PIRLANTA

Konuşan Yalnızca Hakikatlerdir

Arşiv 'Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar' Kategori


Odatv.com’da Yayınlanan “Fethullah Gülen Cemaatinin Hangi İcraatı İslamcıları Böldü?” Başlıklı Yazı İle İlgili Basın Açıklaması

Yazan: gerçekler Temmuz 17, 2008

Fethullah GülenOdatv.com internet sitesinde yayınlanan “Fethullah Gülen Cemaatinin hangi icraatı İslamcıları böldü?” başlıklı yazıda “Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nin tam karşısına yeni bir üniversite inşaatı yapıldığı, Saraybosna’nın ikinci bir üniversiteyi kaldırmayacağı, muhafazakar çevrelerin ‘Hocaların hocası’ olarak adlandırdığı Prof. Dr. Nevzat Kor’un (sözkonusu sıfat Prof. Dr Nevzat Kor’a değil; Merhum Prof. Dr. Sabahattin Zaim’e aittir) Gülen’e mektup yazdığı, İslamcı cemaatin Fethullah Gülen’in bu icraatini tartıştığı” şeklinde bir haber yapılmıştır. Bilahare, “Garipsiyorum” başlığı altında Prof. Dr. Nevzat Kor’un açıklamalarına yer verilmiştir. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Yorum Yok »

Gülen Hocaefendi’yi Mahkûm Ettirmek İsteyenler Haksız

Yazan: gerçekler Temmuz 17, 2008

Kesin Hüküm: Gülen Hocaefendi’yi Mahkûm Ettirmek İsteyenler Haksız

2000 yılında başlayan ve 24 Haziran 2008 tarihine kadar devam eden mahkeme süreci Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun beraat kararıyla sona erdi.

Böylece, Fethullah Hocaefendi’yi ve onun şahsında milletimizin ortaya koyduğu dünya çapındaki hizmetleri zan altında bırakmak için yoğun çaba gösterenlerin, zanlarını mahkeme kararıyla tescil ettirme maratonu, yanlarına yorgunluktan başka bir şey bırakmadı. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , , | 2 Yorum »

[HABER ANALİZ] Gülen’in vize davasında doğrular ve yanlışlar (Cia Desteği Var Mı?)

Yazan: gerçekler Haziran 28, 2008

Fethullah Gülen’in ABD’deki vize statüsüyle ilgili bazı haberler kafaları karıştırdı. Çünkü haberler -kasıtlı ya da kasıtsız olarak- birçok tercüme ve yorum hatasıyla dolu. Mahkemeye intikal eden ve kamuoyunun erişimine de açık olan bilgi ve belgelerdeki kısa bir inceleme, bu gerçeği ortaya koyuyor.

Bazı yayın organlarında yer alan bilgilerin aksine, Gülen’in yeşilkart (greencard) olarak da adlandırılan daimi oturum için yaptığı başvuru süreci olumsuz sonuçlanmış değil. Hukuki kaynaklar, Gülen’in ABD’de kanunsuz ikamet durumuna düşmediğini, ülkeyi terk etmek mecburiyetinde olmadığını kaydediyor.

Olayın aslı şu: Gülen daimi oturum başvurusunu güçlendirme çerçevesinde, eğitim alanında ‘fevkalade’ nitelikte işler yapmış yabancı şahsiyetlere verilen bir hukuki statüyü talep etmiş. Ancak başvurusu, yetkili kurum ABD Göçmenlik Bürosu’nca (USCIS) reddedilmiş. Bunun üzerine Gülen de ABD’deki avukatı aracılığıyla Göçmenlik Bürosu’nu ve bağlı bulunduğu İç Güvenlik Bakanlığı’nı dava etmiş.

Devam eden bu hukuki süreç, bazı basın organlarının yayınları yüzünden kamuoyunda sanki Amerika’da Gülen’e karşı savcılık tarafından bir iddianame yazılmış, dava açılmış ve Gülen de bu davayı kaybetmiş gibi anlaşıldı. Halbuki durum tam tersi. Davacı olan Gülen, dava edilen ise Amerikan hükümeti. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , , | Yorum Yok »

Avukatı: Amerika’da Gülen aleyhine ne iddianame var ne de mahkeme kararı

Yazan: gerçekler Haziran 28, 2008

Avukatı: Amerika’da Gülen aleyhine ne iddianame var ne de mahkeme kararı  

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, Fethullah Gülen hakkında verilen beraat kararına yapılan itirazı reddetmesi üzerine bazı gazete ve televizyonların mahkeme konusu iddiaları yeniden gündeme getirmesi tepki topladı.Fethullah Gülen’in avukatı Orhan Erdemli, bazı çevrelerin beraat kararını hazmedemediğini ve onur kırıcı iddialarla yeni bir karalama kampanyası yaptığını açıkladı. Orhan Erdemli, “Hukuka, adaletin tecellisine, insan haklarına saygı duymadıkları anlaşılan bazı çevreler beraat kararını hazmedememiş ve insan haklarına aykırı bu onur kırıcı iddialarla yeni bir karalama kampanyası başlatmışlardır.” dedi. Erdemli, çıkan haberlerin aksine Fethullah Gülen’in ABD’deki oturumu ile ilgili ortada ne bir iddianamenin ne de bunu hazırlayan savcıların bulunduğunu kaydetti. Erdemli, “Oturum başvurusunun süreci devam etmekte olup, ortada sonuçlanmış herhangi bir dava bulunmamaktadır. Sayın Gülen’in ikametle ilgili kanunsuz bir duruma düşmesi söz konusu olmadığı gibi, ülkeyi terk etme mecburiyeti de bulunmamaktadır.” ifadelerini kullandı. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum Yok »

F.Gülen Hocamız Beraat Etti! Gülen’den ‘Türkiye’ye dönüş ve Humeyni’ açıklaması

Yazan: gerçekler Haziran 25, 2008

Hakkında 8 yıl önce tartışmalı bir şekilde açılan davada beraat eden Fethullah Gülen, Türkiye’ye dönüp dönmeyeceğiyle ilgili bir soru üzerine, “Bir gün Türkiye’ye dönersem kendim gibi dönerim” dedi.

