<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>PIRLANTA &#187; Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları</title>
	<atom:link href="http://pirlanta.wordpress.com/category/dinler-arasi-diyalog-calismalari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://pirlanta.wordpress.com</link>
	<description>Konuşan Yalnızca Hakikatlerdir</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Oct 2008 20:25:05 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='pirlanta.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/1941c2dd06d20989602335e14736a0c2?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>PIRLANTA &#187; Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://pirlanta.wordpress.com/osd.xml" title="PIRLANTA" />
		<item>
		<title>Mehmet Talu Hocaefendi ile Diyalog üzerine Röportaj</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/06/05/mehmet-talu-hocaefendi-ile-diyalog-uzerine-roportaj/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/06/05/mehmet-talu-hocaefendi-ile-diyalog-uzerine-roportaj/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2008 22:29:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler Arasi Dİyalog Hakkında Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[dinler arasi diyalog mehmet talu]]></category>
		<category><![CDATA[dinler arasi diyalog röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler Arası Diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Talu hocaefendi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=196</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;İsmailağa cemaatinin güzide Hocalarından , aynı zamanda Milli Gazetesi yazarı İlahiyatçı Mehmet Talu Hoca ile Diyalog hakkında yaptığımız röportaj &#8221; 

“Diyalog sadece ehl-i
 Kitab ile sınırlı kalmamalı, ateistlerlede yapılmalıdır“
Muhterem Hocam ,öncelikle röportaj isteğimizi kabul ettiğinizden dolayı teşekkür ederiz. 
Genc::Adam : Bir yazınızda “İslâm’ı tebliğ etmek üzere Müslümanlarla diğer din mensuplarının, hatta dinsizlerin ve ateistlerin diyalog halinde olmasında herhangi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=196&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong><em>&#8220;İsmailağa cemaatinin güzide Hocalarından , aynı zamanda Milli Gazetesi yazarı İlahiyatçı Mehmet Talu Hoca ile Diyalog hakkında yaptığımız röportaj &#8221; </em></strong></p>
<p><img src="http://www.habervakti.com/resimler/yazar/mehmettalu.jpg" alt="" /></p>
<h2>“Diyalog sadece ehl-i</h2>
<h2> Kitab ile sınırlı kalmamalı, ateistlerlede yapılmalıdır“</h2>
<p><span style="font-size:small;color:#000000;font-family:Times New Roman;">Muhterem Hocam ,öncelikle röportaj isteğimizi kabul ettiğinizden dolayı teşekkür ederiz. </span></p>
<div><span style="font-size:small;color:#000000;font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:small;color:#000000;font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Genc::Adam</strong> : Bir yazınızda “İslâm’ı tebliğ etmek üzere Müslümanlarla diğer din mensuplarının, hatta dinsizlerin ve ateistlerin diyalog halinde olmasında herhangi bir sakınca yoktur. Daha da ileriye giderek bunun Müslümanlar açısından bir “zorunluluk” olduğunu söylüyorum.” diyerek Diyaloğun İlahi bir emir olduğunu beyan ediyorsunuz. İslamda Diyaloğun yeri nedir ? Diyalog olmadan tebliğ olur mu ?<strong><br />
</strong></span></span></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="color:#000000;"><span style="font-size:small;">-</span>         </span><strong><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"> <br />
</span></span></strong></span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Mehmet Talu Hoca : </strong>Aslında tabi ,sorunun içinde kısmen cevabı bulunmaktadır. Zannedersem bu konuda tam anlaşma sağlanamıyor , diyalog yapanlarla diyaloğa karşı çıkanlar arasında bir “diyalog kopukluğu” var, bir takım endişeler var ! Buna taraftar olanlar ile karşı çıkanlar arasında bir diyalog eksikliği var. Bu diyalog sağlanabilinirse , taraftarlar bunu nasıl yaptıklarını , karşı çıkanlara anlatabilseler karşı çıkanlarda hangi noktalarda karşı çıktıklarını anlatsalar mesele çözülecek kanaatindeyim.Her iki tarafında halis niyetle olduklarını düşünüyorum. </span></span></span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;">Şu bilinmelidirki ; her müslüman genel olarak kafirleri , ama özellikle Ehl-i kitabı İslam’a çağırmaları vacibtir. Kur&#8217;an Ayetlerinin birçoğuna baktığımızda &#8221; ya eyyuhennasu&#8221; –“ey insanlar” ifadesi ile genele bir ifade var dolaysıyla müslüman , genele davet yapmalı , ancak özellikle Ehl-i Kitabı İslam’a çağırması vacibtir. Yine Kur&#8217;anı Kerimde &#8220;Kul &#8221; – “söyle” şeklinde başlayan Ayetlere baktığımızda , “kim söyliyecek ?” diye düşünürsek ,  başta sevgili Peygamberimiz (SAV) söyliyecek ! (Rabbim şefaatine nail eylesin) . Peki günümüzde kim yapacak bu vazifeyi ? tabi ki , başta müslümanların ileri gelenleri olmak üzere tüm Müslümanlar. Sonuç olarak diyebiliriz ki; Kur&#8217;anı Kerimde geçen “Ehl-i Kitab” hitabından<br />
</span></span></span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;">İslama daveti anlıyoruz ! Bu davet İslamı en iyi şekilde , en iyi uslubla , güzellikle ikna edip , onların isteyerek İslama girmelerini sağlıyarak olur ki ; buda ancak diyalogla olabilir.Bizler bu daveti en iyi şekilde yapmakla mesuluz ! Biz eğer bu daveti yapmamıza rağmen, karşıdakiler icabet etmese bile bizler en azından görevimizi yapmış ve mesuliyetten kurtulmuş oluruz.<span id="more-196"></span></span></span></span></span></span></div>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Genc::Adam :</strong></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="color:#000000;">    </span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;">Mahmut Efendi Hazretleri’nin, Diyalog Hizmetleri öncesinde veya sonrasında , Fethullah Gülen Hocaefendi aleyhinde has dairede bir beyanına şahit oldunuz mu ? Bu konuda birtakım spekülatif yaklaşımlar var ! </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Mehmet Talu Hoca : </strong></span></span></span></span></span></span></p>
<div><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"></p>
<div><span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;">Efendim , Mahmut Efendi Hazretlerinin (K.S.) , Fethullah Gülen Hocaefendi aleyhinde en ufak bir beyanına şahit olmadım ! Bu hem Diyalog öncesi için geçerlidir , hemde Diyalog sonrası. Hatta , şöyle bir hatıramı hatırlatmamda fayda görüyorum :</span></span></span></span></span></span></div>
<p> </p>
<p></span></span></div>
<div><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"></p>
<div><span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;">Ben İlahiyat Fakültesinden (Samsun) öğretim görevlisiydim , oaradan ayrıldıktan sonra , istanbula geldim .O zamanki şartlar imkanınca ,Fetih İlim Araştırma Vakfında Eğitim müdürü olarak vazifeye başladım. Diyanet İşleri Başkanlığını nezaretinde Kuranı Kerim kurslarında Eğitimci-İdareci olarak görev yaparken ,zannedersem 1989-90 ‘lı yıllardı , birgün Mahmut Efendi Hazretlerine (K.S.) şöyle bir teklifte bulunmuştum :<br />
</span></span></span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;">Hocam , imkanımız var , bu Kur&#8217;anı Kerim faaliyetleri yanında , yurtlarda açalım , üniversiteye giden öğrencilere maddi-manevi katkılarımız olsun, onları da yetiştirelim<br />
</span></span></span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;">dedim . Efendi Hazretleri (KS) bana şöyle dedi : “Bak Talu , o okulları , yurt işlerini <strong>Fethullah Gülen Hoca ve onun cemaati , çok güzel bir şekilde yapıyor ! Onlar o boşluğu gayet güzel bir şekilde dolduruyor !</strong> Ama , Kur&#8217;anı Kerim , Hafızlık ve diğer Dini İlimler günümüzde gereği gibi yapılmıyor ! Bırak onu en güzel bir şekilde o kardeşlerimiz yapsınlar. Bizde bu işi ; yani Kur&#8217;anı Kerim , Hafızlık , Arabçayı ve Dini Eğitimleri en iyi şekilde yapalım !”<br />
</span></span></span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"> <br />
</span></span></span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;">Ben Efendi Hazretlerini Bursa İmam Hatib Okulunda okurken ,1969 yılında tanıdım !<br />
</span></span></span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;">O zamandan beri Efendi Hazretlerinin , genel anlamda , hiçbir Cemaat veya Hocası<br />
</span></span></span>aleyhinde olarak en ufak bir beyanını duymadım.Varsa tasvib etmedikleri bizzat kendilerine ulaşanbilirse söylemişlerdir. Yalnız , Fethullah Gülen Hocamız hakkında böyle bir husus yoktur !</span></span></span></div>
<p></span></span></div>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Genc::Adam</strong> : Diyaloğa karşı çıkan Yeni Mesaj Grubunun , Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında “gizli kardinal” , “Müslümanları Hıristiyanlaştırıyor” ,” Amerikan ajanı” ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri için “İngiliz ajanı” , “2.Lawrence” şeklindeki ifadelerine kendi medya organlarında ve internet sitelerinde şahit olmaktayız. Mümin olduğunu beyan eden bir kişinin , başka bir mümini bu tarz tekfir etmesinin dinimizdeki yeri nedir ? </span></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Mehmet Talu Hoca : </strong>Şimdi , ben bu tarz  ifadeleri görmüş değilim. Dolaysıyla bu ifadeler varmı yokmu bilmiyorum, şayet bu ifadeler söylenmiş ise , elbette bir müslüman hakkında bunu söylemek yanlıştır.Bu ifadeleri kabul etmek mümkün değildir. Ben şunu görüyorum , iki tarafında birbirlerini anlamadan kulaktan gelme ifadelerle ağır ithamlarda bulunduklarını görüyorum. Diyaloğa karşı çıkanlar hakkında karmatiler , anarşistler , hariciler vasfediliyor , onlarda anlaşılan bu şekilde mukabele ediyor. Mümine tekfir etmek çok tehlikelidir.Allah korusun kendisi kafir olur , kafirin kafir olmadığını dile getirmekte küfürdür. Ehl-i sünnet uleması , kelimeyi küfür söyleyene hemen kafir demeyi uygun bulmuyor , mümkünse uyarıp o kişiyi kurtarma yolunu seçiyor !</span></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Genc::Adam</strong> : Karmati , Harici ve Anarşist tesbiti ile Diyaloğa körü körüne karşı çıkan<strong> , </strong>Diyaloğun hiçbir şekilde İslam’da yeri olmadığını beyan eden zümreler için sarf edildiğini görüyoruz, yoksa Diyalog ile ilgili samimi ve yapıcı endişeler taşıyan kardeşlerimiz için sarfedilmediğini , makalenin içeriğinden anlıyoruz ! Yoksa , o listeye Siyonistleri ve bir takım evangelistleride eklemek mümkündür.<strong> </strong></span></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Mehmet Talu Hoca :</strong> Konu açılmışken şunu da ifade etmeden geçemiyeceğim : Haydar Baş’ın , Hocaefendiye yazmış olduğu mektub genel manada kabul edilebilinir bir mektubtur , yanlış hatırlamıyorsam “tesettür teferruattır” gibi söylemleri de içeren mektubu kast ediyorum.</span></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Genc::Adam : </strong>Hocaefendi “tesettür fur’uata ait bir meseledir” dedmişti , Hürriyet gazetesinin bir Yazarı bunu “tesettür teferruattır“ şeklinde dile getirdi , ne hikmetse bazıları Hocaefendinin usul’e ait bir meselesini değilde , Hürriyetteki bu yoruma göre Hocaefendiyi yargılamaya çalıştı…Neyse , röportajımıza devam edelim…</span></span></span><strong> </strong></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Genc::Adam : Kur</strong>’an-ı Kerim, Hz.Musa (AS) mı firavun gibi birisine gönderirken “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” (Taha, 44) demektedir. “Kavl-i leyine” emrinin günümüze bakan yönleri nelerdir ? </span></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Mehmet Talu Hoca : </strong>Kur’an-ı Kerim , burda çok önemli bir tebliğ ve davet usulune işaret ediliyor. Söylediğimiz hakikatı , o hakikatte bir değişiklik yapmadan onlara nazik bir şekilde söylemektir. Yoksa , kırıcı bir uslubla değil.Günlük muamelerlerimize de örnek verebiliriz. Mesela bir kişiden alacağınız varsa ve de sizin de ihtiyacınız varsa , “kardeşim ihtiyacım var bana borcunuzu ödermisiniz” demek var , birde “yahu kardeşim şu borcunu bana versene” sertliğinde söylemek var. Neticede her ikiside aynı olmakla beraber ifade ediş tarzında farklılık var.</span></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Genc::Adam :</strong> Saçı olmayan bir insana “Kel” hitabı ile ”saçları dökülmüş” demek gibi herhalde ..</span></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Mehmet Talu Hoca :</strong> Evet , dolyasıyla bizler İslamı tebliğ ederken karşımzıdakilerin seviyesini düşünerek , islamı en iyi bir şekilde olduğu gibi anlatma durmundayız Kaba ve sert davranmaktan kaçınmalıyız. Diğer Ayetlerden de anladığımıza göre , ancak “Harbi” (savaş yaptığımız) olan ve İslama açıktan düşmanlık izhar edenlere karşı sert davranılmalıdır. Ama gerek memleketimizde , gerek yurtdışındaki gayri müslimlerle karşılaştığımızda İslama yumuşak ve seviyeli tebliğ yapmalıdır !</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></span></span></span></span></p>
<h2>“Fethullah Hocamı</h2>
<h2>rüyamda gördüm&#8230;&#8221;</h2>
<p align="center">
<div><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> <span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Genc::Adam :</strong> Ahmet Şahin Hoca’nın “Ehl-i kitapla amentüde ittifakımız var!” cümlesini taviz olarak niteliyorsunuz. Halbuki , Ahmet Şahin Hoca konu ile ilgili 2.yazısının devamında :”Ancak ehli kitabın bazılarının bu doğruları tarif ve tavsif ederken yanlışa düştüklerini de görüyor, Allah’a babalık, peygambere de oğulluk ve krallık sıfatını isnat etmeleri gibi yanılgılarına da şahit oluyoruz. Onlardan bazılarının bu gibi yanlış tarif ve tavsiflerinin doğrusunu anlatma görevi de yine bize düşüyor. “ demektedir. Yazıları bir bütün olarak bakarsak , Kuran’ın :” De ki: Ey Ehl-i Kitap, Sizinle Bizim Aramızda ortak olan Bir Kelimeye Gelin: Allah&#8217;tan Başkasına İbadet Etmeyelim ve O&#8217;na Hiçbir Şeyi Ortak Koşmayalım.”(Ali İmran:64) ifadesine muvafık düşmüyor mu ?</span></span></span></span></div>
<div><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Mehmet Talu Hoca :</strong> Ahmet Şahin Hoca’nın 14.07.2000 tarihli köşe yazısının ikici yarısındaki yanlış anlamaya müsait ifadelerini , 15.03.2005 tarihli köşe yazısında açıklık getirmesi sevindiricidir , ancak biraz geç olmuştur. Gönül isterdiki , bu konu biraz daha erken aydınlatılmış olsaydı. İzninizle Ahmet Şahin Hoca’nın bu ifadesine bir cevab mahiyetinde Milli Gazetedeki Köşeme yazı hazırladığım , ancak henüz yayına girmeden önce gördüğüm bir rüyayı arz etmek istiyorum.Gerçi rüya ile amel olmaz ama yinede arz edeyim.</span></span></span></span></div>
<p><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Genc::Adam :</strong> Estağfrullah…buyurun….</span></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Mehmet Talu Hoca :</strong> Perşembe akşamıydı yanılmıyorsam , akşam namazımı kıldıktan sonra </span></span></span><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bir programa katılmak için hazırlık yaptığım bir sırada , biraz vakit olduğundan kısa bir süreliğine istirahat etmek üzere kanepeye sırt üstü uzanmıştım. Tam o  esnada , Fethullah Gülen hocaefendi girdi . Kendisini en son gördüğüm ; 1980 li yılların başında Dursun Efendinin sohbetinde erzurumda görmüştüm , işte o surette gördüm. O yıllarda bana “Talu Hoca” diye hitab ederdi. Hatta Hocamızın (Fethullah Gülen Hocaefendi) köyünden o dönemlerde bir kız bile almıştık. İşte Hocamızı son gördüğüm , takkeli koyu kahverengili bir ceket , yeşile yakın bir pantalonla gördüm , içeriye odaya girdi. Ayağı ile benim sağ ayağımın iç kısmına vurdu . “Talu kalk “ dedi . Bende kalktım oturdum kanepeye . “Hocam buyurun” dedim heyecanla . Sağ eliyle göğsüme vurdu ve dediki :” Bu hazırladığın yazıyı çok beğendim ,seni tebrik ediyorum. Güzel hususlara temas etmişsin ! Çünkü ben üzülüyorum , bu çalışmalar bazı konularda çığrından çıktı ! (*) Uyandım ve baktımki , henüz 5 dakika olmuş yatalı ve kanepede  oturuyorum. Bu rüyamı Hocamıza iletirseniz memnun olurum.</span></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Genc::Adam :</strong> İnşallah…Diğer sorumuza geçecek olursak ; Diyalog Hizmetlerine başlanmadan önce , İslami camianın görüş ve bilgisinin alınmadığından bahsediyorsunuz. Örneğin , size “Diyalog hizmetlerine girilmeden önce ”sorulmuş olunsaydı , siz ”sakın yapmayın , gayri Müslimlere güven olmaz “ mı derdiniz , yoksa “inşallah hayırlara vesile olunur , yalnız tedbir ve temkini elden bırakmayın “ mı derdiniz ?</span></span></span></p>
