“De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (Al-i İmran Suresi, 64)
Medet Allahım medet, medet ki çok bunaldık!
Bıraktık doğru yolu, yolsuzluğa takıldık.
Muhteşem geçmişimize ve ümitlerimizde tüllenen aydınlık geleceğimize arka çevirerek iddialarla avunan bir toplum hâline geldik. Bu meş’um dönemde, ortaya kayda değer herhangi bir eser koyamadık –öyle bir gayretimiz oldu mu onu da Allah bilir– ama cihanları yeni baştan inşâ ediyor gibi bir tavrımız var. Âlemin uçarak geçtiği yerlerde düşe-kalka yürüdüğümüz açık; gel gör ki, sürekli Süleyman tahtının vârisi olduğumuz iddiasındayız.. ve henüz kendi ses ve şivemizi belirleyememişken dünyaya bir şeyler anlatma peşindeyiz. Çoğumuz itibarıyla, iş ve beceri adına birer amelmanda ve zamanzede olduğumuzda şüphe yok; ne var ki, gürültümüzle yeri-göğü inletiyoruz. Hele bir tür hamâset destanlarımız var ki hepsi de “Şehname” edalı. Hakkı bâtıl, bâtılı hak göstermedeki cedel ve diyalektik kabiliyetimize diyecek söz bulamıyorum. Bu donanımla (!) hedef seçtiğimiz ve infazına karar verdiğimiz mazlumların Allah yardımcısı olsun. Yazının devamını oku »
“Gevşeklik göstermeyin, tasalanmayın; Eğer iman ediyorsanız üstünsünüz.” (Âl-i İmrân, 3/139)
Hâlihazırdaki tablo oldukça ürpertici; ancak iman, ümit ve Allah’a teveccüh sayesinde aşılmayacak gibi de değil. Eğer insan, güneşe doğru yürür veya uçarsa, gölgesini arkasına almış olur; sırtını güneşe dönerse bu defa da gölgesinin arkasında kalmış olur. Bu itibarla gözlerimiz hep sonsuz ışık kaynağında olmalıdır. Evet her şey, Âkif’çe ifadesiyle: Allah’a dayanıp, sa’ye sarılıp, hikmete râm olmaktan geçmektedir. Ülkede iç içe kriz yaşandığı bir gerçek; ancak, sebepleri bilinip, iman, ümit ve azimle karşı çıkıldığında, bu kabil krizler hemen her zaman aşılmış; aksine problemler vehim ve hayallerle köpürtülüp ya da onlar üzerinde politika yapıldığında şişmiş, büyümüş, olduğunun üstünde bir görünüme ulaşmış ve psikolojik tahribatıyla içinden çıkılmaz hâle gelmiştir. Yazının devamını oku »
Başka türlü fikir ve felsefeye yönelen kimseler toplum içinde her türlü itici ve kaçırıcı tavrı tercih edebilirler. Bir kesimi başka bir kesim aleyhine yöneltecek sözleri çekinmeden söyleyebilirler. Ama İslam’ı temsil eden Müslümanlar toplumu cepheleştirecek üsluba yönelemezler, itici ve incitici tavrı tercih edemezler. Yazının devamını oku »
Bir arı kovanının ana arıya ihtiyacı olduğu gibi beşer de peygambere muhtaçtır. Peygamber olmadan beşer ne ferdî, ne ailevî ne de içtimâî hayatını anlamlı kılamaz. Zira peygamber özel donanımlı bir insan olarak insanların Allah yolunda rehberi, Allah’ın da insanlara karşı elçisidir.
Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bizim önümüzde Hakk’a götüren bir rehberdir. O, bize Hakk’a vasıl olma âdap ve erkânını göstererek yürüdüğü yolu,
yürüyeceğimiz şehrah haline getirdiği gibi aynı zamanda, murad-ı ilahiyi bize
intikal ettirmek üzere de Allah’ın bir Resûlü’dür. Kulluğu itibarıyla içimizden çıkar Hakk’a gider, elçiliği itibarıyla da Hak’tan döner, Hak ile halkı bir eder. Halkın içinde bulunur fakat Hak’la beraber olur. Yazının devamını oku »
Ögreti olarak bu kapilar birer birer geçilerek Hakikate ulasilir.
Ögrencilerinden biri Mevlana’ya sormus.