İnâyet Altındayız!..Gülen beraat kararıyla ilgili olarak da, “Adaletin temsilcilerinin insafla verdikleri bir kararda dik durmaları ve karakterlerinin gereğini sergilemeleri çok önemli hadisedir. Bu beraat kararıyla, Türk okullarını ziyaret etmenin suç sayılamayacağı da tescillenmiştir.” diye konuştu.

Sağlık sorunları nedeniyle bir süredir Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Fethullah Gülen, Herkul.org’da yayınlanan röportajında son gelişmelere değindi. Gülen röportajında, “Türkiye dönecek misiniz ? Ne zaman?” şeklindeki soruyu şu şekilde cevapladı: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Haberler, Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , , , | Yorum Yok »

‘Fethullah Gülen Cemaati’ Kime Zarar Veriyor?

Yazan: gerçekler Haziran 5, 2008

'Fethullah Gülen Cemaati' Kime Zarar Veriyor?Hezeyan içinde yaşayan kesimlerin en çok başvurduğu argümanlardan biri de ‘her taşın altında onlar var’ sözü.

Ya gerçekten buna inanıyorlar veya toplumda o kanaati uyandırmak için bıkmadan usanmadan aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorlar. Eğer böyle bir düşünceye sahiplerse gerçekten bu tam bir paranoya manzarasıdır.

Şu cümlelere bakar mısınız?

“Telefonlar dinleniyor, arkasında onların olduğu söyleniyor. Şemdinli komplosu gündeme geliyor yine onlar gündeme geliyor… Poliste ve bürokraside kadrolaşma deniliyor onlar yine hedefte. Medya ve iş dünyasında siyasi İslam palazlanıyor derlerken onlar yine birinci örnek… Kısacası kamu ya da özel alanın her yerinde onlardan söz ediliyor. Cemaat adeta alternatif bir siyasi ya da sosyal hareket gibi ortaya çıkıyor ve rövanş için toplumsal hazırlık yaptığı izlenimini veriyor. Belki öyle değildir ama verdikleri fotoğraf budur.” Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , , | Yorum Yok »

Cumhuriyet’ten bir yalan klasiği daha

Yazan: gerçekler Mayıs 23, 2008

Fethullah Gülen’le ilgili olarak yazdığı haberler mahkeme kararlarıyla yalanlanan Cumhuriyet gazetesi, taktik değiştirdi. Gazete bu kez bazı bilgileri çarpıtarak haberleştirip Gülen’i kamuoyu önünde suçlu gibi göstermeye çalışıyor.

Çarpıtma ve yalan bilgilerden oluşan haberin kimi gazeteciler tarafından alınıp yorumlanması üzerine Gülen’in avukatı Orhan Erdemli, bir açıklama yaptı. Gülen’in yurtdışına çıkmadan önce emekli olduğunu, sigortalı olması sebebiyle devlete fazladan primi ödediğini belirten avukat Erdemli, “Müvekkilim kendisine haksız çıkar sağlamamıştır. Emekli olduktan sonra redaktörlük işini sürdüren Sayın Gülen sigortalı yapılmamış olsaydı bu sefer de vergi kaçırıyor denilecekti.” yorumunu yaptı. Sosyal güvenlik uzmanlarına göre Gülen ile ilgili işlemler 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre yapılmış. Ortada yasa dışı bir durum söz konusu değil. Cumhuriyetin yalanı üzerine yorum yapan bazı yazarlar da, Nil A.Ş’nin hizmet alanından biri olan ‘ajanda ve defter üretimine’ vurgu yaparak kuşku uyandırmaya çalışıyor. Oysa Nil A.Ş bir yayınevi. Gülen’in kitaplarının büyük bir kısmı da, bu yayınevi tarafından basıldı. Yapılan yorumlarda bu gerçek gözardı edildi. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , , , | Yorum Yok »

Hocaefendi Yedi Tane Villada mı Kalıyor?

Yazan: gerçekler Mayıs 18, 2008

. Fethullah Gülen Hocaefendi, Sevr Dağı’nın ve Barla’nın izdüşümü bir tepeninüzerindeki şirin bir bahçe içerisine inşa edilmiş yedi-sekiz kardeş evden birinin sadece tek odasında kalıyor. Yatağı, çalışma masası, elbise dolabı, kütüphanesi, küçük buzdolabı, abdesthanesi, koşu bandı ve Türkiye’nin farklı illerinden gelen toprakları da mübarek bir hediye olarak içinde muhafaza ettiği müzeciği… evet, hepsi bu tek odaya sığdırılmış/sıkıştırılmış bir halde. Hocaefendi, ahirete açık, dünyaya bütün bütün kapalı o lahutî odada sürdürüyor hayatını. Orada yazıp çiziyor, orada oturup kalkıyor, yürüyüşünü orada yapıyor, orada istirahat ediyor ve orada geceler boyu Cenab-ı Hakk’a el açıp dua dua yalvarıyor. Önceleri derme çatma bir barınağı, evvelki gün bir cami penceresini ve dün tahta kulübeyi mesken edinen Aziz Hocamız, bugün de o talihli mekanı biricik misafirhanesi olarak görüyor. O mütevazı oda, hasret ve hicranını bağrında saklıyor Hocaefendi’nin; gözyaşlarına şahit oluyor kutlu sakininin. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , , , , | 3 Yorum »

Gülen’den Özkök’e Mektup

Yazan: gerçekler Mayıs 18, 2008

Fethullah Gülen’den Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e mektup… 

The Economist dergisinde yer alan Fethullah Gülen yazısında yer alan ‘peygamber’ ifadesi tartışmaya neden oldu. Fethullah Gülen, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e bir mektup yazarak şahsında o ifadenin kullanılmasına karşı çıktı.

İşte Gülen’in mektubu:

Muhterem Ertuğrul Bey,

Bugüne kadar hakkımda çok şeyler yazıldı söylendi.

