz.</p>
<p>Bilmem ki bu kırılıp dökülmeden yakın bir zamanda kurtulabilecek miyiz; kurtulup bir kere daha ruhumuzun sesini feleklere duyurabilecek miyiz?!. Âh bir bilsem, ne zaman Allah karşısında yeniden yerimizi, konumumuzu kavrayarak <span class="highlight-blue"><strong><span style="color:#0294c1;">&#8220;Yâ Hay&#8221;</span></strong></span> deyip dirileceğiz! Aslında O&#8217;nun kapısına yönelmeden hakiki varlığa erilemeyeceği de açıktır. Evet, Allah&#8217;a dayanmadan, sa&#8217;ye sarılmadan ve iradenin hakkı verilmeden dirilmek imkânsızdır. Sineler O&#8217;na yönelmeli, diller O&#8217;nu anmalı, gözyaşları ceyhun olup akmalı ki, hazan bahara dönüşsün ve beklenen umumî diriliş de gerçekleşsin&#8230;</p>
<p><span class="tip"><strong>Sızıntı, Mayıs 2008, Cilt 30, Sayı 352</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/200/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/200/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/200/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=200&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/06/23/kabuslu-yillar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İnanan Sarsılsa da Devrilmez</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/27/inanan-sarsilsa-da-devrilmez/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/27/inanan-sarsilsa-da-devrilmez/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 May 2008 15:46:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Üzülmeyin Gevşemeyin]]></category>
		<category><![CDATA[fethullah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Sarsılsa da devrilmez]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=186</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Gevşeklik göstermeyin, tasalanmayın; Eğer iman ediyorsanız üstünsünüz.&#8221; (Âl-i İmrân, 3/139)
Hâlihazırdaki tablo oldukça ürpertici; ancak iman, ümit ve Allah&#8217;a teveccüh sayesinde aşılmayacak gibi de değil. Eğer insan, güneşe doğru yürür veya uçarsa, gölgesini arkasına almış olur; sırtını güneşe dönerse bu defa da gölgesinin arkasında kalmış olur. Bu itibarla gözlerimiz hep sonsuz ışık kaynağında olmalıdır. Evet her [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=186&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><blockquote><p>&#8220;Gevşeklik göstermeyin, tasalanmayın; Eğer iman ediyorsanız üstünsünüz.&#8221; (Âl-i İmrân, 3/139)</p></blockquote>
<p>Hâlihazırdaki tablo oldukça ürpertici; ancak iman, ümit ve Allah&#8217;a teveccüh sayesinde aşılmayacak gibi de değil. Eğer insan, güneşe doğru yürür veya uçarsa, gölgesini arkasına almış olur; sırtını güneşe dönerse bu defa da gölgesinin arkasında kalmış olur. Bu itibarla gözlerimiz hep sonsuz ışık kaynağında olmalıdır. Evet her şey, Âkif&#8217;çe ifadesiyle: Allah&#8217;a dayanıp, sa&#8217;ye sarılıp, hikmete râm olmaktan geçmektedir. Ülkede iç içe kriz yaşandığı bir gerçek; ancak, sebepleri bilinip, iman, ümit ve azimle karşı çıkıldığında, bu kabil krizler hemen her zaman aşılmış; aksine problemler vehim ve hayallerle köpürtülüp ya da onlar üzerinde politika yapıldığında şişmiş, büyümüş, olduğunun üstünde bir görünüme ulaşmış ve psikolojik tahribatıyla içinden çıkılmaz hâle gelmiştir. <span id="more-186"></span></p>
<p>Günümüzde, târihî tekerrürler devr-i dâimlerinden biriyle daha karşı karşıya bulunuyoruz; her tarafta üst üste felâketler, her yerde toplumu sarsan musibetler; depremler, seller, yangınlar, trafik faciaları ve bilmem daha ne belâlar.! Sonra değişik türden zulümler, istibdatlar, komplolar, cinayetler, vicdanlara baskılar.. ve onca mazlumiyetlere, mağduriyetlere rağmen &#8220;belâ-yı dertten&#8221; âh etmeyen iradesizler, sessizler.. buna karşılık insanlara zulüm ve gadirde bulunan, zulmederken de ağlayıp-sızlayıp mazlumu haksız göstermeye çalışan şarlatan zalimler.. değişik sâiklerden ötürü her zaman öfkeyle oturup-kalkan muvazenesiz yığınlar; onları her an biraz daha şiddete, hiddete iten farklı çevreler: Mütegallipler, vurdumduymazlar, idare bilmezler ve tahrikçiler.. aldatmayı akıllılık, hırsızlığı mârifet sayan hortumcular; hortumculardan pay alan fırsatçılar.. teşriî masûniyete sığınan haramhor ahlâkzedeler.. tekvînî masûniyet (!) gücünü &#8220;Hak kuvvettedir.&#8221; deyip sonuna kadar kullanan Yezid ve Şimirzâdeler.. rüşvetçiler, irtikapçılar, ihtilâsçılar, silah kaçakçıları, uyuşturucu şebekeleri ve uyuşturucular.. ve daha adı konmamış ne mel&#8217;ûn organizasyonlar..!</p>
<p>Evet, bugün hemen her bucakta ürperten bir hazân ve her yerde insanî değerler ayaklar altında; ne insana saygı var ne de evrensel değerlere. Üç-beş tane saygılı gibi davranan bulunsa da, onlar da gösterdikleri saygıya ücret peşinde. Kitleler, her kesimiyle hemen her yerde yığın telâkki edilmekte; yığınların hâli ise en acı şekliyle gelip yüreklere oturmakta. İş-aş-ekmek vaadi seçim zamanlarında sıkça duyulan sözlerden. Bugüne kadar onunla da yüz yüze görüşüp tanışma imkânı olmadığından şimdilerde o türlü vaatlere de kimse itibar etmiyor. Her yerde ilim Allah&#8217;a emanet!. Mârifet Kafdağı&#8217;nın arkasında.. sanat ideolojilere kavaslık yapıyor.. pek çoğu itibarıyla ilim yuvaları taklide teslim.. hakikat aşkı, ilim tutkusu, araştırma şevki iltifat görmeyen gayretler.. iltifat görmeyen bir kısım gayretler de ihtimal birer hobiden ibaret.. bugünümüzü-yarınımızı emanet edeceğimiz hayatî müesseselerde hayattan eser yok.. propagandalara bakınca, dünyalara yetecek kadar bir güce sahip gibiyiz; oysaki realiteler bir kasabaya bile yetmediğimizi haykırıyor. Ahlâkî değerler, sorumluluk duygusu, hak düşüncesi, adalet mülâhazası açısından dünya standartlarının çok çok altında olduğumuz apaçık: Çoğumuz itibarıyla ne ar, ne hayâ, ne hakka saygı ne de düşünceye hürmetimiz var.. Allah korkusu, fazilet hissi çoktan unutulmuş.. kuldan utanma ise şimdilerde o can sıkan duygudan da (!) kurtulma peşindeyiz.. bir yığın kalbsizler, ruhsuzlar hâline geldiğimiz yüzlerimizden okunuyor; çoğumuzda ne merhamet ve şefkat hissi ne de hürmet duygusu kaldı. Dini, diyaneti eski-püskü-partal bir müessese kabul edenlerin sayısı hiç de az değil.. her yerde dinî duygular harap, dindarlık makhur; her tarafta lâubâlîlik ve ahlâkî çöküntü; her yanda iç içe hıyanet ve her bucakta âh u efgân.. insanî duygular açısından erozyona uğramış ruhlarda hissizlik, hareketsizlik.. veya &#8220;Âlemi ben mi kurtaracağım?