| Yazar Dr. Emin Şimşek | |
ÖNSÖZMahmut Ustaosmanoğlu Hazretleri (Mahmut Efendi Hazretleri) Allah’ın sevgili Dostlarından büyük bir Kutub’tur. İnanıyoruzki, kendilerinin Himmet ve Duaları sayesinde,Ümmeti Muhammedin dünyadaki mağduriyet ve mazlumiyeti olması gerekenden daha az tecelli etmekte ve İslam adına gösterdiğimiz gevşeklik ve tenbelliğe istinaden, belki başımıza taşlar yağması İlah-i adaletin bir gereği olmasına karşın, Mahmut Efendi ve diğer tüm Hak Dostlarının yüzü suyu hürmetine Allah Rahman ve Tevvab isimlerinin tecelli ettirerek, bu musibetleri hafifletmektedir.Beyan Dergisi, Mahmut Efendi Cemaatinin Resmi bir Dergisi olmamakla beraber, bahse konu cemaatin hocaları tarafından çıkarılmakta ve genel anlamda çok müstefid yazılar yayınlamaktadır. Lakin, 2004 yılından bu yana herhalde tam olarak anlaşılmadığından dolayı, Dinlerarası Diyalog faaliyetleri aleyhinde yazılar yayınlayarak, sanki bahse konu Mahmut Efendi cemaati ile muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin önderliğini yaptığı Gönüllüler Hareketi arasında bir münakaşa varmış izlenimi vermektedirler!
Halbuki, daha geçen sene, İsmail Büyükçelebi Abi ile beraber birkaç kişi Mahmut Efendiyi ziyarete geliyorlar ve Mahmud Efendiye: ‘Efendim; Hocamıza sizin selamınızı arz ettiğimizde hüzünleniyor, gözleri doluyor. Size çok selamları var. Dualarınızı bekliyor. Sizden sizi hatırlatacak bir hatıra bekliyor ‘ diyorlar. Mahmut Efendi de mübarek başından takkesini çıkarıp veriyor. (Geçen sene Afyonda Abdulhak Hocanın (Mahmut Efendinin önceki ders istiharecisi) yaptığı Ege Bölgesi Hocalar Toplantısında da anlatıldığını muhterem bir kardeşimiz anlatmıştı.)
Zaten Hak Dostları, herzaman birbirlerine hürmette kusur etmez, dualarında biribirlerini ihmal etmezler,aynı bu örnekte görüldüğü üzere! Peki tüm bu Hakikatlere rağmen, Beyan Dergisi, uhuvveti zedelemeye matuf bu yayınları ısrarla sürdürerek, konunun muhatabları ile Diyalog kurup, anlamakta zorlandıkları hususları has dairede paylaşmak yerine neden acaba Diyalogsuzluğu tercih edip, avam önünde, yanlış anlaşılmalara sebebiyet verme pahasına bu yayınları yapmaktadırlar? |
‘Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar’ Kategorisi için Arşiv
Beyan dergisinin, diyalog konusunda Bediüzzaman ile çelişkileri
Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007
Yazı kategorisi: Dinler Arasi Dİyalog Hakkında Yazılar, Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları, Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: Röportajlar, Serbest Kürsü, Yazı Dizileri, İncelemeler | 2 Yorum »
Soru-cevap şeklinde “diyalog” üzerine hasbihal
Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007
Yazar Dr. Emin Şimşek
Soru : Neden “Diyalog”?
Cevab : İslam’ın doğru temsil edilmesine vesile olduğu için.
Soru : Yani tebliğ etmek değil….
Cevab : En güzel tebliğ, temsil ile olanıdır! Temsil etmeniz için de önce diyalog kurmanız gerekmektedir. Diyalog ile yapılan temsil, güven verirse işte o zaman tebliğ yapmış olursunuz!
Soru : Ama Kur’an “Hak Din İslam’dır” (Ali İmran ,2/19) diyor .
