PIRLANTA

Konuşan Yalnızca Hakikatlerdir

Bir Saat Tefekkür, Bir Sene Nafile İbadetten Hayırlıdır

Yazan: gerçekler Mayıs 27, 2008

Bir Saat Tefekkür, Bir Sene Nafile İbadetten HayırlıdırBir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır.” mealinde bir hadis var. Tefekkürün metodu, yolu veya usûlü nasıldır? Belli bir vird veya zikri var mıdır? Tefekküre sevk eden âyetler ve sessizce yapılan dualar tefekkür yerine geçer mi?

Her şeyden önce şunu ifade etmek gerekir ki, hadis kriterleri açısından bu hadis zayıftır. Ancak bu mânâyı ifade eden Kur’ân-ı Kerim’de şöyle bir âyet var: “Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, tefekkür eden insanlar için elbette birçok ibretler (ve dersler) vardır.”[1] Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde “Kim bu âyeti okuyup da tefekkür etmezse ona yazıklar olsun!” buyurarak tefekkür etmenin önemi üzerinde durur. Ayrıca Ümmü Seleme ve başka bir rivayette ise Âişe Validelerimiz, bu âyet nazil olduğu zaman veya bu âyeti okurken Efendimiz’in ağladığını naklederler.

Tefekkürün mü’minin hayatında çok önemli bir yeri vardır. Ancak bunun için tefekkürün ne demek olduğunu bilmek gerekir. Tefekkür evvelâ bir ilk ve ön bilgiye dayanır. Âmice ve cahilane tefekkürler, kuru birer tahayyüldür ve zamanla bıkkınlık hâsıl eder, daha sonra da insan onu anlamsız görmeye başlar. Bu sebeple insanın evvelâ tefekkür edecek mevzuu bilmesi, yani onun önceden belli bir malumatının olması gerekir.

Ayların ve yıldızların dönüşünü, onların insanla münasebetini.. insanı teşkil eden zerrelerin deveran ve cereyanını bilmek, tefekkür adına bir adımdır ama ayın ve güneşin harekâtına bakıp kâinatın baş döndürücü güzellikleri karşısında şairane ilhamlarla coşmak tefekkür değildir. Bu şekilde düşünen, hayallere dalan mâlul, yalnız ve garip bir sürü natüralist şair vardır. Onlar, mütefekkir değil, içlerini ve kalblerini kaybetmiş, gönüllerini Mefisto’ya kaptırmış hayalperestlerdir.

Bunlar da bazen düşünüp kâinatın güzelliklerinden bahsedebilirler. Dünyevî güzellikler onların ifadelerinde öyle destanlaştırılır ki, onların bu beyanları karşısında insan, Cennet’in güzelliklerini duyuyor, dinliyor gibi olur. Bazen suların şakır şakır akması, yağmurun şıpır şıpır yağması, ağaçların hemhemesi, kuşların demdemesi hakkında öyle destan tuttururlar ki, insan kendisini cennetlerin ortasında zanneder. Ancak bütün bunlar tefekkür olmadığı gibi kalbî ve ruhî hayat adına da hiçbir şey vaad etmezler. Bunlar, hiçbir adım ileriye gidememiş ve tenteneli perdenin verâsına geçmemiştirler. İşte bu tefekkürün hiçbir faydası yoktur. Ne kadar derin hülyalara dalınırsa dalınsın böyle bir tefekkürün insana bir şey kazandırmadığı bir vâkıadır.

Yukarıda da ifade edildiği gibi tefekkür etmek için evvelâ icmalî bir malumatın olması şarttır. İnsanlık, hâlihazırdaki ulaştığı ilim itibarıyla, bu ilk bilgi sayesinde yeni terkipler, yeni tahliller yapacak, onlar üzerinde derinleşecek ve daha değişik hükümlere varacaktır. Vardığı bu hükümleri de, ileride varacağı daha başka hükümler için mukaddime yaparak bundan yeni yeni neticeler çıkaracak, çıkarıp tefekküründe derinleşecek, tek buudlu tefekkürünü çok buudlu yapacak ve muzaaf tefekküre ulaşacaktır. Bütün bunlarsa, malumattar olmaya vâbestedir. Malumatsız insanın tefekkür etmesine imkân yoktur. Bunun için bol bol kitap okuma çok önemlidir. Daha sonra ise tefekkür yolunun ve usûlünün öğrenilmesi ve son olarak da şeriat-ı fıtriyenin ve âyât-ı tekvîniyenin mütalâa edilmesi gerekir ki, sabit ve sağlam düşünebilme imkânı doğsun.

İnsan, bir saat sağlam tefekkür ederse, o insanda erkân‑ı ima­niye (iman esasları) inkişaf eder. Daha sonra o insan, Allah’ı sever ve kalbinde derin bir muhabbet-i ilâhiye belirir, derken zevk‑i ruhaniyeye ulaşır ve ötelere doğru kanatlanır gibi olur.

