Efendimiz(SAV)’min Tebliğ Mektubları ile bugün Papa’ya gönderilen Mektubların içerik farkı nedendir?
Yazan: gerçekler Ağustos 14, 2007
| Yazar Dr. Emin Şimşek | |
SORU : Efendimiz (SAV) ‘min gayri müslimlere gönderdiği Tebliğ Davetli mektublar ile Bediüzzaman Hazretlerinin ve Fethullah Gülen Hocaefendinin Papa’ya yazdıkları mektublar arasındaki yaklaşım farkını neye bağlamalıyız ?
EL-Cevab :
Efendimiz (SAV) ‘min , gayri müslimlere yazdığı Mektublar , İslamın yeni nazil olduğu bir dönem olması itibari ile doğrudan Tebliğ içerikli mesajlardan oluştuğu doğrudur ! İslam tanınmamaktadır ve bilinmemektedir , dolaysıyla İslam’ın Resulu (SAV) doğrudan tebliğ yöntemi ile İslamı temsil etmekte ve tanıtmaktadır !
Asrımızda ise , başta Fethullah Gülen Hocaefendi ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin , yazmış oldukları Mektublara baktığımızda , İslamı aynı Efendimiz (SAV) ‘min yaptığı üzere doğrudan Tebliğ etmek yerine , öncelikle Yanlış tanıtılan İslamın , müntesiblerini dilenmeye mahkum eden , barbar ve terörist bir Din olarak algılanan İslam’ın , doğru tanıtılmasına yönelik mesajlar içeren mektublar yazdıklarına şahit olmaktayız ! Mesela , Üstad Bediüzzaman Hazretleri , 1950 yılında , Zülfikar adlı Risaleyi Vatikan’a Roma’daki Papa’ya (Papa XII. Pius ) gönderdiğinde , yazmış olduğu mektubunda kısaca: “Biz Allah’a inananlar küfre karşı beraberiz..” diyerek (1) , Tevhid esaslı Allah inancına vurgu yapan bir mesaj göndermekle yani ; Ali İmran Suresi 64.cü Ayet-i Kerimedeki :” Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz.” yaklaşımına uygun bir tarzda, mutlak Küfre karşı Allah’a inanların (hernekadar onlar vasıflarında yanılmış olsalar bile) birlikte hareket etmelerini beyan etmiş ve ilk defa Diyalog zeminini Ferdi planda başlatan kişi olmuştur .(2) Benzer bir ifadeyi Fethullah Gülen Hocaefendidede görmek mümkün:
“İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam’ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır……Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.” (3) diyerek , yine Bediüzzaman Hazretlerinin çizgisinde bir Mektub göndermeyi uygun görmüştür ! Şayet , her iki Hak Dostuda , Efendimiz (SAV) min yaptığı üzere , doğrudan tebliğ içeren bir mesaj göndermiş olsalardı , Muhatablarınca yanlış bilinen/algılanan bir Dine davet edilme şeklinde algılanma riskine binaen , öncelikle Diyalog ekseninde , Doğru İslamın Temsil edilerek dolaylı yoldan Tebliğ yöntemini benimsediklerine şahit olmaktayız ! Efendimiz (SAV) ile Günümüz Dünyasındaki Davet içerikli mektubların Niyet noktasında aynı , lakin içerik noktasında farklı olmasının en başlıca nedeni bu olsa gerek ! Madem Ameller Niyetlere göredir , ve Niyetleri sorgulamak sadece Allah’a mahsustur , o zaman bize düşen inşallah bu eksende Din-i Mübin-i İslama Hizmet etmek olmalıdır !
|

SORU :
Mülazım adana demiş
Siz bana islamdan başka din gösterin ben diyaloğunu yapayım! Ayet diyor “Allah katında tek din islamdır” diyaloğu uyduranlar bir kılıfa sokmak isteyenler diyor “olurmu canım hristiyanlık var musevilik var,,uzlaşalım”..Allah size hidayet etsin… Taviz vermeyin Allah aşkına.. öyle bir peygamber anlatıyorsunuz ki millete durmadan elini öptürmüş,Mekke’den çıkmamış durmadan kabe de namaz kılmış,durmadan oruç tutmuş..bize bu gün Efendimiz’i(Sav)anlatmak isteyenler O’nun sadece ahlaki yönünü güzel davranışlarını anlatıyorlar.. uyutmayın kardeşim milleti aynı Peygamber’in(Sav) elinden kılınç düşmemiştir!!küfre karşı savaşılır diyalog kurulmaz iyi anlayın ayetleri hadisleri.. siyeri iyi öğrenin!Küfre “gel Lailahe illallah de kurtul” denir mektup yazacaksan da bunu yazacaksın… madem Efendimiz Muhammed Mustafa(sav)’i örnek alıyorsun aynı içerikili mektub yaz davet et, tebliğ et..
gerçekler demiş
Selamun aleyküm kardeşim
İslami camiada Diyaloğu destekleyen ve bu vesile ile doğru İslamın tanıtılacağına inananlar olduğu kadar , Diyaloğu bir Hıristiyanlaştırma , İslam’dan taviz verme , İslam dışındaki bazı dinleri Hak Din olarak kabul etme şeklinde algılayanlarda vardır.