&#8221; mazeretleri.. müteessir gönüller heyecanlarının esiri ve muvazenesiz.. &#8220;Gün bugündür, dem bu demdir.&#8221; diyenlerin sayısı belli değil.. hayatını köşe dönmeye veya köşe kapmaya bağlamışların adedini Allah bilir. Bütün bunlara karşılık azıcık duyan ve düşünen kafalar ise, kaba kuvvetin balyozları altında inim inim.. millete hizmet edenlerin kaderi ezilmek ve samimiyetle çarpan sinelere karşı her köşe başında ayrı bir şeytanî tuzak.. şimdilik sessiz duranlara bir şey diyen yok.. yarın, öbür gün ne olacak, onu da bekleyip göreceğiz&#8230;</p>
<p>Hemen her fırsatta iman, İslâm ve insanî değerlerin karşısına çıkan marjinal fakat çığırtkan bir kesim var ki dine, imana düşman oldukları kadar hür düşünceye, gerçek demokrasiye, insan haklarına karşı da fevkalâde saygısızlar. Bunlar, kendilerine ters gelen her düşünce, her görüşe karşı hemen savaş ilân etmekte; farklı görüş taşıyan hemen herkesi karalamakta; haysiyetleriyle, şerefleriyle oynamakta, hatta baş edemedikleri düşünceleri kontrgerillâlarla ortadan kaldırarak muhalif her sesi kesmekteler. Hele bunların içinde öyle tipler var ki ne fikir namusu tanırlar ne de ruh iffeti. Bugün doğru dediklerine yarın rahatlıkla yalan diyebilir; bugün alkışlayıp göklere çıkardıklarını yarın yerin dibine batırabilirler. İki yüzlü bu fıtrat garibelerinin hiç değişmeyen bir yanları varsa o da, her zaman yüzüp gezmeleri ve her zaman yılan gibi zehirlemekten lezzet almalarıdır. Hele bazılarında bir küfür yobazlığı var ki hiç sorma!. Ne Allah bilir ne de Peygamber tanırlar.. bunlar basiretleri açısından kördürler görmezler, kulakları sağırdır işitmezler. Ne ruhla münasebetleri vardır, ne de beyinle ciddî bir alâkaları, ne Allah&#8217;a karşı saygı taşırlar, ne de Peygamber hürmeti bilirler.. çoğu öyle mük&#8217;ap cahildir ki; bilmezler, bilmediklerini de bilmezler, ama kendilerini bilir sanırlar.</p>
<p>Hâsılı, bugün, olmamasını arzu ettiğimiz ne kadar menfilik varsa, her yerde diz boyu, hatta ondan da öte; yıllardan beri milletçe beklediğimiz şeylere gelince onlardan da hiç mi hiç haber yok. Manzara bu olunca, ümitten, azimden söz etmek de oldukça zor; ama biz milletçe bu zoru aşma mecburiyetindeyiz. Bugün başımıza gelenler, gelecekte de katlanarak karşımıza çıkabilir.. ülke bir baştan bir başa mezaristan hâlini alabilir.. milletin azmi, ümidi tıpkı bir kefen gibi onun başına geçirilebilir.. ırmaklar Revân Nehri&#8217;ne, çöller Kerbelâ&#8217;ya, düşmanlar Şimir&#8217;e, aylar muharreme dönüşebilir.. kundaklamayı kundaklamalar takip edebilir.. dev yangınlar olabilir, yangınlar evlerimizin-barklarımızın yanında, beklentilerimizi, plânlarımızı da kül edebilir.. dost-düşman herkes bizi yalnız bırakabilir; yalnız bırakmaktan da öte hiç ummadığımız kimselerce arkadan hançerlenebiliriz. Evet, işte düşmanların böyle esirip köpürdüğü, dostların vefasızlık gösterip bizi bütün bütün terk ettiği durumlarda dahi kat&#8217;iyen teslim olmamalı, eğilmemeli; iman ve ümitlerimize dayanarak dimdik ayakta durmalı ve bir küheylan gibi hız kesmeden çatlayıncaya kadar koşmasını bilmeliyiz.</p>
<p>Hatta hâlihazırdaki fecâyi ve fezâyi şimdikinin kat katına ulaşsa.. etrafımız âh u efgân ile inlese.. çevremizdeki çığlıklar gidip tâ âsumana dayansa.. yaşanan ızdıraplar magmalar gibi köpürüp yüreklere vursa ve bütün bir millet çaresizlikle kıvranıp dursa.. düşünen başlar üzerinde kılıçlar kavisler çizse, beyinler balyozlarla ezilse.. dört bir yanda sadece zalimlerin &#8220;hay-hûy&#8221;u duyulsa.. en canlı, en temiz vicdanları simsiyah bir yeis sarsa.. hanlar devrilip hânümanlar yerle bir olsa.. ay batsa, güneş sönse, nazarlarla beraber gönüller de karanlığa gömülse.. kuvvet gemi azıya alsa, hak kaba kuvvetin paletleri altında kalıp ezilse.. her yerde dişli dişini gösterip gezse, zayıf dilini tutup sessizlik murâkabesine dalsa.. bütün mukavemetsiz ruhlar bir bir yıkılsa ve kalbzedeler üst üste devrilse&#8230;</p>
<p>Her şeye rağmen biz duruşumuzu, tavrımızı değiştirmeden konumumuzun hakkını vermeli, yerimizde durmalı, herkesin başvuracağı bir güç, bir ümit kaynağı olmalı ve sönmeye yüz tutan bütün meş&#8217;aleleri yeniden tutuşturmaya çalışmalıyız.</p>
<p>Allah&#8217;a inancımız tam ise, ümit, azim, kararlılık şiarımız olmalı; millete hizmet de vazifemiz. O kadar Hakk&#8217;a saygı duymalı ve o denli hayatımızı başkalarının mutluluğu içinde görmeliyiz ki, yemeyip yedirdiğimizi, giymeyip giydirdiğimizi ve kendimize rağmen yaşadığımızı görenler, emanette emin bir kısım kimselerle karşılaşmanın mutluluğunu yaşasınlar. Biz o denli nezih yaşamalıyız ki; haramlar, gayrimeşrular değil hayatımızı, rüyalarımızın ufkunu bile kirletmemeli.. aslında böyle bir kirlenme, kim bilir belki de hiç beklenmedik şekilde ne irtifa kayıplarına sebebiyet veriyordur..! Konumunun hakkını veremeyip bulunduğu noktadan kayanların iflâh olduğu hiç görülmemiştir. Kaldı ki biz, değil bir kısım dünyevî mülâhazalar, yaşama sevdasını ya da menfaat ve çıkar düşüncesini dahi intihar sayma konumundayız. Dahası biz Cennet&#8217;i bile kulluğumuza gaye yapmaktan kaçınmalı ve bütün gönlümüzü Hak rızasının engin vâridâtına bağlayarak şahsî isteklerimize karşı kat&#8217;î bir tavır alma durumundayız. Hiçbir zaman almayı düşünmeden hep vermeli, geriye döneceğini beklemeden de sürekli ihsanda bulunmalıyız.. ve &#8220;Cânan&#8221; deyip sefere azmettiğimiz bu kutlular yolunda hiç ama hiç mi hiç &#8220;can&#8221; sevdasına düşmemeliyiz.</p>