<p align="center"><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Mehmet Talu Hoca :</strong> Soruda dediğiniz üzere dikkatli olmak koşulu ile derdim. Elbette diyalog içinde olmayınız dememiz mümkün değildir. Ancak burda şöyle bir endişe var , bilhassa diyaloğa karşı olanlar çevresinde benimde gördüğüm ve duyduğum kadarı ile İslamdan taviz vererek diyalog yapılmasını uygun görmüyoruz , “Kavli leyin” ile (tatlı dil ile) hikmetle tebliğ yapılması şeklinde uygun görüyorum. Endişe , diyaloğun vatikan kilisesi menşeli olduğu , misyonerler tarafından başlatıldığı ve buna isnaden onlarla bu konuda temkinli davranılması konusundur. Maide suresinde (49.Ayet-i Kerime) dediği gibi ; Allahu Teala Müslümanların Ehl-i kitab ile yapacakları diyaloglarda dikkatli davranmamızı buyuruyor. “Allahın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et” mealindedir.Dolaysıyla , ben bunun çok detayını , yani Vatikan menşelimidir değilmidir tam bilemiyorum.</span></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="color:#000000;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong>Genc::Adam :</strong> Vatikan’ın bugünki Dinlerarası Diyalog Sekreteryası Başkanı Thomas Michel’e göre , Diyaloğun Asrımızda başlatan ve teşvik eden Bediüzzaman Said Nursi Hazretleridir. Papa’ya 1950 ‘li yılların başında Zülfikar isimli eserini gönderen ve bir mektub yazıp , Mutlak dinsizliğe karşı birlikte hareket etmeyi öğütlemesi göz önünde bulundurulduğundan bu doğruıdur. Diğer yandan , bugünkü Diyalog faaliyetleri 1990 lı yılların başında Türkiye’de başlamış bağımsız bir hareket iken , 1964’te yine kendi çapında bir organizasyon olan Vatikan kökenli Diyalog faliyetleride , 1998 yılında birtakım ortak organizasyonlar yapma noktasında devam etmektedir. Bu zaman zaman birlikte devam ederken , zaman zamanda Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının önderliğinde olmuştur. İslam&#8217;dan taviz verilmemesi her mümin gibi Diyalog Hizmetlerini yapanlarında hassasiyetle üzerinde durdukları bir mevzudur ! &#8221;Taviz&#8221; ile &#8220;zorlaştırmayın &#8211; kolaylaştırın , soğutmayın-sevdirin&#8221; farkı iyi tahlil etmek lazım ! </span></span></span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:times new roman,times;"><span style="color:#000000;"><strong>Genc::Adam :</strong><strong> </strong></span></span></span><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:times new roman,times;">Diyaloğa karşı birtakım aleyhta yazılar ,özellikle ehl-i sünnet </span><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:times new roman,times;">çizgisinde tereddüt etmediğimiz Beyan gibi mecmualarda yayınlanması, bizi </span><span style="font-size:x-small;"><span style="color:#000000;font-family:times new roman,times;">üzmekle beraber , acaba kendimizi tam ifade edemediğimize veya konunun detayları hakkında eksik bilgilendirilmeye mi bağlıyalım ? </span></span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:times new roman,times;"><span style="color:#000000;"><strong>Mehmet Talu Hoca :</strong><strong> </strong>Aynen ifade buyurduğunuz gibi , Diyalog hakkında birtakım duyumların tashihi adına biraraya gelinmeli , bizler bilgilendirilmeliyiz. Bu bilgilendirmenin uluorta Medya önünde yapılmasını da doğru bulmuyorum. Çünkü neticede bizler aile içindeki sorunlarımızı yine aile içinde çözmeliyiz. Şahsen , yüz yüze has dairede görüşmelere hazırım !</span></span></span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:times new roman,times;"><span style="color:#000000;"><strong>Genc::Adam :</strong><strong> </strong></span></span></span><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:times new roman,times;">1994 yılından bu yana Diyalog Hizmetleri sonrasında “ben müslümandım, diyalog sonrasında gördümki , Müslüman , Hıristiyan veya Yahudilik hepsi hak dinmiş , o açıdan hıristiyan oldum” şeklinde ifade eden bir kişiya rastladınız mı ? </span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:times new roman,times;"><span style="color:#000000;"><strong>Mehmet Talu Hoca :</strong> </span></span></span><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:times new roman,times;">Bizzat yüzyüze rastlamadım. Ancak , basında bu iddiayı dillendirenler oldu ! Tabi şimdi , basındaki bu tür iddialar bize ölçü olmayabilir. Kendisine güvendiğimiz Yazar Burhan Bozgeyik bey , 8 nisan 2005 tarihli köşesinde böyle bir iddiada bulundu. </span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:times new roman,times;"><span style="color:#000000;"><strong>Genc::Adam :</strong> O yazınınaynısını Ali Eren Bey&#8217;de Vakit&#8217;teki köşesinde yayınladı ; &#8220;İzmir&#8217;de bir profesörün kızı&#8221; şeklinde anlatılan bir &#8220;rivayet&#8221; . İsim yok , delil yok , rivayet var. Şahsen sizin şahit olduğunuz bir vaka var mı? </span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:times new roman,times;"><strong>Mehmet Talu Hoca :</strong> D</span></span><span style="font-size:x-small;font-family:times new roman,times;">ediğim gibi bizzat karşılaştığımı söyliyemem.</span></span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:times new roman,times;"><span style="color:#000000;"><strong>Genc::Adam :</strong> İzninizle son sorumu sormak istiyorum ; Fethullah Gülen </span></span></span><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:times new roman,times;">Hocaefendi’nin : “Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve islah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed ALLAH’ın Resulüdür’ kısmını söylemeksizin ikrar eden kimselere de merhamet nazarıyla bakılmalıdır&#8230;” cümlesinde geçen “merhamet nazarı ile bakılma” ifadesini , biz “iman etme ümidi “ şeklinde anlıyoruz. Çünkü Hocaefendi pek çok yazısında &#8220;Muhammederresulullah olmadan ehl-i necat olunmaz&#8221; diyor ! “merhamet nazarı ile bakmayı” “ehl-i necattır” şeklinde anlam verdiğinizden mi “Taviz” olarak nitelendiriyorsunuz ? </span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:times new roman,times;"><span style="color:#000000;"><strong>Mehmet Talu Hoca :</strong> O cümle gerçekten Hocaefendiye mi ait ? </span></span></span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:times new roman,times;"><span style="color:#000000;"><strong>Genc::Adam :</strong> Evet Hocaefendiye ait , ancak dediğim gibi &#8220;merhamet nazarı ile bakmak&#8221; ehl-i necattır demek değil &#8230;&#8230;şahsen &#8220;iman etme ümidi&#8221; şeklinde anlıyorum.</span></span></span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:times new roman,times;"><span style="color:#000000;"><strong>Mehmet Talu Hoca :</strong> Aslında o</span></span></span><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:times new roman,times;">kurken yanlış anlaşılmalara sebebiyet verecek kelimeler kullanılmasa daha iyi olur kanaatindeyim. Herzaman söylediğim gibi , burda aslında Diyalog taraftarı (ayırmcılık olarak görülmesin)  ile olmayanların biraraya gelerek , ev sohbeti (basın önünde uygun görmüyorum) , ziyaret şeklinde yapılsa faydalı olacaktır. Ben şahsen buna herzaman varım ! Her halıkarda yüzyüze görüşelim , bizim anlamadıklarımız varsa siz anlatırsınız , izah edersiniz, her iki tarafında samimi olduklarına inanıyorum.</span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:times new roman,times;"><span style="color:#000000;"><strong>Genc::Adam :</strong> Bizde sizin samimiyetinize isnaden bu röportajı yaptık , sizde kabul buyurdunuz ! Değerli vaktinizi bize ayırdığınızdan dolayı Allah Razı olsun ! İnşallah &#8220;röportajın&#8221; hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ederim. </span></span></span></p>
<p><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:times new roman,times;"><strong>Bu röportaj ; 21.04.2006 tarihinde yapılmıştır. Röportaj Banta kayıt edilmiştir.<br />
Gencadam.net sitesinden alıntıdır</strong></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/196/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/196/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/196/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=196&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/06/05/mehmet-talu-hocaefendi-ile-diyalog-uzerine-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.habervakti.com/resimler/yazar/mehmettalu.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Diyalogtan Neden Korkuluyor ! Kim Korkuyor</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/23/diyalogtan-neden-korkuluyor-kim-korkuyor/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/23/diyalogtan-neden-korkuluyor-kim-korkuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 May 2008 21:39:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[dinler arasi diyalog korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[diyalogtan kim korkuyor]]></category>
		<category><![CDATA[diyalogtan korkmamalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=179</guid>
		<description><![CDATA[
Diyaloga neden bu kadar cekingen bir gozle bakiliyor ?
Esasen bu konudan kim yada kimler rahatsiz oluyor?
Bu sorulara, dunya ekseninde hizla yayilan faaliyetleri, anlasilmasi ve kavranmasi acisindan biraz daraltip koy veya mahalle haline getirelim.
Bir koy dusunun, her turlu inanca sahip insanlarin yasadigi, birbirine komsu olmus yada olmamis.Her inanca sahip olan insanlarinda &#8220;bes parmagin besi de bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=179&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://pirlanta.files.wordpress.com/2008/05/tr_kursu_15531.jpg"><img src="http://pirlanta.files.wordpress.com/2008/05/tr_kursu_15531.jpg?w=200&#038;h=160" alt="" width="200" height="160" class="alignright size-medium wp-image-178" /></a><br />
Diyaloga neden bu kadar cekingen bir gozle bakiliyor ?<br />
Esasen bu konudan kim yada kimler rahatsiz oluyor?</p>
<p>Bu sorulara, dunya ekseninde hizla yayilan faaliyetleri, anlasilmasi ve kavranmasi acisindan biraz daraltip koy veya mahalle haline getirelim.</p>
<p>Bir koy dusunun, her turlu inanca sahip insanlarin yasadigi, birbirine komsu olmus yada olmamis.Her inanca sahip olan insanlarinda &#8220;bes parmagin besi de bir degil&#8221; misali ekseninde bir olmadiklarini farz edin.</p>
<p><span id="more-179"></span></p>
<p>ve bu koy zamaninda oyle bir muhtarlikla yonetilmeye tabi olmuski,her turlu inancdan insanlar kavgasiz gurultusuz, ic ice hatta mahallelerindeki ibadet hanelerini bile yan yana insa edecek hale gelmisler.</p>
<p>ve aradan aylar,yillar hatta asirlar gecmis&#8230;ve bir gun bu muhtarligin yonetimine son verilimis..yerine bu muhtarligin uyguladaigi &#8220;adil,bariscil,herkes esittir&#8221; sisteminin temelini veren &#8220;kitap&#8221; alinmis ve &#8220;ezen,galip olan ustundur,her sey savasilarak elde edilir&#8221; fikri ile bir takim sistemler getirilmeye calisilmis..</p>
<p>inanclar,renkler,diller farklilik olarak belirlenmis..insanlarin inanclari arasindaki baglanti koparilmis&#8230;<br />
ve bu koyun bir kucuk mahallesinden bir insan cika gelmis,once insanlari kendi dinlerine baglayacak oyle fikirler sunmuski; artik ne mumkun o fikirleri reddetmek..<br />
bunun ileride,bu koyu eskiki gibi huzurlu bir sisteme gotureceginin farkina varan bir takim itaatini kaybetmisler tarafindan engellenmesine ragmen, goren gozu Allah,konusan dili Allah olmus bir insan icin mumkun olmadigini, ondan sonra gelecek olan, ona bagli bir takim insanlar tarafindan da devam edecegi coktan sezilmisti&#8230;</p>
<p>ve yine bir gun bir insan cika geldi..kendi mahallesindeki, kardes insanlarin bile bir birini yedigi zamanda hemde&#8230;bunlari bir araya getirebilirmiydi acaba..??bundan daha zor bir gorev olabilirmiydi..??</p>
<p>ama arkada Rab olunca,acilirdi kapilar ardina kadar&#8230;o sadece Ol dese idi Oluverirdi cunku her sey..<br />
ve once o mahallenin kalblerini &#8220;islama&#8221; baglamak sartti.ve olduda&#8230;hemde oyle bagalandiki belkide secdesiz baslar artik secdede goz yasi doker olmustu..</p>
<p>peki bu yeterli mi idi ? tabiki hayir.simdi sira geldi asagiiki mahalleye.  farkli inanclara sahip insanlara acacakti kalbini ummanlar gibi..cunki onun ve onun pesinden gelenlerin imani oturmustu bir kere..ve Allahi anlatmak icin gorev hazirdi..</p>
<p>hem komsularina hem tum koyluye acacakti evinin kapilarini..ve gidecekti tum koylunun ayagina kendisinin sahip oldugu inancin neler gerektirdigi gostermek icin..ve gittide..</p>
<p>ama bir kisim, inancindan supesi olan insanlar tarafindan bu hor goruldu, hakir goruldu..<br />
onlar kapadilar kapilarini tum koyluye,sadece kahvehanede diger inancina tam bagli olmayan insanlarla farkli masalarda oturup birbirlerine laf atma, sandalye firlatmayi, kavga etmeyi yeglediler   (burasi cok hos oldu yaa)</p>
<p>iste o gonul insani ise,bu insanlari nasil yola getirebilirizin yollarini ariyor,onlar icin goz yasi dokuyor, onlar icin her cefaya katlaniyordu&#8230;</p>
<p>fakat onun ve onun gibi dusunenlerin isigi birinci dusturdu ! Allah rizasi idi..sadece onun bilmesi idi..ve gonuller rahatti..</p>
<p>gonulleri rahat olmayanlar vardi, onlarda bu hizmetdeki Allah rizasini bilemeyenler ve imanlarinin saglamligindan emin olamayip dinin baska dinlerle tahrif edildigini dusunenlerdi..(Allahu Alem) (sorularimizin cevaplari da bu paragrafta bu arada)</p>
<p>Saygilarimla..</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/179/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/179/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/179/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=179&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/23/diyalogtan-neden-korkuluyor-kim-korkuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://pirlanta.files.wordpress.com/2008/05/tr_kursu_15531.jpg?w=200" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Medeniyetler Çatışmasına En Güzel Cevap Fethullah Gülen Hareketidir</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/23/medeniyetler-catismasina-en-guzel-cevap-fethullah-gulen-hareketidir/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/23/medeniyetler-catismasina-en-guzel-cevap-fethullah-gulen-hareketidir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 May 2008 21:36:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler Arası Diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[fethullah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[gülen hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyetler çatışması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[
Fatih Üniversitesi&#8217;nin davetlisi olarak Türkiye&#8217;ye gelen Kuzey İrlandalı ünlü ilahiyatçı Johnston McMaster, medeniyetler çatışmasına karşı en güzel cevabın Fethullah Gülen hareketi olduğunu ifade etti.
