Diyaloğun Mana Ve Maksadı
Yazan: gerçekler Mayıs 9, 2008
Diyalogun mana ve maksadı
Prof.Dr.Hayrettin Karaman, 7 Ocak 2005, Cuma

Diyalog konusuna tahsis ettiğim yazıların ilkinde diyalogun mana ve maksadını şöyle açıklamıştım: “Farklı inanç, dünya görüşü ve hayat tarzına sahip fertler ve gruplar arasında yapılan buluşma ve görüşmelerin birden fazla amacı vardır; bunlardan bazıları da şunlar olabilir: 1. Birbirlerini tanımak, doğru bilgi sahibi olmak, 2. Biri diğerini ikna ederek kendi inancına ve hayat tarzına insan kazanmak, 3. Gruplar arasında veya bütün dünyada mevcut ortak problemlerin bir kısmını çözmek, bütün taraflar için faydalı olacak bazı eylemlerde işbirliği yapmak…”
Sonraki yazılarda, geçmişten günümüze, bu maksatlara da örnek teşkil edecek diyalog uygulamalarından söz ettim ve edeceğim. Ancak geçen günlerde izlediğim bir tv programında diyaloga karşı olanların, daha çok, 1962-1965 yıllarında yapılan II. Vatikan Konsili’nden sonra papalığın adını koyduğu, kavramlaştırdığı ve uygulamaya başladığı diyalog üzerinde durduklarını fark ettim. Maksadımı daha iyi anlatabilmem için TDV İslam Ansiklopedisi’nin Konsil ve Hristiyanlık maddelerinde iyi bir özeti bulunan II. Vatikan Konsili, misyonerlik ve bunlara bağlı diyalog kavramı ile ilgili bir iki pasajı aktarmam gerekiyor:
“Kapsayıcı yaklaşımın (kurtuluşun Yahudilik, İslam gibi diğer ilahi dinlerle de olabileceğinin kabulünün) doğurduğu bu problemler karşısında papalık Dinler Arası Diyalog Konsili, 1984 ve 1991 yıllarında iki doküman neşretme gereğini duymuş… bu dokümanlarda misyonerlik açısından diğer dinlerle ilgili resmi tutum belirlenmiştir” (17/359).
“Katolik kilisesi, diğer dinlerin mensuplarıyla birbirini tanımak ve inancı paylaşmak için diyaloga girmek durumundadır. Çünkü kilise bütün insanlık içindir; dolayısıyla diyalog, bütün insanlığı kurtuluşa ulaştırma diyalogudur. Katolik kilisesi, dinler arası diyalogu, Hristiyanlaştırma misyonunun bir aleti olarak kullandığını açıkça belirtmekten kaçınmamıştır.” (360).
“Bu yüzden Yahudiler, kilisenin diyalog yaklaşımına daima şüphe ile bakmışlardır” (s. 361).
Papalık kapsayıcı yaklaşımı benimsemekle beraber “Hristiyanlığın tek gerçek kurtuluş dini olduğu iddiasından vazgeçmemiştir. Diyalogun, Hristiyan öğretisi çerçevesinde ‘kurtuluş diyalogu’ olduğunu açıklayan Papalık Dinler Arası Diyalog Konsili, Hristiyan mesajının diğer kültürler içinde enkarnasyonu (diğer kültürlerin bünyesine sokularak hayat bulması ve yayılması) anlamına gelen enkültürasyonu teşvik etmiştir” (s.363).
Yukarıdaki alıntılar, papalığın diyalogdan maksadının misyonerlik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ben de ilk yazımda (bu yazının başına da koyduğum kısımda), “2. Biri diğerini ikna ederek kendi inancına ve hayat tarzına insan kazanmak” ifadesiyle bu maksada yer vermiştim.
Hristiyanlığın vazgeçemeyeceği vazifelerinden biri misyonerlik; yani bütün insanları Hristiyanlaştırmak için çaba göstermektir ve bunu da asırlardan beri yapmaktadır. Buna rağmen Müslümanlar onlarla diyalog içinde olmuşlar, “Hristiyanları Müslümanlaştırmak” amacı da dahil birçok maksatlarla biraraya gelip görüşmüş, tartışmış, ortak bazı işler tutmuşlardır. Bugün yurt dışında yaşayan dindaşlarımız yoğun bir misyonerlik taarruzu karşısında bulunuyorlar ve oradaki din rehberlerimiz çeşitli maksatlarla Hristiyan din adamlarıyla bir araya geliyor, diyaloglar yapıyorlar.
Bu noktada önemli olan kırmızı çizgilere dikkat etmek, dengeyi bozmamak, kâr zarar hesabını iyi yapmaktır; eğer bu çeşit diyalog İslam’ın ve Müslümanların menfaatine değil, zararına olursa zinhar ondan uzak durmaktır.
Müslümanlar, “Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere” diyaloga girmezler, kendi davalarının şuurlu bir “misyoneri: davetçisi, tarafı” olarak diyaloga girerler.
Gelecek yazıda diyalog örneklerini vermeye devam edeceğim, burada bir daha tekrar edeyim: Diyalog zorunludur, kendi duvarlarınızın içine hapsolarak tebliğ başta olmak üzere İslam’ın çağdaş temsilini gerçekleştiremezsiniz, oyunlara müdahale edemezsiniz, ama oyuna gelmemek, pirinç peşinde iken eldeki bulguru da kaybetmemek için azami titizliği göstermeniz de ayrı bir vecîbedir.
7 Ocak 2005
Cuma