<p>Dünden bugüne bu kutlular yoluna baş koyanlar dört bir yanda düşmanlık duygularının körüklendiği, dost gönüllerin bile vefasızlık edip hasımları sevindirdiği, varlığını kine, nefrete bağlamış ruhların diş gıcırdatıp hiddetle üzerlerine geldikleri durumlarda bile ne yeis, ne sarsıntı, ne öfke ne de düşmanca duygularla onlara karşılık vermeyi düşünmemiş; kötülükleri hep iyilikle savmış; fena muameleleri hüsnühâl, yumuşak beyan ve farklı ihsanlarla rehabilite ederek, âdeta bütün kırılmaları ve tahribatı tamire çevirmiş ve yıkma düşüncelerine yapma hamleleriyle mukabelede bulunmuşlardır. Bu itibarla da -maâzallah- bir gün ülkede her şey alt-üst olsa, yığınlar gidip karanlıklara gömülse, yollar harap olup köprüler yıkılsa; bu insanlar paniklemeyi inanç ve iradelerine karşı saygısızlık sayarak yeis ve durgunluk içinde ölüm görüntüleri sergilemektense, başkalarının yaşama hislerini harekete geçirmek için uçma gayretlerinde bulunacak ve her hâlleriyle, yürüyebilene yolların açık olduğunu haykıracaklardır.</p>
<p>Ben inanıyorum ki, bu azim kahramanlarına, bugün olmasa da yarın mutlaka bir inayet eli uzanacak.. yollarını kesen tipi-boran dinecek.. kar-buz eriyip gidecek ve çevrelerindeki birkaç asırlık o kupkuru çöller cennetlere dönecek ve mutlaka talih onlara da gülecektir.</p>
<p>Yeis, yol kesen bir gulyabâni, acz ve çaresizlik düşüncesi ise ruhu öldüren birer hastalıktır. Şanlı geçmişimizde yol alanlar, hep imanla, ümitle yol almışlardır. Kendini acz ve ümitsizliğe salanlar da yollarda kalmışlardır. Hissizler, hareketsizler yol alamazlar.. uyuyanlar hedefe ulaşamazlar.. hele azmini, iradesini yitirenler asla uzun zaman ayakta kalamazlar.</p>
<p>Şimdi eğer, yarınlarımızı düşünüyor ve dipdiri geleceğe varmayı düşlüyorsak, yolların yürünerek alınabileceğini ve zirvelere azim, irade ve plânlarla ulaşılabileceğini asla hatırdan çıkarmamalıyız. Ulaşılmaz gibi görünen zirveler şimdiye kadar defaatle aşıldı; defaatle yüksek tepeler azmin, iradenin ayaklarına yüz sürdü ve onlarda ulaşılmaz şahikalara ulaşma azmini coşturdu. Aslında hangi devirde olursa olsun yürüdüğü yolun, yöneldiği gayenin ve dayanıp bel bağladığı kuvvetin farkında olanlar bu şuur ve kendi iç dinamikleri sayesinde tekrar tekrar o zirveleri aşmış ve o şahikalara ulaşmışlardır. Arz onların ayaklarının altında küçüldükçe küçülmüş, gökler onların irfanlarına sine açmış, mesafeler onların gayretlerine selâm durmuş ve karşılarına çıkan engeller de onları hedefe taşıyan birer köprü hâline gelmiştir.. evet bu babayiğitler karşısında karanlıklar her zaman bozgun yaşamış, musibetler rahmete inkılâp etmiş, sıkıntılar kurtuluş yolu olmuş, tazyikler de birer terakki rampası&#8230;</p>
<p>İşte böyle birinin bugününü bütün bütün yıksalar, o yönelir yarınlara ve yoluna o kulvarda devam eder; yarınlarını da yok etseler atını mahmuzlar ve öbür günlere koşar. Baş edemezler böyle biriyle ve edememeliler de. Zira o imanı, azmi, ümidi sayesinde, bozgunlar yaşadığı ya da yıkıldığı durumlarda bile hep bir başka muvaffakiyet ve zaferin projeleriyle serinlemiştir. Ve yine böyle biri, önünde kinlerin, nefretlerin kudurup durduğu, ufkunu üst üste karanlıkların sardığı anlarda bile asla ümitsizliğe düşmemiş ve paniğe kapılmamıştır. Zira o, ne sadece dün, ne bugün ne de yarındır. O bütün bu zamanların hepsine sözünü geçirme konumunda bir &#8220;sahibü&#8217;l-vakt&#8221; ve bir &#8220;ibnü&#8217;z-zaman&#8221;dır. <sup>[1]</sup> Bilir yaşadığı zamanın dilini, bildiği gibi dinin ruhunu, Kitab&#8217;ının esrarını. Görüldüğü ve hissedildiği her yerde hatırlatır Saadet Çağı&#8217;nın insanlarını. O, duyguları, düşünceleri, iffeti, ismeti, vefası, sadakati ve eğilip bükülme bilmeyen sağlam karakteriyle âdeta granitten bir âbide gibidir; çevresinde her şey üst üste devrilse -alimallah- tırnak kadar bir parçası dahi kopup düşmez.</p>
<p>Öyle ümit ediyoruz ki; işte bu sağlam karakter sayesinde, bugün olmasa da yarın mutlaka, hicranla yanan sinelerin hicranı dinecek, asırlardan beri iki büklüm yaşayanlar bellerini doğrultarak var olduklarını haykıracak, zulmetlere yenik ruhlar dirilip çevrelerini saran karanlıkları kovacak ve herkes olağanüstü bir gayret ve performansla kendi ruh ve mânâ köklerinin kılavuzluğunda bütün engelleri aşarak, özüyle bütünleşip talihinin zirvesine ulaşacaktır.</p>
<hr size="1" />[1] Tasavvufta bu kelimelere yüklenen farklı mânâlar mahfuz, &#8216;ibnü&#8217;z-zaman&#8217; kendi çağının çocuğu, &#8217;sahibu&#8217;l-vakt&#8217; de içinde bulunduğu dönemin hakimi demektir</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/186/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/186/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/186/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=186&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/27/inanan-sarsilsa-da-devrilmez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Herkesi kucaklayan İslam ahlakından sevgi saygı örnekleri</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/04/herkesi-kucaklayan-islam-ahlakindan-sevgi-saygi-ornekleri/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/04/herkesi-kucaklayan-islam-ahlakindan-sevgi-saygi-ornekleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 22:39:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islam hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[islam sevgi saygı]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi saygı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[
Başka türlü fikir ve felsefeye yönelen kimseler toplum içinde her türlü itici ve kaçırıcı tavrı tercih edebilirler. Bir kesimi başka bir kesim aleyhine yöneltecek sözleri çekinmeden söyleyebilirler. Ama İslam&#8217;ı temsil eden Müslümanlar toplumu cepheleştirecek üsluba yönelemezler, itici ve incitici tavrı tercih edemezler.