11 Eylül&#8217;den sonra ortaya çıkan düşmanlığa dikkat çeken McMaster, 11 Eylül, Londra ve Madrid&#8217;deki bombalama olayları gibi saldırıların dünyayı Huntington&#8217;ın &#8216;Medeniyetler Çatışması&#8217; tezine sürüklediğini ifade ederken, &#8220;Ama dinlerin özüne bakılırsa durum böyle [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=176&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://pirlanta.files.wordpress.com/2008/05/johnston_mc_master.jpg"><img src="http://pirlanta.files.wordpress.com/2008/05/johnston_mc_master.jpg?w=180&#038;h=160" alt="" width="180" height="160" class="alignnone size-medium wp-image-177" /></a><br />
Fatih Üniversitesi&#8217;nin davetlisi olarak Türkiye&#8217;ye gelen Kuzey İrlandalı ünlü ilahiyatçı Johnston McMaster, medeniyetler çatışmasına karşı en güzel cevabın Fethullah Gülen hareketi olduğunu ifade etti.</p>
<p>11 Eylül&#8217;den sonra ortaya çıkan düşmanlığa dikkat çeken McMaster, 11 Eylül, Londra ve Madrid&#8217;deki bombalama olayları gibi saldırıların dünyayı Huntington&#8217;ın &#8216;Medeniyetler Çatışması&#8217; tezine sürüklediğini ifade ederken, &#8220;Ama dinlerin özüne bakılırsa durum böyle olmamalı.&#8221; diye konuştu.<span id="more-176"></span></p>
<p>Ünlü İlahiyatçı McMaster, dinlerin özünde barış ve diyaloğun yer aldığına dikkat çekti. Fethullah Gülen&#8217;in çalışmalarını değerlendiren McMaster, Gülen&#8217;in fikirleri için &#8220;Sadece Türkiye&#8217;yle sınırlı değil, bütün dünyada uygulanabilir fikirler. Üstelik de kültürlerarası tıkanmanın önünü açacak fikirler. Bu yönüyle Fethullah Gülen, tarihteki yerini almıştır.&#8221; ifadesini kullandı. Gülen&#8217;in kendi entelektüel birikimiyle, İslam&#8217;ın toleransını ve şefkatini sunduğunu dile getiren Johnston McMaster, diyaloğun anlamını şu sözlerle özetledi: &#8220;Kendi inançlarımız çerçevesinde herkesi kapsayabilmek&#8230; Diyaloğun asıl anlamı budur.&#8221; McMaster, &#8216;Gülen Hareketi&#8217; tarafından değişik ülkelerde açılan okullara değinirken, bu okulların sadece Türkler ve Müslümanlara değil herkese açık olmasını örnek bir durum olarak değerlendirdi. (Fatih Vural)</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/176/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/176/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/176/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=176&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/23/medeniyetler-catismasina-en-guzel-cevap-fethullah-gulen-hareketidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://pirlanta.files.wordpress.com/2008/05/johnston_mc_master.jpg?w=180" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Bardakoğlu: Diyalog kurmaktan zararlı çıkmayız</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/16/bardakoglu-diyalog-kurmaktan-zararli-cikmayiz/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/16/bardakoglu-diyalog-kurmaktan-zararli-cikmayiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 May 2008 15:22:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[ali bardakoğlu dinler arasi diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[diyalogtan zararlı çıkmayız]]></category>
		<category><![CDATA[diyalogun meyveleri]]></category>
		<category><![CDATA[diyanet diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[diyanet diyalog görüşü]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet işleri başkanlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[






Bardakoğlu: Diyalog kurmaktan zararlı çıkmayız
 














İzmir&#8217;de devam eden Din ve Kültürlerarası Diyalog 2. Türk-Alman Sempozyumu&#8217;nun ikinci ve son günü proğramına, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu da katıldı.
Manisa&#8217;daki bir eğitim merkezinin açılışı için gelen Bardakoğlu, diyaloğun önemine değinerek, &#8220;Kendimizden utanmıyorsak, diyalog kurmaktan zararlı çıkmayız.&#8221; dedi.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) İlahiyat Fakültesi&#8217;nde devam eden sempozyumda konuşan Diyanet [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=164&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><table border="0">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2">
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td class="metin"><span style="font-weight:bold;font-size:16px;">Bardakoğlu: Diyalog kurmaktan zararlı çıkmayız</span></td>
<td align="right"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td class="spot-haber" colspan="2" valign="top">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" align="right">
<tbody>
<tr>
<td><img class="haberresim" src="http://medya.zaman.com.tr/2008/05/16/bardakoglu.jpg" alt="" align="right" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İzmir&#8217;de devam eden Din ve Kültürlerarası Diyalog 2. Türk-Alman Sempozyumu&#8217;nun ikinci ve son günü proğramına, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu da katıldı.</p>
<p>Manisa&#8217;daki bir eğitim merkezinin açılışı için gelen Bardakoğlu, diyaloğun önemine değinerek, &#8220;Kendimizden utanmıyorsak, diyalog kurmaktan zararlı çıkmayız.&#8221; dedi.</p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) İlahiyat Fakültesi&#8217;nde devam eden sempozyumda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, İslam ülkeleri arasında Türkiye&#8217;nin ayrı bir yeri olduğunu belirtti. Hem dine, sünnete ve geleneklere hem de cumhuriyete bağlı, laiklik, modernlik ve çağdaşlığı birarada yürütebilen çok önemli bir ülke olduğunu anlatan Bardakoğlu, &#8220;Bu itibarla kendimizi ne kadar çok anlatırsak, İslam dünyasına da Batı dünyasına da iyilik etmiş oluruz.&#8221; dedi. <span id="more-164"></span></p>
<p>Prof. Dr. Bardakoğlu, dinler ve kültürler arası diyalog denilince bunun sadece iki din arasında anlaşıldığını belirterek, &#8220;Diyanet İşleri Başkanlığı olarak diyalog kelimesini daha kapsamlı düşünmeyi önemsiyoruz. Farklı din ve kültür mensupları arası diyalog demeyi daha anlamlı buluyoruz.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>İnsanların önyargılardan kurtarılması gerektiğine değinen Bardakoğlu, ondan sonra da dünyanın ortak problemlerine değinilmesi gerektiğini kaydetti. Batılıların Müslümanlara karşı olumsuz propagandadan vazgeçerek gerçek İslam dünyasının tanıması gerektiğini vurgulayan Ali Bardakoğlu, bu tür davranışların özellikle Türkiye&#8217;ye haksızlık olduğunu kaydetti.</p>
<p>Diyalogun faydalarından da bahseden Diyanet İşleri Başkanı, dünyanın devasa problemleri için din kurumlarının elini taşın altına koyması gerektiğini belirterek, &#8220;Bu problemler karşısında din kurumların yapacağı, diyeceği hiç mi bir şey yok?&#8221; dedi. Din kurumlarının çok eskitildiğini belirten Prof. Dr. Ali Bardakoğlu barış, hoşgörü, ahlâktan bahsetmenin, gerçekleştiği anlamına gelmediğini hatırlattı. Bardakoğlu, yeteri kadar bilgisi olanın yeteri kadar özgüveni de olacağın altını çizerek, &#8220;Kendimizden, tarihimizden utanmıyorsak, ötekiyle diyalog kurmaktan zararlı çıkmayız.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Sempozyum, Bardakoğlu&#8217;nun ardından İzmir İl Müftüsü İbrahim Acar, Türkiye Hahambaşı adına İzak Alaluf, Alevi dedesi İsmail Gündoğdu ve Antalya St. Nikolaus Kilisesi&#8217;nden Pralat Rainer Korten&#8217;in konuşmalarıyla devam etti.</p>
<p>kaynak:zaman.com.tr</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/164/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/164/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/164/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/164/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/164/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/164/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/164/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/164/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=164&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/16/bardakoglu-diyalog-kurmaktan-zararli-cikmayiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://medya.zaman.com.tr/2008/05/16/bardakoglu.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Diyalog Ve Direniş</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/03/diyalog-ve-direnis/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/03/diyalog-ve-direnis/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 May 2008 19:39:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[dinler arasi dialog]]></category>
		<category><![CDATA[diyalog ve direniş]]></category>
		<category><![CDATA[hayrettin karaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/?p=143</guid>
		<description><![CDATA[
Diyalog ve direniş
Prof.Dr.Hayrettin Karaman, 24 Şubat 2006 Cuma
İslami kesim diye adlandırılan topluluğun fert ve gurupları arasında son bir iki yıl içinde, diyalog konusunda kıyasıya bir kavga hüküm sürüyor. Bu tartışmaların/kavganın tarafları ve destekçileri var. Karşı çıkanlar &#8220;dinler; yani farklı dinlere inananlar arasındaki diyalog&#8221;un bozulmaya, öteki dinlerin Müslümanlar arasında meşruiyet kazanmasına ve yayılmasına sebep olduğunu, &#8220;siyasi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=143&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.corumhakimiyet.net/yonetim/uploads/5C5_1hay.kar.jpg&amp;imgrefurl=http://www.corumhakimiyet.net/&amp;h=275&amp;w=203&amp;sz=33&amp;hl=tr&amp;start=10&amp;um=1&amp;tbnid=lp7PU2uZLn4dKM:&amp;tbnh=114&amp;tbnw=84&amp;prev=/images%3Fq%3Dhayrettin%2Bkaraman%26um%3D1%26hl%3Dtr%26sa%3DN"><img style="border:1px solid;" src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:lp7PU2uZLn4dKM:http://www.corumhakimiyet.net/yonetim/uploads/5C5_1hay.kar.jpg" alt="" width="84" height="114" /></a></p>
<h3>Diyalog ve direniş</h3>
<p align="justify">Prof.Dr.Hayrettin Karaman, 24 Şubat 2006 Cuma</p>
<p>İslami kesim diye adlandırılan topluluğun fert ve gurupları arasında son bir iki yıl içinde, diyalog konusunda kıyasıya bir kavga hüküm sürüyor. Bu tartışmaların/kavganın tarafları ve destekçileri var. Karşı çıkanlar &#8220;dinler; yani farklı dinlere inananlar arasındaki diyalog&#8221;un bozulmaya, öteki dinlerin Müslümanlar arasında meşruiyet kazanmasına ve yayılmasına sebep olduğunu, &#8220;siyasi alanda diyalog&#8221;un ise emperyalistlerin emellerine hizmet ettiğini ve Müslümanların emperyalizme karşı direnişlerini zayıflattığını iddia ediyorlar. Taraftar olanlar ise her iki diyalog çeşidinde de öne sürülen sakıncaların bulunmadığını, bunlara karşı tedbir almanın mümkün olduğunu, askeri ve ekonomik bakımlardan zayıf olan Müslümanların diyalog sayesinde kendilerini ve tezlerini farklı olanlara anlatma imkanı bulduklarını, yine diyalog sayesinde emperyalizme karşı olan, İslam düşmanlığını kabullenmeyen Batılı müttefikler elde edildiğini, bunların da yardımı ile uluslararası iş ve ilişkilerde önemli ve yararlı sonuçlar elde edildiğini ifade ediyorlar. <span id="more-143"></span></p>
<p>Her iki tarafın iyi niyetli olanları arasında, diyalogun fayda ve zararlarını tartışmak, birbirlerini uyarmak şeklindeki ilişkilere bir diyecek olamaz; daha doğrusu olması gereken budur. Ama birçok meselede olduğu gibi bu konuyu da kamplaşmaya, karşılıklı ithamlara (hamakat, hiyanet, ötekilerle işbirliği vb. ithamlar), hatta tekfire kadar götürmenin de âlemi yoktur.</p>
<p>Diyalog Müslümanların kimliklerine zarar vermemeli, çıkarlarına aykırı kullanılmamalı, değerlerini koruma vazifelerinde gevşemeye sebep olmamalıdır. Ama bu gibi sakıncalara karşı gereken tedbirler alınmış olarak (alındığı kanaatine sahip bulunarak) girişilen diyaloglara karşı çıkmak da yersizdir, faydasızdır, hatta zararlıdır. İslam dünyasının bir araya gelerek, uygun şekillerde örgütlenerek, &#8220;ötekinden dost ve müttefiklere muhtaç olmadan&#8221; değerlerini, &#8220;onlara düşman veya onlar üzerinde gözü olanlara karşı&#8221; korumaları mümkün müdür? Mümkün ise bugünden başlansa bu birlik, örgütlenme ve koruma ne kadar zamanda başarılabilir? O zamana kadar atı alan Üsküdar&#8217;ı geçmez mi? Dünyada bir ortak akıl, ortak vicdan, ortak/evrensel insani değerler yok mudur? Varsa bunları temsil eden, bunlara bağlı olanlarla temasa geçip dünyada barışı, adaleti ve huzuru tesis etmek, zulmü engellemek için birlikte çalışmanın ne zararı olabilir.</p>
<p>Bu vesile ile sevgili İbrahim Kalın&#8217;ın, Uyanış dergisinin son sayısında (Sayı: 33) çıkan &#8220;Türkiye&#8217;nin ince gücü&#8221; başlıklı yazısının okunmasını tavsiye diyorum. Önemli bir kısmı diyalog çerçevesinde gerçekleşebilecek birçok sivil faaliyetin oluşturduğu ince gücün, askeri ve ekonomik güçten önemli olduğunu bu yazı açıkça ifade ediyor.</p>
<p>Bir fikir vermek üzere şu cümleleri nakledelim:</p>
<p>&#8220;İnce gücü pek çok unsur besler: Eğitim, üniversiteler, sanat, yazılı ve görsel medya, ülkelerarası forumlar, sivil toplum kuruluşları, ekonomik işbirliği platformları, filim, şiir, edebiyat, tercüme eserler ve bir toplumun reel yaşam alanına ilişkin diğer bütün etki alanları&#8230;&#8221;</p>
<p>24 Şubat 2006<br />
Cuma</p>
<p><!-- JOM COMMENT START --></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/143/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/143/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/143/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=143&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2008/05/03/diyalog-ve-direnis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:lp7PU2uZLn4dKM:http://www.corumhakimiyet.net/yonetim/uploads/5C5_1hay.kar.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>prof.dr.ali bardakoğlu(diyanet işleri başkanı)  Diyalog Ve Hoşgörü</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/profdrali-bardakogludiyanet-isleri-baskani-diyalog-ve-hosgoru/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/profdrali-bardakogludiyanet-isleri-baskani-diyalog-ve-hosgoru/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 15:05:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Bilginlerinden Diyalog Yorumları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/profdrali-bardakogludiyanet-isleri-baskani-diyalog-ve-hosgoru/</guid>