Cevab : Aksini iddia eden olmadı zaten…
Soru : Yalnız, Diyalog ile Hristiyanlık ve Yahudilik meşru gibi gösterilmiş olunmuyor mu?
Cevab : Diyalog ile aslında İslam meşrulaşmış oluyor! Dünyada İslam dini, barbar bir din, terörist bir din, mensublarını sefalete mahkum eden bir din gibi takdim edilmiştir. Diyalog bu vesile ile bunu tekzib etmiştir….
Soru : Bu soruma cevab değildi…
Cevab : Hrsitiyanlığın ve Yahudiliğin aslılları da haktır! Bu noktadan onlar zaten meşrûdur. Lâkin günümüz Hristiyanlığını ve Yahudiliğini “tahrif edilmiş” kabul ettiğimizi zaten biliyorlar…
Soru : Şimdi, “Dinlerarası Diyalog “ tabiri ile diğer dinler meşrulaşmış olmuyor mu sizce?
Cevab : Şayet “hak dinler arası diyalog” denmiş olsaydı , o zaman haklı olabilirdiniz. Lâkin dinler deyince, malum hak ve batıl olarak tasnif edilmektedir.
Soru : Yani?
Cevab : Hak din İslam ile diğer (batıl) dinler arası diyalog …
Soru : Onların nazarında kendileri hak bizler batıl değil miyiz ?
Cevab : Olabilir, her din mensubu bu konuya kendi açısından bakabilir, biz kendi açımızdan bakıp ona göre yorumlamalıyız . Sizin, onların bakışına göre bizi yargılamanız , ilmi bir yaklaşım içermez.
Soru : Ama İbrahimî dinler diyorsunuz….
Cevab : Yukarıda kısmen dile getirmiştik, Hrsitiyanlıkta, Yahudilikte hatta Hz. Zülküf’e (as) geldiği tezi günümüzde daha çok kabullenilen Budizm’de asılları itibari ile Hz.İbrahim’in (as) tevhid esaslı dini üzerine gelmişlerdir.
Soru : Fakat bugün asılları üzerine değiller, ayrıca İslam geldikten sonra onlar nesh olmadı mı?
Cevab : Evet hem tahrif hem nesh olmuşlardır bu doğru.
Soru : O halde neden Hz.İbrahim’in dini? Yani Hz.Muhammed’in (sav) dini değil ? Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar | Etiketler: DİYALOG Hakkında Sorulan Sorular, Kuran Ve Sünnet Perspektifinde Diyalog, Serbest Kürsü | 2 Yorum »
Bediüzzaman’a göre bir Hristiyan şehit olur mu?
Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

SORU: Bediüzzaman, şirke girmemiş, fakat zulümle ölmüş Hıristiyanların bir nevi şehid olduklarını söylemektedir ve Allah’ın Rahmeti’nin her şeyi kuşattığını beyan etmektedir.
Yazarın bu sözü dindeki dört delile [Kur’ana, sünnete, icmaya ve kıyas-ı fukahaya] aykırıdır. Şirke girmemiş Hıristiyan = Müslüman bir kâfir anlamındadır. Kâfirse Müslüman denmez, Müslümansa kâfir denmez. Bu söz, necasete [pisliğe], temiz necaset demeye benzer. Yani temiz necaset denmez, temiz ise, o zaman necaset değildir. Hıristiyan gayri müslimdir, kâfirdir. Her kâfir şirke girmiştir. Şirke girmemiş olana gayri müslim veya Hıristiyan denmez, o Müslümandır. Şirke girerse kâfir olur. Bediüzzamanın bu cümlesi Ehl-i Sünnet velcemaat anlayışına terstir.