Bazen yapılan haksız, yersiz eleştiriler ve yakıştırmalardan mahzun ve mükedder oldum. Takdire şayan mevzularda bile bizzat şahsım ya da bana nispet edilen insanlar itham altında tutuldu. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , , , | Yorum Yok »

Hocaefendiye isnad edilen bir çelişki

Yazan: gerçekler Ağustos 14, 2007

Yazar Dr. Emin Şimşek   

Soru:

M.Fethullah Gülen Hocaefendi , Sonsuz Nur isimli eserinde : “İlim, Çin’de de olsa taleb edin” sözü de, -günümüzde ilim adına yeni bir şeyler söylemek ve İslâm’ın ilme verdiği değeri güya ortaya koyma adına ne kadar söylenirse söylensin- yalandır, uydurmadır ve asla hadîs değildir.” derken, tr.fgulen.com sitesinde “Üfürükçüler Arasında Dokunan Mekik” başlıklı yazısında , aynı Hadis-i Şerifi kendisine delil yaparak. Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) “İlim Çin’de bile olsa gidip alın!” sözünü sadece ilim iştiyakına ve araştırma aşkına bağlamak doğru değildir. Allah Rasûlü daha uzak bir yeri de işaret edebilirdi; fakat, Çin’i nazara vermişti. Demek ki, belli bir dönemde eski dünya itibarıyla Çin’de ilim çok gelişmişti.”demektedir.

Bu bir çelişki değilmidir ? Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: | Yorum Yok »

Yeni Mesaj Gazetesi Ve Evlendirme Çarpıtması

Yazan: gerçekler Ağustos 14, 2007

Hristiyan bir erkeğin Müslüman bir kadınla evlendirilmesi çarpıtması    
Yazar Dr. Emin Şimşek   
 

SORU: Diyalog uğruna, Hıristiyan bir erkeğin Müslüman bir Hanım ile evlendirilmesini teşvik etmişsiniz? Bu Şer’an haram değilmi?

 

El- CEVAB: Yeni Mesaj gazetesinde yayınlanan diğer birçok Köşe Yazısı gibi bu yazıda (1) hadiseyi çarpıtarak dile getirilmiştir, aslı şudur:

Sosyoloji Profesörü Lester Kurtz ile Meryem Kurtz, Şanlıurfa’daki Dinlerarası Diyalog Sempozyumu’nun konukları olarak, daha önce Resmi Nikahları Amerika’da kıyılmasına rağmen, Hz.İbrahim (AS) doğum yeri olan Urfa’da İbrahim Camiinde, kendi istekleri üzerine Dini nikahlarının, İmam, Haham ve papazın huzurunda kıyılmasını isterler! Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , | Yorum Yok »

Hizmet İçin Okul Mu Başörtüsü Mü?

Yazan: gerçekler Ağustos 9, 2007

Hizmet için okul mu, başörtüsü mü?    
Yazar Dr. Emin Şimşek   
Soru : “Okumayı istemek ile okumamak arasında kalan bir insan ne yapmalı . Ülke ve millet adına okumak mı yararlıdır, okumamak mı’ Dinin füruata ait bir meselesinde bu denli hassas olmak mı, yoksa tercihini başka istikamette kullanmak mı gerekli’ Kişi kanaatı vicdaniyesi ile bu mevzuda hükmünü verip öyle davranmalıdır. Bana göre okumayı tercih etmelidirler.” Hocaefendinin bu tesbitinin İslam Fıkhındaki yeri nedir ? Bir kadının üniversite okuması veya bir meslek sahibi olmasının dindeki hükmü nedir ve bunun için tesettürü terk etmesi ne kadar doğrudur ? 
 

El-Cevab :

İslam’da kadını eve hapsetmek yoktur. Kadının fiziki yanı dikkate alınıp, hususi durumları korunduktan sonra hayatın bazı sahalarına katkıda bulunması İslam’da yasaklanmamıştır. Zaten kadın, hayatın her diliminde kendine göre katkılarda bulunmuştur da… Mesela, savaşlara katılması caiz görülmüş, okuması, eğitim görmesi tasvip, tercih ve teşvik edilmişti. Öyle ki, saadet asrında Hz. Aişe, Hz. Hafsa ve Hz. Ümmü Seleme validelerimiz sahabe fukahasının  ve müçtehitlerinin arasında yer almaktaydı; hatta peygamber hanesindeki kadınlar, dini öğrenme adına bir yönüyle erkeklerin bile müracaat kaynağıydılar. Tabiinden bir çok kimse Efendimiz’in(SAV) eşlerine müracaat ederlerdi. İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye göre kadının hâkim bile olabileceğini görürüz . Kadın asker de olabilir, hekim de.. Önemli olan dinini yaşayabilmesidir. (1) Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , | 1 Yorum »

Fethullah Gülen’e göre evlilik..

Yazan: gerçekler Ağustos 8, 2007

Bekar Fethullah Gülen'e göre evlilik..

Hz. Mesih ve Hz. Yahya evlenmemişlerdir diyen Fethullah Gülen kendisinin neden evlenmediğini ise dolaylı olarak izah etti. İşte Gülen’in evlenmemeye bakışı…

Evlenmenin, kişinin durumuna göre farz, mekruh, sünnet, mubah ve haram yönleri vardır. Mesela kişi, geçimsiz biri ise ve dahası ailesine haram yedirecekse böyle bir kimsenin evlenmesi mekruh sayılmıştır.

Devamı için Tıklayınız Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar, Soru-Cevap, İslami Yazılar | Etiketler: , | Yorum Yok »

“Muhammederresulullah” demeyen cennete girermi ?

Yazan: gerçekler Ağustos 7, 2007

“Muhammederresulullah” demeyen cennete girermi ? Yazdır E-posta
Yazar Dr. Emin Şimşek   

                                                                                                           

SORU: M. Fethullah Gülen Hocaefendi, Küresel Barışa Doğru adlı eseri Sh.131′de, şu cümleleri sarfetmektedir: ‘Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve islah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhidin ikinci bölümüne, yani ‘Muhammed Allah’ın Resulüdür’ kısmını söylemeksizin ikrar eden kimselere de merhamet nazarıyla bakılmalıdır…’Burada merhamet nazarı ile bakmak, Ehl-i Sünnet anlayışını zorluyor. Ne dersiniz?