		<description><![CDATA[DİYALOG VE HOŞGÖRÜ*
Prof.Dr. Ali Bardakoğlu 
 Diyanet İşleri Başkanı 
 
Başta İslâm olmak üzere bütün dinler, aralarındaki farklılıklara rağmen insanlığın kurtuluş ve mutluluğunu amaç edinirler. Bu bağlamda özellikle evrensel dinlerin temel mesajlarında barış, esenlik ve insanların birbirlerine saygılı olmaları gibi hususlar önemli bir yer tutar. Ancak tarihten günümüze dinsel inanç ve farklılıkların zaman zaman çatışma konusu yapıldığı, insanlar arasındaki [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=131&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>DİYALOG VE HOŞGÖRÜ*<br />
Prof.Dr. Ali Bardakoğlu <br />
 Diyanet İşleri Başkanı <br />
 <br />
Başta İslâm olmak üzere bütün dinler, aralarındaki farklılıklara rağmen insanlığın kurtuluş ve mutluluğunu amaç edinirler. Bu bağlamda özellikle evrensel dinlerin temel mesajlarında barış, esenlik ve insanların birbirlerine saygılı olmaları gibi hususlar önemli bir yer tutar. Ancak tarihten günümüze dinsel inanç ve farklılıkların zaman zaman çatışma konusu yapıldığı, insanlar arasındaki çekişme, kavga ve nefrete malzeme olarak kullanıldığı da bilinen bir gerçektir. Dinsel inanç ve farklılıkların çatışma konusu yapılması; toplumu bir arada tutması, evrensel barış ve birlikteliği artırması düşünülen bu değerlerin ayrılık ve gerilim malzemesi hâline getirilmesi sadece dinin kendisini yıpratmakla kalmaz, bireylerin ve toplumların huzuru için de ciddî bir tehlike oluşturur. <span id="more-131"></span></p>
<p>İslâm, insanlığa düşünmeyi ve aklını kullanmayı öğütleyen, doğru yolu ve hidayeti gösteren bir dindir. İnsanı, Allah’a ve ahiret gününe inanmak başta olmak üzere, inanç esaslarını kabullenmeye ve inancın hayata yansıyan yönünü ifade eden doğru davranış ve tavırları izlemeye çağırır. Bununla birlikte İslâm, insanlar arasında din tercihinde ve tercih ettiği dinin mesajını anlayıp hayata aktarmada farklılıkların vazgeçilmezliğini de göz önünde bulundurarak, bunlara insanların birbirlerini anlama ve tanımaları için bir fırsat olarak dikkat çeker. Örneğin Kur’an’da, insanların birbirlerini tanıyıp anlamaları amacıyla Allah’ın onları farklı toplumlara ayırdığı ifade edilmektedir.</p>
<p>Kur’an, din ve inanç seçiminin Allah ile kul arasındaki kişisel bir tercih olduğunu, dolayısıyla dinde zorlamanın olamayacağını belirtir. Kur’an’da Allah’ın dilemesi halinde yeryüzündeki bütün insanların iman etmiş olacağının vurgulanması, Yüce Yaratıcının insanlara geniş bir irade ve din özgürlüğü verdiğinin bir diğer anlatımıdır. Kur’an, Hz. Peygamberin şahsında bütün insanlara şu mesajı verir: peygamberlerin görevi yalnızca gerçekleri bildirip beyan etmektir, bunun dışında muhataplarını herhangi bir inancı kabul etmeye zorlamak gibi bir yükümlülüğü yoktur. Çünkü inançları değerlendirecek ve onlara inanmalarından ötürü insanları yargılayacak olan yalnızca Allah’tır.</p>
<p>Diğer taraftan Kur’an’da sık sık kullanılan ehl-i kitap kavramı Müslümanlara, Yahudiler ve Hristiyanlarla aynı dinî gelenekten geldiklerini, dolayısıyla birçok ortak buluşma noktalarının olduğunu hatırlatır. Ayrıca tevhit inancı, ahiret inancı ve salih amel vurgusu bu dinlerin ortak noktaları olup İslam Yahudiler ve Hristiyanlara da Müslümanlarla diyaloglarını geliştirmeleri çağrısında bulunulur.</p>
<p>Ancak Kur’an’da Müslüman olmayanlara yönelik birtakım sert ve uyarıcı nitelikte ifadeler de bulunmaktadır. Bunlar Kur’an’ın bütünlüğü ve vahiy süreci dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu tür ayetler, Hz. Peygamber döneminde Müslümanlara açıkça düşmanlık eden ve savaş açan kişi veya toplumlara yöneliktir. Bu gibi özel durumlar dışında İslâm’ın ve onun peygamberinin genel tavrı, Müslümanların diğer bütün din mensuplarıyla iyi ilişkilere dayalı karşılıklı saygı ve hoşgörünün esas alınması yönündedir.</p>
<p>İslâm’ın evrensel mesajından hareketle diyalog ve hoşgörü konusuna şu başlıklar altında yaklaşmak mümkündür:</p>
<p>1. Dinler ve kültürler arası diyalog olgusunun, son yıllarda bütün dünyada yükselen bir değer olması sevindirici bir husustur. Bu durum, tarihten gelen her türlü ayrılık ve çatışma noktalarını izale etmede yardımcı olacağı gibi çağımızda insanlığın ortak sorunları olarak acil çözüm bekleyen açlık, yoksulluk, işsizlik, ekolojik kirlilik, doğal afetler, uyuşturucu madde bağımlılığı, terör vs. gibi temel sorunların çözümüne de katkıda bulunacaktır. Artık insanlık tarihte kalması gereken, ama yapay bir biçimde gündeme taşınmak istenen çatışma kültürlerine iltifat etmemektedir. Öte taraftan dinleri yeni bir anlayışla ilgi alanına çeken insanlık, dinlerin özündeki espriye ne denli ihtiyaç duyduğunu son iki yüzyıllık tecrübelerden sonra daha iyi kavramış bulunmaktadır.</p>
<p>Yüce dinimiz İslâm, genelde insanlar arası özelde ise dinler arası olumlu ilişkilerin kurulmasına, yeryüzünden ayrımcılığın kaldırılmasına ve insanlığı tehdit eden ahlâkî yozlaşma ve adaletsizliğin giderilmesine önem verir. Bu çerçevede diyalog, farklı din ve kültüre mensup insanlar arasında hoşgörü ortamının tesisini ve tarafların birbirlerini tanıyıp anlamasını sağlaması açısından İslâm’ın değer verdiği bir kavram olarak dikkati çeker.</p>
<p>Binaenaleyh insanlığın geldiği bu noktada dinler arası diyaloğun çok ayrı bir yeri vardır. Ancak bu olgunun hiçbir şekilde amacı dışında kullanılmaması ve istismar edilmemesi gerekir. Şayet bu olgu, yanlış anlamalara meydan verecek şekilde istismar edilir ve amacı dışına çıkılırsa sadece dinler ve kültürler arası diyaloğu sekteye uğratmakla kalmaz, kültürlerin ve dinlerin kendi içindeki farklılıklara karşı hoşgörü ortamını da büyük ölçüde zedeler. Dinler ve kültürler diyalog zeminini kendi kurumsal misyonlarına yeni bir açılım imkânı ve yayılma politikalarının bir parçası olarak görme eğiliminde olurlarsa küreselleşen dünyamızda uyuyan birçok dev sorunu uyandırmış olurlar. Bu konuda özellikle üç büyük dinin (İslâm, Hıristiyanlık ve Yahudilik) temsilcilerinin fevkalade dikkatli olmaları gerekmektedir.</p>
<p>Bazı batı kiliselerinin dinler arası diyaloğu, farklı inanç sahibi insanların birbirini tanıma ve anlama süreci olmaktan ziyade, Hristiyan mesajını insanlara ulaştırma ve uluslar arası projelerin aracı olarak görmesi, diyalog çabalarının önünde ciddî bir sorun olarak durmaktadır. Kiliselerin Hristiyan misyonunun yayılmasını hedefleyen bu anlayış ve tavrının, samimi diyalog çabalarını sekteye uğrattığı aşikârdır. Bununla birlikte birçok Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Budist vb. din mensuplarının gerçek ve samimi anlamda diyalog için uğraş verdikleri de bilinmektedir. Böyle bir diyaloğun tesisi, insanlar arasındaki şiddet ve çatışma ortamının önlenebilmesi için faydalı olacaktır. Birbirini tanıma ve anlama süreciyle birlikte hoşgörü ve anlayışın yaygınlaşması, dünyanın daha güvenli, huzurlu ve yaşanılır olmasını sağlayacaktır ki böylesi bir hedef -yukarıda vurguladığımız gibi- İslâm’ın anlayış ve çabasıyla da örtüşmektedir.</p>
<p>2. Farklılıkların bir diyalog zeminine dönüştürülmesinin önündeki zorluklar sadece dinler arası diyaloğun bir sorunu değil, aynı zamanda her dinin ve kültürün kendi içinde de var olan bir sorun olmuştur. Zira kendi içinde barışık olmayan kültürlerin dünya barışına katkıda bulunabilmeleri mümkün değildir. Esasen dinler, hem iç hem de dış barışı tesis eden en kadim olgulardır. Bize düşen bu ilâhî dinlerin evrensel mesajını yorum farklılıklarımızla birbirimize dayatmamamızdır. Amaç müşterektir; herkesi yaratan bir Tanrı vardır ve o, yine herkesi bu dünyada yapıp ettiklerinden dolayı ahirette hesaba çekecektir.</p>
<p>Bu bağlamda İslâm, kendi içindeki farklı yorumulara bir rahmet olarak bakmaktadır. İslâm düşünce ekolleri ve mezhepleri, biri diğerinden üstün olmayan ve her biri kendi içinde kurtuluşa götüren yolu formüle etmeye çalışan birer doktriner bütünlüktür. İslâm kültüründe bu farklı yorumlar bir zenginlik olarak görülmüş, istisnalar dışında gerilim ve ayrışma sebebi olmamıştır. Batıda ise mezheplerin âdeta farklı dinler gibi ayrıştığı, bu sebeple mezhepler arası ciddî çatışmaların yaşandığı bilinmektedir.</p>
<p>3. İçinde yaşadığımız yüzyılda insanlık tecrübesinin hoşgörü, diyalog, kültürel farklılıklara saygı ve birlikte yaşama kültürü için demokrasi çok önemlidir. Barışın evrenselliği ve kalıcılığı açısından demokrasi önemli imkânlar sunmaktadır. Türkiye’de gelişen dindarlık anlayışı ve hoşgörü kültürü bunun önemli bir göstergesidir. Bunda Osmanlıdan gelen tarihî tecrübenin de önemli katkıları vardır. Nitekim Anadolu ve Balkanlarda yüzyıllarca farklı din ve kültürler barış ve hoşgörü içinde bir arada yaşayabilmişlerdir. Dinleri şiddetin, gerilimin, aramızdaki kavganın kaynağı ve sebebi olmaktan çıkarıp ortak bir barış zemini tesis etmek istiyorsak buna, Türkiye’de yaşadığımız tecrübenin büyük katkısının olacağını düşünüyorum.</p>
<p>4. Dünya barışı adına hoşgörü, diyalog, kültürel farklılıklara saygı ve birlikte yaşama kültürünün yaygınlaşması için bilime dayalı bir din anlayışı önemlidir. Çünkü bilim, insanlığın ortak bir değeri, dünün özeti, bugünün realitesi ve yarının zeminidir. Doğru bilgiye dayanan bilimin hakemliği bizi uzlaştırır ve yumuşatır. Çünkü bilimsel bilginin olduğu yerde özgüven ve özgürlük olur. Bilen insan hem kendine özgüveni olan hem de başkalarına özgürlük alanı bırakmasını bilen insandır. Özgürlüğün yolu kendimize güvenmekten geçer. Kendisine güvenmeyen kişi veya sistemler özgürlük alanlarını da giderek kısıtlarlar. Dinler arası diyaloğun geliştirilmesi için bilginin sağlıklı şekilde ve yanlışı dışlayacak bir dinamizm kazanarak üretilmesi ve bunun aktüel hâle getirilmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>5. Hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünün gelişip yaygınlaştırılmasında önemli katkıları olan diğer bir unsur ise sufî gelenek ve derin tasavvufî düşüncedir. Dinlerin tarihsel tecrübe içinde kazanmış oldukları katılıkları yumuşatan, onların mesajlarını toplumun bütün katmanlarına taşıyan bu zengin kültür, evrensel birçok projeye veri sunabilecek niteliktedir. Niyet ve düşüncede incitmeme ve incinmeme anlayışına dayanan, pratikte ise yaratılanı yaratandan ötürü sevmeyi prensip hâline getiren bu anlayış insanlık için sevgi dolu bir hayat kaynağıdır. Muhyiddin İbn Arabî, Hakîm Tirmizî, İmam Rabbanî, Ahmet Yesevî, Mevlâna, Yunus Emre, Hacı Bektaş Velî vb. şahsiyetlerden hoşgörü ve birlikte yaşama kültürü açısından öğreneceğimiz çok şey vardır.</p>
<p>6. Ayrıca dinlerin anlaşılmasında salt dinin ana metinlerinden hareket etmek yerine onun tarihsel tecrübesini, bu tecrübe içinde yer alan sanatı, estetiği, mimarîyi, musikiyi, edebiyatı ve yaşama kültüründeki farklılıkları da göz önünde bulundurmalıyız. Metinleri, tarihsel bağlamını ve ortamını göz ardı ederek kendi tercihimize göre seçip ele alırsak metne tâbi olmaktan ziyade kendi kişisel tercihimizi metne onaylatmış ve onu meşrulaştırmış oluruz.</p>
<p>Özetle İslâm başta olmak üzere bütün ilâhî dinlerin mesajlarında insanlığın huzur ve barışını sağlayıcı yönde önemli unsurların bulunduğunu, gerek tarihte ve gerekse günümüzde din farklılıklarından beslenen birtakım olumsuzlukların aslında dinlerin özünden değil, bağlılarının yanlış yorumlamalardan kaynaklandığını söylemek mümkündür. Dolayısıyla dünya barışı ve insanlığın mutluluğunu sağlamak için hepimizin sağlıklı iletişim, diyalog, hoşgörü ve birbirimizi anlamaya gerekli önemi vermemiz gerekmektedir.</p>
<p>Ben diyalogdan, farklı olduğumuzun farkına varmak ve farklılıkları abartmadan ve bunları fazla sorun etmeden kendimizi geliştirebilmeyi, bu ortamda en iyi ve güzeli yakalamayı, ötekiyle de barış içinde bir arada yaşama isteğini anlıyorum. Akıp giden zaman içinde, her bir bireyin kendine özgü çevresi, bilgi kaynakları, özellikleri ve iç dünyasının olduğu bir zeminde farklılığa karşı durabilir miyiz ? Öyleyse farlılıkları varoluşun doğasında aramak gerekir. Belki farklılıklarımız olmasaydı Yüce Yaratıcıyı bilemeyecektik, kendimizin ve hayatın güzelliklerinin farkına varamayacaktık. Bu sebeple farklılıkları yok etmeyi, onlara şekil vermeyi, onları belli bir forma sokmayı diyaloga aykırı, hatta doğal gidişe aykırı görüyorum. Esas olan, farklılıklarımızın farkına vararak birbirimizi sevmek ve iyilikte yarışmaktır.</p>
<p>* 28 Nisan &#8211; 01 Mayıs 2004 tarihleri arasında Kahire’de düzenlenen 16. Uluslararası “ İslam Medeniyetinde Hoşgörü” Konferansında Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu tarafından sunulan metnin türkçesidir</p>
<p><a href="http://www.diyanet.gov.tr/" target="_blank"><span style="color:#336699;">www.diyanet.gov.tr</span></a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/131/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/131/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/131/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=131&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/profdrali-bardakogludiyanet-isleri-baskani-diyalog-ve-hosgoru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Diyalog kopunca tebliğ imkânı da ortadan kalkar-Hayereddin Karaman-</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/diyalog-kopunca-teblig-imkani-da-ortadan-kalkar-hayereddin-karaman/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/diyalog-kopunca-teblig-imkani-da-ortadan-kalkar-hayereddin-karaman/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 15:03:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Bilginlerinden Diyalog Yorumları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/diyalog-kopunca-teblig-imkani-da-ortadan-kalkar-hayereddin-karaman/</guid>
		<description><![CDATA[
Profesör Doktor Hayreddin Karaman, İslam hukuku uzmanı. Günümüzde yeni yeni ortaya çıkan problemlere ilişkin konularda yaptığı açıklamalarla bir yol gösterici, bir otorite konumunda. Hayreddin Karaman’ın “Dinlerarası Diyalog Nedir?” isimli kitabı Da Yayıncılık Ufuk Kitapları’ndan bugünlerde 50 bin adetlik ilk baskısıyla piyasaya çıktı.