İşte böyle bir tefekkürle bazen insan gider, bin sene ibadet yapıp da ancak bu türlü bir tefekkürden mahrum kimselerin varabildiği ufka varır. Böyle bir anlayış ve şuur içinde, Rabbine teveccüh etmeyen biri, bin sene bir yerde dursa da düşünüp derinleşemediğinden katettiği mesafe bir saat tefekkürle kazanılan mesafeye müsavi gelmeyecektir. Ancak bu, onun bin sene yaptığı ibadetin boşa gittiği şeklinde de kesinlikle anlaşılmamalıdır. Zira Allah karşısında ne bir rükû, ne bir secde, ne bir kavame, ne de bir celse boşa gider. “Zerre ağırlığınca hayır yapan onu bulur. Zerre ağırlığınca şer yapan da onu bulur.”[2] âyet-i kerimesinin ifadesiyle, herkes kazancına göre bir kısım şeylere mazhar olur. İbadetlerini yerine getiren bir insan, vazife-i ubûdiyetini eda etmiş olur, ne var ki o, tefekkürden hâsıl olan derinliği elde edemez. İşte bu mânâdaki tefekkür, bin sene ibadete mukabil demektir.

Belli vird ve zikirler de, insanın tefekkürünü geliştirir. Ancak bu vird ve zikirlerin Türkçemize yeterince intikal edip etmediğini bilemiyorum. Bugün Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait bir kısım me’sûrâtın kolu kanadı kırık tercümeleri bulunsa da, selefin tefekkürünün esası sayılan evrâd ü ezkâr, dua ve münacatlarının, tefekküre esas mülâhazalarının dilimize kazandırılıp kazandırılmadığını bilemiyorum. Ancak Arapça metinlere bakanlar bile, onlarda insanı tefekküre götürecek pek çok ifadenin olduğunu göreceklerdir. Yine o metinlere şöyle bir göz gezdirenler, Şazilî gibi, kâinatın zerratıyla Allah’ı tesbih eden insanlarla karşılaşacak, Şâh-ı Geylânî gibi kâinatın zerratını ve daha küçük parçacıkları, tesbih daneleri gibi değerlendirdikleri ile karşı karşıya kalacak ve asla onları okumaya doyamayacaklardır. Arapça’yı bilenler bunlardan belki daha derince istifade edebilir. Ancak bilmeyenlerin de bunlardan duyup hissedeceği çok şey vardır.

İşte bu şekilde herkes vird ve zikirle tefekkür yönlerini genişletmiş, Cenâb-ı Hak’la münasebetlerini kuvvetlendirmiş olur. Kim bilir, bu sayede belki onların bize vereceği heyecanla, biz de kendimizi yenilemeye muvaffak oluruz. Allah, içimizi, dışımızı ıslah etsin!

Soruda son olarak “Tefekküre sevk eden âyetler ve sessizce yapılan dualar tefekkür yerine geçer mi?” deniliyor. Bu tür ifadelerin mânâsı anlaşılmıyorsa sevap olur ama tefekkür olmaz. Zira tefekkür, fikretmeden gelir ve dünkü vak’alarla yeni vak’aları bir araya getirme, terkipler yapma ve çok defa bir şeyin sebebi ile neticesi arasında münasebet kurma demektir. Allah ile münasebetlerimizi perçinleştirme ise bunun en önemli semeresidir. Buna götürmeyen evrâd ü ezkâr da olsa, Kur’ân-ı Kerim de olsa, hatta o Kur’ân’ı bizzat Cibril’in ağzından da dinlesek sevap olur fakat tefekkür olmaz. Tefekkür olabilmesi kafayı yormaya, üzerinde durmaya, ciddî araştırmaya, Rabbimiz’le münasebetimizi derinleştirmeye ve kuvvetlendirmeye bağlıdır.

Günümüzde en kıt ve en az olan şey de işte böyle tefekkürdür. Bu itibarla, mü’minlerin tefekkür noktasında yaya olduğu söylense mübalâğa yapılmış olmaz.

2 Yanıt “Bir Saat Tefekkür, Bir Sene Nafile İbadetten Hayırlıdır”

  1. aslı bayar Diyor:

    tefkkür neden bu kadar önemli tefekkür olmadan bazı şeyler yapılamıyormu? tefekkür yapabilmek için ne yapmak lazım.

  2. gerçekler Diyor:

    Soru:tefkkür neden bu kadar önemli tefekkür olmadan bazı şeyler yapılamıyormu? tefekkür yapabilmek için ne yapmak lazım.

    Nacizane düşündüklerimiz:

    Öncelikle tefekkür nedir bunu iyi bir şekilde açıklamak lazım
    Tefekkür, insana mahsus bir özelliktir.Herhangi bir mesele hakkında düşünme, zihni yorma, derin düşünme ve işin şuuruna varma.gibi anlamlara gelmektedir.İnsan, tefekkür sayesinde diğer varlıklardan ayrılır ve üstün olur.

