“De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (Al-i İmran Suresi, 64)
Tefsir, hadis ve kelam kitaplarında ulemâ tarafından, Efendimiz’in devrini ve sonrasını idrak ettikten sonra O’nu (aleyhisselatü vesselam) tanımadan ahirette kurtuluşun söz konusu olmadığı hususu açıkça ifade edilmektedir.
Kadimden beri bazı kimseler Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşı anlamsız bir inat içindedirler. Kaldı ki, Efendimiz onlara kapalı da değildi. Bu sebeple bilinip kabul edilmemesi çok garip düşmektedir.
Ancak şunu da ifade etmeliyim ki, O’nu kabul etmeyenlerin hepsi aynı ölçüde mülhit değildir. O’na açıktan karşı çıkanlar ve getirdiklerine savaş ilan edenler akibetlerini bütün bütün karartmış ve azab-ı ilahiyi hak etmiş sayılırlar. Çünkü bunlar tam mülhittirler ve her türlü mesaviye de açıktırlar. Allah, eski devirlerde bu türlü mülhidlerden, Lut kavmi gibi bazılarını yerin dibine batırmış, Ad kavmi gibilerini fırtınayla cezalandırmış, Semud kavmi gibi inatçıları da bir sayha ile hâk ile yeksân etmiştir. Günümüzde Müslümanlar, Hz. Muhammed gibi bir kaptana dayandıkları, O’nun mesajını neşrettikleri için geçmiş kavimlerde olduğu gibi toptan helak olmayacaklardır. Yazının devamını oku »
…Onları Nerede yakalarsanız öldürün. Sizi yurdunuzdan çıkardıkları gibi siz de onları yurtlarından çıkarın.(bakara 191)ayeti yanlış ve eksik aktarılması ve ayette bahsedilen emir hakkında cevap niteliğinde güzel bir video
Tevazu ve Hüsn-ü zan” : BİRBİRİMİZE KARŞI İHMAL ETTİĞİMİZ EN BÜYÜK VAZİFE
Yazar Ramazan Kerpeten
Günümüzde birçok tarihi hasletlerimiz perdelendi. Bazen müslümanlar arasında birbirine karşı kibirli ve suizanlı yaklaşımlara şahit olabiliyoruz. Sanki kendimiz, kusursuzluğun, mükemmelliğin mihengiymişiz gibi; bir çırpıda kardeşlerimiz hakkında hükümler veriyor, hayalimizdeki darağacında asıveriyoruz. Halbuki, müslüman müslümana karşı hüsnü zanna memurken.. ve halbuki mayasını karan din büyüklerinde bu tavır esas iken.. İşte iki din büyüğümüzden örnek bir yaklaşım; bir topluluğun yaptığı davranış hakkında art niyet arayışına girmeye temayülü olanlara ve de hepimize ibretli bir hadise:
Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. (O zamanlar dergâhlar aynı zamanda “aşevi” fonksiyonu da görüyordu.)
Durumu Hacı Bektaş-ı Veli’ye anlatır, ama o büyük zât: “helal değildir” diye bu kurbanı geri çevirir. Yazının devamını oku »
Efendimiz’in gayr-i müslimlerle kurduğu ittifaklar
Yazar Dr. Emin Şimşek
Efendimiz (SAV) Hayat-ı seniyyelerinde sürekli İslamı temsil etme ve gönüllere nakşetme gayreti içinde bulunmuş, bunun tesisi içinde zaman zaman gayr-i müslimler ile ittifak ve birliktelikler tesis etmiş, ihtiyaç dahilinde onların himayesi altında girmekten sakınmamıştır. Yazımızda bu konuya dikkat çekmek istememizdeki gaye, Efendimiz (SAV) her müşriki, her Hıristiyan’ı , her Yahudiyi aynı statütede değerlendirmediğini, zaman zaman İslam’ın geniş kitlelere ulaşması ve İslamın Temsilinin gösterilmesi adına gayri-müslimlerle ittifak tesis ettiğini gözler önüne sermektir.