Karaman, kitabında Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sas) Allah’ın elçisi olarak ortaya çıkışı ve sonrasında insan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=130&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.enfal.de/hkaraman.jpg" alt="" /></p>
<p>Profesör Doktor Hayreddin Karaman, İslam hukuku uzmanı. Günümüzde yeni yeni ortaya çıkan problemlere ilişkin konularda yaptığı açıklamalarla bir yol gösterici, bir otorite konumunda. Hayreddin Karaman’ın “Dinlerarası Diyalog Nedir?” isimli kitabı Da Yayıncılık Ufuk Kitapları’ndan bugünlerde 50 bin adetlik ilk baskısıyla piyasaya çıktı.<span id="more-130"></span></p>
<p>Karaman, kitabında Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sas) Allah’ın elçisi olarak ortaya çıkışı ve sonrasında insan toplulukları ve onların liderleriyle olan ilişkilerini derin bilgi birikimi ve yorum gücünden gelen net bir dille açıklıyor. Yeni Şafak gazetesindeki diyaloğu işlediği köşe yazıları ve bu konuyla ilgili röportajlardan oluşan kitabında anlattığı insan ve topluluklar arası ilişkileri, Yalova’daki yazlık evinin bahçesinde kendisiyle bir kez daha konuştuk. Karaman Hoca, diyaloğun mantalitesini anlatırken karşı çıkanların bilgisizliğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Diyalog, olmasa da olur bir şey mi günümüzde? Veya olması faydalı, gerekli mi? Diyalog yapmakla yapmamak arasında neyi, niye tercih etmeliyiz?<br />
</strong></p>
<p>Bugün acaba herhangi bir ülke, dünyanın diğer ülkeleriyle ve o ülkelerin halklarıyla tamamen alakasını keserek, ilişki kurmayarak, ya da şöyle söyleyeyim savaş hali ilan edip bunu idame ettirerek yaşayabilir mi? Benim buna verebileceğim cevap ‘hayır’dır. Bugün hiçbir ülke dünyanın bütün ülkeleriyle -ki dinleri aynı olsun farklı olsun hatta yönetim biçimleri rejimleri aynı olsun farklı olsun-, tamamen alakasını keserek, hiç ilgilenmeyerek, bu ilgisizlik hali ya da savaş hali ilan ederek yani devamlı mücadele içerisinde yaşayamaz. İlişki kopukluğu ya da savaş hali. Bu iki ihtimali ortadan kaldırdığımızda üçüncü bir ihtimal var. O da diyalogdur. Başka bir ihtimal mevcut değil.</p>
<p><strong>Diyalog ne demek?<br />
</strong></p>
<p>Şu demek. Başka milletleri ‘öteki’ sayarsanız tabii ki o milletlerin kendi değerleri, çıkarları, menfaatleri, amaçları, hedefleri vardır. Bunlar bazen paralel düşer bazen çatışır. Bu dünya yüzünde milletler, halklar birbirinden en az zarar görerek ve en fazla fayda elde ederek maddi ve manevi nasıl yaşayabilirler diye soruyorum ben kendi kendime. Cevaben diyorum ki ilişki kurarak. Bu sadece devlet olarak değil halk olarak da böyledir. Halk içerisindeki sivil toplum kuruluşları olarak da böyledir. Onlar da dünyada aynı amaç ya da zıt amaçlı olanlarla bir şekilde diyalog kurarak yollarına devam edebilirler. Bu, ülkemizle diğer ülkeler, halkımızla diğer halklar arasındaki tasavvurdan yola çıkarak diyaloğun zorunlu olduğu sonucuna varışla alâkalı bir düşünce, bir mantık.</p>
<p><strong>Şimdi gelelim Türkiye’nin içine&#8230;</strong></p>
<p>Türkiye’nin içinde de belli bir inanca, belli bir değerler sistemine bağlılığı bakımından ve o değerler sisteminin diğer değerler karşısındaki durumu bakımından üç hal tasavvur edebilirim, ben ediyorum. Bunlardan bir tanesi ülkede bir inanç vardır, bir hayat tarzı vardır başkası yoktur. O zaman farklılık da yoktur. Diyaloğa ihtiyaç yoktur. Böyle bir ülke mevcut mudur? Ben diyorum ki hayır. İkincisi ülkede farklı inançlar, ideolojiler ve hayat tarzları vardır. Fakat bu farklı gruplar birbirleriyle gerginlik ve mücadele hatta mukatale, savaş hali yaşıyorlardır. Bu şu demek. Her biri varlığını ötekinin yokluğunda görüyor. O yok olsun ki ben varlığıma devam edeyim. Yani bir devletin halkı inanç ve yaşayış tarzı bakımından gruplara ayrılıp, her biri diğerini yok ederek hayatını idame ettirmeyi düşünebilir mi? Bunu denedi dünya. Bu da hiçbir gruba başarı, huzur, mutluluk getirmedi. İdeolojiler, dinler, menfaat grupları ‘sadece biz olalım ötekiler olmasın’ dediler. Bunun için de iktidar ellerinde olduğu için mesela komünizmde, faşizmde olduğu gibi bir süre dayattılar kendi inaçlarını, ideolojilerini ve hayat tarzlarını. Diyalogsuz yani ‘öteki’siz. Fakat bunun çıkar yol olmadığı anlaşıldı ve görüldü. Bazen de iktidar değil sivil olarak halk gruplara ayrıldı. İşte dindir, mezheptir, ideolojidir menfaattir şudur budur, partidir. Bu gruplar özellikle de gençleri kullanarak birbirleriyle, hatta şiddet kullanarak mücadele ettiler. Bu da ülkelere huzur, başarı getirmedi ve hiçbirine kazanç getirmedi. Şimdi üçüncü bir hal ortaya çıkıyor zorunlu vaki, yaşanabilir.</p>
<p><strong>Nedir bu yeni hal?</strong></p>
<p>Hiçbir ülkede tek bir inanç tek bir ideoloji tek bir hayat tarzı olmaz. Mutlaka farklı olur. Bu farklılıklar içerisinde birini diğerlerine karşı üstün kılıp ötekileri zaman içerisinde yok etmek üzere dayatmak mümkün olmaz. O halde mümkün olan nedir? Farklı gruplar birbirleriyle bir şekilde ilişki kurarlar. Biz bunun adına diyalog diyoruz. Diyaloğu bu manaya alıyoruz. Ve bu ilişkinin bir amacı vardır. Karşı tarafı eritip kendisine entegre ya da asimile etmek değil bu ilişki kurmanın maksadı. Birbirine zarar vermeden tıpkı halklar arasında olduğu gibi birbirlerine zarar vermeden her birinin yoluna huzur mutluluk ve başarı içerisinde devam etmesini sağlamaktır. Amaç budur. Bu ilişkinin adı diyalogdur. O halde ben bu üç hal tasavvurundan bir sonuca varıyorum. O da şudur: Herhangi bir ülkede bugün dünyanın neresine giderseniz gidin farklı gruplar vardır. Ve bu farklı gruplar arasında bir çeşit beraberliği -milli birlik diyorlar ya şimdi- oluşturabilmek için gruplar arasında diyalog zorunludur.</p>
<p><strong>Diyalogsuz tebliğ yapmak mümkün mü günümüzde?</strong></p>
<p>Dinleri ve ideolojileri, davet eden ve etmeyen, içine kapalı ve dışa açık diye iki gruba ayırmak lazımdır. Bazı dinler ve ideolojiler içine kapalıdır. Onlarda davet, misyonerlik yoktur. Kendilerini korumak isterler. Bir de misyonerlik yapan, davet eden, tebliğ eden, ötekini kazanmak isteyen dinler ve ideolojiler vardır. İslam bunlardan biridir. Ama Hıristiyanlık da öyledir. Şimdi örnek olarak Hıristiyanlığı alalım. Müslüman olarak siz ötekilerle eğer maksadınız tebliğ ise birçok yol ve yöntemden birisi de canlı temastır. Canlı olarak yan yana gelmek ilişki kurmak çok çeşitli ilişki biçimleri kurmak hem de. Sadece gelip bir çay kahve için selamlaşıp kalkıp gitmek değil. Çok çeşitli ilişki biçimleri kurmak. Ve bu ilişki biçimi içerisinde karşı tarafı incitmeden, güvenini sarsmadan kendinizi anlatmak ve tebliğ etmek, zorlamadan.</p>
<p><strong>Peki topluluk öncüleri ne yapabilir?</strong>Her iki tarafın da liderleri olabilir. Müslümanların liderleri olur, önde gelen alimleri olur, daileri olur. Hıristiyanların da din adamları, misyonerleri olur. Bunlar arasında diyalog olmalı mı olmamalı mı meselesine gelince. Bunlar arasında diyalog olmazsa şayet her iki tarafın da amacına doğru yürüyüşünde birtakım arızalar meydana gelir ve bundan her iki taraf da zarar görür. O halde amaçlarımızı bilerek ben biliyorum ki karşımdaki insan Hıristiyan’dır o da dinini yaymak istiyor. O da biliyor ki karşımdaki insan Müslüman’dır o da dinini yaymak istiyor. Ve her ikimiz de lider seviyesinde şu veya bu derecede lider seviyesinde bir araya gelmemizde fayda görüyorum.</p>
<p> </p>
<p><strong>Nasıl bir fayda görüyorsunuz?<br />
</strong></p>
<p>Dünyada farklı dinlerin, ideolojilerin, inançların işleri sadece tebliğ ve misyonerlik; karşı tarafı kendine kazanmaktan ibaret değildir. Dünyada farklıların ortaklaşa gerçekleştirebilecekleri ve farklıların hepsinin de müştereken ortak olarak hayırlı iyi olarak kabul ettikleri birtakım işler, faaliyetler ve amaçlar vardır. Bunları gerçekleştirmek için liderlerin bir araya gelmeleri icap edebilir, gerekir yani. Bir ikincisi de misyonerlik yaparken biz ona tebliğ ve davet diyoruz. Karşı taraf mesela Hıristiyanlığı örnek olarak alırsak onlar ona misyonerlik diyor. Her ikimiz de bunu yaparken haddi, sınırı aşabiliriz, gerginlik yaşayabiliriz. Yani gruplar olarak gerginlik yaşayabiliriz ve birbirimize zarar vermeye kalkışırız. Zarar verdiğimiz takdirde diyalog kopar. Diyalog kopunca tebliğ imkanı da ortadan kalkar. O halde tebliğin de normal yürüyebilmesi için diyaloğa ihtiyaç vardır. Ben böyle düşünüyorum.</p>
<p><strong>Hıristiyan dünyası maddeten güçlü duruyor, biz de dinimizden eminiz. Müsademe-i efkar doğsa kim kazançlı çıkar?</strong></p>
<p>Tabii burada tarafların yetişmişliği, temsil kabiliyeti, ehliyeti çok büyük rol oynar Ben bir örnek vereyim size. Hıristiyanlığın resmî, dinî ve ruhanî lideri olarak en başta geleni papa. Müslümanlıkta bu manada bir ruhani lider yok ama Türkiye Cumhuriyeti’ni nazar-ı itibara aldığınızda resmi olarak dini temsil eden kişi Diyanet İşleri başkanı. Dünyada kötü beslenmeden dolayı ya da tedavisizlikten dolayı ölen çocukların durumuna çare bulmak üzere bir medyanın önünde bir araya gelseler. Bundan nasıl bir sonuç çıkar. Bakın şöyle sıralayalım: Müslümanlar papayı görürler papa kimmiş nasıl bir şeymiş, nasıl konuşuyor, fikirleri düşünceleri ne bunu öğrenirler. Hıristiyanlar da bir Müslüman’ı görürler. Ve onun şahsında İslam’ı görürler. Bundan sonrası nedir? Bundan sonrası kimin dini insanların dine olan ihtiyaçlarını en iyi tatmin ediyorsa kazanç onun olur. Benim çıkardığım sonuç budur. Bir Müslüman da papayı görünce şu Hıristiyanlığı ben bilmiyorum bir okuyayım da öğreneyim diye Hıristiyanlığı okuduğunda Müslüman Hıristiyan mı olur, Hıristiyan Müslüman mı olur hangi ihtimal daha fazladır derseniz bana göre Hıristiyan’ın Müslüman olması ihtimali daha fazladır. Müslüman’ın Hıristiyan olması ihtimali sıfır derecesinde zayıftır eğer o Müslüman Müslüman’sa. O bakımdan demek ki bu tamamen dinî bir konuyu tartışmanın ötesinde hepimiz için önemli olan bütün dinler ahlak sistemleri ve felsefeler içinde bir değer mahiyetinde olan bir probleme çare buluyorsunuz. Yani çocuklar açlıktan ve tedavisizlikten ölmesin diye bir konu konuşuyorsunuz. Diyaloğun konusu bu. Din tartışmıyorsunuz. Ama bu diyaloğun sonucunda ben İslam’ın kazanacağını düşünüyorum. Peki İslam kazanmadı Hıristiyanlık da kazanmadı. Ama diyelim ki yüz tane çocuğu tedavi ettirdik ve bin tane çocuğu da doyurduk. Bu hayır, mı şer mi?</p>
<p><strong>Geçen hafta Londra’da yine bombalar patladı. Müslümanlar yine terörist olarak gösterildi? Bu doğru mu? Buna karşı ne yapmak gerekir?</strong></p>
<p>Tabii ki bu doğru değil. Fakat Müslümanlar orada dehşete ve korkuya kapılsalar, kaplarına çekilseler. “Biz bunların yüzüne nasıl bakacağız bizden birisi bunu yaptı; insanların kanını akıttı. Şimdi bunlar bize kötü niyetle bakarlar. Ben bunların yanına gitsem şimdi benim şahsımda bir teröristi görür.” deseler. Yani korkuya ve vehme kapılsalar kaybederler. Burdada kazanmanın yolu diyalogdur. Orada Müslümanlar kendilerine güvenen, teröre bulaşmamış, terörü ve şiddeti mahkum eden Müslümanlar karşı tarafa gidecekler. Hazm-ı nefs diye bir tabir vardır. Onur gurur meselesi yapmadan ötekine gidecekler, geçmiş olsun diyecekler, taziye verecekler onlarla ağlayacaklar; çünkü bir masum ölmüştür. Yani ağlanır tabii üzülür insan üzülmez mi üzülür. Onların acılarına iştirak edecekler, yaralarını birlikte saracaklar. Yapılan eylemin İslam’da, herhangi bir dinde ve ahlakta yeri olmadığını ifade edecekler. Ve böyle kazanırlar. Bu bir diyalogdur ve böyle kazanırlar.<br />
Diyaloğun kökenleri İslam’ın altın devrinde var mı? Günümüze uyarlanabilir mi? Bazı gruplar onu yapan peygamberdi, o da yaşamadığına göre, o çapta biri olamayacağına göre bu yapılamaz günümüzde, diyorlar. Medine Vesikası’nın örnek oluşturmasını reddediyorlar. Siz ne dersiniz?<br />
Peygamberimiz’in yapıp ettiklerinden bize örnek olanlarına sünnet diyoruz. Peygamberimiz (sas) en önemli vazifesi, işi, Kur’an-ı Kerim’i Allah’tan vahiy yoluyla aldığı gibi bize tebliğ etmenin yanında onu açıklamak anlatmak ve uygulayarak bizim anlamamızı ve sonra da nesiller boyu uygulamamızı sağlamaktır. Onun için de Peygamberimiz’in dine dahil olan bize örnek olan davranışlarına ne diyoruz; sünnet diyoruz. Ve sünnet bizim dini hayatımızda ikinci kaynağımız oluyor. İkinci bilgi kaynağımız oluyor. Ve dini bakımdan ikinci otorite oluyor. Peki o zaman biz Peygamberimiz (sas) nasıl taharet ediyordu, bunu öğrenip O’nun gibi taharet ediyoruz da yani taharette bile O’nun yaptığını yapmaya çalışıyoruz. Öteki dediğimiz yani İslami bakımdan ya iman ya amel ya ahlak bakımından farklı olanlara O’nun davranışını nasıl örnek almayız? Eğer O’nun davranışını örnek almazsak, yani ötekilere olan davranışını örnek almazsak O’nun sünnetinin önemli bir kısmını kaale almamış olmaz mıyız? Yani kaale almamış yani o sünneti terk etmiş olmaz mıyız? Ne demek istiyorum yani açıkçası şu: Peygamberimiz’in ötekilerle ilişkisi O’nun sünnetinin bir parçasıdır. İbadetinde, ahlakında, taatında, nasıl O’nun yapıp ettiklerini örnek alıyorsak ötekilerle ilişkisinde de yapıp ettiklerini örnek alırız. Müslüman olarak bu bizim vazifemizdir. Allah da Kur’an’da O’na ve O’nun şahsında ümmetinde mesela orada ehli kitabı zikrederek işte, “Ey ehli kitap gelin aramızda ortak olan bir kelimede birleşelim. Allah’a şirk koşmayalım ve birbirimizi rab edinmeyelim. Böyle de.” diyor. Yani bu sadece bunu de ,karşı tarafla sadece bu anlamda diyalog kur manasına gelmez. Bu, ön notlardan bir tanesi. Peygamberimiz’in (sas) müşriklerle Yahudilerle, Hıristiyanlarla görüşmesi, onlarla ilişki kurmasının belki 20-30 şekli olmuştur. Çeşitli amaçları olmuştur. Bunlar içerisinde İslam’ı tebliğ de vardır. Sadece İslam’ı tebliğ değil; kendini koruma, ümmetini koruma, belli bir meşru amaca ulaşmak için karşı tarafın yardımını sağlama, ya da karşı tarafın engellemesini ortadan kaldırma gibi birçok sebeple diyaloglar kurmuş Peygamberimiz. Biz de hem şekli hem amacı nazar-ı itibara alarak bunu günümüze adapte eder ve diyaloğu yürütürüz. Yani diyalog olsun diye diyalog yapmayız. Buna ihtiyaç olduğu sürece ve fayda gördüğümüz sürece diyaloğu yürütürüz.</p>