-Efendim, bu 4 kapi mes’elesini ben pek anlayamiyorum. Bana
anlayabilecegim bir lisanla anlatir misiniz? Yazının devamını oku »
SORU: İslam, demokrasi ile bağdaşır mı? Birçok İslam ülkesinde demokrasi olmayışını nasıl açıklıyorsunuz? Bunu Müslüman ülkeler için bir noksanlık olarak görüyor musunuz?İslam ve demokrasi söz konusu edildiğinde, bunlardan birincisinin ilahî ve semavî bir din, diğerinin ise insanların geliştirdiği bir yönetim biçimi olduğu göz ardı edilmemelidir. Dinin temel amaçları iman, ubudiyet, marifet ve güzel ahlak gibi evrensel hususlardır. Kur’an yüzlerce ayetiyle, insanları imana, Hakk’a kulluğa, kullukta derinleşerek ihsan şuuru kazanmaya ve güzel ahlaka çağırır. “İman etmek ve salih amelde bulunmak” Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu konulardan olduğu gibi Hakk’ı görüyor gibi davranma ve O’nun tarafından görülüyor olma şuuruyla O’nunla vicdani bir münasebet içinde bulunma ve bütün bunları güzel ahlakla bezeme de O’nun her zaman hatırlattığı mevzulardandır. Yazının devamını oku »
Hz. Mesih ve Hz. Yahya evlenmemişlerdir diyen Fethullah Gülen kendisinin neden evlenmediğini ise dolaylı olarak izah etti. İşte Gülen’in evlenmemeye bakışı…
Evlenmenin, kişinin durumuna göre farz, mekruh, sünnet, mubah ve haram yönleri vardır. Mesela kişi, geçimsiz biri ise ve dahası ailesine haram yedirecekse böyle bir kimsenin evlenmesi mekruh sayılmıştır.
Hep bir merak konusu olmuştur : Ahirzamanda beklenen Zat – Hz.Mehdi kimdir ? O bir şahıs mıdır , yoksa şahs-ı manevi mi? Bediüzzaman Hazretleri bahse konu Mehdi midir ? Yoksa Üstad-ı Sani lakablı Hüsrev abi , yoksa Hocaefendi mi ? Ahirzamanda beklenen Zat’ın 3 vazifesi ile acaba kast edilen mana , 3 farklı kişinin yapacağı farklı hizmetler mi , yoksa aynı kişinin yapacağı 3 vazife mi? Yoksa , bu vesile ile 3 farklı dönem ile şahs-ı maneviye mi vurgu yapılmıştır ?
Benzer soru eksersizleri Gavsiyyet makamı içinde yapılmaktadır: Acaba zamanın Gavsı kimdir ? Nasıl bir metod izlemektedir ? Peki ya Kutb-u Azam kimdir ? Ya Kutb-ul İrşad makamını kim doldurmaktadır ? Gavs makamını bir kişi mi yoksa dünyada birden fazla kişi mi temsil etmektedir ? Gavs makamındaki Zatlar , Hızır (AS) mdan ders almaktamıdır ?
Üzülerek görmekteyiz ki , Ahirzaman müminleri hadiselere mana-yı harfıyle değil , mana-yı ismiyle bakmayı marifet bilmekte , isimlere takılıp , isimlerin yüklediği manaya nasıl layık olabilirim hususunu düşünmemektedir ! Hz.Mehdi’nin kim olduğu konusundaki merakımızın onda birini , acaba o Zat’a layık bir şakirt, bir kardeş olabilirmiyim sorusunda aramamaktayız …! Zamanın Gavsını aradığımız kadar , diğer insanlara Rabbi Rahimizi (CC) arattıracak , onları bu eksene yönlendirecek Hizmetlerde bulunuyormuyuz ,düşünmemekteyiz …! Kutb-ul İrşad makamını temsil eden Zat hakkında mütaalalar beyan edecek kadar , nefsimizin kusurlarını mütaala etmemekteyiz…Hızır (AS) mdan ders alanları merak ettiğimiz kadar , ahirzamandaki küfr-ü mutlakın meydana getirdiği hasarları nasıl daha hızlı onarabiliriz sorusunu merak etmemekteyiz ..! Yazının devamını oku »
Soru: Allah Teâlâ’nın, bazı ayet-i kerimelerde, Zât-ı zülcelaliyle alâkalı bir kısım fiilleri nazara verirken “mütekellim-i maalgayr” (birinci çoğul şahıs) zamiri kullanmasının ve “…indirdik”, “…gönderdik”, “…verdik” diyerek birden fazla fâil varmış gibi beyanda bulunmasının hikmetleri nelerdir?Cevap: Her şeyden evvel, Kur’ân’ın yeryüzüne iniş gayesi, tevhid (Allah’ın birliği, eşi ve benzeri olmadığı) inancını fert ve toplum planında hâkim kılmaktır. Bu açıdan, dikkatle bakıldığında, Kur’ân-ı Kerim’in hemen bütün ayetlerinde tevhidin bir yönünün anlatıldığı görülür. Onun bazı ayetleri tevhid-i ulûhiyeti, bazıları tevhid-i rubûbiyeti ve bazıları da tevhid-i ubûdiyeti gösterir.