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi bir makalesinde Diyaloğa karşı çıkan 3 zümreden bahsederken günümüz Hariciler, Karmatileri ve Anarşistleri demişti. Bunlara ilave olarak birde Diyaloğu hakkıyla bilmeden , dezenformasyondan kaynaklanan , konuya tam vakıf olmadığı halde “acaba İslam’a zarar verebilirmi ?” mülahazası ile endişe duyan samimi kardeşlerimizinde olduğunu görmekteyiz. Bu insanlar , Diyalog Hizmetlerinin içinde olmadıklarından , Diyaloğa biraz mesafeli durmakta ve kendilerince haklı endişelere kapılabilmektedirler.
Halbuki , “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz “ hükmünce , hayatını İslam ve Kur’ana adamış , 30 yıllık Cami Kürsülerinde Hak aşkından gözü yaşlı bir vaizin önderliğinde ve gözetiminde sürdürülen Diyalog Hizmetlerinin İslam’a zarar vermesi mümkün olsaydı , acaba hayatını Küfre karşı mücadeleye adamış , Erzurumda ilk defa “Kominizme karşı mücadele derneğini “ kurmuş bu gözü yaşlı Vaiz bu denli Diyaloğu teşvik edermiydi ?
Hak din islamdır tabirine gelince
Bilmeyenler İçin Gerçekten iyi bir yanıltma fakat din nedir önce onu bilmek lazım din kabaca bir tabir ypmak gerekirse insanların inandığı onların hayatını düzene sokan yaşam biçimleri veyahut kurallardır yani hristiyanlık müslümanlıkz yahudilik budizm birer dindir….değilmi şimdi
İfade şayet “Hak dinler arası Diyalog” olsaydı ayete göre bir itirazın olabilirdi dinen uygunsuz olduğundan itiraz edilebilirdi Ancak , İslam Fıkhında “Dinler” denince , 3 şekilde bir tasnif söz konusu olmaktadır :
1-) Hak din ,semavi din (İslam)
2-) Aslı bozulmuş dinler (Hırsitiyanlık , Yahudilik gibi asılları semavi olmakla beraber günümüzda tahrif olmuş dinler)
3-) Batıl dinler (asılları itibariyle de semavi olmayan Budism , Mecusilik gibi dinler)
Dolaysıyla “Dinlerarası Diyalog” tabiri ile “Allah katında tek din İslamdir” Hakikatı birbiri ile çelişmemektedir.
Ayrıca yazının bir bölümünde allahın bize hidayet vermesinden ve allah aşkına taviz vermememiz gerektiğinden bahsetmişin.Öncelikle duanıza amin rabbim inşalah hidayetini arttırsın üzerimizde taviz verme konusuna geldiğimizde bana verilmiş bir taviz gösterebilirmisin islam esasları çerçevesinde???bunlar sırf laf olsun diye söylenen diyaloğun ne olduğunu bilmeyen insanların yaptıkları yorumlardır lüfen kardeşim bunlara kanmayalım
Peygamber efendimizin elinden kılıç hiç düşmemiştir ve küfre karşı savaşılır iddianıza gelince sizler bizleri hidisleri doğru anlamaya çağırmışsın ama asıl bunu benim sana tavsiye temem gerekecek o hadisler nasıl değerlendirlir şartlar nasıl göz önüne alınır cihad ne demektir bunları öğrenmeni tavsiye ederimd aha öncede böyle bir yazı yayınlamıştırk
http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/05/bediuzzamana-gore-asrimizda-cihad-kilicla-mi-olmalidir/
incelersen sevinirim
son idiana gelince öncelikle hocaefendinin yazdığı mektubu ve sitemizde peygamber efendimizin yazdığı mektuplarla aralarındaki farklar bölümünü okursan sevinirim la ilahe illallah de kurtul meselesinde ise tamamen iftiradır böyle bir iddia da ispat gerektirir.
