PIRLANTA

Konuşan Yalnızca Hakikatlerdir

Türkiye’nin ve Türkçenin Destanını Yazan Kahramanlar

Yazan: gerçekler Haziran 5, 2008

Halid ŞenerHer yıl olduğu gibi bu yıl da Türkçe Olimpiyatları muhteşem bir coşkuya sahne oldu. Bu manzara yurt dışında yaşayan insanımızın gözlerini kamaştırıyor, gelecek adına son derece heyecanlandırıyor, topyekün insanlığın el ele verip kardeşçe yaşaması adına umutlandırıyor, insanlık adına ve diyalog hesabına insanlığın son adası olma hususiyetini bir kere daha hatırlatıyor. Çok değil sadece altı yıl kadar önce 1. Türkçe Olimpiyatları’na 17 ülke, 2. Türkçe Olimpiyatlarına 21, 3. Türkçe Olimpiyatları’na 42, 4. Türkçe Olimpiyatları’na 83, 5. Türkçe Olimpiyatları’na 100, ve nihayet 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’na 110 ülkeden 550 öğrenci katıldı. Ve tertip komitesinin hedefi 2010 yılında Birleşmiş Milletlere üye bütün ülkeleri bu sevgi, diyalog ve hoşgörü korosuna katmak. Dünya kurulduğu günden bugüne, Türkiye ve Türkçe adına, sevgi, diyalog, hoşgörü, kardeşlik, ümit adına, insanlık hesabına, tertip edilmiş bir başka organizasyon yoktur. Bu tarihi organizasyonun bir örneği bugüne kadar olmamıştır. Türkçe Olimpiyatları bu anlamda tarihe altın harflerle düşülen bir nottur.

Türkçe yıllardır ve asırlardır Türkçedir. O, durup durduğu yerde insanlar ve rengarenk çocuklar gelip “bu Türkçe de neymiş” “Türkiye diye bir ülke varmış”, “Türkçe ne sıcak ve ne güzel bir dil” demediler. Türkçe Türkiye’ye hapsolmuş veya hapsedilmiş, bununla da kalmamış kendi ülkesinde bile değişim ve başkalaşma uçurumuna doğru hızla yol alır vaziyete düşmüştü. Peki nasıl oldu da Türkçe bir sevgi dili oldu. Nasıl oldu da neredeyse bütün dünya çocukları, farklı rengi, dili, dini, kültürüyle sevgi dili Türkçe etrafında sevgiden bir yumak oluşturdular. Sevginin mimarları, muhabbetle yoğrulmuş öğretmenler hal dilleriyle Türkçeyi birleştirip yeni bir sevgi lisanı haline getirince dünya çocukları Türkçeyi ve Türkiye’yi sevdiler. O güzel dili, terbiye, kültür, bilgi, beceriden yoksun insanlar götürseydi elbette ki Türkçe bu denli sevilemeyecek ve hiçbir kıymet ifade etmeyecekti. Ama o dili, dini ve ülkeyi temsil edenler Türkiye’mizin bütün değerlerini adeta tertemiz mükemmel bir elbise olarak giymiş olmanın neticesidir bütün bunlar. İnsanlık bu elbiseye muhtaçtır. Sevgi, muhabbet, saygı, diyalog, hoşgörü, müsamaha, dostluk elbisesine muhtaçtır.

Türkiye’nin uluslararası arenada yıldızı sevgi dili Türkçe ile parlamaya başlayalı artık yıllar oldu. Türkiye ve Türkçe adına ellerine aldıkları meşale ile yollara dökülen karasevdalıların, destanıdır bu. Ciğeri Türkiye için yanan bağrı yanıkların sevdasıdır bu. Kalbi Türkiye, Türkiye diye atan aşıkların destanıdır bu. Kendileri ülkeler aşırı da olsa gönüllerinde Türkiye’yi yaşayan ve yaşatan Türkiye’nin asil ve asıl evlatlarının şanlı destanıdır bu. Hayallerinde başka sevdanın olmadığı, olamayacağı kahramanların şiarıdır bu destan. Hasreti, gurbeti, hicranı sinelerinde yaşayıp tek davaları Türkiye olan Türkiye’nin aşıklarının destanıdır bu. Paraya, makama, şöhrete yakalarını ve paçalarını kaptırmayan, büyük ruhlu ama küçük görünümlü insanların destanlara sığmayan dertleri ve sancılarıdır bu.

Dünyanın dört bir yanından Sevgi diline gönül veren rengarenk pırıl pırıl öğrencilerin heyecan dolu yarışmaları adeta bir rüya gibi geldi geçti. Bu heyecanı gözleri sevgiye kapalı, kulakları insanlığa tıkalı, ayakları kötü yolun yolcusu, dilleri kem sözlerin sözcüsü, yakalarını ve paçalarını şeytana kaptırmış, nefislerinin kulları ve köleleri duyamaz, hayatlarını menfaat üzerine bina eden, makam, mansıp ve şöhretin esirleri bu duyguyu anlayamaz ve idrak edemezler. Tarih bunun misalleriyle doludur. Kötülüğe kilitlenmişler bu duyguyu sezemezler, bu coşkuyu yaşamak bir yana, yapılan bunca güzellikler karşısında kinleri ve nefretlerinden kıskançlık ve hasetlerinden hırçınlık ve inatlarından sadece ve sadece kendilerini yer bitirirler.