 

 

 

El-CEVAP:

Dikkat edilirse, muhterem Hocaefendi ‘merhamet’ nazarı ile bakılmalıdır, diyor ama ehl-i necattır (kurtulan zümredendir) demiyor. Neden merhamet nazarı ile bakılmaldır derseniz, onun cevabınıda Muhterem Hocaefendi Fasıldan Fasıla -3 isimli eserinde ‘Bir demet Sosyal Mesele’ bahsinde dile getirmektedir:’Hz. İsa (a.s) ’nın Resûlullah olduğunu kabul etme, Efendimiz (s.a.s) ’in de peygamberliğini kabul yolunu açacaktır. Evet, Hz. İsa (a.s) böyle kabul edildiği an, Efendimiz’in peygamberliği kabulü adına da bir adım atılmış olacak.. ve -inşâallah- şimdiye kadar onların ifadeleri ile ‘ümmîlerin peygamberi’ denilip hafife alınan Efendimiz’in, ‘Rasûlullah’ olduğu inancı da pekişmiş olacaktır’

İŞTE TEBLİĞ STARTEJİSİ, bize Dialog konusunda ki muhterem Hocaefendinin niyetini bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. ‘Allah birdir’ diyenler, Hz.Muhammedin(SAV) peygamberliğini şimdilik kabul etmeseler bile, Hz.İsa (AS) ‘nın Allahın oğlu değil, Allahın bir Resulu olduğunu kabul etmiş olacaklardan (teslis inancından vazgeçmiş olacaklarında dolayı) , buna bir geçiş dönemi nazarı noktasında merhametle bakılmalı. Niye? Çünkü, umuyoruzki, bu vesile ile Efendimiz (SAV) ‘i kabul etmeleri daha kolay olur!

Diğer yandan , Allah’ın isimlerinden olan “Rahman” İsm-i Celilesi ,  Dünyadaki Kafirlere “Merhamet” sureti ile bakması açısından Cay-ı dikkattir. Yani , Allah (C.C.) , kendisine iman etmeyen hatta inkar eden kuluna bile , dünyada Rızkını vermekte ve Hayat Hakkı tanımaktadır.Yani, muhterem Hocaefendinin birtakım husulardaki cümlelerinin cevapları yine kendi eserlerinde verildiğinden, oraya bakmalı ve bir mümin olarak hemen su-i zanna kapılmamalıyız.

Konuyu Hocaefendinin, ‘Muhammederresulullah ‘ın önemi ile ilgili diğer yazıları ile noktalıyalım:

“La ilahe illallah” diyenler “Muhammedun Resûlullah” da demeli. Artık bugün eşya ve hâdiseleri didik didik eden pek çok kimse mutlak hakikat olan Allah’a ulaşma yolunda, buna karşılık pozitivizm ve rasyonalizmin getirmiş olduğu “inkâr-ı ulûhiyet” anlayışı da yavaş yavaş yıkılıyor. Batı âlemindeki ferdi hâdiselerle başlayan, yani James Jean, Eddington, Einstein gibi kimselerin dine yönelişi, şimdilerde kitlevî hüviyet kazanmak üzere.. Fakat ben ne kadar arzu ederdim, “La ilahe illallah” diyen bu insanlar, “Muhammedun Resûlullah” desin ve tam kurtuluşa ersin! Meselâ, Jean deli gibi âşık bir insan. Ama Muhammedî vapura binememiş. Eddington, astro-fizikçi. James Jean Pakistanlı bir dostundan “Allah’tan hakkıyla korkan âlim kullardır.” ayetini duyunca “Bu başka değil, bu bir Allah kelâmı…” itirafında bulunur; bulunur ama bu Hz. Peygamber’i de ikrar anlamına gelir mi? Bunu bilemeyeceğim; ama Einstein bu kâinâtı, içinde işleyen müthiş nizam ve ahengi görüp de Allah’ı kabul etmemeyi aptallık sayar. Fakat o da Hz. Muhammed (sas) ’in kaptanlığını yaptığı gemiye binemeyenlerden biri. (Fasıldan Fasıla, 2/255-56)


Günah ve hataların ötesinde Cenâbı Hakk’ın rahmeti var, O dilerse çok küçük şeylerden dolayı da affeder. Hem Üstad’ın, hem İmam Gazalî’nin ve hem de Muhasibî’nin dediği gibi hayattayken insan korkuyla tir tir titremeli; ama çaresiz kaldığı ölüm anında ümide ve recaya sarılmalı ve “Ya Rab, benim hiç sermayem yok; sadece ‘Lâ ilâhe illallah, Muhammedun Rasûlullah’la Sana geliyorum.” demeli. Sekerât-ı mevtte recaya sığınmalı ve “Artık elimden bir şey gelmez; fakat Senin rahmetin melceimdir (sığınılacak yerdir) , rahmeten lilâlemîn olan Habîbin de şefaatçim.” duygusunda olmalı. Ne var ki, o zorlu dakikalarda bu hali yakalayabilmek her şeyi yerli yerine koymaya ve temiz olup temiz kalmaya bağlıdır. (Kırık Testi, s.111)Hz. İsa’nın (as) materyalist bir topluma uyguladığı ıslah hareketiyle kendisinden sonra gelecek olan ve müjdesini de bizzat kendisinin verdiği “İnsanlığın İftihar Tablosu”na giden yolları da açmıştır. Ancak daha sonraki müntesipleri, Yahudi ifratına karşı tefrite düşerek, bütün bütün fiziği de maddeyi de inkar etmişlerdi. Fetih Suresi’nin en sonunda yer alan uzunca âyet, bu mevzuya ışık tutmaktadır. Ayet, “Muhammedün Rasulullah” diye başlamaktadır. Ayetin başındaki bu ifade ile Efendimiz’in (sas) risaleti vurgulanmış ve değişik yerlerde geniş olarak bu hakikat ifade edildiği için de, icmâlen geçilmiştir. Bu ayette, daha ziyade Kur’an, Efendimiz’in (sas) etrafındaki insanlara dikkat çekmekte ve değişik evsaf ve kategoriler halinde, birbirinden farklı maddeye ve manaya bakan yanları ile onları nazara vermektedir. (Prizma, 3/120-21)