    Yüce Rabbimiz, Kuran’daki pek çok ayette insanları düşünmeye davet etmektedir. Düşünmek, özellikle “derin düşünmek” insanın, alemleri yoktan var eden, sonsuz güç sahibi Yüce Allah’ı takdir edebilme gücünü, kavrayışını dolayısıyla Allah korkusunu ve Allah’a olan yakınlığını artıran en önemli vesilelerden birisidir.

    Allah Kuran’ın birçok ayetinde “…düşünmez misiniz?” (Nahl Suresi, 17), “…düşünen bir topluluk için deliller vardır” (Bakara Suresi, 164) ifadeleriyle düşünmenin önemini haber vermiş ve üzerinde düşünmemiz için sayısız delil yaratmıştır. Gördüğümüz, farkına vardığımız herşey Allah’ın bir tecellisi ve delilidir. Bu nedenle göklerde, yerde ve bunların arasında bulunan herşey insanın düşünmesi için birer vesiledir. Bir ayette şöyle buyrulur:

    “Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır. ” (Nahl Suresi, 11)

    Tefekkür etmek evrendeki herşeye Allah’ın üstün yaratma sanatının birer delili olarak bakmaktır. Sözgelimi pencereye bakmakla pencereden bakmak bir değildir. Pencereye bakanlar belki pencerenin üzerindeki lekeleri görür ya da pencerenin çerçevesi, camı gibi bir takım yapısal özellikleri hakkında görsel bilgi sahibi olurlar. Pencerenin muhteşem bir dünyaya açıldığını düşünüp buradan dışarı bakanlarsa, bu pencerenin ardındaki güzellikleri seyrederler ve bundan sonsuz keyif alırlar. Bu anlamda tefekkür etmek, çevremizdeki güzellikleri görebilmemize yarayan bir nimettir. Tefekkür sayesinde karşılaştığımız görüntülerin her biri bize Yüce Rabbimiz’in azametini, sonsuz rahmetini ve üstün yaratma sanatını gösterir.

    İnsanlar gün içinde birçok konu hakkında düşünürler. Ancak bu düşüncelerin büyük bir kısmı ahireti için fayda vermeyecek, “boş ve gereksiz”, insanı hiçbir sonuca vardırmayan, insana hiçbir şey kazandırmayan, yararsız düşüncelerdir. Oysa önemli olan insanın yaşamının her anında olayların sebeplerini, hikmetlerini araştırarak gerçek anlamda “derin bir şekilde” düşünmesidir.

    “Derin bir şekilde” düşünmeyi başaran bir insan, bir meyve, örneğin bir portakal yerken bile, bu meyve hakkında tefekkür eder; portakalın kuru bir topraktan bu kadar lezzetli ve sulu bir meyve olarak hem de dilimlenmiş bir şekilde çıktığını, insanın ihtiyaç duyduğu vitaminleri içerdiğini ve tam da insanların bu vitaminlere ihtiyaç duyduğu kış mevsiminde yetiştiğini düşünür. Bu şekilde derin düşünen bir mümin, çevresindeki her incelikte Allah’ın kudretini ve sanatını görür, O’nu tesbih eder ve Allah’a yakınlaşmaya bir yol bulur. Müminlerin bu vasıfları Kuran’da şöyle haber verilmektedir:

    “Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabında koru.” (Al-i İmran Suresi, 191)

    evet bu ve bunun gibi birçok ayet ve hadis bizlere teffekkür etmemizi emretmekte Allahın yarattıklarda küçücük aklımızla Allahın büyüklüğünü görmemizi istemekedir.
    İnsan tefekkür ederek rabbini bir kez daha bulur eğer zihni bulanıksa bu bulanıklıklar son bulur ve Allaha tam bir şekilde iman eder ve islamın ilk ve EN BÜYÜK ŞARTI OLAN allaha imanı olabildiğince tam bir şekilde yapmamız ancak ve ancak teffekkür sayesinde olabilir.Tabi allaha iman tamamlandıktan sonrada o saatten sonrası için o tefekkür yapan insanın ibadetlerini yapmaması gibi bir durum söz konusu olamıyacaktır.İşte bu konuya dikkat çeken bediüzzaman bu sözüyle tefekküre dikkat çekmiş ve bazen yapılacak bir saatlik tefekkürün bir yıllık ibadetten hayırlı bir hal alaibileceğini belirtmiştir.

    Tefekkür Yapmak için insanları düşünmeye yönelten kitaplar okunabilir.İnsanın bakmak yerine görme yeteneğini geliştiren sohbetlere katılınabilir.kurandaki misaller incelenebilir ve bu hususlar üzerinde çok fazla duran risale-i nur külliyatları okunabilir.Bazen insan bir sinekten bile ilham alıp tefekkür edebilir tabiki.hakiki iman ve tefekküre ulaşmanız dileğiyle

    Pırlanta Yönetimi

Yorum Yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>