Kitab-ı Hakîm, “Allah’tan gayri göklerde ve yerde bir kısım ilâhlar bulunsaydı, yer-gök fesada uğrar, bozulur ve her yeri bir kaos alırdı.” (Enbiya, 21/22) buyurarak, “Kahhâr” kudretiyle küçük büyük her şeye tek başına hâkim bir İlahın varlığını vurgular; bu gerçeği baştan sona bütün surelerinde ayet ayet işler ve tevhid hakikatini şüpheye mahal kalmayacak ölçüde zihinlere yerleştirir. Tevhid hakikati, Kur’ân-ı Kerim’de o ölçüde sağlam kaideler üzerine oturtulmuştur ki, münkirler ve müşrikler dahi onda tevhide muhalif bir husus olduğunu iddia edememişlerdir. Öyleyse, Cenâb-ı Hakk’ın, kendi Zât-ı Akdes’ini bazen “mütekellim-i maalgayr” yani “birinci çoğul şahıs” zamiriyle nazara vererek “biz” ifadesini kullanmasında hiç şüphesiz muhtelif hikmetler ve bir kısım nükteler mevcuttur. Yazının devamını oku »
İman ve Kur’an davasının büyük hizmetkârlarından ve bütün hayatını Üstad’a ve Risale-i Nurlara hizmet için feda eden ve Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle:
“Zübeyr bana merhum biraderzadem Abdurrahman yerine ve Ceylan merhum biraderzadem Fuad bedeline verilmiş diye manevî ihtar aldım.” (Şualar s.535)
“Hakikî fedakâr Zübeyr, en lüzumlu ve hizmete şiddet-i ihtiyacım zamanında buraya imdadıma geldi.” (Emirdağ Lâhikası s.15)
İltifatlarına mazhar olan Nur Mesleğinin sembol isimlerinden merhum Zübeyir Ağabeyin bugüne kadar pek fazla bilinmeyen; Kur’an talebesi ve dava adamı nasıl olunduğu hakkında yazdığı, fedakârlık örneği bir mektubunu ibret için yayınlıyoruz…
“Aziz,Muhterem Kardeşim…
Mademki İslam’ın her derdine razı olduğunu bildiriyorsun, bu müjdenle bize aşk ve şevk veriyorsun, O halde iyi dinle:
VAZİFEN, dikenler arasında güller toplayacaksın. Ayağın çıplaktır, batacak. Elin açıktır, ısıracak. BUNA SEVİNECEKSİN.
Firavunlar kucağında büyüyen çocuk Musa’ları safına alacaksın. Aldığın için dövecekler. Konuştuğun için zindana koyacaklar, SEVİNECEKSİN.
Çöllere sürülürsen kanınla ağaç yetiştireceksin. Kutuplara sürülürsen ısınla sebze yetiştireceksin. Yeşilliği sevmeyenler olacak. Yakacaklar, yıkacaklar. Sen bunu SABIRLA SEYREDECEKSİN.
Karanlık zindanlara salarlarsa, ışık; paslı vicdanları görürsen, ümit; imansız kalplere rastlarsan NUR vereceksin. Sen verdiğin için suç, sen getirdiğin için ceza, sen konuştuğun için mahkûm olacaksın. Ve buna ŞÜKREDECEKSİN.
Anadan, yardan, serden ayrılacaksın. Candan, gönülden Kur’ân’a sarılacaksın. Damla iken deniz, nefes iken tayfun olacaksın. Derdini yazmak için derini kâğıt, kanını mürekkep edeceksin. Kimse ile görüştürmezlerse, mecnun olup çöllere düşeceksin. Leylâ arar gibi NUR arayanları bulacaksın. Bulamazsan üzülmeyeceksin.
Yalan, iftira, çamur fırtınasına tutulursan, HİSSİYATINI TERK EDECEKSİN… önünde demirden set yaparlarsa, dişinle deleceksin. Dağları toptan oymak gerekirse, iğne ile oyacaksın Unutma! nerede olursan ol; küfrün ve cehlin ta temelini çürüteceksin.Bir gün Kur’an etrafındaki surların yıkıldığım görürsen; hemen kemiklerini taş, etlerini harç, kanını da su edeceksin. Etrafına ilimden, irfandan, faziletten, ahlâktan kaleler dikeceksin. Kaleler, fedailer ister. Nasıl, nasıl sende içinde fedai olacak mısın?