Diğer yandan, Türkiye’ye ve Anadolu insanının asli ve gerçek değerlerine kıymet veren bu yiğitler, ne siyasetin kirli tuzaklarına takılıyor, ne kadir ve kıymet bilmezlerin sözlerine aldırış ediyor, ne şeytanın ve nefsin desise ve oyunlarına aldırış ediyor ve nede alkış, tebrik, takdir ve tebcilin peşinden koşuyorlar. Bu ülke aşıklarının sinelerinde tek sevda var. Bu yiğitlerin kalp ibreleri ne zaman baksanız Hakka dilbeste, bu hakikat süvarilerinin nabızlarını tutsanız Allah sevgisi, insan sevgisi ve Türkiye sevdasını duyarsınız. Dünyanın kiri pası 21. asrın alperenlerini kirletemedi, havanın pusu şeytani dumanı onları sarhoş etmeye yetmedi. Evet dünya Türkiye’nin ve Türkçenin destanını yazan bu kahraman irfan ordusuna kement olamadı. Onlar hayatlarını dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir mevsimde, her türlü şartlar altında kendilerine hayat veren öğrencileriyle hayatlandırıyorlar ve hiçbir şeyden bu kadar memnun, mes’ud ve bahtiyar olmuyorlar.

Evet, kendi içine kapanmış Türkiye ve Türkçeyi, dış dünya ile alakasızlıktan kurtaran tek projedir bu okullar ve bu okulların mimarları. Devletimizin konsolosluğumuzun bile olmadığı ülkelere Türkiye’yi diliyle, kültürüyle ve hoşgörüsüyle taşıyan başka neyimiz ve kimimiz var ki? Bütün dünyayı Türkiye’miz ve Türkçemiz adına bir şantiye ve laboratuara çeviren bu yiğitlerden başka kim var? İşte tam bu noktada merhum Cemil Meriç’in bir sözünü hatırlatmak istiyorum. Diyor ki, “M. Fethullah Gülen mefkuresiz bir topluma ve gençliğe mefkure göstermiş ve ufuk açmıştır”. Dolayısıyla ufku açılan Türkiye gençliği Türkiye’yi ülkeler aşırı okyanuslar ötesi götürmüşlerdir. Bu bir derttir, bir sancıdır. Bu karşı bayıra gömülen yiğidin sesidir. Bu kozadan kelebeğe doğru uzanan hayat serüveninin özüdür. Bu çekirdekten çınara doğru yol alan hakikatin usaresidir. Bu ümit var olunuz sözünün aksi sedasıdır. Mevlana, “gel ne olursan ol yine gel” derken, Fethullah Gülen Hocaefendi “ne olursan ol geleyim” diyor ve bütün dünyanın ekmek kadar su ve hava kadar ihtiyaç duyduğu barış, sevgi ve diyalog kapıları açılıyor, hoşgörü köprüleri kuruluyor ve müsamaha rayları döşeniyordu. Nakış nakış dünyanın dört bir yanında sevgiden bir dünya örülüyor. İlmik ilmik sevda türküleri heceleniyor. Bu sevda korosu her geçen gün büyüyor. Bu barış korosunun sesi her geçen gün daha gür çıkıyor. Buram buram her tarafı muhabbetin rayihası sarıyor.

Şimdi ey arkasına bakmadan, istikbal endişesine kapılmadan, birilerinin levm etmesinden çekinmeden, makamın mansıbın kancasına takılmadan, riya’nin sum’a'nın tezgahına düşmeden, enaniyetin kirli vakumuna kapılmadan, su-i zan’nın bataklığına düşmeden, şeytanın dürtülerine kulak asmadan, nefsin mırıltı ve fısıltılarına boyun eğmeden, rahata ve rehavete kapılmadan, tembellik ve tenperverlik ve dahi haneperestlik rüzgarında savrulmadan, yolların en güzeli olan o kutlu yolda yıkılmadan yılmadan usanmadan bıkmadan yorulmadan yürümeye devam ediniz. Size gidin diyen bir millet var arkanızda. Size dua dua yalvarıp niyaz eden, arkanızda sizinle gurur duyan, sizi yere göğe sığdıramayan, size sevdalı bir Anadolu var, size aşık ve size vurgun. Öyle anlaşılıyor ki bu destek bütün dünyada makes bulacak ve yeryüzü sizin ve sizin gibilerle yeniden bir kere daha nefes alacak. Yeryüzü tıpkı şimdilerde olduğu gibi sizlerle beraber bir kere daha son bir bahar yaşayacak. Ve size gelecek bahar için dökülen yapraklar diye destanlar, nağmeler, mersiyeler yazacaklar. Gelecek bahar için kendilerini feda eden 21. asrın karasevdalılarına selam olsun…

Yorum Yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>