Çünkü Müslüman itici değil çekici olur. Kaçırıcı değil kucaklaştırıcı olur. Toplumla kucaklaşan, kaynaşan yapıcı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=146&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://medya.zaman.com.tr/zamantryeni/pics/yazarlar-detay/ahmedsahin.jpg" border="0" alt="" width="87" height="60" /></p>
<p>Başka türlü fikir ve felsefeye yönelen kimseler toplum içinde her türlü itici ve kaçırıcı tavrı tercih edebilirler. Bir kesimi başka bir kesim aleyhine yöneltecek sözleri çekinmeden söyleyebilirler. Ama İslam&#8217;ı temsil eden Müslümanlar toplumu cepheleştirecek üsluba yönelemezler, itici ve incitici tavrı tercih edemezler.<span id="more-146"></span></p>
<p>Çünkü Müslüman itici değil çekici olur. Kaçırıcı değil kucaklaştırıcı olur. Toplumla kucaklaşan, kaynaşan yapıcı insan olmayı hayatının vazgeçilmez vazifesi bilir.</p>
<p>Zira örnek aldığı Peygamber&#8217;i Müslüman&#8217;a, iticiliği değil çekiciliği, bölücülüğü değil birleştiriciliği, uzaklaştırıcılığı değil kucaklaştırıcılığı telkin ve tembih ediyor bizzat verdiği birlik beraberlik örnekleri, sevgi saygı misalleriyle&#8230;</p>
<p>Nitekim Efendimiz (sas)&#8217;in sevgi, saygı örneğine şahit olan sahabeler diyorlar ki:</p>
<p>- Resulüllah (sas) Hazretleri çevresine öylesine sevecen ve tebessümlü şekilde muhatap olurdu ki, kendisiyle bir defa görüşen adam, sanırdı ki, Peygamber kendisini herkesten çok seviyor!..</p>
<p>Evet, Peygamberimiz çevresine hep böyle tebessümle muhatap oluyor, &#8220;Müminin mümine karşı en güzel ikramı tebessümüdür.&#8221; buyuruyordu.</p>
<p>Nitekim bazı ziyaretlerimde beni de aynı tebessümle karşılayan dostlarımın:</p>
<p>-Hocam ne emredersiniz, çay mı kahve mi ikram edelim? Tekliflerine cevabım aynı oluyordu:</p>
<p>-Beni tebessümle, tatlı sözlerle karşılıyorsunuz. Bundan daha güzel ikram olur mu? Müminin mümine karşı ikramı tebessümüdür, buyuran Peygamber&#8217;in sünnetini uyguluyorsunuz, bu da ikram olarak yetip de artıyor bile.. dememize rağmen dostlarımız yine de düşündükleri ikramdan geri kalmıyorlardı&#8230;</p>
<p>Sözü buraya getirmişken Peygamberimiz&#8217;den aldıkları tebessümlü sevgi, saygı ahlakını herkese uygulayan alimlerimizden bazı misaller vereyim isterseniz.</p>
<p>Merhum Şeyh Muzaffer Ozak&#8217;ın İstanbul-Beyazıt&#8217;taki kitapçı dükkanına bir papaz gelir. Hemen ayağa kalkan Şeyh efendi, misafire önce tebessümle muhatap olur, saygı ile yer gösterir. Çay-kahve ne emredersiniz, der. Müşterilerden biri bu tebessümlü, hürmetli tavrı pek yerinde bulmaz da papaz çıktıktan sonra:</p>
<p>-Hocaefendi, der, bir din adamının papaza karşı ayağa kalkıp tebessüm ve hürmetle muhatap olması uygun mu?</p>
<p>Tereddüt etmeden cevap verir Şeyh efendi:</p>
<p>-Uygun mu ne demek, şarttır şart!.. Adam itirazını sürdürünce o da cevabını sürdürür.</p>
<p>-Efendi dikkat et! der, Müslüman nezaketin, saygının, sevginin, tebessümün mirasçısıdır; kabalığın, hamlığın ve nefretin değil!..Bundan sonra da şu tarihî saygı örneğini anlatır:</p>
<p>Hazreti Mevlânâ der, Konya çarşısında giderken papazın biri yol kenarında kendisine karşı ayağa kalkıp aşağıya eğilerek saygı gösterir. Bunu gören Mevlânâ ise papazdan daha aşağıya eğilerek karşılık verir. Niçin papazdan daha aşağı eğildiğini soranlara ise şöyle cevap verir:</p>
<p>-Ben İslam&#8217;ın temsilcisiyim, tüm faziletlerde olduğu gibi tevazuda da papazı geçmem gerekirdi. Elhamdülillah tevazuda da papazı geçtim&#8230; Şöyle bağlar sözünü:</p>
<p>-Müslüman tevazuun, sevginin, saygının mirasçısıdır; kabalığın, hamlığın ve tekebbürün değil.</p>
<p>Ne dersiniz, birlik beraberliğe, kucaklaşıp kaynaşmaya en çok muhtaç olduğumuz şu devrede mizaçlarımızı bir gözden geçirsek mi? Çevremize karşı tevazuun mu temsilcisi oluyoruz, yoksa tekebbürün mü, bir düşünsek mi? Yani çekici Müslüman örneği mi veriyoruz, yoksa itici insan misali mi?..</p>
<p>Vefatının 48. yılında rahmetle ve minnetle andığımız Hazreti Bediüzzaman da bunu mu söylemek istiyor tüm Müslümanlara şu hatırlatmalarıyla:</p>
<p>-Eğer bizler yaşayışımızla İslam&#8217;ın güzelliğini gösterebilsek sair dinlerin tabileri gruplar halinde İslam&#8217;a girerler, bizde gördükleri özellik ve güzellikler karşısında daha fazla direnemezler. Yeter ki biz yaşayışımızla İslam&#8217;ın bu sevgi, saygı dolu güzelliklerini göstermeyi başaralım çevremize&#8230;</p>
<p>-Ne dersiniz?.. Düşünmeye değer mi?..</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=675165" target="_blank">http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=675165</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/146/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/146/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/146/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=146&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/04/herkesi-kucaklayan-islam-ahlakindan-sevgi-saygi-ornekleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://medya.zaman.com.tr/zamantryeni/pics/yazarlar-detay/ahmedsahin.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Peygamberlik liyakate dayalı ilahi bir ihsandır</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/02/peygamberlik-liyakate-dayali-ilahi-bir-ihsandir/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/02/peygamberlik-liyakate-dayali-ilahi-bir-ihsandir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 15:37:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[fethullah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[fethullah gülen peygamber yorum]]></category>
		<category><![CDATA[hocaefendi peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[ikindi sohbetlri]]></category>
		<category><![CDATA[kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberlik liyakate dayalı bir ihsandır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[






Peygamberlik liyakate dayalı ilahi bir ihsandır
 














Bir arı kovanının ana arıya ihtiyacı olduğu gibi beşer de peygambere muhtaçtır. Peygamber olmadan beşer ne ferdî, ne ailevî ne de içtimâî hayatını anlamlı kılamaz. Zira peygamber özel donanımlı bir insan olarak insanların Allah yolunda rehberi, Allah&#8217;ın da insanlara karşı elçisidir.



Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bizim önümüzde Hakk&#8217;a götüren bir rehberdir. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=137&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><table border="0">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2">
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td class="metin"><span style="font-weight:bold;font-size:16px;">Peygamberlik liyakate dayalı ilahi bir ihsandır</span></td>
<td align="right"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td class="spot-haber" colspan="2" valign="top">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" align="right">
<tbody>
<tr>
<td><img class="haberresim" src="http://medya.zaman.com.tr/2008/05/02/fethullahgulen.jpg" alt="" align="right" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bir arı kovanının ana arıya ihtiyacı olduğu gibi beşer de peygambere muhtaçtır. Peygamber olmadan beşer ne ferdî, ne ailevî ne de içtimâî hayatını anlamlı kılamaz. Zira peygamber özel donanımlı bir insan olarak insanların Allah yolunda rehberi, Allah&#8217;ın da insanlara karşı elçisidir.</p>
<table style="height:16px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td class="metin" style="padding-right:10px;" colspan="2" valign="top">Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bizim önümüzde Hakk&#8217;a götüren bir rehberdir. O, bize Hakk&#8217;a vasıl olma âdap ve erkânını göstererek yürüdüğü yolu,</p>
<p> yürüyeceğimiz şehrah haline getirdiği gibi aynı zamanda, murad-ı ilahiyi bize</p>
<p>intikal ettirmek üzere de Allah&#8217;ın bir Resûlü&#8217;dür. Kulluğu itibarıyla içimizden çıkar Hakk&#8217;a gider, elçiliği itibarıyla da Hak&#8217;tan döner, Hak ile halkı bir eder. Halkın içinde bulunur fakat Hak&#8217;la beraber olur. <span id="more-137"></span></p>
<p>Her fıtrat, ancak çok safî ruhlarda olabilecek bu durumu ihraz edemez. Ayet-i kerimenin ifadesiyle Allah, meleklerden de insanlardan da bir kısım pak ve nezih kimseler ıstıfa eder, seçer ve onları önemli bir misyon için ihtiyar buyurur. (Bkz. Hac Suresi, 22/75) Nübüvvet iktisab (kazanılarak elde) edilmez, o Allah tarafından bir mevhibe olarak verilir. Bazılarının düşünmeden seslendirdikleri &#8220;Feylesof peygamberden büyüktür. Çünkü feylesof meseleleri çalışarak bulur. Peygamber ise çalışmadan yapar. Allah&#8217;tan alır.&#8221; görüşü bir aldanmışlıktan ve hezeyandan başka bir şey değildir.</p>
<p>Her peygamber, tertemiz ve nezih bir fıtrattır. Mesela Efendimiz&#8217;i ele alalım. Kendisine kırk yaşında peygamberlik gelmiştir. Fakat O&#8217;nun kırk yaşına kadar yaşadığı nezih hayatı adeta peygamberliğin temel taşları ve altyapısı gibidir. Ravi, O&#8217;nun yirmi beş yaşında iken Hz. Hatice&#8217;nin karşısındaki durumunu bize naklederken şöyle der: &#8220;Meysere kendisine Hz. Hatice&#8217;nin talebini ilettiğinde Resûl-i Ekrem buram buram ter dökmüştü.&#8221; Evet, Allah Resûlü, iffetsizliğin hükümferma olduğu bir devirde kaşını kaldırıp da bir kadının yüzüne bakmamıştı. Evvel ve ahir sorgulanabilecek olumsuz hiçbir davranışı olmamıştı. Keza O&#8217;nun hiç mi hiç yalanı duyulmamıştı. Bu istikamet abidesiyle alakalı Muğîre İbn Şu&#8217;be Müslüman olmadan önce başından geçen şöyle bir hatırasını anlatır: Ebu Cehil ile beraber bir yolda yürüyorduk. Bir aralık Peygamberimiz karşımıza çıktı. Biz çakırkeyf bir laubalilik içindeydik. O ciddi bir sekine ve vakarla bize yaklaştı. Kendisine yakışır bir eda ile bize Hakk&#8217;ı anlattı. Bunun üzerine Ebu Cehil, &#8220;Senin peygamber olduğunu kabul etsek zaten dinine girer arkandan yürürdük. Seni kabul etmiyoruz.&#8221; dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü ayrıldı ve gitti. Sonra benimle baş başa kalan Ebu Cehil bana şöyle dedi: &#8220;O&#8217;nun getirdiği haberlerin hepsi doğru. O yalan söylemez. Çünkü şimdiye kadar hiç yalanına şahit olmadık. Fakat Abdülmüttalipoğulları, &#8216;Sikâye bizden, sidâne bizden, rifâde bizden, bir de kalkıp nübüvvet de bizden&#8217; derlerse ben buna dayanamam.&#8221;</p>
<p>İlhama açık ruhların Efendimiz&#8217;le irtibatı vardır</p>
<p>Evet, Resûl-i Ekrem (aleyhi ekmelüt&#8217;tehaya), nübüvvetten evvel de paha biçilmez bir elmastı. Nübüvvet, O&#8217;na (sallallahu aleyhi ve sellem) semavi ayrı bir derinlik ilave ederek adeta O&#8217;nu bir kez daha saykıllamıştır. Yani bu muhteşem varlığa, vahiy gelmiş, O bu sayede mahbit-i vahy-i ilahi (vahyin odak noktası) olmuştur. Mertebelerine göre diğer nebilerin durumu da aynıdır. İşte bu tertemiz âli ruhlar Allah ile münasebet kurmuş, Allah da onları büyük bir vazife ile şereflendirmiştir.</p>
<p>Bu mevzuda sübjektif bir şey arz etmek istiyorum: Sizin içinizde de kalbi ilhama mazhar olanlar vardır. Mesela bunlar, yarın başına gelecek şeyleri, gelme sırasına göre Allah&#8217;ın izniyle keşfen veya müşahedeten veya uyku ile uyanıklık arasında keşfederler. (Ben öyle hüsn-ü zan ediyorum. Bu tür Hak dostları daima olmuştur ve olacaktır.) Ancak bu, herkes için söz konusu değildir. Bu, saf kalan ve saflaştırılanlara has bir mazhariyettir. Bunlar dün olduğu gibi bugün de vardırlar ve mazhar oldukları şeylerde nübüvvet ve mucizenin bir gölgesidir ve bunun adı velayet, ondan zuhur eden de keramettir. Bunlar birer ihsan-ı ilahidir ama hep liyakate terettüp etmektedir. Kişinin liyakati olur, tezkiye-i nefs eder, kalbini daima berrak ve duru tutar, günahlardan olabildiğine kaçınırsa, Cenab-ı Hakk da onu özel mevhibelerle serfiraz kılar.</p>
<p>Şimdi içimizde böylesi bir terakkiye mazhar olmayan kimseler, &#8220;Niçin bunlar seçilmiş?&#8221; diyemezler. Çünkü bu, liyakate terettüp eden bir mazhariyettir. Evet, Nebi, gölgesiz doğrudan doğruya semadan gelen vahye sinesini açar, ona mazhar olur ve her şeyi apaçık görür. İşte nübüvvet mazhariyeti! Herkes bu durumu ihraz edemediği için bir adı da Mustafa (seçilmiş, ihtiyar edilmiş) olan Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve diğer seçkinler, insanlarla Allah arasında birer vesile ve vasıta olarak vazife görmektedirler. Allah dostlarının menkıbelerinde insanın nefsini terbiye ettiği takdirde Resûl-i Ekrem&#8217;le doğrudan doğruya münasebet kurabileceği söylenir. Nitekim Allâme Suyuti, Efendimiz&#8217;le yetmişten fazla yakazaten görüştüğünü dile getirmektedir. Hatta Ehlullahtan öyleleri vardır ki, &#8220;Ben bir an Allah Resûlü&#8217;nün huzurunda bulunduğumu hissetmezsem ölürüm. Ben, O&#8217;ndan her an hayat alıyor, hayatımı O&#8217;nun işaretlerine göre tanzim ediyorum.&#8221; demektedirler. Vâkıa, Allah Resûlü, &#8220;Size iki şey bırakıyorum onlara sımsıkı tutunduğunuz zaman dalalete gitmezsiniz. Bunlar Kitabullah ve Sünnetimdir.&#8221; buyurarak işaretini verip gitmiştir. Ancak bununla beraber o büyük kâmetler, öyle bir yakınlıkla müşerref olmuşlardır ki, bir lahza orada bulunmadıklarını hissettiklerinde mahvolacaklarını zannetmektedirler. Bazıları ise bu huzurda olmadıklarını hissettiklerinde, &#8220;Huzuru ihlal ettik. Ters düştük.&#8221; diyerek kalkıp boy abdesti almaktadırlar.</p>