gerçekler için
http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/07/muhammederresulullah-demeyen-cennete-girermi/
bir an önce gerçeği bulmanız dileğiyle
saygılarımızla
PIRLANTA YÖNETİMİ
ensar demiş
ALINTI
Üstad Bediüzzaman Hazretleri , 1950 yılında , Zülfikar adlı Risaleyi Vatikan’a Roma’daki Papa’ya (Papa XII. Pius ) gönderdiğinde , yazmış olduğu mektubunda kısaca:…….“Biz Allah’a inananlar küfre karşı beraberiz..”…….diyerek (1) , Tevhid esaslı Allah inancına vurgu yapan bir mesaj göndermekle yani ; Ali İmran Suresi 64.cü Ayet-i Kerimedeki :” Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz.” yaklaşımına uygun bir tarzda, mutlak Küfre karşı Allah’a inanların (hernekadar onlar vasıflarında yanılmış olsalar bile) birlikte hareket etmelerini beyan etmiş ve ilk defa Diyalog zeminini Ferdi planda başlatan kişi olmuştur .
SORU 1
“Biz Allah’a inananlar küfre karşı beraberiz..” bu laf kufur ve allaha muhalefet degilmidir? allahin kafir dedigine sen kafir dir ama mutlak degil diyebilirmisin .. boyle bir dusunce kuranin neresinde var? allah resulu dahil hic bir sahabesi yada dort halife yada mezhep imamlarindan boyle bir gorus yada davranis varmidir ?
“Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı beğendim.” (Maide: 3)
“Kim İslâm dininden başka bir din ararsa, onunki katiyyen kabul edilmeyecek ve o ahirette kaybedenlerden olacaktır.” (Âl-i imran: 85)
“Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i imran:19)
size once resulu ekremden ornek vereyim once allahin resulu hic bir zaman allaha inanan musriklere siz allaha inaniyorsunuz (hernekadar onlar vasıflarında yanılmış olsalar bile)diyerek , gelin atesetapan mecusilere karsi beraber olalim dememistir .. sunnette buna benzer hic bir sey bulamasiniz
birakin sadece allah inandiklari icin diyalog kurmayi hz ali ra allaha inanan resulun peygamberligine sehadet eden namaz kilan ama islami bazi unsurlariyla bozan haricilere karsi savasmistir .. hz ebu bekir ra da ayni keza allaha inanan, peygamberimize inanan kendilerine muslumanim diyen namazi kilan fakat zekati veremek istemeyenlere karsi namazla zekatin arasini acanla savasirim diyip savasmistir ..
islamin neresinden “Biz Allah’a inananlar küfre karşı beraberiz..” boyle bir yazi cikiyor lutfen yazin insallah ve lutfen link vermeyin ve said nursi veya fetullah in goruslerinide yazmayin ama islamin kitabi kuran ve resulunun sunnetinden yada dort halifeden yada sahabeden yada dort imamlarimizdan delil getirebilirsiniz ..
selametle
gerçekler demiş
SORU 1
“Biz Allah’a inananlar küfre karşı beraberiz..” bu laf kufur ve allaha muhalefet degilmidir? allahin kafir dedigine sen kafir dir ama mutlak degil diyebilirmisin .. boyle bir dusunce kuranin neresinde var? allah resulu dahil hic bir sahabesi yada dort halife yada mezhep imamlarindan boyle bir gorus yada davranis varmidir ?
Elcevap 1:
“Hattâ, hadis-i sahihle, âhirzamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur’ân ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları” (20. Lema)
Yukarıda geçen ittifak kavramı; iki dinin müntesipleri arasındaki; beşeri,askeri, ticari, siyasi ve sosyal ilişkişer anlamındadırki; İfadeyi doğru bir şekilde anlamak gerekmektedir.Yoksa sizin anladığınız ve kast ettiğiniz gibi Hak din islam iken diğer dinleri hak olarak kabul etme onların dinleriyle dini açıdan birleşme söz konusu değildir zaten olamazda.Verdiğiniz Örneklerde ise duurumlar bambaşkadır bunu sitemizin günümüzde cihat kılıçla mı olmalıdır şeklindeki bölümde inceledik bir zahmet okuyunuz.
Soru 2:
islamin neresinden “Biz Allah’a inananlar küfre karşı beraberiz..” boyle bir yazi cikiyor lutfen yazin insallah ve lutfen link vermeyin ve said nursi veya fetullah in goruslerinide yazmayin ama islamin kitabi kuran ve resulunun sunnetinden yada dort halifeden yada sahabeden yada dort imamlarimizdan delil getirebilirsiniz ..
Küfre karşı beraberiz kelimesinden kastın ne olduğundan bahsettik gelelim peygaber efendimiz dönemine
Gerçeği arayan, fakat ideal inanç sistemini ve onu sergileyen örnek insanları bulamadığından içine kapanıp kalan ve çareyi sefahatte ve inançsızlıkta bulan günümüz batı toplumu ancak diyalog sonunda gerçeklerle tanışabilir ve İslama kavuşabilirler.