El-Cevab:
Şimdi, müsadenizle Bediüzzamandan alıntı yaptığınız, Kastamonu Lahikası 79. sayfasındaki bu yazının tamamına bir göz atalım. Ona göre yorumlayalım:
(Gayet ehemmiyetlidir)
1.Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden bîçârelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Risale-i Nur Da Diyalog, Risale-i Nurdan Damlalar, Soru-Cevap | Etiketler: BEDİÜZZAMAN Said Nursi perspektifinde DİYALOG, DİYALOG Hakkında Sorulan Sorular | » yorum bırak;
“Kafirlere ve münafıklara sert davran” (Tevbe:73) nedemek ?
Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007
SORU: Ayet-i Kerime sert davranın derken, siz neden hoşgörü diyorsunuz?

“Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münâfıklarla cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne kötüdür! ” (Tevbe: 73)
El- Cevab:
Kur’an-ı Kerimde bir Ayet-i Celileyi Tefsir ederken, Tefsir Alimleri, Siyak ve sibak bütünlüğünü kendilerine esas alırlar ! Yani, bir hususu tefsir ederken, bütün Ayeti Kerimelerde bu konu ile ilgili çerçeve tesbit edildikten sonra, gerçek anlamı ortaya çıkarılır !
Evet, bu Ayet-i Kerime açık bir ifade ile Kafir ve Münafıklara “Sert” davranmayı öğütlerken,başka Ayet-i Kerimelerde ise;
1-) Hz.Musa (AS) ‘yı, Firavun gibi Kendisini –haşa- İlahlaştıran büyük bir Kafire gönderirken: “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” (Taha, 44) demektedir.
2-) Efendimiz (SAV) ‘e Uhud Savaşı ve sonrasında hitab ederken, Efendimiz (SAV) ‘min yanında yer almayan, onun emir ve tavsiyelerini yerine getirmeyen hem Münafık hemde İmanları Tahkiki seviyede olmayanlar için: “Sen yalnızca Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer katı yürekli biri olsaydın kesinlikle etrafından dağılıp gitmişlerdi.’ (Ali İmran, 159) demektedir.
3-) Yine Efendimiz (SAV) için: ‘Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet etmeyi ” (Nahl, 16/125) vaz etmektedir.
4-) Allah’ın Ayetlerini inkar eden ve Efendimiz (SAV) ‘i yalanlayanlar için: “Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et.” (Hicr, 85) demektedir.
5-) Hz.İbrahim’in (AS) Babasının Allah düşmanı olduğu vehyedilince, artık babası için tevbe etmediğini belirten Ayet-i Kerime, Hz.İbrahim (AS) mı bize tanıtırken ‘Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.’ (Tevbe,114) demektedir.
Yani, Kur’anı Kerim bazı yerlerde Kafirler hakkında sert davranmaktan bahsederken, yine bazı Ayet-i Kerimelerine “yumuşak” ve “bağışlayıcı” davranmaktan, “güzel muamele” etmekten bahsetmesi, bahse konu “sert” davranma fiilinin bütün kafirleri kapsamadığını göstermektedir. O zaman hangi Kafir’e karşı “sert” hangisine karşı “yumuşak ve bağışlayıcı” davranacağız sorusu akla gelmektedir. Bunada yine Kur’an cevab veriyor:
A) ‘Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden, dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin.’ (Maide:58)
B) ‘ İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak, en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: ‘Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim İlâhımız da, sizin İlâhınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.’ (Ankebut,46)
C) ‘Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever.’ (Mümtehina,
Ayetleri bu Dengeyi vaaz ediyor ve diyorki:
Müslümanlarla Zulmeden, Alaya alan, savaşan ve İslam’a açıktan düşmanlığını ilan eden Kafir ve Münafıklara “SERT“ ol, diğerleri ile en güzel yoldan, “yumuşak ve musamaha yolu ile” yani İslamı sevdirerek Tebliğ etme yolunu açık tut! Umulurki, bu şekilde İslam’ın güzelliklerine şahit olurlar ve İman ile müşerreflenirler!
Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: DİYALOG Hakkında Sorulan Sorular, Kafirlere VE Münafıklara Sert Davran, Kafirleri öldürün, tevbe 73 | » yorum bırak;
Kur’an’da,Yahudi ve Hrsitiyanlar hakkında geçen sert ifadeler!
Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007
Soru: Fethullah Gülen Hocaefendinin ”Kuranı Kerimde hristiyan ve yahudiler hakkında kullanılan ifadelerin çok sert olduğu söylenir.Geçmiş dönemlerde bazı hristiyan ve yahudilerin apaçık gerçek karşısında gösterdikleri inat ayak diretme ve düşmanlığı ifade için kuranın kullandığı üslup her zamanki hristiyan ve yahudiler için de kullanılacak diye bir şart ve mecburiyet olamaz.Bu tür ayetlerde sübutu katiyye arandığı gibi delaleti katiyye de aranmalıdır.Yani bu ayetlerin kuran ayetleri olduğu kesindir.Fakat o ayetlerin ilk günden bu yana bütün hristiyan ve yahudileri içine aldığı kesin değildir.Kanatime göre hadiseleri kendi tarihsellikleri içinde ele almalı, yani her hadiseyi kendi şartları ve konumu içinde değerlendirmeli ve bu günkü davranışlarımızda da bu günkü tavırları esas almalıyız.” (M.Fethullah Gülen – Fasıldan Fasıla-4 )
cümlesi, Ehl-i Sünnet anlayışına terstir. O günün Ehl-i Kitabı ile bugünün Ehl-i Kitabı diye birşey nasıl olabilir?
El-CEVAB:
Kur’an-ı Kerim’de, Yahudi ve Hristiyanlar (Kafirler) hakkında sert ifadeler olduğu kadar, onlara karşı
1- Ehl-i Kitabın hepsinin bir olmadığını, içlerinde gecenin bir vaktinde secdeye kapanıp Allah’ın Ayetlerini okuyanların varlığından bahsetmesi (Ali İmran, 3/113)
2- Ehl-i Kitab ile aramızda Ortak olan bir Kelimeye, yani “Allah” ‘tan başkasına kulluk etmeyeye bir davetin olması (Ali imran, 3/64)
3- İçlerinde Emanete ihanet etmeyenlerininde olduğundan övgü ile bahsetmesi (Ali İmran, 3/113) Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: Dinler Arası Diyalog, DİYALOG Hakkında Sorulan Sorular, kuran dinler arasi diyalog, kuranda ehli kitap, M.Fethullah Gülen Hocaefendi, Yahudi Ve hristiyanlar hakkında sert ifadeler | 1 Yorum »
Hocaefendinin Amerika aleyhinde beyanı var mı ?
Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007
| Yazar Dr. Emin Şimşek | |
Soru : Hocaefendinin dünya’da müslümanlara zulmeden ülkeler (Amerika – İsrail gibi) aleyhinde sarf ettiği açık bir beyanına rastlayamıyoruz. Bu hususu nasıl anlamalıyız ?