A) Müşriklerle kurulan İttifaklar
1-) Müşrik Huzaa Kabilesi ile Hudeybiyye Antlaşmasında kurulan İttifak :
SORU : Dünya’da Müslümanlara Zulmeden ve Müslüman kanı dökenlerle Diyalog yapıyor ve bunu Şer’i Delillerle izah etmeye çalışıyorsunuz. Dünya’da Müslüman kanı dökenler Hıristiyan (ABD) ve Yahudiler (İsrail) değil mi ?El-CEVAB : Günümüz dünyasında müslümanlara zulmeden ve kardeşlerimizi mağdur eden Evangelist Hıristiyanlar (ABD) ile Siyonist Yahudiler (İsrail) dir.
Halbuki , Diyalog toplantılarında , ne Evangelsitler nede Siyonistler yoktur , olamazlar. Onlar bu toplantılara girmek istediklerinde karşılarına ilk önce bu zulümlerden vazgeçmeleri isteneceği için katılamamaktadırlar. Diyalog Dünya Barışına katkı sağlama sloganı ile ortaya çıktığı için , onlar barış istememektedirler. Yazının devamını oku »
SORU :Vatikan kaynaklarına göre , Dinlerarası Diyalog faaliyetlerindeki amaçları, diğer dinlerin mensublarını “Hıristiyanlaştırmak “ olarak anlatıldığı görülmektedir. Amaç noktasında bu Diyaloğun zararları olamazmı ?
Diyaloğun tüm taraflarının bu ve benzeri tarz amaçları olabilir ,hatta bu belkide Fıtratın gereğidir de diyebiliriz.
Diyaloğun İslami tarafı diğer din mensublarına İslamı en azından sevdirmeya çalışmayı amaç edinmesi nekadar doğal ise , Diyaloğun Hıristiyan tarafınında bu tür bir beklentisinin olmasıda doğal karşılanmalıdır. Diğer yandan , Diyaloğun asıl amacının kendi Dini inançlarımızın empose edilmesinden ziyade , İslam’ın doğru tanıtılması , doğru anlatılması ve en önemlisi doğru temsil edilmesi olmalıdır. Doğru temsil , İslam’ı Kalblerde sevdirme adına en etkili yol olmaktadır. Ayrıca Diyaloğun tesisi ile Dünya’da Barışın hakim olması sağlanırsa , dünyadaki Müslümanların mağduriyet ve mazlumiyetide inşallah giderilmiş olacaktır. 50 yılı aşkın bir süredir , Diyalog dışındaki hangi çözüm önerileri Müslüman kardeşlerimizin gözyaşlarını dindirmeye yetmiştir de, bugün Diyalog faaliyetleri eleştirilmektedir ? Peki eleştirenlerin çözüm önerileri varmıdır yoksa tenbelliğin bir alameti olan çözümsüz eleştirilere mi sığınmaktadırlar ? Yazının devamını oku »
Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyenler” (Maide :44,45,47)ifadesi nasıl anlaşılmalıdır ?
Yazar Dr. Emin Şimşek
SORU : Kur’an-ı Kerimde “Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyenler “ için kullanılan “kafirlerdir” , “ zalimlerdir” , “fasıklardır” (Maide suresi :44-45-47) ifadelerini nasıl anlamalıyız ?
Bediüzzaman Hazretleri bahse konu Ayetleri Tefsir ederken “mellemyahkum” – hükmetmeyenler- ifadesinin “mellemyusaddık” -tasdik etmeyenler- şeklinde anlaşılması gerektiğini ifade buyurmaktadır. (1) Yazının devamını oku »
Soru : Fethullah Gülen Hocaefendinin , Amerika’da Musevi Cemaati ADL (Anti Defamation League) Lideri ile görüşmesi doğrumudur?
(Mavi Takım elbiseli , kırmızı kravatlı , sakalsız olan ADL Lideri Abraham Foxman)
Bir İslami Cemaat Liderinin, yahudi veya hristiyan bir cemaat lideri ile görüşmesinde Kur’an ve Sünnet perspektifinde bir sakınca yoktur. Hele niyet İslamı Kalblere sevdirmek ise, o zaman bu görüşmeler Allah katında müsbet yönde değer kesbeder, çünkü yapılan temsil noktasında tebliğdir , buda Kur’anın emridir : Yazının devamını oku »
SORU :Efendimiz (SAV) ‘min gayri müslimlere gönderdiği Tebliğ Davetli mektublar ile Bediüzzaman Hazretlerinin ve Fethullah Gülen Hocaefendinin Papa’ya yazdıkları mektublar arasındaki yaklaşım farkını neye bağlamalıyız ?