Bu mektubu okuyunca, Mesnevi’yi okuyan Yunus Emre gibi “Uzun olmuş” diyeceksin. O’nun gibi ben olsa idim: “Ete, kemiğe bürünürdüm.Yunus diye görünürdüm” derdim dediğigibi, sen de ne lüzum vardı uzun uzun saymaya, kısaca “KUR’AN TALEBESİ OLACAKSIN”deseydin yeterdi, diyeceksin. Haklısın. Zira, İslâm yoluna giren; bilir ki, bu yol kıldan ince, kılıçtan keskindir. Her kişinin değil, er kişinin yoludur.
Seni bütün ruhu canımla kucaklar, gözlerinden öper, dualarına mukabele eder, Allah’ın rızası dairesinde buluşmak üzere mektubuma son verirken, dalalete düşen din kardeşlerimin, kısa bir zamanda sizin gibi hidayete ermelerini Cenab-ı Vacib-ül Vücud olan Hazret-i Allah’tan niyaz eylerim… Amin…
ADAMLAR İSTER!
Sadakatte kene gibi, metanette çam dağı gibi, sabırda güçsüzlüğüne rağmen azimle çalışan kaplumbağa gibi olacak adamlar ister bu hizmet!
Gerekirse anadan yardan diyardan vazgeçecek ve vazgeçmişliğini bile düşünmeyecek adamlar ister bu hizmet!
Rızayı ilahi dışında hiçbir şey düşünmeyen’’O razı olsa tüm dünya küsse ehemmiyeti yok’’düşüncesini kendine düstur eden ‘’Acaba o benden razı oldu mu? Düşüncesini bastıran,(yok eden demiyorum nefis öldürülemediği gibi nefsin istediği davranışlarda bastırılır. Bu yüzden nefisle mücahedeye büyük cihad denilir ya!)adamlar ister bu hizmet!
Çile çektikçe ‘’hel min mezid’’yani daha yok mu? Diyen, her çileyi bir terakki vesilesi bulan ve musibette dahi sabır içinde şükreden adamlar ister bu hizmet!
‘’Hizmetin gecesi gündüzü yok ‘’diyen, her an nerede bulunması gerekirse orada bulunmayı hayati vazife addeden ,’’benim bildiğim Zübeyir başıda gitse derse katılır’’diyen üstadına talebe olmaya layık adamlar ister bu hizmet!
‘’Her an davamı nasıl anlatırım’’Düşüncesiyle durmadan koşuşturan ‘’of’’bile demeyen. Ki demeye vakti bile olamayacak adamlar ister bu hizmet!
Rahmetli Nazım gökçek ağabeyin dediği gibi ‘’Bul yol aşk ve çile yoludur’’Diyen adamlar ister bu hizmet! Hizmette yüz adım ileri ücrette yüz adım geri giden adamlar ister bu hizmet!
Nefsine binip at gibi koşturan Kur’an ahlakıyla ahlaklanan nebiye benzeyen adamlar ister bu hizmet!.. Sahabelerin isar hasletini yaşayan bu asırda iman hizmetiyle asrısaadeti andıran Ehlisüffe gibi terki dünya eden has adamlarda ister bu hizmet!
Dava aşkında, çilede sadakatte metanette feragatte fedakârlıkta adeta birbiriyle yarışan adamlar ister bu hizmet!… Ömrünü daha çok hizmet yapabilecek arkadaşlarına adayabilecek kadar fedakârlık yapan adamlar ister bu hizmet!…
H.D.