El-cevab : Basiret ve feraset sahibleri hiçbir zaman “slogan müslümanı” değil , “icraat müslümanı” olmayı kendilerine hedef seçmişlerdir. Dünya’da ilk kan akıtan Adem(AS) ‘mın oğlu Kabil aynı zamanda da ilk zalimdir. Habil , kardeşi Kabil’in kendisini öldüreceğini sezdiği bir sırada:”… Yemin ederim ki, sen beni öldürmek için el kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana el kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.Ben isterim ki sen, kendi günahınla beraber benim günahımı da yüklenesin de cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası işte budur!”(Maide:28-29) diyerek kardeşine nasihat ederek onu vazgeçirmeyi , zorluklar karşısında sabır mükafatını istemiştir. Müslümanlardan zulüm nerede olursa olsun ona karşı mücadele etmeleri bir vecibedir. Ancak böyle bir mücadele daha kötü bir adaletsizlikle ve de Müslümanların aleyhine sonuçlanmamalıdır. Şayet bu konuda bir güç dengeniz yoksa Kur’an bir alternatif sunmaktadır: “Sabır ve dua”. İnsanlar zalimler tarafından eziyete uğrayıp alaya alınırlarsa, sabırlı olmaları gerekmektedir ve sabırlarından ötürü mükafatlarını alacaklardır (Sure 23/107–111). Bu kişilerin mükâfatları sabır ve metanet şartlarına dayanır; zira “Allah sabredenlerle beraberdir,” ayeti mü’minler için geçilmez bir kale olur. Sabretme , oturup miskin miskin beklemek değildir ; Zalim’in oyununa gelmeden onunla hesaplaşacağı ana kadar temkin ve tedbiri elden bırakmıyarak denge unsuru haline gelmek için ilmi – maddi ve manevi güçlenmektir. Efendmiz (S.A.V), “En güzel hayır, zalim bir kral önünde söylenen doğru bir kelimedir,” mealindeki hadisin “Kötülüğü en iyi şekilde sav.” (Sure 23/96) ayetine muvafık düşmesi elzemdir. O halde hadisi anlarken , Zalime karşı söylenecek doğru söz , usulune , mevsimine ve denge unsuruna göre hareket etme anlamı taşır. Nitekim yine Efendmiz (SAV) ‘min “Bir haksızlığı el ile düzeltme,bu mümkün değilse dil ile düzeltme, buda mümkün değilse kalben buğz ederek kınama “ prensibi bizi bu konuda aydınlatmaktadır. Dünya’da Müslümanlara zulmeden , onlara hayat hakkı tanımayan Zalim ülke yöneticilerini bilmeyen yoktur herhalde. Şahsen bu konuda o ülke halkının tamamını değil , bahse konu ülke yönetimlerinin baz alınması daha doğru düşmektedir. Çünkü bazen halkın %50-60 ı savaşa veya işgale karşı olabilmektedir. Bahse konu ülkeleri veya Liderlerini tel’in ederek sık sık telaffuz emek , onlar aleyhinde yürüyerek sloganlar atmak ,onların Bayraklarını yakmak bugüne kadar bir şey kazandırmadığı gibi bundan sonrada Müslümanlar adına ciddi bir şey kazandırmayacaktır ! Buları yapmak denge unsuru hale gelmek demek değildir. Buna isnaden Hocaefendi , bahse konu Denge unsuru olma adına yaptığı ve teşvik ettiği güzel Hizmetlerin yanında , zalimleri ve günümüz firavunlarını bazen ismen bazende ima yol ile anlatmayı tercih ettiğine şahit olmaktayız. Avrupa’nın zalimleri , Asya’nın münafıkları , Amerika’nın yanlışları gibi …Bunlardan birkaç eleştiriyi inceliyelim : Yazının devamını oku »
|
Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: DİYALOG Hakkında Sorulan Sorular, FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ ATILAN DİĞER İFTİRALAR, M.Fethullah Gülen Hocaefendi | » yorum bırak;
Ahirzamanda Hz.İbrahim’in(AS) dinine mazhar bir hareket: Risale-i Nur
Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007
| Yazar Dr. Emin Şimşek | |