İslâm dininde, inanç ve amel adına mükelleflere teklif edilen hususlar “usûl” ve “fürû” diye iki ayrı bölümde mütalâa edilir. Bunlardan hayatî ehemmiyet arz eden esaslar, usûl kategorisine giren hususlardır. Diğerleri bu usûl üzerine bina edilir. Buna göre “Lâ ilâhe illallah; Muhammedün Resûlullah” başta olmak üzere, sair iman esasları akidede usûldür. İman esasları, muhakkikîn yaklaşımı ile dört asla irca edilebilir ki, bunlar; Allah’a, âhirete, peygamberlere iman; bir de ubudiyet veya adalettir. Namaz, oruç, hac, zekât veya diğer ibadetler, bu asıllar üzerine bina edilen ve asla göre fürûât sayılan amellerdir. Ancak fürûât demek, “olmasa da olur” gibi bir mefhumu akla getirmemelidir. Bunların fürûât olması, asıl ile olan münasebet ve mukayeseleri neticesi ve tamamen yukarıdaki taksim ve tasnif itibarıyladır. Yoksa ibadetsiz imanın tam olmayacağı izahtan varestedir. (Prizma, 2/162)

 

 

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar, Soru-Cevap | Etiketler: | Yorum Yok »

Fethullah Gülen neden ABD’de yaşıyor?

Yazan: gerçekler Ağustos 7, 2007

Fethullah Gülen neden ABD’de yaşıyor? Yazdır E-posta
Yazar Dr. Emin Şimşek   

CEVAB : Kanaatimce soruyu biraz tashih etmekte fayda var: Fethullah Gülen Hocaefendi sağlık sorunları ile gittiği ABD’den neden geriye dönememiştir ?

Evet, 1986 yılında gittiği Hac yolculuğunda: ”Şayet bu Kutsal Topraklardan geri gelmek istemez, oralarda kalırsam, başıma bir ip bağlayın ve beni sürüye sürüye Türkiye’ye getirin” diyen bir Zat, nasıl olur da, -haşa- keyfi veya nefsi bir sebebten ötürü kendi memleketi dışında biryerde yaşadığı varsayılabilmektedir? Mescid-i Nebeviyye’de Efendisi (SAV) huzuruna giderken, Medine sokaklarında dönüp dolaşan ve “ ben şimdi hangi yüzle Rasulullah’ın huzuruna gideceğim? Ümmet-i Muhammedin mağdur ve mazlum hali karşısında nederim ? ” endişesi taşıyan bir insan, nasıl oluyordu da, kendi memleketinda yapılacak Kudsi Hizmetleri uğruna yaşamaktan bile feragat ettiği Mekke ve Medine ‘ye rağmen, memleketi dışında bir yerde yaşarken, onun hakkında farklı düşünce ve su-i zan yelkenleri açılıyor?

Konuya ilişken değerlendirmeleri kendi beyanatlarından dinliyelim:

Amerika’ya gelişimin öncesi var. 1997’de anjiyo için gelmiş ve 2-3 ay kalıp dönmüştüm. Hatta o zaman Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel referans olmuş, Cleveland’da bulunan Dr. Murat Bey’i aramıştı. Sağ olsun, alakadar oldu, yol gösterdi, ameliyat üzerinde ısrarla durdu. O zaman da ‘niye Amerika, niye orada kalıyor, kaçtı’ gibi şeyler söylendi. Oysa buraya geldiğimde -kalbimden dolayı- üzerimdeki yorganı kaldıramayacak kadar halsizdim. Doktorların tavsiye ettiği ilaçları kullanıyordum. Bant üzerinde ve açık havada yürüyüşlere devam ediyordum. Ama durumum zordu. Bu seferki gelişim de yine aynı hastalıkla alakalı oldu. Mayo Kliniği’nde Kırım Türklerinden Dr. Sait Bey vardı. Türkiye’ye geldiğinde halimi gördü, ısrarla buraya gelmemi söyledi. Bu davet Almanya’dan olsaydı, Almanya’ya giderdim. Amerika’ya geldim, tedavi başladı, 1-2 ay sonra Türkiye’de o komplo fırtınası koptu. Kalakaldım burada. Gideyim dedim, doktorlar izin vermedi. ‘Kendini büyük tehlikeye atıyorsun’ dediler. Bu mevzuda dünya kadar rapor var. Sağlık durumun ortada. Niye kaçayım, kaçacak neyim var benim?

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar, Soru-Cevap | Etiketler: , | 2 Yorum »

Hocaefendinin Papa’ya yazdığı mektuba gelen itirazlara verilen cevab

Yazan: gerçekler Ağustos 7, 2007

-Metin :
‘Pek muhterem Papa Ali Cenapları, ‘


 

 

İtiraz :

Peygamberimiz (SAV) mektublarına başlarken mesela “Bismillahirrahmanirrahim! Allah Resûlü Muhammed’den, Habeş Meliki Necâşiye” demektedir. Ayrıca , Hadis-i Şerifte : “Münafığa “efendi” demeyin. Zira eğer o, seyyid olursa (kendine bir değer atfederse) Allah’ı kızdırırsınız.”(Ebu Dâvud, Edeb 83,) denmektedir.

