Su-i zan edip isabet etmektense hüsn-ü zan edip yanılmayı tercih ederim..(M.F.G) İşte Bütün Mesele Bu
Yazan: gerçekler Ağustos 16, 2007
| Tevazu ve Hüsn-ü zan” : BİRBİRİMİZE KARŞI İHMAL ETTİĞİMİZ EN BÜYÜK VAZİFE |
| Yazar Ramazan Kerpeten | |
Günümüzde birçok tarihi hasletlerimiz perdelendi. Bazen müslümanlar arasında birbirine karşı kibirli ve suizanlı yaklaşımlara şahit olabiliyoruz. Sanki kendimiz, kusursuzluğun, mükemmelliğin mihengiymişiz gibi; bir çırpıda kardeşlerimiz hakkında hükümler veriyor, hayalimizdeki darağacında asıveriyoruz. Halbuki, müslüman müslümana karşı hüsnü zanna memurken.. ve halbuki mayasını karan din büyüklerinde bu tavır esas iken.. İşte iki din büyüğümüzden örnek bir yaklaşım; bir topluluğun yaptığı davranış hakkında art niyet arayışına girmeye temayülü olanlara ve de hepimize ibretli bir hadise:
Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. (O zamanlar dergâhlar aynı zamanda “aşevi” fonksiyonu da görüyordu.)
Durumu Hacı Bektaş-ı Veli’ye anlatır, ama o büyük zât: “helal değildir” diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevî dergâhına gider ve aynı durumu Hz. Mevlana’ya anlatır. Hz.Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Bunun üzerine o adam; “aynı şeyi Hacı Bektaş-ı Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu” söyler ve Hz. Mevlana’ya bunun sebebini sorar. Bunun üzerine Hz. Mevlana şöyle der: Bu tavır ve duruş karşısında adam üşenmez, kalkar, Hacı Bektaş Dergâhı’na gider ve Hacı Bektaş Veli’ye; “Hz. Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini” söyleyip, bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar. Hacı Bektaş Hazretleri de şöyle der: Şimdi bu hadiseyi günümüz ortamında değerlendirecek olursak; Bir müslüman şahıs ya da bir topluluk, buna benzer bir hadise ile muhatap olsa… Kim bilir belki de, birbirini tekfirle suçlamalara kadar bile gidilebilirdi mesele..! Günümüzün bazı üzücü misallerini gördükten sonra..! Neydi o zaman eskilerin farkı? Bir kere onlar birer tevazu âbidesiydi. Herkesi, husussan da Hak yolunda hizmet eden herkesi kendisinden yüksek görüyor ve de onlara karşı tam bir tevazu ve hacalet içinde bulunuyorlardı.. Dolayısıyla da, başkalarının yaptıklarına ve sözlerine hep hüsnü zan ediyor, yapılanlarda bir hikmet arıyorlardı… Temennimiz; hepimizin de –bir inanan olarak- böyle “olmamız gerektiği gibi” olabilmemiz.. |


Eylül 12, 2007 4:19 pm
Bu güzel siteniz için tebrikler.. Duygu - düşüncelerimizi paylaşmanızdan dolayı da teşekkürlerimi sunuyorum.. Allah kolaylık versin..