Soru : Kur’an-ı Kerim , Efendimiz (SAV) ‘min Ehl-i Kitaba karşı bir söz beyan ederken” İbrahim’in (AS) Dinine iletildiğini” söylemesinin istenmesindeki hikmet nedir ? Bu yaklaşımın günümüze bakan yönü varmıdır? Kur’an-ı Kerim , Peygamber Efendimiz‘in (SAV) Ehl-i Kitab’a karşı hitab ederken şu uslubu kullanmasını tavsiye etmektedir: -Ya Muhammed(SAV) – De ki:“Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” (En’am, 161) -Ya Muhammed(SAV) – De ki: “Allah doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” (Ali İmran,95 ) -Ya Muhammed (SAV) – De ki: “Hayır, hakka yönelen İbrahim’in dinine uyarız. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” (Bakara:135)
Ayet-i Kerimelerde geçen ve “İbrahim’in (AS) dinine” yapılan vurgu , elbette önem arz etmektedir. Tefsir Kitablarının ittifaken beyan ettikleri üzere , İbrahim(AS) ‘mın Dini ile kast edilen mana “Hanif Din” yani “Tevhid esaslı” dindir. Efendimiz (SAV) bir Hadis-i Şeriflerinde buyurduğu üzere : “Peyamberler anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir.”(1) Madem , Hz.Adem’den (AS) Peygamber Efendimiz ‘e (SAV) kadar ki tüm Peygamberlerin dinleri birdir , ve Tevhid esaslıdır , o halde hangi hikmete binaen Hz.İbrahim (AS) ‘mın dinine bir vurgu yapılmıştır ? Yazının devamını oku »
|
Yazı kategorisi: Dinler Arasi Dİyalog Hakkında Yazılar, Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları, Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: BEDİÜZZAMAN Said Nursi Hazretleri, BEDİÜZZAMAN Said Nursi perspektifinde DİYALOG | » yorum bırak;
Gazeteci-Yazar Ahmet Şahin’in “Ehl-i Kitapla Âmentüde İttifakımız Var” Cümlesi Ne Anlama Geliyor?
Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007
(13 Mart 2005 Tarihli Pazar Sohbeti’nin Transkripsiyonu)
Hüseyin Gülerce: Şimdi efendim bu ileri geri yapılan hatalar arasında en çarpıcı olanlardan bir tanesi de 2000 yılında Şanlıurfa’da Harran’da yapılan dinler arası diyalog toplantısı sırasında bir Hıristiyan prof. ile bir Müslüman kadının nikâhının kıyıldığı iddiası var. Şimdi telefon bağlantımız var bu nikâhı kıyan imam arkadaş. Daha sonra alacaksınız. Peki o zaman Ahmet Şahin hocamın telefonu hazır mı acaba? Hazırlanıyor peki ben Abant’la ilgili sayın Ali Bulaç sizin de görüşlerinizi alayım bu çerçevede. Yani bu misyonerlik oylaması gibi yani bu tür şeyler neye izafe ediliyor sizce niye böyle bir şey oluyor? Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar | Etiketler: Ahmet Şahin Abinin Diyalog Yazıları, ahmet şahin amentü, amentü, amentüde ittifak, Dinler Arası Diyalog | 4 Yorum »
Diyalog Faaliyetleri Hristiyanlaştırır Mı?
Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

Bediüzzaman’a göre bir Müslüman Hristiyan olabilir mi?
Bediüzzaman Hazretlerine göre , bir İsevi (Hıristiyan) Müslüman olsa , Hz.İsa (AS) mı bir mümine oranla daha fazla sever , bir Musevi (yahudi) Müslüman olsa , Hz.Musa(AS) mı bir mümine oranla daha fazla sever , ancak bir müslüman Hz.Muhammed (SAV) ‘in zincirinden çıksa yani İslam dinini terk etse , hiçbir dine giremiyeceğini , ruhunun maneviyata kapanacağını ya anarşist,ya da ateist olacağından bahsetmektedir. (86)
Bunun nedeni olarak , İslamiyete inanan bir müslümanın , zaten Hz.İsa(AS) ‘ma ve Hz.Musa (AS) ‘ma inandığını , bundan dolayı Hz.Muhammed (SAV) mi inkar eden bir müslümanın bu peygamberlerin tahrif olmuş dinlerine girmesinin yeni bir inanış olmıyacağından , ayrıca Hz.Muhammed (SAV) vesile ile tüm peygamberleri sevmiş olduğundan , kalben diğer dinlere girmesinin mümkün olmadığından bahsetmektedir. (87) Günde 5 vakit namaz kılan , haftada 40 kez Rabbisinin (C.C.) huzuruna yönelen bir müminin , bunları terk edip haftada 1 kez Kiliseye ibadet etmek için gidip dinini terk etmesini ve bu şekilde Allah’a daha yakın hissetmesini beklemek düşünülemez !