<p>Kaynak: Röportaj (Hayreddin Karaman ile İbrahim Balta tarafından), Zaman, 15.07.2005</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/130/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/130/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/130/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/130/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/130/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/130/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/130/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=130&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/diyalog-kopunca-teblig-imkani-da-ortadan-kalkar-hayereddin-karaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.enfal.de/hkaraman.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Ömer Faruk HARMAN  Ve Diyalog Yorumu</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/prof-dr-omer-faruk-harman-ve-diyalog-yorumu/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/prof-dr-omer-faruk-harman-ve-diyalog-yorumu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 14:56:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Bilginlerinden Diyalog Yorumları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/prof-dr-omer-faruk-harman-ve-diyalog-yorumu/</guid>
		<description><![CDATA[
Dinler Arası Diyaloğun Olanakları ve Modelleri
Prof. Dr. Ömer Faruk HARMAN
Marmara Üniversitesi
İstanbul
İnanmak insanın tabiatında var olan köklü bir özelliktir. Değerler sistemi oluşturma ve bunu bir iman kaynağına bağlanarak yapma bütün insanlar için ruhi ve içtimai bir zarurettir. Çünkü inanan ve böylece diğer canlılardan ayrılan insanın bu niteliği fıtridir. İnsanlık tarihi ve bilimsel araştırmalar dinin insanla birlikte [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=129&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://www.hodrimeydan.net/pic_lib/umre1.jpg" target="_top"><img style="width:193px;height:115px;" src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:9JFkp9-GVawZHM:http://www.hodrimeydan.net/pic_lib/umre1.jpg" alt="" width="124" height="86" /></a></p>
<p>Dinler Arası Diyaloğun Olanakları ve Modelleri</p>
<p>Prof. Dr. Ömer Faruk HARMAN<br />
Marmara Üniversitesi<br />
İstanbul</p>
<p>İnanmak insanın tabiatında var olan köklü bir özelliktir. Değerler sistemi oluşturma ve bunu bir iman kaynağına bağlanarak yapma bütün insanlar için ruhi ve içtimai bir zarurettir. Çünkü inanan ve böylece diğer canlılardan ayrılan insanın bu niteliği fıtridir. İnsanlık tarihi ve bilimsel araştırmalar dinin insanla birlikte var olduğunu, dinsiz bir toplumun ve inançsız bir insanın olamayacağını göstermektedir.<span id="more-129"></span></p>
<p>Kutsal metinlerin bize naklettiğine göre insanlığın başlangıçtaki inancı, özünü tek bir Tanrı’ya imanın oluşturduğu din idi. Bilimsel araştırmalara göre de dinin ilk ortaya çıkış şekli monoteizmdir. İnsanlık tarihi boyunca dinin, inançla ilgili özü hiç değişmemiş, sadece uygulamada toplumdan topluma, devirden devire bazı değişiklikler olmuştur. İnsanlık aynı ana-babadan gelmekle ve başlangıçta aynı değerlere sahip olmakla birlikte zaman içinde gerek yapısından kaynaklanan zaaflar gerekse tarihi seyir içinde ve değişik coğrafyalarda ortaya çıkan farklılıklar sebebiyle farklı düşünce ve yollara sapmış ve neticede yeryüzünde farklı dinler ortaya çıkmıştır. Ancak İslam anlayışına göre din tektir ve o da bütün peygamberler vasıtasıyla hatırlatılan hak dindir ve bu dinin en temel özelliği Allah’a teslimiyettir.</p>
<p>İslam, Allah’a teslimiyet demektir ve bu anlamda bütün ilahi dinler Allah’a teslim olma ortak temeline dayanmaktadır. Özünü Allah’ın emir ve iradesine teslimiyetin oluşturduğu ve adını da bu özelliğinden alan  İslam, Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği dinin özel ismi olmakla birlikte, tebliğlerinin esasını Allah’ın varlık ve birliğini tanıyıp onun iradesine teslim olma ilkesinin oluşturduğu daha önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dinin de adıdır. Nitekim Nuh ve İbrahim’e Müslüman olmaları emredilmiş (el-Bakara 2/132; Yunus 10/72), İbrahim ve Yakup, oğullarına “Allah sizin için bu dini seçti, o halde sadece müslümanlar olarak ölünüz” tavsiyesinde bulunmuştur (el-Bakara 2/132). Kur’an’da İsrail oğullarına gönderilen peygamberler Allah’a teslim olmuş kişiler olarak takdim edilmektedir. Dolayısıyla vahiy geleneğinde bütün peygamberlerin getirdiği dinin özünü İslam yani Allah’a teslimiyet kavramı oluşturmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam arasında fark yoktur çünkü hepsi de bir olan Allah’a  iman ve teslim olmayı esas almaktadırlar. İbrahimi dinler diye de adlandırılan bu dinlerde ilk insan Hz. Adem’den bu yana hep Tanrı’nın birliği vurgulanmıştır.</p>
<p>Yahudiliğin özünü oluşturan On Emir, Hristiyanlık ve İslam’da da vardır ve Yahudilere has olan Cumartesi yasakları hariç olmak üzere bu emirler, bütün ilahi dinlerde müşterektir. On Emrin ilk yarısı insanın Tanrı’ya karşı olan görevlerini belirlerken ikinci yarısı da kişinin diğer insanlara karşı konumunu ve ödevlerini belirlemektedir. On Emrin ilk yarısında insanın Tanrı’ya karşı ödevleri belirtilirken ilk önce Tanrı’nın birliği üzerinde durulmaktadır. “Seni Mısır’dan esirlik evinden çıkaran Allah’ın Yahova benim. Karşımda başka ilahların olmayacaktır” (Çıkış 20/2-3). Hz. İsa’ya, “Şeriatte büyük emir hangisidir ? diye sorulduğunda o, “Allah’ın Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün fikrinle seveceksin. Büyük ve birinci emir budur” der (Matta 22/36-38) ki bu sözler Yahudilerin meşhur “Şema Yisrael” duasından alınmadır.</p>
<p> On emrin ikinci yarısı “öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan söylemeyeceksin, komşunun malına, ırzına göz dikmeyeceksin&#8230;” gibi evrensel ahlak ilkelerini içermektedir ki bu ilkeler bütün dinlerde müşterektir. Hiçbir din “öldüreceksin, çalacaksın, yalan söyleyeceksin, yalan yere şahitlik yapacaksın, komşunun malına-mülküne, ırzına göz dikeceksin” diye emretmemektedir.  Hz. İsa’ya, ikinci emir nedir diye sorulduğunda “Komşunu kendin gibi seveceksin. Bütün şeriat ve peygamberler bu iki emre bağlıdır” diye cevap vermektedir (Matta 22/39-40).</p>
<p>Aynı şey İslam’da ve onun kutsal kitabı Kur’an’da da söz konusudur. İslam’ın üzerinde en çok durduğu konu Allah’ın birliği, ona hiçbir şeyin ortak koşulmaması gerektiğidir. İslam’ın ilk ve en önemli mücadelesi putperest ve müşriklerle olmuştur. Kur’an, başlangıçtan beri var olan tek Tanrı inancındaki sapmaları, değişiklikleri düzeltmek ve asli şeklini yeniden ortaya koymak  iddiasındadır. Kur’an’da “ Allah birdir, hiç kimseye muhtaç değildir, her şey ona Muhtaçtır, o doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur” denilmektedir (İhlas 112/1-4). Diğer taraftan başkalarına karşı iyi davranmak, yardımseverlik, iyilik etmek gibi kurallar ve evrensel ahlak ilkeleri İslam’ın da savunduğu ortak değerlerdir. Hz. Muhammed’in veda haccında ifade ettiği veda hutbesinin günümüz insan hakları evrensel beyannamelerinden pek farkı yoktur.</p>
<p>O halde dinlerin özü birdir ve bütün dinler aynı şeyi yani insanın mutluluğunu hedeflemektedir. Ancak bu ortak değerler zaman içinde farklılaşmış ve çeşitli sebeplerle değişik unsurlar işin içine karışarak dinlerdeki bu asli safiyeti bir ölçüde değiştirmiş neticede de ortaya farklı ve birbirine düşman gibi gösterilen inançlar çıkmıştır. Sayın Diyanet İşleri Başkanı bir konuşmasında inancımızın ve dinimizin tarihin, kültürün ve coğrafyanın kirlerinden arındırılması gerektiğini vurgulamışlardır ki bu çok önemli bir tesbittir. Hz. İbrahim’in söylediği ile Hz. Musa’nın ve Hz. İsa’nın söylediği arasında bir zıtlık, bir çelişki olabilir mi? Yani bunlardan biri diğeri aleyhine veya onu söylediğinin tersine bir şeyi öğütleyebilir mi? Bu mümkün değildir çünkü onların hepsi de aynı kaynaktan almaktadırlar. Tanrı’nın birliği, ahiret inancı ve evrensel ahlak ilkeleri konusunda müşterektirler. Aynı kurallar Hz. İbrahim’de, Hz. Musa’da,Hz. İsa’da ve Hz. Muhammed’de ortaktır.</p>
<p>Bağdat Nesturi Katolikosu Thimoteos’a Halife Mehdi, Hz. Muhammed hakkında ne düşündüğünü sorduğunda onun cevabı şöyledir: “Yahudi ve Hristiyan kutsal kitabında adı geçen, kıssaları anlatılan peygamberler gibi putlar ve putperestlerle mücadele etmiştir. Bir olan Allah’a çağırmıştır”.</p>
<p>Tevrat’a göre hakiki peygamberin temel kriteri bir olan Allah’a davettir. Hz. Musa putperestliğe meyleden İsrail oğullarını sık sık uyarmıyor mu? Hz. İsa aynı şeyi söylemiyor mu?</p>
<p>Peki o zaman Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki farklılaşmanın, ayrışmanın ve düşmanlığın, kan dökmenin sebebi nedir? Yahudi kutsal kitabı Mişna’da “Kim haksız yere bir insan öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi günaha girer” denilmektedir. Aynı hadise Kur’an’da da yer almaktadır. O zaman bugün Filistin’de hem Filistinliler hem de İsrailliler tarafında haksız yere kanı dökülen insanlar yok mu? Onların vebalini kim üstlenecek?</p>
<p>Bugün dünyanın dört bir tarafında kan ve gözyaşı var. Halbuki iki milyara yakın Hristiyan’ın  benimsediği, inandığı  Hz. İsa, “Sen komşunu sevecek ve düşmanından nefret edeceksin denildiğini işittiniz. Fakat ben size derim:Düşmanlarınızı sevin ve size eza edenler için dua edin ki siz göklerde olan Babanızın oğulları  olasınız” demektedir (Matta 5/43-45).</p>
<p>İncil’in hiçbir yerinde kan dökünüz emri yoktur. Hatta Hz. İsa, mabede takdime arz etmek üzere gittiğinde eğer bir kardeşinin kalbini kırdığın hatırına gelirse önce onun gönlünü al takdimeni daha sonra arz et demektedir. Tevrat’taki “Öldürmeyeceksin!” emrini böylece çok daha ilerilere götürüyor. Ama hala kan dökülüyor.</p>
<p>Bizanslı teologlar ve Latin Batı Hristiyanlığı bütün ortaçağ boyunca İslam peygamberi ile alakalı çok ağır hakaret ve iftiralarda bulunuyorlar. Bir başkasını değerlendirirken kendi sübjektif yargılarımızı, ön kabullerimizi peşin hükümlerimizi devreye sokup da yanlış kanaatlerle insanlara haksızlık edeceğimize gerçeği öğrenmeye çalışsak daha iyi olmaz mı? Hem kendimizi olduğumuz gibi ortaya koysak hem de karşı tarafı kendi anlatışıyla tanımaya çalışsak daha iyi olmaz mı? Diyaloğun amacı da zaten bu değil mi?</p>
<p>Diyalog 1962-1965 İkinci Vatikan Konsiliyle başlamış değildir. Katolik Kilisesi Konsil kararlarıyla diyalog faaliyetini gerçi resmen başlattı yani Hristiyanlık dışı dinlerle ilgili ilk defa müsbet sayılabilecek birtakım değer hükümleri koydu ama diyalog faaliyetini başlatmak için uzun bir süre 1973’lere kadar bekledi. Müslümanlarla diyalog faaliyetine girecek Hristiyan din adamlarının İslam’la ilgili bilgilenmelerini sağladı veya buna çalıştı ancak Hristiyanların İslam dünyasıyla ilgili kökü çok eskilere dayanan pek çok yanlışları var. Ben burada bunun tarihini vermek istemiyorum fakat İslam devletinde yaşayan Yuhanna ed-Dımeşki’den tutun İslam devletiyle savaşan Bizanslı teologlara  ve ortaçağ Latin batı Hristiyanlığına kadar bütün bir Hristiyan dünyası İslam’la ilgili hep çarpıtılmış bir imaja sahiptir. Bugün ben siz sayın Alman dostlarımıza, Almanya’da bugün İslam imajı nasıldır? İslam deyince akla önce ne gelir diye sorsam acaba cevap ne olur? Batı’daki İslam imajı o kadar çarpıtıldı ki Montgomery Watt çeşitli eserlerinde bunu belirtmektedir. Halbuki durum ortada. Siyasi düşmanlıklar, ekonomik menfaatler, çıkar çatışmaları bir tarafa bırakılarak gerçek olduğu gibi kabul edilse günümüz dünyası daha barış dolu olmaz mı? Sayın Bekir Karlığa’nın tasnifiyle bilme, tanıma, anlama ve kabul etme hususlarını sübjektif değil objektif kriterlere göre yapsak daha iyi bir dünyaya adım atamaz mıyız?</p>
<p>Almanya’da 2,5 milyon Türk yaşamaktadır. Diyalog ve karşılıklı ilişkileri geliştirmek için bundan daha güzel bir fırsat olabilir mi? Kendi insanımıza hem kendi inancımızı hem de karşı tarafın inancını doğru olarak öğretmek birbirimizi daha iyi anlamamızı ve barış dolu bir dünya kurmamızı sağlayacaktır; çünkü dinlerin amacı savaş çıkarmak, düşmanlıkları, kötülükleri, kin ve iftiraları artırmak, çoğaltmak, tahrik etmek değil, barışı temin etmektir.</p>
<p>Ben iki alıntıyla konuşmamı bitirmek istiyorum. “&#8230;Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı fakat size verdiği yol ve şeriatlerde sizi denemek için böyle yaptı.Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın” (el-Maide 5/48). Demek ki farklılığımız birbirimizle kavga etmek için değil iyiliklerde yarışmamız, farklılığımızı çatışmaya değil zenginliğe dönüştürmek içindir.</p>
<p>“Dileyin size verilecektir, arayın bulacaksınız, kapıyı çalın size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır,arayan bulur ve kapıyı çalana açılır”(Matta 7/7-8). O halde kapıyı çalalım da barış ve huzur dünyası açılsın.</p>
<p>“Kullarım sana beni sorduğunda onlara söyle ben çok yakınım.Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde kullarım da benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar“ (el-Bakara 2/186). </p>
<p>Dinler arası diyalog dünya barışı için şarttır. Çünkü Hans Küng’ün de ifade ettiği gibi dünya barışı dinler arası barışa bağlıdır ve dinler arası barış da ancak diyalog sayesinde mümkündür. Hakiki ve verimli bir Hristiyan-Müslüman diyaloğu dünya barışının tesisine yönelik önemli bir katkı olabilir. Çünkü diyalog şiddet ve zorlama metotlarına karşın akıllı ve uygar bir şekilde çatışmaları çözümleme yoludur. <br />
 </p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/129/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/129/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/129/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=129&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/prof-dr-omer-faruk-harman-ve-diyalog-yorumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:9JFkp9-GVawZHM:http://www.hodrimeydan.net/pic_lib/umre1.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>PROF.DR.ALADDİN BAŞARIN DİYALOG YORUMU</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/profdraladdin-basarin-diyalog-yorumu/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/profdraladdin-basarin-diyalog-yorumu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 14:54:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Bilginlerinden Diyalog Yorumları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/profdraladdin-basarin-diyalog-yorumu/</guid>
		<description><![CDATA[DİNLER  ARASI  DİYALOG
Dinler arası diyalogu ilk defa kim ortaya atmış?
Bu güne kadar bunu savunanlar kimler olmuş?
Bu işi başlatanların gerçek gayeleri ne olabilir?
Bu yolda şimdiye kadar neler yapılmış?
Bütün bu ve benzeri soruları bir an için bir tarafa bırakıp, böyle bir fikirle ilk defa karşılaştığımızı düşünelim ve  diyaloga karşı tavrımızın nasıl olması gerektiğini belirlemeye çalışalım. 