El-Cevab :
“Papa Ali Cenabları” bir taltif veya tazim değil, bir diplomatik uslubtur! Efendimiz (SAV) , nasılki Hristiyan Bizans Kralı Heraklius’u yazdığı mektubunda, “Rumların Büyük Reisi Heraklius’a” (bakınız.M.Hamidullah, İslâm Peygamberi, I/219) ifadesinde geçen ’Büyük Reis’ hitabı nasılki bir diplomatik uslub ise , aynı şekilde ‘Papa Ali Cenablarıda’ veya “Hazretleride” bir övgü veya tazim değil, Diplomatik bir uslubtur! Efendimiz (SAV) ‘min bir Devlet Başkanı olarak , komşu Devlet Reislerine gönderdiği Mektublarda sizin yukarıda belirttiğiniz şekliyle hem Allah’ın İsmi ile başlaması söz konusu isede , örneğin yine Hudeybiye Barış Antlaşmasında imzaladığı Sözleşmede , muhatabların isteği üzerine sadece kendi isminin geçtiği “Muhammed” şeklinde imza attığını gözden uzak tutmamak lazım. Hudeybiye Barış Antlaşması , İslam’ın müşrik ve gayrimüslimlerle Diyalog kurmasına zemin hazırladığı ve bu vesile ile İslam’ın temsil edilmesine ve tanıtılmasına imkan sağladığı bir dönem olması ayrı bir husustur , Efendimiz (SAV) ‘in diğer Devlet Başkanlarına yazdığı doğrudan Tebliğ içeren mektublar yazması ise  apayrı bir husustur !  Siz dininizi temsil etmeye çalıştığınız muhatabınıza herhalde ; “Ey ebedi cehenneme namzed kişi“ kabalığında Hitab edecek değilsiniz! Pek muhterem Yüksek Mühendis Ahmet Beyfendi veya Saygıdeğer Prof.Dr. Mehmet Bey nasılki bir övgü değil bir diplomatik ünvandır . Hadis-i Şerifde geçen “Efendi demeyin” , onu övmeyin anlamındadır. Yoksa , günümüzde bir çok meslek dalındaki insanlarada ”Efendi” diye hitab edilmektedir. Diploması terminolojisinden bihaber olan kardeşlerimizin , “Ali Cenablarını” bir övgü ifadesi olarak görmeleri onların bu noktadaki bir Diplomatik uslub fukeralığının göstergesidir.

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog, Soru-Cevap | Etiketler: , | Yorum Yok »

Fettullah Gülen Papaya ”Papa ali cenapları!” Niye Demiştir

Yazan: gerçekler Ağustos 7, 2007

Soru: Münafık veya kafir birine ‘Efendim’ diye hitab etmek Hadis-i Şerifce men edilmişken, neden Hocaefendi mektubunda ‘Papa Ali Cenabları’ diyerek hitab etmiştir?

Papa Ali Cenabları” bir taltif veya tazim değil, bir diplomatik uslubtur! Efendimiz (SAV) , nasılki Hristiyan Bizans Kralı Heraklius’u yazdığı mektubunda, “Rumların Büyük Reisi Heraklius’a” (bakınız.M.Hamidullah, İslâm Peygamberi, I/219) ifadesinde geçen ’Büyük Reis’ hitabı nasılki bir diplomatik uslub ise , aynı şekilde ‘Papa Ali Cenablarıda’ veya “Hazretleride” bir övgü veya tazim değil, Diplomatik bir uslubtur! Efendimiz (SAV) ‘min bir Devlet Başkanı olarak , komşu Devlet Reislerine gönderdiği Mektublarda sizin yukarıda belirttiğiniz şekliyle hem Allah’ın İsmi ile başlaması söz konusu isede , örneğin yine Hudeybiye Barış Antlaşmasında imzaladığı Sözleşmede , muhatabların isteği üzerine sadece kendi isminin geçtiği “Muhammed” şeklinde imza attığını gözden uzak tutmamak lazım.

Hudeybiye Barış Antlaşması , İslam’ın müşrik ve gayrimüslimlerle Diyalog kurmasına zemin hazırladığı ve bu vesile ile İslam’ın temsil edilmesine ve tanıtılmasına imkan sağladığı bir dönem olması ayrı bir husustur , Efendimiz (SAV) ‘in diğer Devlet Başkanlarına yazdığı doğrudan Tebliğ içeren mektublar yazması ise  apayrı bir husustur !  Siz dininizi temsil etmeye çalıştığınız muhatabınıza herhalde ; “Ey ebedi cehenneme namzed kişi“ kabalığında Hitab edecek değilsiniz! Pek muhterem Yüksek Mühendis Ahmet Beyfendi veya Saygıdeğer Prof.Dr. Mehmet Bey nasılki bir övgü değil bir diplomatik ünvandır . Hadis-i Şerifde geçen “Efendi demeyin” , onu övmeyin anlamındadır. Yoksa , günümüzde bir çok meslek dalındaki insanlarada ”Efendi” diye hitab edilmektedir. Diploması terminolojisinden bihaber olan kardeşlerimizin , “Ali Cenablarını” bir övgü ifadesi olarak görmeleri onların bu noktadaki bir Diplomatik uslub fukeralığının göstergesidir.

 

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar, Soru-Cevap | Etiketler: , , | Yorum Yok »

Hocaefendinin Filistin ve Ümmet-i Muhammed’in mazlumiyeti için sarf ettiği beyanları varmıdır ?

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Yazar Dr. Emin Şimşek   
Soru : Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Filistin veya Ümmet-i Muhammed’in mazlumiyeti  için sarf ettiği beyanları varmıdır ? Hayatlarını İslam ve Kur’ana endekslemiş her Hak Dostu gibi , muhterem Hocaefendide Ümmet-i Muhammedin mağduriyeti , mahkumiyeti ve mazlumiyeti ile ilgili ızdırab ve üzüntüsünü seccadesi dışında zaman zaman sohbetlerde de dile getirmiş, getirmekle yetinmemiş çözüm önerilerinide sunmuştur. Konu ile alakalı 3-4 Sohbetinden bazı alıntılar :Şekerle beraber bir de kalp hastalığı olunca ve bunlara bazı diğer rahatsızlıklarım da eklenince gerçekten çok hırpalanıyor, cesedimi, ruhumun sırtında bir yük gibi taşımak zorunda kalıyorum. Ama her şeye rağmen Allah’a sonsuz şükrediyorum. Dünyanın dört bir yanındaki insanların, mesela Filistinlilerin çektiği ızdırapları düşününce kendi dertlerimi unutuyorum. Tanklar, bombalar altında ezilen mazlumların iniltileri bazen kendi kalp atışlarımı duymama mani oluyor. (1)