Efendimiz (SAV) ve Hulefa-yı Raşidin zamanında, irtidat hadiseleri olmasına rağmen , Hıristiyanlığı seçen insanların sayısı 2-3 kişiyi geçmemektedir ! Bunlardan bir tanesi Efendimiz (SAV) ‘min hanımlarından Ümmü Habibe anemizin ilk eşi Ubeydullahtır ! İlk yaşantısı Hıristiyan olmasına rağmen , daha sonra İslam’ı seçen Ubeydullah, Habeşistan’a Ümmi Habine annemizle hicret etmiş , lakin bir süre sonra eski dini Hıristiyanlığa dönmüştür ! İrtitad ettikten sonra , içki alemine dalmış ve sarhoşken ölmüştür! ( 88) Burda görüleceği üzere , aslında dönüş eski dinine olmakla beraber , birtakım kötü alışkanlıklarını İslam içinde rahatça yapamamasından kaynaklandığı ortadadır ! Yoksa , Allah’a dahafazla ibadet etme düşüncesi ile İslamı terk ettiğinden bahsetmek mümkün değildir !
Bir diğer olay, Hz.Ömer(R.A.) halifeliği döneminde yine içki sebebiyle Rebia İbnu Ümeyye’yi Hayber’e sürmüştür. Rebia, oradan kaçıp Herakliyus’a giderek Hıristiyanlığa geçtiği rivayet edilmiştir. Hz. Ömer (ra) bu hadise üzerine: “Bundan böyle hiçbir Müslümanı sürmeyeceğim” diyecektir. (89) Burda da görüleceği üzere, İslam bünyesinde içinde, içki gibi haram olan bir alışknalığı terk edemediğinden sürülen bir kişi, bu kötü alışkanlığını rahatça yaşayabileceği bir memlekete kaçmış, oradada müslüman olarak yaşayamıyacağı için dinini terk ettiğini görmekteyiz. Yoksa, herhangi bir şekilde Allah’a daha yakın olmak adına bir din değiştirme değildir ! Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar | Etiketler: BEDİÜZZAMAN Said Nursi Hazretleri, BEDİÜZZAMAN Said Nursi perspektifinde DİYALOG, Dinler Arası Diyalog, diyalog faaliyetleri hristiyanlaştırır mı, diyalog hristiyan, DİYALOG Hakkında Sorulan Sorular | » yorum bırak;
Asr-ı Saadetten Günümüze Diyalog – 1.Bölüm – Diyalog nedir,ne değildir ?
Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007
1-) Diyalog nedir? 
Dilimize Fransızcadan geçen Diyalog, “anlaşma”,”uyum sağlama” ve” bu yolda yapılan çalışmalar” demektir (4) .Geniş manada Diyalog, iki insanın, grubun, zümrenin, milletin, devletin veya herhangi bir topluluğun birbirleri ile tanışmasına; sözlü, yazılı, fikri, ticari vb şekillerde alış-verişde bulunmaları demektir.
Diyaloğun gerçekleşebilmesi için tarfaların birbirini “anlaması”, anlaması için “tanıması”, tanıması içinde “bilmesi” gerekir! Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: dinler arasi diyalog nedir, Dinler Arası Diyalog, Kuran Ve Sünnet Perspektifinde Diyalog | » yorum bırak;
“Dinler arası Diyalog” Kur’an ve sünnete ters mi?
Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007
Dialog, iki insanın, grubun, zümrenin, milletin, devletin veya herhangi bir topluluğun birbirleri ile tanışmasına; sözlü, yazılı, fikri, ticari vb şekillerde alış-verişde bulunmaları demektir. “Dinlerarası Diyalog” ile sağlanmak istenen husus, 3 dinin (İslam, Hrsitiyanlık ve Yahudiliğin) birbirlerini yakından tanıma, dinleme, fikir teatisinde bulunmasıdır. Yoksa tüm dinlerin birleştirilmesi değildir.