    Hemen ifade edeyim [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=128&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>DİNLER  ARASI  DİYALOG<br />
Dinler arası diyalogu ilk defa kim ortaya atmış?<br />
Bu güne kadar bunu savunanlar kimler olmuş?<br />
Bu işi başlatanların gerçek gayeleri ne olabilir?<br />
Bu yolda şimdiye kadar neler yapılmış?</p>
<p>Bütün bu ve benzeri soruları bir an için bir tarafa bırakıp, böyle bir fikirle ilk defa karşılaştığımızı düşünelim ve  diyaloga karşı tavrımızın nasıl olması gerektiğini belirlemeye çalışalım. <span id="more-128"></span></p>
<p>    Hemen ifade edeyim ki bu soruya, hemen çala kalem, müspet yahut menfi cevap vermek doğru değildir. Yer yüzündeki tek hak dinin mensupları olarak böyle bir diyaloga, öncelikle,  &#8220;Evet&#8221; dememiz beklenir; ancak, burada önemli olan söz konusu diyalogu kimlerin kimlerle yapacağıdır.</p>
<p>Bu görüşmelerde Müslümanları  temsil edecek kişilerin   İslâm&#8217;ın temel hükümlerini harfiyen  yaşamaları, bu dinin güzellikleriyle  kalplerini, akıllarını, bütün duygu ve latifelerini kemale erdirmeleri, muhtaçların karşısına böylece çıkmakla onlara fiilen ve hal diliyle ders vermeleri icap eder.. Bunu başarılabilirlerse, Üstad  Bediüzzaman&#8217;ın  şu şartlı müjdesi gerçekleşecek demektir:</p>
<p>           &#8221;Eğer biz  ahlâk-ı  İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını           ef&#8217;alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle       İslâmiyete girecekler. Belki, Küre-i Arzın bazı kıt&#8217;aları ve         devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler.&#8221; (Tarihçe-i Hayat, 90)</p>
<p>           İşte diyalog bu noktaya gelindikten sonra başlarsa faydalı olur. Gerçeği arayan, fakat  ideal  inanç sistemini ve onu sergileyen örnek insanları bulamadığından  içine kapanıp kalan ve çareyi sefahatte ve inançsızlıkta bulan günümüz batı toplumu ancak böyle bir diyalog sonunda gerçeklerle tanıştırılabilir. Bütün ins  ve cinin irşadı için nazil olan Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e kavuşabilir; bütün alemlere  Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed&#8217;e (asm.)  ümmet olma şerefine erişebilir.</p>
<p>O halde, yeterli bilgi birikimine sahip olunduğu halde  bu diyaloga karşı çıkmak, müslümanları &#8220;sadece kendi aralarında görüşen, başkalarına bir şeyler verme ihtiyacı duymayan, komşusu aç iken kendisi olasıya doyan ve muhtaçları  aç bırakmayı sevap sanacak kadar egoist ve bir o kadar da İslâm&#8217;ın ruhuna ters düşen  birer olumsuz tip&#8221; olarak sunmak demektir.Bunun vebali de oldukça büyüktür.</p>
<p>Allah Resulüne (asm.) yapılan şu İlâhî hitap, günümüzde de aynen geçerliğini korumaktadır. .</p>
<p>&#8220;De ki, &#8220;Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda ortak bir kelimeye gelin:    Allah&#8217;tan başka bir mâbut  tanımayalım. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah&#8217;ı bırakıp da bazımız bazımızı Rab edinmesin.&#8221;  (Âl-i İmran, 64)</p>
<p>Şimdi şöyle bir düşünelim:</p>
<p>Teslis inancı, günümüzde de Hıristiyan aleminde hâlâ hüküm sürmüyor mu? Bu inanç, &#8220;Allah&#8217;tan başkalarını mabud tanımak, Ona ortak koşmak&#8221; manasına gelmiyor mu? Hastalık devam ettiğine göre,  Peygamber Efendimize yapılan bu davet emri, günümüz Müslümanlarını da ehl-i kitapla görüşmeler yapmaya çağırmış olmuyor mu?</p>
<p>Müslüman&#8217;a her konuda olduğu gibi bu konuda da büyük görevler düşüyor. Nitekim, dinî ilimlerde gerekli bilgi birikimine sahip, hamiyetli, gayretli ve şefkatli  insanlar,  İslâm&#8217;ın nurunu bütün muhtaç gönüllere ulaştırmak için çaba gösteriyorlar ve her fırsatı en güzel  şekilde değerlendirmeye çalışıyorlar.  Dinler arası diyalog da bu fırsatlardan birisi olarak görülebilir.</p>
<p>Şu da var ki,  muhataplarımız da bizi kendi gizli emellerine alet etmek için aynı aracı kullanmak isteyebilirler. Burada Müslüman&#8217;ın basiretli olması büyük önem taşır.</p>
<p>Tarafların hepsinde ortak gaye, &#8220;gerçeği bulmak ve  müşterek düşmanlarına karşı işbirliği yapmak&#8221; olursa,  sonunda hak üstün gelecek ve böyle bir diyalogdan zaferle çıkan taraf , Müslümanlar olacaktır.</p>
<p>Müslümanlar, diyalogdan kaçan taraf olmamalı, diyalogun bütün bir insanlığın ortak menfaati için yürütülmesini savunmalıdırlar. Ancak, karşı taraf konuyu dinî olmaktan çıkarıp, Hıristiyan aleminin  siyasî ve ekonomik menfaatleri namına bir alet olarak kullanmaya kalkıştığı taktirde, onlarla fazla zaman kaybetmek yerine mesailerini  ateizme kaymış gençlikte yoğunlaştırmalıdırlar. Yani, diyaloglarını gençlerle yapmalıdırlar.</p>
<p>Bu açıklamalardan sonra konuyu ana hatlarıyla ve ön yargılardan uzak olarak ele almaya çalışalım:</p>
<p>           İyi niyetle yapılacak böyle bir diyalogun   birkaç boyutu vardır.</p>
<p>Bunlardan birisi bütün dinlerin müşterek düşmanı olan menfiliklere karşı iş birliği yapmaktır.</p>
<p>Nedir bu olumsuzluklar?</p>
<p>Hemen akla  gelenlerden  bir kaçını  sıralayalım:</p>
<p>- Ateizmin  özellikle Avrupa&#8217;da  büyük boyutlara ulaşması.</p>
<p>-Ahlak buhranı sonucu namus mefhumunun ortadan  kalkması, aile hayatının sönmesi.</p>
<p>-Ahiret inancının zayıflamasıyla dünya menfaati için her türlü yolsuzluğun, zulmün, ihanetin rahatlıkla işlenmesi.</p>
<p>-Kalp ve ruhların gıdasız kalmasının bir göstergesi olarak içki ve uyuşturucu alışkanlığının gittikçe yayılması.</p>
<p>- İnanç boşluğunu &#8220;şeytana tapma&#8221;   gibi bir takım sapık görüşlerin doldurma çalışmaları.</p>
<p>- Ve herkesi  rahatsız eden anarşi. Kimi niçin öldürdüğünü bilmeyen robot insanların döktükleri oluk oluk kan. İnsanlığın huzur ve refahına gideceğine silah şebekelerine akan paralar.</p>
<p>Bu son madde bana, Risale-i Nur müellifinin, çok istismar edilen bir konuya getirdiği açıklamayı hatırlattı. Kısaca değinmek isterim:</p>
<p>&#8220;Yahudi ve Nasara ile muhabbetten Kur&#8217;anda nehiy vardır..Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz?&#8221; sorusuna verdiği öz, fakat çok doyurucu cevabında şöyle diyordu:</p>
<p>&#8220;Bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile Yahudiyet  ve Nasraniyet olan ayineleri hasebiyledir.&#8221;</p>
<p>Buna göre Kur&#8217;anda yasaklanan muhabbet, Hak din olan İslâm&#8217;a kavuştuktan sonra Yahudiliğe yahut Hıristiyanlığa meyletmek ve  sevgi beslemektir. Bu yasaktan kaçınmak şartıyla, bir Hıristiyan&#8217;la iyi komşuluk ilişkileri kurulabilir, ticaret yapılabilir,  ortak düşmanlara  karşı birlikte hareket edilebilir. Bütün bunlar Hıristiyanlığı sevmek demek değildir.</p>
<p>Konunun devamında bu noktaya şöyle açıklık getiriliyordu:</p>
<p>&#8220;Bir adam zatı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat ve san&#8217;atı içindir. .. Binaenaleyh, Müslüman bir sıfatı veya san&#8217;atı istihsan etmekle iktibas etmek neden câiz olmasın? Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!&#8221; (Münâzarât, 40)</p>
<p>           Son cümle gerçekten çok harika ve konuya son noktayı koyuyor. Ehl-i kitaptan bir kadınla evlenen Müslüman, hanımını elbete sevecektir, ama bu sevgi onun dinini sevmesi  manasına gelmez.</p>
<p>           Bu ince ölçüden uzak kalmak bize bazen  çok pahalıya mal oluyor.</p>
<p>           Konunun devamında,  ehl-i kitapla dost olmanın gerekçesi, şu cümlelerde net olarak ortaya konuluyor:</p>
<p>&#8220;Onlarla dost olmamız, medeniyet ve terakkilerini istihsan ile iktibas etmektir. Ve her saadet-i dünyeviyenin  esası olan âsâyişi muhafazadır. İşte bu dostluk kat&#8217;iyen  nehy-i Kur&#8217;ânî de dahil değildir.&#8221;   (Münâzarât, 41)</p>
<p>           Bu cümleler, dinler arası diyalogun da iki önemli yönünü nazara vermiş oluyor: Birisi, birbirlerinden medeniyet ve terakki dersi almak, bu sahadaki gelişmeleri paylaşmak. Diğeri ise, asayişi yani dünya barışını korumak. Bu ikinci maddenin dünya saadetinin de esası olduğu özellikle vurgulanıyor.</p>
<p>           Şimdi şöyle bir düşünelim: Yukarıda bir kısmını sıraladığımız müşterek düşmanlara ve dertlere karşı,  farklı dinlere mensup insanların bir araya gelip  ortak bir strateji belirlemelerine niçin  karşı çıkılsın? Böyle bir işbirliğine Müslümanların değil, ancak sözünü ettiğimiz menfi fikirleri taşıyanların karşı çıkmaları gerekmez mi?.</p>
<p>Bu soru sürekli olarak zihnimi kurcalar durur ve  &#8220;İslam dininin cihanşümul oluşu&#8221;  gerçeğiyle, böyle bir anlayışı bir türlü  bağdaştıramam.</p>
<p>Bu konuda iki  ayet-i kerime:</p>
<p>&#8220;Şüphesiz ki, Allah katında (hak) din İslâm&#8217;dır.&#8221; Âl-i İmran Suresi, 19</p>
<p>&#8220;İşte bu gün sizin dininizi kemâle edirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm&#8217;ı seçtim.&#8221; Maide Sûresi, 3</p>
<p>Peygamberimiz (asm.)  ahir zaman peygamberidir ve İslâm, bütün inanlığın kıyamete kadar tek rehberidir.  O halde,  bu dinin esaslarını bütün insanlığa ulaştırmak bizim görevimiz değil mi?  Sözünü ettiğimiz diyalog, toplumun yaralarını sarmak için bir araya gelen çeşitli din mensuplarına İslam&#8217;ı anlatmamıza bir vesile olamaz mı?</p>
<p>Örnek alarak Hıristiyanlık üzerinde  konuşalım: Böyle bir diyalog ile ya onlar bizden tevhid inancını alacaklar, yahut biz onların teslis görüşüne kayacağız. Bu ikinci şıktan bir endişemiz mi var ki diyalogdan kaçınalım. Kaldı ki, bugün birçok Hıristiyan din adamının teslisi bırakıp  tevhide döndüğü  bir gerçek iken, böyle bir diyalogdan karşı kesimin korkması   daha makul değil mi?</p>
<p>Geliniz tahminleri, yanlış teorileri bir yana bırakıp realiteye  bir göz atalım:</p>
<p>İşsizliğin büyük boyutlara ulaştığı, geri kalmışlığın olabildiğine hüküm sürdüğü dönemlerde ülkemizden Avrupa&#8217;ya, özellikle de Almanya&#8217;ya çok sayıda işçi göç etti. Bunlardan acaba kaçı İslam&#8217;ı terk edip Hıristiyan oldu? Birkaç aşk macerası dışında, bir Müslüman&#8217;ın din değiştirmesi vakasına istatistiklerde rastlamıyoruz. Avrupa&#8217;ya ilk defa gelen bir kısım gurbetçilerimiz, batı kültürüne kapılmış, o aşırı serbesti ortamında içkiye, sefahate düşmüştür, ama bunlar yine de  imanlarını korumayı başarmışlardır. Bir sonraki nesil ise işin vahametini anlayıp yeniden kendi öz benliklerine dönme savaşı vermeye başlamışlardır. Şimdi ise durum oldukça iç açıcı ve ümit vericidir.</p>
<p>O gün Avrupa&#8217;ya göç etmiş vatandaşlarımızı batının dini değil, hayat düzeni etkilemiş, kiliseleri değil meyhaneleri kendine çekmişti. Burada gurbetçi vatandaşlarımızın kabahatleri ve zaafları  bir tarafa,  şu gerçek de  açıkça ortaya çıkıyordu: Avrupa&#8217;da Hıristiyanlık değil sefahat hakimdi.</p>
<p>Bugünün Avrupa&#8217;sında  Hıristiyanlık açısından müspet denebilecek bir gelişme olmamıştır. Gençlik, bazı üniversitelerde, yüzde doksanlara varan vahim bir oranla ateist olmaktadır. Avrupa&#8217;da yeni kilise  yapmak bir yana eskiler, özellikle tarihi değeri olmayanlar bir bir yıkılmakta ve işyeri  yapılmakta, bir kısmı da cami haline getirilmektedir. Artık, içkinin yerini uyuşturucunun süratle almağa   başladığı bir Avrupa ile karşı karşıyayız. Böyle bir ortamda bizim dinler arası diyalogdan  İslam dini adına bir tehlike vehmetmemiz gerçeklere ters düşmektedir. Dinimiz açısından değil de, milletimizin ve  devletimizin menfaatleri  açısından bir zarar görüyor, bir gizli oyun hissediyorsak,  bunu da göz ardı etmemek ve gerekli tedbirleri almak  aklın gereğidir. Bu ayrı bir konudur.</p>
<p>Nur Külliyatından diyalog çalışmalarına ışık tutacak iki önemli mesajı aktarmak istiyorum:</p>
<p>Birisi bizzat Peygamber Efendimizin bir haberini bize ulaştıran şu ifadeler: &#8220;Hadis-i sahihle, âhir zamanda Îsevîlerin hakiki dindarları ehl-i Kur&#8217;an ile ittifak edip  müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi..&#8221; ( Lem&#8217;alar, 151)</p>
<p>           Bir ittifaktan söz ediliyor; Îsevîlerin hakiki dindarları ile Müslümanlar arasında gerçekleşecek bir işbirliği haber veriliyor. &#8220;Hakiki dindar&#8221; ifadesi çok önemlidir ve   siyasi oyunlar sergilemek, maddi menfaat temin etmek için değil, doğrudan din namına yapılacak bir ittifak söz konusu. Düşman olarak da zındıka  gösteriliyor.  Bütün dinsizlik cereyanları ve  her türlü ahlaksızlık şebekeleri bu terimin içine  girer.</p>
<p>           Üstadın şu ifadelerini de aynı mantık içinde değerlendirebiliriz:</p>
<p>&#8220;Şimdi bu acib zamanda, îmanı bulunan ve hatta fırak-ı dâlleden bile olsa onlarla uğraşmamak; ve Allah&#8217;ı tanıyan ve âhireti tasdik eden, hırıstiyan bile olsa onlarla medar-ı niza noktaları medar-ı münakaşa etmemeyi hem bu acib zaman, hem mesleğimiz, hem kudsî hizmetimiz iktiza ediyor.&#8221;   Kastamonu Lahikası, 247</p>
<p>           Bu mesajın,  diyalog olmaksızın uygulama sahasına  gireceğini bekleyebilir miyiz?</p>
<p>İkinci mesaj:</p>
<p>&#8220;Nasraniyet, ya intifa ya ıstıfa  bulacak. İslam&#8217;a karşı teslim olup terk-i silah edecek.&#8221; ( Sözler, 703)</p>
<p>Hıristiyanlığın ya tamamen söneceği, yahut teslis ve benzeri yanlışlıklardan temizlenerek  İslam&#8217;a teslim olacağı haber veriliyor.</p>
<p>Bunun tahakkuku  için de diyalog şart değil mi?</p>
<p>           Îsâ aleyhisselamın yer yüzüne ineceğini haber veren hadis-i şerif konusunda, yine Nur Külliyatında yapılan şu açıklamalar da sözünü ettiğimiz ikinci mesajı desteklemektedir:</p>
<p>&#8220;Tabiiyyun, maddiyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe  âhirzamanda  felsefe-i maddiyye vasıtasiyle intişar ederek kuvvet bulup, Ulûhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir.</p>
<p>İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i             Îsâ Aleyhisselâmın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan Îsevîlik dîni zuhur edecek, yâni rahmet-i İlâhiyyenin semasından nüzûl edecek; hâl-i hâzır Hıristiyanlık dîni o hakikate karşı tasaffi edecek, hurâfattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâb edecektir. Ve Kur&#8217;ana iktida ederek, o Îsevîlik şahs-ı manevisi, tâbi; İslamiyet, metbû&#8217; makamında kalacak. Dîn-i Hak, bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.&#8221; (Mektûbât, 57)</p>
<p>Konunun bir başka boyutuna da kısaca  değinmek istiyorum:</p>
<p>Bir Müslüman olarak, bizim gibi düşünmeyen din kardeşlerimiz hakkında &#8220;su-i zan, tecessüs, gıybet, iftira  ve tekfir&#8221;den hassasiyetle sakınmamız gerekir. Şahsî kanaatimiz, dinler arası diyalogun Müslümanlara zarar vereceği istikametinde olabilir. Bunu    fikir hürriyeti içinde değerlendirir ve hürmetle karşılarız. Ancak,  aksini düşünen bir Müslüman&#8217;ı hemen tenkit ve itham etmek yerine,  kendisiyle bizzat görüşüp gerekçelerini dinlememiz gerekir.  Bu karşı fikrin gerekçesinde, &#8220;İslâm dininin intişarı ve Müslümanların bütün dünyada daha bir rahat ortamda dinlerini yaşamaları ve başkalarına da tebliğ etme imkanı bulmaları&#8221; gibi ulvî gayeler varsa, kendilerini itham etmeye hiç hakkımız yok demektir. Bir kişi söz konusu diyalogu, &#8220;İslâm&#8217;a ve Müslümanlara zarar verme&#8221; niyetiyle desteklemiş olacak ki, kendisine karşı çıkalım ve onunla gerekli fikir mücadelesine girişelim.</p>
<p>Bazılarının bu hususta çok aşırı giderek kendileri gibi düşünmeyenleri tekfir ettiklerini, küfürlerine hükmettiklerini  işitiyoruz. Tekfir konusunda, alimlerimiz şöyle bir kural ortaya koymuşlardır:</p>
<p>&#8220;İman, kalbin kabulü ve dilin ikrarıyla sabit olduğu gibi, küfür de kalbin reddi ve dilin bunu ifade etmesiyle tahakkuk eder.&#8221;</p>
<p>Buna göre, bir mümin,  İslâm&#8217;ın ruhuna ters düşen bir takım davranışların içine girmişse onun küfrüne hemen hükmedemeyiz. Çünkü ne kalbine nüfuz edebilmiş, ne de dilinden İslâm&#8217;ı reddeden bir söz işitmişizdir.</p>
<p>Ehl-i sünnet itikadına göre, &#8220;Bir kişinin küfrüne doksan dokuz delil bulunsa, imanına ise bir tek delil olsa,  müftü bu tek delile göre hükmeder.&#8221;</p>
<p>Bu konuda Allah Resulünün (asm.) şu hadis-i şerifi tüyler ürperticidir ve hepimizi azami dikkate davet eder:</p>
<p>&#8220;Bir kişi diğerine kâfir dediğinde, o söz havada kalmaz. Eğer karşısındaki gerçekten kâfir ise söz ona ulaşır. Eğer değilse geri  döner ve o sözü söyleyeni  kâfir yapar.&#8221;</p>
<p>Son söz:</p>
<p>Müslüman, içine kapalı bir tip değildir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de &#8220;en hayırlı ümmet&#8221; olduğumuz haber verilirken, bunun gerekçesi de &#8220;doğruyu ve güzeli başkalarına anlatmamız  ve onları yanlışlardan ve yasaklardan men etmemiz&#8221; şeklinde ortaya konulmuştur. Bütün peygamberlerin ortak yolu, Allah&#8217;ın kullarını irşat etmek, onları küfürden, şirkten ve isyandan kurtarmağa çalışmaktır.</p>
<p>O halde, kendimizi, batıl yolda gidenleri öldüren bir katil tip olarak değil, onları doğruya ulaştırmaya çalışan bir ıslahçı olarak takdim etmeli ve bunu yaşayışımızla da sergilemeliyiz.</p>
<p>Şimdi  iç alemimize dönelim ve  kendimizle şöyle bir hesaplaşalım:</p>
<p>&#8220;Ben İslâm&#8217;ın nurundan mahrum kalan insanlara acıyıp onları kurtarmaya mı çalışıyorum;  yoksa onları hayatlarına son vererek cehenneme göndermek için fırsat mı kolluyorum? Eğer nefsim bu ikinciden yana ise ben &#8220;Peygamberlerin ortak çizgisinden sapma gösteriyorum.&#8221; demektir. Kendime gelmeli, görevimi iyi belirleyip ona göre çalışmalıyım.</p>
<p>Bir doktorun hastaya değil hastalığa düşman olması gibi, Peygamberimiz de şirke düşmandı, ama  müşrike  acıyor ve onu kurtarmaya çalışıyordu.  Ben sevgili peygamberimin bu  sünnetine ne ölçüde uyum gösteriyorum?</p>
<p>Böyle bir iç diyalog bizi diyalog konusunda da en isabetli kararı vermeğe götürecektir.</p>
<p>Prof. Dr. Alaaddin Başar</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/128/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/128/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/128/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/128/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/128/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=128&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/profdraladdin-basarin-diyalog-yorumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>DOÇ.DR.ŞADİ ERENİN DİYALOG YORUMU</title>
		<link>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/docdrsadi-erenin-diyalog-yorumu/</link>
		<comments>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/docdrsadi-erenin-diyalog-yorumu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 14:51:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Bilginlerinden Diyalog Yorumları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/docdrsadi-erenin-diyalog-yorumu/</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an-ı Kerimin ifadesinden ve tarihi tecrübelerden anladığımız kadarıyla, gayr-i müslimlere tümüyle güvenmek safdillik olur. Müslümanlar arasında bile kullanılan &#8220;hüsn-ü zan, adem-i itimat&#8221; kuralı unutulmamak gerekir.