<p>Evet, işte böylesine Resûl-i Ekrem (aleyhisselatü vesselam)la münasebettar kimseler de vardır. Bunlar olmazsa âlem başka âlem olur. Bu bir hal, keyfiyet, çap ve ağırlık meselesidir ve bunu madeni bakır olanlar değil, bîhemta elmas olanlar anlar.</p>
<p><strong></strong>Bir arı kovanının ana arıya ihtiyacı olduğu gibi beşer de peygambere muhtaçtır. Zira peygamber özel donanımlı bir insan olarak insanların Allah yolunda rehberi, Allah&#8217;ın da insanlara karşı elçisidir. <strong></strong>Resul-i Ekrem, nübüvvetten evvel de paha biçilmez bir elmastı. Nübüvvet, O&#8217;na (sallallahu aleyhi ve sellem) semavi ayrı bir derinlik ilave ederek adeta O&#8217;nu bir kez daha saykıllamıştır. <strong></strong>Peygamberlik, liyakate terettüp eden bir mazhariyettir. Evet, Nebi, gölgesiz doğrudan doğruya semadan gelen vahye sinesini açar, ona mazhar olur ve her şeyi apaçık görür. İşte Nübüvvet mazhariyeti!</p>
<p>ÖZETLE</p>
<p>1-</p>
<p>2-</p>
<p>3-</td>
</tr>
<tr>
<td class="haberbilgi" style="padding-right:10px;" colspan="2" align="right"><a href="http://pirlanta.wordpress.com/wp-admin/ara.do?author="></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="haberbilgi" style="padding-right:10px;" colspan="2" align="right">02 Mayıs 2008, Cumazaman gazetesi</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/137/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/137/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/137/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=137&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/02/peygamberlik-liyakate-dayali-ilahi-bir-ihsandir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://medya.zaman.com.tr/2008/05/02/fethullahgulen.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Mevlana Hazretlerinden</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/mevlana-hazretlerinden/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/mevlana-hazretlerinden/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 15:12:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/mevlana-hazretlerinden/</guid>
		<description><![CDATA[
MEVLANA&#8217;DAN
Tasavvufta 4 kapi vardir:
1-Seriat Kapisi
2-Tarikat Kapisi
3-Marifet Kapisi
4-Hakikat Kapisi
Ögreti olarak bu kapilar birer birer geçilerek Hakikate ulasilir.
Ögrencilerinden biri Mevlana&#8217;ya sormus.
-Efendim, bu 4 kapi mes&#8217;elesini ben pek anlayamiyorum. Bana
anlayabilecegim bir lisanla anlatir misiniz? 
&#8216;Simdi bak, karsi medresede dersini çalisan dört kisi var. Hepsi
rahlelerine egilmis. Sen git bunlarin hepsinin ensesine bir samar at, sonra gel
sana anlatayim.&#8217;
Adam gitmis birincinin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=133&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.karahankutuphanesi.gov.tr/images/mevlana.jpg" alt="" /></p>
<p>MEVLANA&#8217;DAN</p>
<p>Tasavvufta 4 kapi vardir:</p>
<p>1-Seriat Kapisi<br />
2-Tarikat Kapisi<br />
3-Marifet Kapisi<br />
4-Hakikat Kapisi</p>
<p>Ögreti olarak bu kapilar birer birer geçilerek Hakikate ulasilir.</p>
<p>Ögrencilerinden biri Mevlana&#8217;ya sormus.<br />
-Efendim, bu 4 kapi mes&#8217;elesini ben pek anlayamiyorum. Bana<br />
anlayabilecegim bir lisanla anlatir misiniz? <span id="more-133"></span></p>
<p>&#8216;Simdi bak, karsi medresede dersini çalisan dört kisi var. Hepsi<br />
rahlelerine egilmis. Sen git bunlarin hepsinin ensesine bir samar at, sonra gel<br />
sana anlatayim.&#8217;</p>
<p>Adam gitmis birincinin ensesine bir tokat asketmis. Tokadi yiyen<br />
derhal ayaga kalkip arkasini dönmüs ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlâna&#8217;nin<br />
ögrencisini yere yikmis. Ögrenci dayagi yemis, geri dönecek ama<br />
hocasina itaat var.Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat asketmis. O da derhal ayaga<br />
kalkip elini kaldirmis. Tam tokadi vuracakken vazgeçip yerine oturmus.<br />
Ögrenci devam etmis üçüncüye de bir tokat atmis. Üçüncü söyle bir<br />
kafasini çevirip baktiktan sonra çalismasina devam etmis.</p>
<p>Dördüncü, tokadi yemesine ragmen hiç orali bile olmadan çalismasina<br />
devam etmis.Ögrenci Mevlâna&#8217;ya dönmüs, olanlari anlatmis.</p>
<p>Mevlâna;</p>
<p>&#8216;Iste sana istedigin örnekler;</p>
<p>Birinci; seriat kapisini geçememis biri idi. Seriatta kisasa kisas<br />
oldugu için tokadi yeyince kalkti. Aynisini sana iâde etti.</p>
<p>Ikinci; tarîkat kapisindadir. Tokadi yeyince o da kalkti tam tokadi<br />
iade edecekti ki, tarikat ögretisinde verdigi söz aklina geldi. &#8216;Sana<br />
kötülük yapana bile iyilik yap&#8217;. Onun için döndü, yerine oturdu.</p>
<p>Üçüncü; mârifet kapisina kadar gelmistir. Iyinin ve kötünün tek<br />
Yaradan&#8217;dan geldigini bilir, inanir. Yaradan bu kötülüge hangi iblisi<br />
âlet etti diye merakindan söyle bir dönüp bakti.</p>
<p>Dördüncü; hakikat kapisini da geçmistir. Iyinin ve kötünün tek sahibi<br />
oldugunu bilir. Onun için dönüp bakmadi bile. </p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/133/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/133/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/133/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=133&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/mevlana-hazretlerinden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.karahankutuphanesi.gov.tr/images/mevlana.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İslam, demokrasi ile bağdaşır mı?</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/14/islam-demokrasi-ile-bagdasir-mi/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/14/islam-demokrasi-ile-bagdasir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Aug 2007 15:38:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen Hocaefendi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/14/islam-demokrasi-ile-bagdasir-mi/</guid>