A) TANITIM
Bugün Hristiyan aleminin başlatmış olduğu dinlerarası dialoğun amacı bellidir. Onların amacı Hristiyanlığın yayılması ve herkes tarafından bu hali ile benimsenmesidir. Hocaefendinin dahil olup Papa’yı ziyareti sonrası diyalog süreci Allah’ın lutfu ile değişmeye başlamış ve süreç İslam’ın lehine gelişmektedir.
Hocaefendi’den önce, Üstad Bediüzzaman Hazretleri Papa 6.Paul tarafından başlatılan bu “Dinlerarası Diyalog” ile temasa geçmiş ve 1940-50′li yıllarda Papa 7.Pie ‘ye mektub yazmıştır. Papa, Üstad Hazretlerine cevap göndermiştir. Üstad Hazretleri, Vatikan’a Risale-i Nur Külliyatını (Zülfikar adlı eserini) hediye etmiş ve bu hususta Vatikandan 22 Şubat 1951 yılında da bir teşekkür mektubu almıştır. Yine aynı dönemde Üstad Hazretleri, ikamet ettiği Fener semtindeki Rum Feneri Patrik Atenagoras ile görüşmelerde yapıyordu.
Bu süreci devam ettiren Hocaefendi‘ye, 23.01.1998 tarihinde Papa 2.Jean Paul tarafından şu mesaj, Vatikanın Ankara Büyükelçisi Pierre Luici Celata tarafından iletilmiştir:
‘Bir ailenin fertlerinin birbirleriyle konuşmamaları, birbirine bakmaktan, birbirini ziyaret etmekten kaçınmaları ne kadar hazindir. Ayni beşeri aileye mensup olan Müslümanlar ile Hıristiyanların birbirini tanımamaları, birbirine selam vermemeleri veya daha kötüsü, birbiriyle kavga etmeleri, ne kadar acı vericidir. Buna karşın, herkesle barış içinde yasamak, birbirimizi ziyaret etmek, sevinç ve dertlerimizi, kaygı ve umutlarımızı paylaşmak ne kadar güzeldir. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki diyalogda bugün ve gelecek için bir ümit işareti görmemek mümkün mudur? Dünyamızın facialarını bilmemezlikten gelemeyiz; ülkeler arasındaki savaşları, her sekliyle terörizmi, zengin fakir arasındaki uçurumu, açlık, işsizlik, uyuşturucu, kürtaj vs. felaketlerini, bu liste daha da uzayabilir. Hıristiyanlar ve Müslümanlar insanlara daha çok ümit vermek için birlikte çalışabiliriz.’ Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: dinler arasi diyalog kuran ve sünnete ter mi, dinler arasi diyalog sünnnet, Dinler Arası Diyalog, dinler arası diyalog kuran, diyalog, diyalog kuran ve sünnet | 4 Yorum »

ÖNSÖZMahmut Ustaosmanoğlu Hazretleri (Mahmut Efendi Hazretleri) Allah’ın sevgili Dostlarından büyük bir Kutub’tur. İnanıyoruzki, kendilerinin Himmet ve Duaları sayesinde,Ümmeti Muhammedin dünyadaki mağduriyet ve mazlumiyeti olması gerekenden daha az tecelli etmekte ve İslam adına gösterdiğimiz gevşeklik ve tenbelliğe istinaden, belki başımıza taşlar yağması İlah-i adaletin bir gereği olmasına karşın, Mahmut Efendi ve diğer tüm Hak Dostlarının yüzü suyu hürmetine Allah Rahman ve Tevvab isimlerinin tecelli ettirerek, bu musibetleri hafifletmektedir.