EL-Cevab :
Efendimiz (SAV) ‘min , gayri müslimlere yazdığı Mektublar , İslamın yeni nazil olduğu bir dönem olması itibari ile doğrudan Tebliğ içerikli mesajlardan oluştuğu doğrudur ! İslam tanınmamaktadır ve bilinmemektedir , dolaysıyla İslam’ın Resulu (SAV) doğrudan tebliğ yöntemi ile İslamı temsil etmekte ve tanıtmaktadır ! Yazının devamını oku »
Soru : Bazı kişiler tvde Hocaefendinin şöyle dediðini iddia ediyorlar : “ Cebrailde gelse bana şu Partiye oy ver dese ben yine Ecevite veririm” Ayrıca , bunu dile getirenler Hocaefendi’nin bu ifadesi ile kendisine -haşa- “Vahiy” geldiğini ima ettiğini söylüyorlar . Böyle bir şey varmı ? Bizi Aydınlatırsanız seviniriz.
İnsanlar bazen konunun aslından ziyade , konuyu duymak istedikleri şekilde aktarmayı uygun gördüklerinden Su-i Zan bataklığından birtürlü kurtulamıyorlar..Fethullah Gülen Hocaefendi 23.11.1995 yılında , Savaş Ay ile yaptığı Röportaj’da : “Ben Cebrail Aleyhisselâmı çok severim. Onun mübarek ismi geçtiði zaman, gözlerim yaşarır; burnumun direği sızlar. Tabii ki mübarek yüzünü rüyada bile görmediğim bir melektir. Farz-ı muhal , o bile gelse Türkiye’de bir parti kursa, onun partisini bile destelemem…” Yazının devamını oku »
Yahudileri ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan âyetler günümüze bakmıyormu ?
Yazar Dr. Emin Şimşek
SORU : Fethullah Gülen Hocaefendi bir yazısında ; “Yahudileri ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan âyetler ya Hazret-i Muhammed (A.S.M) döneminde yaşayan ya da kendi peygamberlerleri döneminde yaşayan bazı Yahudi ve Hıristiyanlar hakkındadır.” ( M.Fethullah Gülen – Küresel Barışa Doğru, s.45)Bu nasıl mümkündür ? Kur’an-ı Kerim Kıyamete kadar geçerli değilmidir ?
El-CEVAB :
Kur’an-ı Kerimin ihtiva ettiği mesajlar ve hükümler , elbette kıyamete kadar geçerlidir bunun aksini kimse iddia etmiyor , edemez ! Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin burda kast ettiği mana tarihsellikten çok , Ahirzaman ile ilgili bir yaklaşımdır ! Şöyle ki ; Yazının devamını oku »
SORU : İmamı Rabbani Hazretleri , Mektubat isimli eserinin 163.Mektubunda Kafirler ile “….konuşmak, görüşmek de, onlara kıymet vermek olur” diyerek Kafirlerle konuşmayı bile doğru bulmamaktadır. Halbuki , siz Diyalog diyor ve İmamı Rabbani gibi bir Zat-ı bile hafife alıyorsunuz….. İmamı Rabbani ayrıca , “Kâfirler, papazlar vâsıtası ile yapılan düâları Allahü teâlâ hiçbir zemân kabûl etmez.” Derken , siz İftara davet ediyor ve onlara dua ettiriyorsunuz…. Yazının devamını oku »
SORU :Dinlerarası Diyalog ile İslamın doğru ve seviyeli Temsil edilmesine katkı sağladığınızı belirtiyorsunuz . Peki , diğer Dinlerle yaptığınız Diyaloğu , neden diğer cemaatlerden esirgiyorsunuz?