		<description><![CDATA[SORU: İslam, demokrasi ile bağdaşır mı? Birçok İslam ülkesinde demokrasi olmayışını nasıl açıklıyorsunuz? Bunu Müslüman ülkeler için bir noksanlık olarak görüyor musunuz?İslam ve demokrasi söz konusu edildiğinde, bunlardan birincisinin ilahî ve semavî bir din, diğerinin ise insanların geliştirdiği bir yönetim biçimi olduğu göz ardı edilmemelidir. Dinin temel amaçları iman, ubudiyet, marifet ve güzel ahlak gibi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=115&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong><img style="width:138px;height:173px;" src="http://www.sizinti.com.tr/images/renkler_kusagi/339_2.jpg" border="0" alt="" width="138" height="173" align="left" />SORU: İslam, demokrasi ile bağdaşır mı? Birçok İslam ülkesinde demokrasi olmayışını nasıl açıklıyorsunuz? Bunu Müslüman ülkeler için bir noksanlık olarak görüyor musunuz?</strong>İslam ve demokrasi söz konusu edildiğinde, bunlardan birincisinin ilahî ve semavî bir din, diğerinin ise insanların geliştirdiği bir yönetim biçimi olduğu göz ardı edilmemelidir. Dinin temel amaçları iman, ubudiyet, marifet ve güzel ahlak gibi evrensel hususlardır. Kur&#8217;an yüzlerce ayetiyle, insanları imana, Hakk&#8217;a kulluğa, kullukta derinleşerek ihsan şuuru kazanmaya ve güzel ahlaka çağırır. &#8220;İman etmek ve salih amelde bulunmak&#8221; Kur&#8217;an&#8217;ın ısrarla üzerinde durduğu konulardan olduğu gibi Hakk&#8217;ı görüyor gibi davranma ve O&#8217;nun tarafından görülüyor olma şuuruyla O&#8217;nunla vicdani bir münasebet içinde bulunma ve bütün bunları güzel ahlakla bezeme de O&#8217;nun her zaman hatırlattığı mevzulardandır.<span id="more-115"></span></p>
<p><a href="http://null/2005/09/08/muslimworld-1.jpg" target="_blank"><img src="http://null/2005/09/08/muslimworld.jpg" border="0" alt="" align="right" /></a></p>
<p>Demokrasi ise kendi başına bir yönetim biçimi değildir. Büyük ölçüde muğlak olduğundan bu tabirin nisbetsiz zikri pek azdır. Çok defa yanına bir kavram ilave edilerek &#8220;sosyal&#8221;, &#8220;liberal&#8221;, &#8220;Hıristiyan&#8221;, &#8220;radikal&#8221;&#8230; vesaire gibi sıfatlarla anılır ki, pratikte bazen bu demokrasi türlerinden biri diğerini demokrasi olarak bile kabul etmeyebilir.</p>
<p>Ne var ki, günümüzde &#8220;demokrasi&#8221; hep yalın haliyle algılanmakta, izafet ve nisbetleriyle çoğul tabiatına bakılmamaktadır. Bunun aksine pek çokları &#8220;din&#8221;den söz ettiğinde, onu siyasetle eşitlemekte, gerçekte siyasetin dinin birçok kısmından sadece bir parçası olduğunu unutmaktadır. İşte, bu iki mülahaza İslam ve demokrasinin bağdaşıp bağdaşmayacağı konusunda farklı düşüncelere sebebiyet vermiştir. Bu kavramlar, birbirinin tam zıddı veya nakîzi olmasa da aralarında önemli fark olduğu açıktır. <strong><strong>İslam, demokrasiyi zenginleştirir&#8230;</strong></strong></p>
<div><strong><strong>Bu mütalaalardan birine göre İslam, bir din olmanın yanında aynı zamanda bir devlet sistemidir. O, ferdî, ailevî, içtimaî, iktisadî, siyasî her alanda kendini ifade eder/etmiştir. Bu açıdan onu sadece iman ve ibadetten ibaret sayma, müdahale ve tasarruf alanını daraltmak demektir. Bu icmalî mütalaa etrafında yeni yeni fikirler oluşmuş ve çok defa İslam&#8217;ın da bir siyasi ideoloji şeklinde algılanmasına sebebiyet vermiştir. Hatta bu düşünce tarzı, bazılarına göre İslam&#8217;ı da herhangi bir siyasi ideoloji durumuna getirmiştir. İslam&#8217;ın totaliter bir ideoloji şeklinde algılanması ise tamamen hukuka dayanan, temel prensipleri itibarıyla hiçbir kesimi baskı altına almayan, hatta açıktan açığa buna karşı çıkan ve her zaman cumhurun görüşlerine göre -re&#8217;ye açık alanlarda- icraatta bulunan İslam&#8217;ın ruhuna aykırı düşmektedir. Aynı zamanda bu ruh, çoğunluğun görüşüne göre toplumun iyiliğini temin edecek eylemleri içeriyordu.</strong></strong></div>
<p><strong><strong>Biraz daha mutedil bir çizgi izleyenlere göre ise İslam&#8217;ı bir ideoloji gibi sunmaktansa demokrasiyi tamamlayan bir unsur olarak sunmak çok daha iyi olurdu. İslam&#8217;ın bu şekilde takdim edilmesi İslam dünyasında demokrasinin yerel formlarının zenginleşmesine; insanların manevi ve maddi dünyaları arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamasına yardımcı olabilirdi. Öyle inanıyorum ki İslam ebedden ve ebedî bir Zât&#8217;ın teveccühünden başka hiçbir şeyle tatmini mümkün olmayan insanoğlunun geniş ihtiyaçlarını karşılayarak demokrasiyi zenginleştirebilirdi.</p>
<p></strong>Evet ne kadar acı ki, İslam dünyasında ve Türkiye&#8217;de din-demokrasi münasebetlerinden söz eden, hem din adına konuşarak bazı söylemler geliştirenlerin bir kısmı hem de demokrasiden yana olanların bazıları aynı yanlışta bir araya gelmektedir: O da demokrasi ile dinin asla bağdaşmayacağı hususudur. Çünkü bu argümana göre din, Allah&#8217;ın hakimiyetine, demokrasi ise milletin re&#8217;yine dayanır. Ama, zannediyorum İslam ve demokrasi arasındaki bu sathi karşılaştırmada kurban edilen bir mülahaza daha var; o da, &#8216;hakimiyet, kayıtsız-şartsız milletindir&#8217; sözü, hükümranlığın -haşa- Allah&#8217;tan alınarak insanlara verilmesi demek değildir. Aksine hükümranlığı insanlara tevdi eden Allah&#8217;tır. Başka bir ifadeyle Allah, hükümranlığı, baskıcı ve despotik bireylerin elinden alıp toplumun üyelerine, yani cumhura vermiştir. Bir mânâda, Raşit Halifeler döneminde demokrasinin bu ilkesi uygulanmıştır.</p>
<p>Allah&#8217;ın kozmolojik anlamda her şeye hakim olduğunda şüphe yok; düşüncelerimiz, biz ve planlarımız hep o Kudret-i Kahire&#8217;nin tasarrufu altındadır. Ancak bu, bizim iradelerimiz, temayüllerimiz, tercihlerimizin olmadığı mânâsına gelmez. İnsanlar ferdî hayatları adına bazı seçimlerde muhtar bırakıldıkları gibi bir kısım içtimaî ve siyasî meselelerde iradeleriyle -min vechin- baş başa bırakılmışlardır. İnsanlar, yasama ve yürütme organlarını farklı usullerle seçebilirler. Zaten Asr-ı Saadet&#8217;te tek bir tür intihap söz konusu olmamıştır. Hz. Ebu Bekir&#8217;in seçilmesinde ayrı bir yol takip edilmiş, Hz. Ömer&#8217;de farklı bir usûl, Hz. Osman&#8217;da ayrı bir vetire ve Hz. Ali&#8217;de de başka bir sistem esas alınmıştır. İşin doğrusunu Allah bilir.</p>
<p>Ayrıca demokrasi sorgulanamaz bir sistem de değildir; zira gelişim sürecine bakılırsa, demokrasinin yanlışlarının tashih ve değişikliklerle giderilmeye çalışıldığı görülür. Hatta bazıları demokrasinin otuz türünden bahsetmiş. Onun tekamül yolundaki bu zikzaklı macerasından dolayı, bazıları hâlâ ona kuşkuyla bakmakta. İslam dünyasının demokrasiye sıcak yaklaşmamasının bir sebebi de belki budur. Bunun yanı sıra, demokrasiyi despotik idarelerine tehdit olarak gören baskıcı liderlerin uyguladığı şiddet, Müslüman ülkelerde demokrasinin gelişmesini engelleyen diğer faktördür.</p>