NurTalebesi
Selame ve dua ile…
İslamın Ana kaynağı olan Kur’anı Kerim, birçok Ayeti Kerimesinde Peygamberimizin uygulamalarına vurgu yapıyor, ve İslamın bir bütün olarak yaşanabilmesi açısından, Peygamberimizin(SAV) uygulamalarının olmazsa olmaz olduğunu beyan ediyor: 1-) “(Farz, vâcib, sünnet, müstehab, âdâb adına) Resûl size ne getirmişse onu alın ve sizi neden menediyorsa, ondan da kaçının”(Haşr,59/7)
Âyette geçen ve meçhul şey ifade eden “ me’ ism-i mevsûlüyle ister vahy-i metlûv adına Kur’ân olsun, isterse vahy-i gayr-i metlûv adına kudsî hadîs ve hadîs olsun, Resûl’ün getirip tebliğ ettiği her şeyi, “ fe ” edatıyla da, bunlara behemehal ittiba ve itaatin vacib olduğunu ortaya koyuyordu. Aynı şekilde, ister Kur’an yoluyla, isterse içtihadları, yorumları ve tefsirleriyle Allah Resûlü’nün nehyettiği her şeyden de kaçınılması gerektiği sarâhatini veriyordu ki, âyetin devamında: “Allah’tan korkun! ” diyerek, bunun bir takvâ meselesi olduğunu ve kılı kırk yaran bir hassasiyetle görülüp gözetilmesi gerektiğini hatırlatıyordu. Sahâbe bunu çok iyi anlıyor ve Resûlullah’ın her sözüne, her fiil ve takrîrine uymakla takvânın kazanılabileceğini, yani Allah’ın vikayesine girilebileceğini düşünüyor ve hayatını hep O’nun vesayetinde sürdürüyordu. Zaten, âyetin sonu ki: “Şüphesiz, Allah’ın ikâbı çok şiddetlidir” tehdidini de gündeme getirdiğinden, sahâbi gibi kurbet kadrosunun böyle bir riske girmeleri asla söz konusu olamazdı.
2-) Şüphesiz, Resûlullah’ta sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü uman ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir misâl vardır” (Ahzâb, 33/21)
Bu âyet-i nurefşanı, şu eğri büğrü yollarda, şu binbir badire içinde, şu iç içe handikaplar ağında ve gâileli yürüyüşte ancak Resûlullah’ın sünnetine temessükle sahil-i selâmete çıkılabileceğini ilân ediyor!
3-) (Ey Resulum) De ki, siz gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.(Ali İmran,2/31)
Ayeti Kerime Peygamberimize uymayı, Allah’a uyma ile eşdeğer tutmakta ve Allah’ın sevgisini kazanmada bir vesile olduğunu belirtmektedir. Bunu Kur’an, bizzat Peygamberimize bu şekilde hitab etmesini istemektedir. Ayetin sonunda, peygamberimize uyanların Affedileceği müjdesi ise, Hadsi-i Şerfilerin ve Sünnet-i Seniyyenin İslamda nedenli önem arz ettiğinin bariz bir göstergesidir.
4-) “Allah’a ve ümmî peygamber olan Resûlü’ne -ki o, Allah’a ve O’nun sözlerine inanır- iman edin ve O’na uyun ki, doğru yolu bulasınız” (A’râf/7: 15
Ayeti Kerime, doğru yolu bulmanın Resule uymaktan geçtiğine açıktan ilan ediyor. 5-) “Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ/4: 80)
Ayeti Kerime,peygambere itaatin neden gerekli olduğunu ve itaatin zorunluluğunu ortaya koyar. Âyetler, Resûlüllah’a (s.a.s.) itaati, Allah’a itaat saymıştır. 6-) “Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.’ (En’am,6 /50)
Allah Resulu, vahy ile donanmış olduğunu Kur’an beyan etmesini istiyor! 7-) “şüphe yok ki, sen doğru yola rehberlik edersin. “ (Şu’ra, 42/52)
Efendimiz (SAV) in, doğru yolun Baş Rehberi olduğundan bahsediyor. Allah ve Resûlü bir meselede hüküm verdiği zaman inanmış bir erkek ve kadına, o meselede kendi isteklerine göre bir tercih hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlü’ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzâb/33: 36)
Allah ve Resulunun, bir meseledeki hükümlerinin aynı olduğunu ve bu konuda herhangi bir tercih lüksünün lmadığına işaret etmektedir. Tercihi seçenlerin apaçık bir sapıklık içinde olduklarına hüküm vardır! 9-) ‘Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan geri durun…’ (Haşr, 7) .
Peygamberimizin sadece önerilerini değil, aynı zamanda nehyettikleri yasaklarıda göz önünde bulundurmamızı emrediyor.
10-) Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip verdiğin hükmü içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan kabul edip ona teslim olmadıkları sürece iman etmiş olmazlar.” (Nisâ/4: 65)
İmanı, peygamberimizin hakem olarak kara verdiği konularda, kalben tasdik etmeyenlerin hakiki manada iman etmediklerine işaret ediyor.
11-) “Allah ve Resûlü’ne inanıyorsanız, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları, Allah’a ve Resûlü’ne arzediniz.” (Nisâ/4: 59)