Müminler kardeştir” fehvasınca , elbette müminler arasında diyaloglar , görüşmeler , fikir teatileri veya en azında dualaşmalar özellikle günümüz Dünyasında bir zarurettir , bir vefanın gereğidir. İslami camiada , bu tarz Diyalogların olmadığını söylemek yanlış olur. Fethullah Gülen Hocaefendinin 1991 Yılında çıkan “İnancın Gölgesinde” isimli Eserinde yazmış olduğu “Dine Hizmet eden Şahıs ve Cemaatlerin birbirleriyle münasebetleri nasıl olmalıdır ?” (1) isimli Makalesi , aslında müminler arası Muhabbet ve Diyaloğun zaten var olduğunun bir göstergesidir. Bir örnekle izah etmiş olalım : Hocaefendi 1992 yılında ziyarete gittiği Avustralya’da , bir yurdumuzun açılışı münasebeti ile bulunduğu ortamda daha önce tanışmadığı ve mahzun bir halleri olan 2 kişi ile tanışır. Daha sonra çevresindekilere sorar , bunlar kimlerdi diye . Derlerki , bunlar Süleyman Efendinin cemaatinden kişilerdi. Hocaefendi şu can alıcı hususu beyan eder :” Keşke bu Yurdu onlar açıyor olsalardı da , bizler onların açılışına gelmiş olsaydık”
Evet , müminlerin icraat ve gayretleri , kimin eli ile olmuş olursa olsun , madem Allah (C.C.) ve Resulune (SAV) Hizmet ediyor , ve Din-i Mübini İslamı Kalblerde ihya ediyor , o zaman bunu alkışlamak her müminin Şiarı olmalıdır. Bu alkışlamayı bile mümin kardeşinden mahrum edenlerin, onlardan Diyalog adına ilk adım atmalarını beklemeleri bir samimiyetsizlik göstergesi olarak karşımızda duracaktır.Biz herşeye rağmen Yunsu’un “Vurana elsiz , sövene dilsiz ve gönülsüz ” olma noktasında bize düşeni bu noktadan yapmaya çalışıyor ve yapmaya devam edeceğiz.(inşallah)
Bediüzzaman’a göre, Ehl-i Kitâb’ın kendileri ile değil, dini ile dost olmak yasaklanmıştır! Bediüzzaman Hazretleri, Kur’an’da men edilen “Yahudi ve hristiyanlarla dost olmayın (Maide, 5/51) ayet-i kerimesinin tefsirinde, “Delil, katiü’l-metin olduğu gibi katiü’d-delalet olmak gerektir,” diyerek, yahudiler ve hıristiyanlarla diyalog ve dostluk kurmanın yasak olduğuna dair delilin Kur’an’ın ayetleri gibi sağlam bir metne dayandırılmasına rağmen, kastedilen anlamın kesin olmadığını belirterek , Yahudi ve Hristiyanlarla dost olmaya men değil , tahrif olan yahudilik dini ile yine tahrif olan hristiyanlık dinine dost olmaya men olduğunu belirtmektedir.
Şayet bu Ayeti Kerimeyi böyle bir anlam verilmemiş olunursa, yine Bediüzzamanın “Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!” ifadesinde dediği üzere, Ehl-i Kitab hanımları ile evlenmeye ruhsatı belirten (Maide .5/5 ) ayeti ile çelişeceğine vurgu yapmaktadır. Çünkü, hem dost edinmeyin hemde Hanımları ile evlenmenizde bir sakınca olmaz anlayışı, Kur’anın siyak ve sibak bütünlüğünü zedelemektedir. Tefsirin devamında, Asr-ı Sadet döneminde, İslamın yeni nuzülü ile meydana gelen yeni bir Din’in manevi bir inkılaba sebebiyet verdiğini, bundan dolayı Sahabeyi Kiram bütün kıstaslarını “Din” noktasından yapmaktalar ve bu noktadan muhabbet veya düşmanlık beslerlerdi . Buna istinaden , Asrı Saadet döneminde gayri müslimlere muhabbette bir nifak endişesi vardı . Ancak , günümüzde yaşanana inkılabat manevi değil bir nevi medeni ve dünyevi bir inkılabat olduğundan , kıstas olarak medeniyeti nazara almak esastır. Zaten , gayri müslimlerin çoğu da dinlerine bağlı olmadıklarından , onlarla dost olmak , hem medeniyet ve gelişmişlikleri noktasına hemde Dünyevi Barış ve Huzurun temini içindir. Bundan dolayı , Kur’andaki nehiy bunun kesinlikle kapsamamaktadır! (79) Yazının devamını oku »
1-) İddia: “Dinler arası diyalog yerine, ‘dinlere tebliğ’, ‘dinlere davet’ sözleri kullanılsa ve bu sözlerin de içerikleri doldurulsa, amaç hâsıl olur. Fakat ne yazık, görünen o ki, dinler arası diyalog faaliyetlerinde Hıristiyan ve Yahudî din âlimlerinin ve dinlerinin reklam ve tanıtımları yapılarak, Islâm topraklarında onlara meşrutiyet sağlanmakta ve misyonerlik faliyetleri artmaktadır.” Yazının devamını oku »
SORU: “Sen (o zaman), sırf Allah’ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah’dan mağfiret dile…”Ali İmran Suresi, 159. Ayet-i kerimede geçen Efendimiz’in (SAV) yumuşak/müsamahalı davranması sadece müminlere karşımıydı ?