Şu anda dahi, ayyuka yükselen zulümleriyle bu gaddar dünya, bir kere daha gerçek kimliğini ortaya koydu ama, keşke bize de bir şeyler anlatabilseydi! Saraybosna kan revan.. Karabağ, Azerbaycan feryat u figân.. Keşmir alev alev.. Somali istismar ağında inim inim.. Sudan baskı altında.. Filistin kaynayan bir kazan.. Ve bu koskoca âlemde çektiren dinsiz ve hıristiyan, çeken de Müslüman.. ne acı ki, bu bile bir şey anlatmıyor bize…(2)

İçimizde millet fertlerinin birbirlerine karşı davranışları böyle olduğu gibi, dünkü târihî berâberliğimizin bedelini ödeyen vesâyemizde bulunmanın âh u efgânını yaşayan mazlum ve mağdur milletlere karşı da aynı olmuştur: Saraybosna’dan Somali’ye, Karabağ’dan Filistin’e, çok geniş bir dâirede, soydaşlarımızın cesetleri kan seylapları önünde sürüklenirken.. ırz çiğnenip nâmus pâyimâl olurken.. Güneydoğu’da eşkiyâ haysiyetimize tükürüp gezerken.. Kıbrıs’ta ezelî hasımlarımız tarafından iki ayağımız bir ‘kab’a sıkıştırılırken, biz, behîmî hislerimizi yaşamış, keyfimize bakmış, deliler gibi çalıp-çığırıp oynamış ve bir hıristiyan gecesinde televizyon kanallarıyla evlerimizin içine levsiyat akıtmadan utanmamışızdır. (3)
Şimdilerin zulmü, gadri, tecavüzü, tasallutu ise, perdesiz, hâilsiz, mümâşâtsız, açıktan açığa ve mazlumun, mağdurun gözünün içine bakıla bakıla icrâ ediliyor. Buna ister hakkın kuvvete yenik düşmesi, isterse kuvvetin çılgınlığı, hak ve hikmet bilmezliği densin, netice değişmez.. geçmişte beş-altı asırda işlenmiş bütün cinayetlerin, yıkılan hânumânların, harâb olan umranların, bilmem kaç katının, şu beş-altı seneye sıkıştırıldığını ürpererek müşâhede etmedik mi? Saray-Bosna’dan Cezayir’e, Habeşistan’dan Suriye’ye, Filistin’den Asya Stepleri’ne kadar çok geniş bir dairede, yıllardan beri görüp duyduğumuz vahşet değil de ya nedir.? Ve, daha kim bilir ne kadar yerde duyulmayan ne kadar zâlim “Hay Hu”yu ve mazlum çığlıkları inleyip duruyor..?

Yeryüzünün gerçek mirasçıları dünya muvâzenesindeki yerlerini alacakları güne kadar bu fırtınaların dineceğini ve bu âh u efgânın kesileceğini beklemek beyhûde olsa gerek. Evet, belki zaman zaman bu vahşetlere sebebiyet veren sâikler, piyonlar değişebilir ama kat’iyyen anarşi dinmez ve terör bütünüyle bertaraf edilemez; çünkü bunların arkasında dünyayı idare eden güçler var. Dün Yunanla, Bulgarla, Ermeniyle, Slavla her yerde kargaşa çıkarıp başımıza gâile açanlar, şimdi de Sırplıyla, PKK ile, Ermeniyle, Nusayriyle, Râfıziyle aynı şeyi yapıyorlar.. ve vazgeçeceğe de benzemiyorlar. (4)
 
 
(1) Hüseyin Gülerce, Zaman, 16.05.2002
(2) M.Fethullah Gülen , Sızıntı, Ocak 1994, Cilt 15, Sayı 180
(3) M.Fethullah Gülen ,Sızıntı, Şubat 1993, Cilt 15, Sayı 169
(4) M.Fethullah Gülen ,Sızıntı, Ekim 1992, Cilt 14, Sayı 165

 

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , | Yorum Yok »

HOCAEFENDİ VE KADIN İDARECİ HUSUSUNDA ATILAN BİR İFTİRAYA CEVAPTIR

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

İFTİRA…..

Kadın İdareci:

Başka bir beyanında ise:
“Kadınlardan idareci olmasının hiçbir sakıncası yoktur.” demiş.

Bu beyanları ile Allah ve Resulü’nün hükümlerine karşı gelmiştir.

Zira Âyet-i kerime’de:
“Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neden nehyettiyse ondan sakının.” buyuruluyor. (Haşr: 7) “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” buyuruluyor. (Âl-i imran: 31)

Hadis-i şerif’te:
“Sizden hiç birinizin arzuları benim tebliğ ettiğim esasa uymadıkça gerçek mânâda iman etmiş olmaz.” (En-nevevi, Erbâin: 41) buyuruluyorken ve kadın idareci hakkında, “Mukadderatını bir kadının eline veren millet felah bulmaz.” buyuruluyor. (Buhari 1660, Megazi 82, Fiten 18, Tirmizi fiten 75, Nesai Kada: 8, Ahmed bin Hanbel 5743, 51, 38, 47)
Bu İslâm dinine göre böyledir. Eğer Allah’a iman ediyorsak, Resul’üne tâbi isek, onların beyanı Âyet-i kerimeler ve Hadis-i şerif’lerde böyle buyurulmaktadır. Bunun tersini söylemek ve savunmak Allah ve Resul’üne karşı gelmek demektir. Bu da açık bir küfürdür. O kendi kurduğu nurculuk dinine göre kendi nefis putuna dayanarak zanla konuşuyor, Allah ve Resul’ünün hükümlerine karşı geliyor.