<p><span style="font-size:xx-small;">Kaynak : ( Muslim World&#8217;ün Gülen ropörtajı &#8211; 2. Bölüm- <span style="font-family:Arial;">09.09.2005 Zaman Gazetesi )</span></span></p>
<p> </p>
<p></strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/115/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/115/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/115/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/115/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/115/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/115/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/115/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=115&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/14/islam-demokrasi-ile-bagdasir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sizinti.com.tr/images/renkler_kusagi/339_2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://null/2005/09/08/muslimworld.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Fethullah Gülen&#8217;e göre evlilik..</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/08/fethullah-gulene-gore-evlilik/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/08/fethullah-gulene-gore-evlilik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Aug 2007 09:56:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Soru-Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ ATILAN DİĞER İFTİRALAR]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen Hocaefendi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/08/fethullah-gulene-gore-evlilik/</guid>
		<description><![CDATA[
Hz. Mesih ve Hz. Yahya evlenmemişlerdir diyen Fethullah Gülen kendisinin neden evlenmediğini ise dolaylı olarak izah etti. İşte Gülen&#8217;in evlenmemeye bakışı&#8230;
Evlenmenin, kişinin durumuna göre farz, mekruh, sünnet, mubah ve haram yönleri vardır. Mesela kişi, geçimsiz biri ise ve dahası ailesine haram yedirecekse böyle bir kimsenin evlenmesi mekruh sayılmıştır.
Devamı için Tıklayınız
Haram yiyen bir kişi bu durumundan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=76&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="std" src="http://www.belgehaber.com/images/haber/149.jpg" alt="Bekar Fethullah Gülen'e göre evlilik.." /></p>
<h4>Hz. Mesih ve Hz. Yahya evlenmemişlerdir diyen Fethullah Gülen kendisinin neden evlenmediğini ise dolaylı olarak izah etti. İşte Gülen&#8217;in evlenmemeye bakışı&#8230;</h4>
<p>Evlenmenin, kişinin durumuna göre farz, mekruh, sünnet, mubah ve haram yönleri vardır. Mesela kişi, geçimsiz biri ise ve dahası ailesine haram yedirecekse böyle bir kimsenin evlenmesi mekruh sayılmıştır.</p>
<p><span style="color:#ff0000;">Devamı için Tıklayınız<span id="more-76"></span></span></p>
<p>Haram yiyen bir kişi bu durumundan ötürü hesaba çekileceği gibi, böyle birinin başkasının kızına ve ondan doğacak çocuklara haram yedirmesi de haramdır. İşte bu durumda olan bir kişinin evlenmesi bir kısım ulemaya göre en azından tahrimen mekruh sayılmıştır. Kişinin mali imkânı var ve zina korkusu yoksa onun evlenmesi sünnettir. Zinaya düşme ihtimali olan kişinin evlenmesi ise farzdır. Bu itibarla evliliğin hükmü şahısların durumuna göre değişmektedir.</p>
<p>Hz. Mesih ve Hz. Yahya evlenmemişlerdir ve Hz. Mesih ve Hz. Yahya gibi imana hizmet eden, ahlaksızlığa sapmamış, daha tertemiz bir hayli bekâr vardır. Evet, bu mevzu şahıslara göre değişmektedir. Mutlak bir şey söylemek oldukça zordur. Kimisi evlenmeden âlâ-i illiyyine çıkar, kimisi evlenerek âlâ-i illiyyine çıkar. Kimisi evlenmez esfel-i safiline sukut eder, kimisi evlenir esfel-i safiline sukut eder.</p>
<p>İzdivaç yapan arkadaşlarıma, evlendikten sonra nefsin kadınlara olan alakasının kesilip kesilmediğini, evliliğin bu meseleye bir çare olup olmadığını sormuştum. Onların vermiş olduğu cevaplardan, izdivacın günahlara karşı bir sütre olduğuna/olacağına şahit olmuştum.</p>
<p>Ancak, hedefi ve gayesi olmayan izdivaçlar, niyetsiz ameller gibi bereketsizdirler. Gaye olmayınca bazen dinine-diyanetine bakılmadan hiç tanınmayan birisiyle sırf boyuna posuna bakılarak evliliğe benzeyen bir araya gelmeler uhrevî derinliğinin olmaması yanında çok defa imtizaçsızlıklar ve geçimsizliklerle sonuçlanır. Hele bir de, Kur&#8217;ân&#8217;a inanan ve inanmayan, Resûlullah&#8217;ı (sallallahu aleyhi ve sellem) tanıyan ve tanımayan iki kişi bir araya gelmişse.. evet, aileler arasında inanma ve inanmama açısından zıt düşünceler söz konusu ise, dinî, fikrî sürtüşmeler kaçınılmaz olur ve telâfisi imkânsız uyuşmazlıklar baş gösterir.</p>
<p>&#8220;Gayeli izdivaç&#8221;, enine-boyuna düşünülerek, hissin yanında aklî-mantıkî olan izdivaçtır. Ve evlenmede &#8220;maksat&#8221; düşünülerek hareket edildiğinden ailede huzur vardır. Neticesi düşünülmeden ve bir gaye gözetilmeden yapılan evliliklerin neticesinde ise, değişik sıkıntılar söz konusudur. Böyle bir yuvada, aile fertleri sürekli huzursuzluk yaşarlar.</p>
<p>Bu meselelerin içine hiç girmeyenlere gelince, bunlar çok fazla bir şey bilmezler. &#8220;Böyle başladık gidiyoruz&#8221; der ve safiyane yürür, giderler.</p>
<p>Fethullah Gülen- Zaman</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/76/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/76/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/76/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/76/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/76/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/76/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/76/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/76/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/76/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/76/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/76/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/76/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=76&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/08/fethullah-gulene-gore-evlilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.belgehaber.com/images/haber/149.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Bekar Fethullah Gülen'e göre evlilik..</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>