ELCEVAB :
1-) Kur’anı Kerim, Hz.Musa (AS) ‘ma, Firavuna karşı: ‘Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar’ (Taha:44) diyorsa, yani kendisini İlah addeden bir Müşrike karşı bile ‘Yumuşak ol’ diyorsa, o zaman bizim de Tebliğ ve İrşad vazifemizde bu yöntemiesas almamız esastır ! Yazının devamını oku »
İddia :
“Kâfirlere ve münafıklara itaat etme!” (Ahzab: 48) Bu Âyet-i kerime hakkında Elmalılı Hamdi Yazır Efendi tefsirinde şöyle söylemektedir: “Dâvet görevini yerine getirirken onlara dost gibi görünmek, alçaktan almak, tebliğde yumuşak davranmak yasaklanıyor. Yasaklama ve uzlaştırma, abartı ile onları heyecana getirmek için mânâ ‘İtaat etme!’ biçiminde olumsuz ifade edilmiş ve Allah’ın emirlerini tebliğde bir nebze hoşgörü, kâfirlere ve münâfıklara itaat etmek mânâsında olduğu anlatılmıştır.”. Siz ise bununla çelişiyorsunuz ? Yazının devamını oku »
Soru: “Amentüde ittifakımız var” cümlesi Ehl-i Sünnet anlayışına ters değil midir?
El-Cevab: Bahse konu ‘Amnetüde ittifakımız var’ ifadesini, muhterem Ahmet Şahin Hocamız, Zaman Gazetesi 14.07.2000 tarihili Köşe yazısında şu şekilde beyan etmişti:
” Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Çünkü Allah’ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir. Yazının devamını oku »
Peygamberimiz (SAV) mektublarına başlarken mesela “Bismillahirrahmanirrahim! Allah Resûlü Muhammed’den, Habeş Meliki Necâşiye” demektedir. Ayrıca , Hadis-i Şerifte : “Münafığa “efendi” demeyin. Zira eğer o, seyyid olursa (kendine bir değer atfederse) Allah’ı kızdırırsınız.”(Ebu Dâvud, Edeb 83,) denmektedir. El-Cevab :
“Papa Ali Cenabları” bir taltif veya tazim değil, bir diplomatik uslubtur! Efendimiz (SAV) , nasılki Hristiyan Bizans Kralı Heraklius’u yazdığı mektubunda, “Rumların Büyük Reisi Heraklius’a” (bakınız.M.Hamidullah, İslâm Peygamberi, I/219) ifadesinde geçen ’Büyük Reis’ hitabı nasılki bir diplomatik uslub ise , aynı şekilde ‘Papa Ali Cenablarıda’ veya “Hazretleride” bir övgü veya tazim değil, Diplomatik bir uslubtur! Efendimiz (SAV) ‘min bir Devlet Başkanı olarak , komşu Devlet Reislerine gönderdiği Mektublarda sizin yukarıda belirttiğiniz şekliyle hem Allah’ın İsmi ile başlaması söz konusu isede , örneğin yine Hudeybiye Barış Antlaşmasında imzaladığı Sözleşmede , muhatabların isteği üzerine sadece kendi isminin geçtiği “Muhammed” şeklinde imza attığını gözden uzak tutmamak lazım. Hudeybiye Barış Antlaşması , İslam’ın müşrik ve gayrimüslimlerle Diyalog kurmasına zemin hazırladığı ve bu vesile ile İslam’ın temsil edilmesine ve tanıtılmasına imkan sağladığı bir dönem olması ayrı bir husustur , Efendimiz (SAV) ‘in diğer Devlet Başkanlarına yazdığı doğrudan Tebliğ içeren mektublar yazması ise apayrı bir husustur ! Siz dininizi temsil etmeye çalıştığınız muhatabınıza herhalde ; “Ey ebedi cehenneme namzed kişi“ kabalığında Hitab edecek değilsiniz! Pek muhterem Yüksek Mühendis Ahmet Beyfendi veya Saygıdeğer Prof.Dr. Mehmet Bey nasılki bir övgü değil bir diplomatik ünvandır . Hadis-i Şerifde geçen “Efendi demeyin” , onu övmeyin anlamındadır. Yoksa , günümüzde bir çok meslek dalındaki insanlarada ”Efendi” diye hitab edilmektedir. Diploması terminolojisinden bihaber olan kardeşlerimizin , “Ali Cenablarını” bir övgü ifadesi olarak görmeleri onların bu noktadaki bir Diplomatik uslub fukeralığının göstergesidir.
Soru: Münafık veya kafir birine ‘Efendim’ diye hitab etmek Hadis-i Şerifce men edilmişken, neden Hocaefendi mektubunda ‘Papa Ali Cenabları’ diyerek hitab etmiştir?
“Papa Ali Cenabları” bir taltif veya tazim değil, bir diplomatik uslubtur! Efendimiz (SAV) , nasılki Hristiyan Bizans Kralı Heraklius’u yazdığı mektubunda, “Rumların Büyük Reisi Heraklius’a” (bakınız.M.Hamidullah, İslâm Peygamberi, I/219) ifadesinde geçen ’Büyük Reis’ hitabı nasılki bir diplomatik uslub ise , aynı şekilde ‘Papa Ali Cenablarıda’ veya “Hazretleride” bir övgü veya tazim değil, Diplomatik bir uslubtur! Efendimiz (SAV) ‘min bir Devlet Başkanı olarak , komşu Devlet Reislerine gönderdiği Mektublarda sizin yukarıda belirttiğiniz şekliyle hem Allah’ın İsmi ile başlaması söz konusu isede , örneğin yine Hudeybiye Barış Antlaşmasında imzaladığı Sözleşmede , muhatabların isteği üzerine sadece kendi isminin geçtiği “Muhammed” şeklinde imza attığını gözden uzak tutmamak lazım.
Hudeybiye Barış Antlaşması , İslam’ın müşrik ve gayrimüslimlerle Diyalog kurmasına zemin hazırladığı ve bu vesile ile İslam’ın temsil edilmesine ve tanıtılmasına imkan sağladığı bir dönem olması ayrı bir husustur , Efendimiz (SAV) ‘in diğer Devlet Başkanlarına yazdığı doğrudan Tebliğ içeren mektublar yazması ise apayrı bir husustur ! Siz dininizi temsil etmeye çalıştığınız muhatabınıza herhalde ; “Ey ebedi cehenneme namzed kişi“ kabalığında Hitab edecek değilsiniz! Pek muhterem Yüksek Mühendis Ahmet Beyfendi veya Saygıdeğer Prof.Dr. Mehmet Bey nasılki bir övgü değil bir diplomatik ünvandır . Hadis-i Şerifde geçen “Efendi demeyin” , onu övmeyin anlamındadır. Yoksa , günümüzde bir çok meslek dalındaki insanlarada ”Efendi” diye hitab edilmektedir. Diploması terminolojisinden bihaber olan kardeşlerimizin , “Ali Cenablarını” bir övgü ifadesi olarak görmeleri onların bu noktadaki bir Diplomatik uslub fukeralığının göstergesidir.