Bununla beraber, Kur&#8217;an, &#8220;ehl-i kitabın hepsinin bir olmadığını&#8221; söyler. Onlardan gerçekten samimi olanlar da var. Bunlarla müşterek hareket etmenin zarar değil, yarar sağlıyacağı kanaatindeyiz. 
Ekte sunulan yazıda, meselenin dini temellerini görebilirsiniz.  [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=127&subd=pirlanta&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.kenthaber.com/Resimler/2004/10/25/sadi%2520hoca.jpg&amp;imgrefurl=http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2005/Subat/10/Haber_27824.aspx&amp;h=240&amp;w=158&amp;sz=13&amp;hl=tr&amp;start=1&amp;um=1&amp;tbnid=dgh_qx_yMrwn7M:&amp;tbnh=110&amp;tbnw=72&amp;prev=/images%3Fq%3D%25C5%259Fadi%2Beren%26svnum%3D10%26um%3D1%26hl%3Dtr%26sa%3DN"><img style="border:1px solid;" src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:dgh_qx_yMrwn7M:http://www.kenthaber.com/Resimler/2004/10/25/sadi%2520hoca.jpg" alt="" width="72" height="110" /></a>Kur&#8217;an-ı Kerimin ifadesinden ve tarihi tecrübelerden anladığımız kadarıyla, gayr-i müslimlere tümüyle güvenmek safdillik olur. Müslümanlar arasında bile kullanılan &#8220;hüsn-ü zan, adem-i itimat&#8221; kuralı unutulmamak gerekir.<br />
Bununla beraber, Kur&#8217;an, &#8220;ehl-i kitabın hepsinin bir olmadığını&#8221; söyler. Onlardan gerçekten samimi olanlar da var. Bunlarla müşterek hareket etmenin zarar değil, yarar sağlıyacağı kanaatindeyiz. <span id="more-127"></span></p>
<p>Ekte sunulan yazıda, meselenin dini temellerini görebilirsiniz.   Yahudi, Hristiyan gibi semavî din mensuplarına &#8220;ehl-i Kitap&#8221; denir. Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de ehl-i Kitaptan çokca bahisler vardır. Ehl-i Kitap, Peygamberimizi kabul etmediklerinden kafir sayılmakla beraber, &#8220;Allah&#8217;ı inkar eden&#8221; anlamında kafir değillerdir.Kur&#8217;an-ı Kerîm, ehl-i Kitaba bazı konularda, kafirlere nisbetle ayrıcalık tanır. Mesela, onlardan kız almak caizdir ve kestiklerini yemek helaldir (Maide, 5). Onlara tanınan bu ayrıcalık, ehl-i küfre nisbetle, imana daha yakın olmalarındandır. Kur&#8217;an, onlara şöyle seslenir:&#8221;Ey ehl-i Kitab ! Bizimle sizin aranızdaki müşterek bir kelimeye gelin ! Ancak Allah&#8217;a ibadet edelim. Hiç bir şeyi O&#8217;na ortak koşmayalım. Allah&#8217;ı bırakıp bazımız bazısını Rab edinmesin&#8221; (Al-i İmran, 64). Yani, birbirimizi Rab, Mevlâ, Hâkim-i mutlak tanımayalım. Bütün hareketlerimizi bir Hakk&#8217;ın emriyle ve Allah&#8217;ın rızasıyla ölçelim&#8230; Hepimiz Allah&#8217;a kul olalım. Kendimizi ancak O&#8217;na mahkum bilelim. Birbirimize de ancak bu nokta-i nazardan tabi ve bağlı olalım[1].</p>
<p>Kur&#8217;an, ehl-i Kitabın kendi alim ve ruhbanlarını, Rab edindiklerini bildirir (Tevbe, 31). Hristiyanlıktan İslâm&#8217;a geçen Adiy b. Hatem, &#8220;Ya Rasulullah, biz onları Rab edinmiyorduk&#8221; deyince Rasulullah, şu açıklamayı yapar: &#8220;Onlar, Allah&#8217;ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal yapıyor, siz de onlara uyuyordunuz. İşte bu, onları Rab edinmektir&#8221;[2]. Yoksa, herhangi birini Rab edinmek için illa ona &#8220;Rab&#8221; namını vermek şart değildir[3].</p>
<p>Şu ayet, ehl-i kitapla mücadelede izlenecek yolu ifade eder: &#8220;Onlardan zalim olanlar dışında, ehl-i kitapla en güzel bir şekilde mücadele edin. Ve şöyle deyin: Biz, hem bize indirilene, hem de size indirilene iman ettik. Bizim de, sizin de İlahımız birdir. Ve biz, yalnız O&#8217;na teslim olmuş kimseleriz&#8221; (Ankebut, 46).Bu ayette, ehl-i kitap, iki kısımda mütaala edilmektedir:</p>
<p>1-Zalim olanlar.</p>
<p>2-İnsaflı olanlar.</p>
<p>İnsaflı olanlarla en güzel bir mücadele yapılması emredilir. Bu tarz yaklaşım, onları İslâm&#8217;a çekecek, İslâm&#8217;a girmekte zorlanmayacaklardır. Çünkü, İslâm&#8217;a girdikleri zaman Hz. Musa&#8217;yı, Hz. İsa&#8217;yı reddetmeleri gerekmiyor&#8230; Böylece, son peygamberin dinine uyacaklar ve  muharref bir dinin mensubu olmaktan kurtulacaklardır.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerîm, hristiyanların yahudilere nisbetle İslâm&#8217;a daha yakın olduğunu bildirir: &#8220;Yahudi ve müşrikleri mü&#8217;minlere en çok düşmanlık yapan kimseler olarak bulacaksın. &#8220;Biz hristiyanız&#8221; diyenleri de, mü&#8217;minlere sevgide en yakın kişiler olarak bulacaksın. Çünkü, onların içinde bilgin keşişler ve ruhbanlar var ve bir de onlar büyüklenmezler&#8221; (Maide, 82).</p>
<p>Tarih, üstteki ayetin bir ispatıdır. Yahudilerden İslâm&#8217;a girenler parmakla gösterilecek kadar azdır. Fakat hristiyanlardan pekçok kimse, araştırmaları neticesinde İslâm&#8217;ı seçmişlerdir. Bugün Avrupa&#8217;da hristiyan asıllı müslümanların sayısı, yüzbinleri geçmektedir. Yine Avrupa&#8217;da pek çok kilise, cami haline getirilmiş ve bunlar İslâmî faaliyet merkezleri olarak hizmet vermektedirler.</p>
<p>Hristiyan ülkelerde İslâmi faaliyetlerin güzel neticeleri gözle görülen bir realite olduğu gibi, bu ülkelerin idarecilerinin İslâm aleyhinde tutumları da yine bir realitedir. Tarih boyunca devam eden &#8220;haçlı zihniyeti&#8221;, günümüzde de bütün şiddetiyle devam etmektedir.</p>
<p>İnsaflı ehl-i Kitabla en güzel bir mücadeleyi emreden Cenab-ı Hak, şu ayetle de onların zalim kısmıyla ilgili hükmü bildirir:</p>
<p>&#8220;Ehl-i Kitaptan Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Rasulünün haram kıldıklarını haram kabul etmeyen ve Hak dini din olarak seçmeyenlerle, onlar zelil vaziyette kendi elleriyle &#8220;cizye&#8221; verinceye kadar savaşın&#8221; (Tevbe, 29).</p>
<p>Ayette sayılan özellikler, bütün ehl-i kitabı içine alır mı, yoksa almaz mı ? meselesi zaman zaman tartışma konusu olmaktadır&#8221;[4]. Ayetin &#8221; ehl-i Kitabın hepsiyle, onlar cizye verinceye kadar savaşın&#8221; demeyip, &#8220;ehl-i kitaptan şu özellikte olanlarla savaşın !&#8221; demesi, herhalde gözden uzak tutulmaması gerekir[5]. Rasulullah&#8217;ın uygulaması da bu tarzda olmuştur. Hz. Peygamber, İslâm&#8217;ın Mekke döneminde bazı müslümanları hristiyan bir ülke olan Habeşistan&#8217;a göndermiş, orada rahat edeceklerini söylemiştir. Medine döneminde ise, hem yahudî hem de hristiyanlarla diyaloğa girmiş, onlara Allah&#8217;ın dinini anlatmış, kendilerini iknaa çalışmıştır. Bunun neticesinde ehl-i Kitaptan İslâm&#8217;a girenler olmuştur.</p>
<p>&#8220;&#8230;Ehl-i Kitabla en güzel bir şekilde mücadele edin !&#8221; ayetine, &#8220;mensuhtur&#8221; (yani, hükmü lağvedilmiştir) diyenler olmuşsa da, bu tarz bir yaklaşım tatmin edici olmaktan uzaktır. Beydavî&#8217;nin de işaret ettiği gibi, onlarla cizye verinceye kadar savaşmak, &#8220;ahiru&#8217;d-deva&#8221; dır, yani son çaredir[6].</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ın belirttiği gibi, &#8220;ehl-i Kitabın hepsi bir değildir&#8221; (Al-i İmran, 113). Onların hepsini aynı kategoride görmek, Kur&#8217;anî ve tarihî realiteye muhaliftir. &#8220;Yahudî ve hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Allah zalim topluluğa hidayet etmez&#8221; (Maide, 51) ayeti, onlarla diyaloğa ve beşerî ilişkilere mani değildir. Nitekim, ehl-i Kitaptan kız almak, Kur&#8217;an&#8217;ın hükmüyle sabit bir vakıadır (Maide,5). Hamdi Yazır, üstteki ayetle ilgili şöyle der: Mü&#8217;minler, yahudi ve hristiyanlara iyilik etmekten, dostluk yapmaktan, onlara idareci olmaktan menedilmemiş, onları veli ittihaz eylemekten, yardaklık etmekten nehyedilmişlerdir. Çünkü onlar, mü&#8217;minlere yar olmazlar[7].</p>
<p>Fıkıh usulündeki &#8220;hüküm müştak üzerine olsa, me&#8217;haz-ı iştikak hükmün illetini gösterir&#8221;[8] esasının, üstteki ayeti doğru yorumlama noktasında hatırdan uzak tutulmaması gerekir. Mesela, &#8220;hırsızlık yapanlara şu cezayı uygulayın&#8221; denildiğinde, hükmün illetinin hırsızlık olduğu aşikardır. Onun gibi, üstteki ayetteki nehiy dahi, yahudi ve hristiyanlarla, yahudilik ve hristiyanlık cihetleriyle ilgilidir 9].</p>
<p>Hem de bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san&#8217;atı içindir. Her bir müslümanın herbir sıfatı müslüman olması lazım gelirken, her zaman bunun gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Onun gibi, herbir kafirin herbir sıfatı kafir değildir. Dolayısıyla, onlarda bulunan müslüman sıfatlar veya faydalı san&#8217;atlar noktasından muhatap olmak niçin caiz olmasın ? &#8220;Ehl-i kitaptan bir haremin olsa, elbette seveceksin&#8221;[10].</p>
<p>Meseleyi şu şekilde özetlemek mümkündür: Onlarla beşeri ilişkilerde bulunmak ayrı, onların din-örf ve adetlerine hayran kalmak ayrıdır. Birincisi Kur&#8217;an&#8217;ın nehyine dahil değilken, ikincisi kesinlikle yasaklanmıştır.</p>
<p>[1] Yazır, II, 1132</p>
<p>[2] Râzî, XVI, 37</p>
<p>[3] Yazır, IV, 2512</p>
<p>[4] Rıza, X, 333; Kutub, III, 1631-1634</p>
<p>[5] Ateş, III, 1133-1134</p>
<p>[6] Beydavî, II, 211</p>
<p>[7] Yazır, III, 1712</p>
<p>[8] Zeydan, Veciz, s.178</p>
<p>[9] Nursî, Münazarat, Yeni Asya Neş., İst., 1991, s.70-71[11][10] Age. s., 70-71</p>
<p>Doç. Dr. Şadi Eren</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/pirlanta.wordpress.com/127/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/pirlanta.wordpress.com/127/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/pirlanta.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/pirlanta.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/pirlanta.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/pirlanta.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/pirlanta.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/pirlanta.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/pirlanta.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/pirlanta.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/pirlanta.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/pirlanta.wordpress.com/127/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=pirlanta.wordpress.com&blog=1419640&post=127&subd=pirlanta&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/16/docdrsadi-erenin-diyalog-yorumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/69037749af20f64ee10fb49bf3173423?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ceyhun</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:dgh_qx_yMrwn7M:http://www.kenthaber.com/Resimler/2004/10/25/sadi%2520hoca.jpg" medium="image" />
	</item>
	</channel>
</rss>