Allah Resulüne (asm.) yapılan şu İlâhî hitap, günümüzde de aynen geçerliğini korumaktadır. “De ki, “Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda ortak bir kelimeye gelin: Allah’tan başka bir mâbud tanımayalım. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da bazımız bazımızı Rab edinmesin.”(Âl-i İmran, 64)
Şimdi şöyle bir düşünelim:
Teslis inancı, günümüzde de Hıristiyan aleminde hâlâ hüküm sürmüyor mu? Bu inanç, “Allah’tan başkalarını mabud tanımak, Ona ortak koşmak” manasına gelmiyor mu? Hastalık devam ettiğine göre, Peygamber Efendimize yapılan bu davet emri, günümüz Müslümanlarını da ehl-i kitapla görüşmeler yapmaya çağırmış olmuyor mu?
Bu konuda İslâm tarihinde ibret alacağımız nice örnekler vardır. Bizzat Allah Resulünün (asm.) iki uygulamasını nakletmekle yetinelim:
Birincisi, Hudeybiye barışıdır. Bu barış, müşriklerle gerçekleştirilmiş ve tarihçilerin ifadesine göre bu barıştan sonra Müslüman olanların sayısı öncekilerin iki katı kadar olmuştur.
İkinci örnek, Peygamber Efendimizin Medine’ye teşriflerinden sonra, hem Hıristiyanlarla, hem de Yahudilerle anlaşmalar yapmasıdır. Allah Resulü (asm.) bu anlaşmalara sadık kalmış, barışı bozanlar karşı taraf olmuştur.
Her iki anlaşmanın ortak yanı şudur: Müslümanlar gerek o devirde, gerek ondan sonraki dönemlerde, hak din olan İslâm’ı muhtaçlara tebliğ etmek için daima barıştan yana, diyalogdan, huzurdan, asayişten yana olmuşlar ve bunun meyvesini de almışlardır.
Nur Külliyatından diyalog çalışmalarına ışık tutacak iki önemli mesajı aktarmak istiyorum:
Birisi bizzat Peygamber Efendimizin bir haberini bize ulaştıran şu ifadeler: “Hadis-i sahihle, âhir zamanda Îsevîlerin hakiki dindarları ehl-i Kur’an ile ittifak edip müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi….” ( Lem’alar, 151)
Bir ittifaktan söz ediliyor; Îsevîlerin hakiki dindarları ile Müslümanlar arasında gerçekleşecek bir işbirliği haber veriliyor.
İkinci mesaj:
“Nasraniyet, ya intifa ya ıstıfa bulacak. İslam’a karşı teslim olup terk-i silah edecek.” ( Sözler, 703)
Hıristiyanlığın ya tamamen söneceği, yahut teslis ve benzeri yanlışlıklardan temizlenerek İslam’a teslim olacağı haber veriliyor. Bunun gerçekleşmesi için de diyalog şart değil mi?
Son söz:
Müslüman, içine kapalı bir insan değildir. Kur’an-ı Kerim’de “en hayırlı ümmet” olduğumuz haber verilirken, bunun gerekçesi de “doğruyu ve güzeli başkalarına anlatmamız ve onları yanlışlardan ve yasaklardan men etmemiz” şeklinde ortaya konulmuştur. Bütün peygamberlerin ortak yolu, Allah’ın kullarını irşat etmek, onları küfürden, şirkten ve isyandan kurtarmağa çalışmaktır.
Şimdi iç alemimize dönelim ve kendimizle şöyle bir hesaplaşalım:
“Acaba ben İslâm’ın nurundan mahrum kalan insanlara acıyıp onları kurtarmaya mı çalışıyorum; yoksa onları, hayatlarına son vererek, cehenneme göndermeğe fırsat mı kolluyorum? Eğer nefsim bu ikinciden yana ise, demek ki ben “Peygamberlerin ortak çizgisinden sapma durumundayım.” Kendime gelmeli ve görevimi iyi şekilde belirleyip ona göre çalışmalıyım.
Bir doktorun hastaya değil hastalığa düşman olması gibi, Peygamberimiz de şirke düşmandı, ama müşriklere acıyor ve onları kurtarmaya çalışıyordu. Acaba, ben, sevgili peygamberimin bu sünnetine hangi ölçüde uyum gösteriyorum?
Cenab-ı Hakk’ın rahmetinden ümidimiz odur ki, böyle bir iç muhasebe ve diyalog, bizi gündemdeki diyalog konusunda da en isabetli karara götürecektir.