“Kadınlardan idareci olur.” demek, bunca Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’i inkâr etmektir…

CEVABIMIZ…

Bahse konu Hadisi Şerifin tümü incelendiğinde , Hadisin Kisranın kızının Kraliçe olması dolaysıyla hususi söylendiğini, yoksa genele şamil olmadığını görmekteyiz :  

Resulullah (sav) ‘dan işitmiş olduğum bir kelimenin Cemel Vak’ası sırasında Allah’ın izni ile faydasını gördüm. Şöyle ki bir ara, neredeyse ashab-ı Cemel’e katılarak onların yanında yer alıp savaşmaya karar vermiştim. Hemen, Resulullah (sav) ‘ın, ‘İranlıların başına Kisra’nın kızı kraliçe oldu’ diye haber geldiği zaman (söylemiş olduğu sözü hatırladım ve onlara katılmaktan vazgeçtim. O zaman Efendimiz: ‘İşlerini kadına tevdi eden bir kavm felah bulmayacaktır’ demiş idi. (Tirmizi’de şu ziyade gelmiştir: ‘Hz. Aişe Basra’ya geldiği zaman bunu hatırladım. Bu söz sayesinde Allah beni muhafaza etti’) (Buhari, Fiten 17, Megazi 82; Tirmizi, Fiten 75, (2263): Nesai, Kudat 8 (8, 227)

Evet , Kisranın kızı Kraliçe olmuş ve Efendimiz (SAV) buyurduğu üzere, Kisranın Kızının Saltanıta iflah bulmayıp, Hz.Ömer döneminde fethedilmiştir.Efendimiz (SAV) ’in Mucizevi beyanı burdada tahakkuk etmiştir.Ayrıca Kur’an-ı Kerimde Neml Suresinde geçen Hz.Süleyman (AS)’mın kıssasında , Sebe hükümdarı Belkıs için onun Hükümdarlığını eleştiren bir noktaya temasın olmamasıda bu hususu teyid etmektedir.

Netice olarak , bu kadının idareci olamıyacağı anlamına gelmez! Hatta Hanefi Fıkhında kadın, kadı bile olabilir. Çünkü kadınlar , belki bazı meseleleri hemcinsleri bir hakime daha rahat anlatırlar.

 

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , | Yorum Yok »

Hocaefendinin Amerika aleyhinde beyanı var mı ?

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Yazar Dr. Emin Şimşek   
 Soru : Hocaefendinin dünya’da müslümanlara zulmeden ülkeler (Amerika - İsrail gibi) aleyhinde sarf ettiği açık bir beyanına rastlayamıyoruz. Bu hususu nasıl anlamalıyız ?

El-cevab : Basiret ve feraset sahibleri hiçbir zaman “slogan müslümanı” değil , “icraat müslümanı” olmayı kendilerine hedef seçmişlerdir.

Dünya’da ilk kan akıtan Adem(AS) ‘mın oğlu Kabil aynı zamanda da ilk zalimdir. Habil , kardeşi  Kabil’in kendisini öldüreceğini sezdiği bir sırada:”… Yemin ederim ki, sen beni öldürmek için el kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana el kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.Ben isterim ki sen, kendi günahınla beraber benim günahımı da yüklenesin de cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası işte budur!”(Maide:28-29) diyerek kardeşine nasihat ederek onu vazgeçirmeyi , zorluklar karşısında sabır mükafatını istemiştir.  

 Müslümanlardan zulüm nerede olursa olsun ona karşı mücadele etmeleri bir vecibedir. Ancak böyle bir mücadele daha kötü bir adaletsizlikle ve de Müslümanların aleyhine sonuçlanmamalıdır. Şayet bu konuda bir güç dengeniz yoksa Kur’an bir alternatif sunmaktadır: “Sabır ve dua”. İnsanlar zalimler tarafından eziyete uğrayıp alaya alınırlarsa, sabırlı olmaları gerekmektedir ve sabırlarından ötürü mükafatlarını alacaklardır (Sure 23/107–111). Bu kişilerin mükâfatları sabır ve metanet şartlarına dayanır; zira “Allah sabredenlerle beraberdir,” ayeti mü’minler için geçilmez bir kale olur. Sabretme , oturup miskin miskin beklemek değildir ; Zalim’in oyununa gelmeden onunla hesaplaşacağı ana kadar temkin ve tedbiri elden bırakmıyarak denge unsuru haline gelmek için ilmi – maddi ve manevi güçlenmektir. Efendmiz (S.A.V), “En güzel hayır, zalim bir kral önünde söylenen doğru bir kelimedir,” mealindeki hadisin “Kötülüğü en iyi şekilde sav.” (Sure 23/96) ayetine muvafık düşmesi elzemdir.  O halde hadisi anlarken , Zalime karşı söylenecek doğru söz , usulune , mevsimine ve denge unsuruna göre hareket etme anlamı taşır. Nitekim yine Efendmiz (SAV) ‘min “Bir haksızlığı el ile düzeltme,bu mümkün değilse dil ile düzeltme, buda mümkün değilse kalben buğz ederek kınama “ prensibi bizi bu konuda aydınlatmaktadır.

Dünya’da Müslümanlara zulmeden , onlara hayat hakkı tanımayan Zalim ülke yöneticilerini  bilmeyen yoktur herhalde. Şahsen bu konuda o ülke halkının tamamını değil , bahse konu ülke yönetimlerinin baz alınması daha doğru düşmektedir. Çünkü bazen halkın %50-60 ı savaşa veya işgale karşı olabilmektedir. Bahse konu ülkeleri veya Liderlerini tel’in ederek sık sık telaffuz emek , onlar aleyhinde yürüyerek sloganlar atmak ,onların Bayraklarını yakmak bugüne kadar bir şey kazandırmadığı gibi bundan sonrada Müslümanlar adına ciddi bir şey kazandırmayacaktır ! Buları yapmak denge unsuru hale gelmek demek değildir.

Buna isnaden Hocaefendi , bahse konu Denge unsuru olma adına yaptığı ve teşvik ettiği güzel Hizmetlerin yanında , zalimleri ve günümüz firavunlarını bazen ismen bazende ima yol ile anlatmayı tercih ettiğine şahit olmaktayız. Avrupa’nın zalimleri , Asya’nın münafıkları , Amerika’nın yanlışları gibi …Bunlardan birkaç eleştiriyi inceliyelim : Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , | Yorum Yok »