PIRLANTA

Konuşan Yalnızca Hakikatlerdir

06 Aug 2007 için Arşiv

Beyan dergisinin, diyalog konusunda Bediüzzaman ile çelişkileri

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Yazar Dr. Emin Şimşek   
ÖNSÖZMahmut Ustaosmanoğlu Hazretleri (Mahmut Efendi Hazretleri) Allah’ın sevgili Dostlarından büyük bir Kutub’tur. İnanıyoruzki, kendilerinin Himmet ve Duaları sayesinde,Ümmeti Muhammedin dünyadaki mağduriyet ve mazlumiyeti olması gerekenden daha az tecelli etmekte ve İslam adına gösterdiğimiz gevşeklik ve tenbelliğe istinaden, belki başımıza taşlar yağması İlah-i adaletin bir gereği olmasına karşın, Mahmut Efendi ve diğer tüm Hak Dostlarının yüzü suyu hürmetine Allah Rahman ve Tevvab isimlerinin tecelli ettirerek, bu musibetleri hafifletmektedir.Beyan Dergisi, Mahmut Efendi Cemaatinin Resmi bir Dergisi olmamakla beraber, bahse konu cemaatin hocaları tarafından çıkarılmakta ve genel anlamda çok müstefid yazılar yayınlamaktadır. Lakin, 2004 yılından bu yana herhalde tam olarak anlaşılmadığından dolayı, Dinlerarası Diyalog faaliyetleri aleyhinde yazılar yayınlayarak, sanki bahse konu Mahmut Efendi cemaati ile muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin önderliğini yaptığı Gönüllüler Hareketi arasında bir münakaşa varmış izlenimi vermektedirler!

Halbuki, daha geçen sene, İsmail Büyükçelebi Abi ile beraber birkaç kişi Mahmut Efendiyi ziyarete geliyorlar ve Mahmud Efendiye: ‘Efendim; Hocamıza sizin selamınızı arz ettiğimizde hüzünleniyor, gözleri doluyor. Size çok selamları var. Dualarınızı bekliyor. Sizden sizi hatırlatacak bir hatıra bekliyor ‘ diyorlar. Mahmut Efendi de mübarek başından takkesini çıkarıp veriyor. (Geçen sene Afyonda Abdulhak Hocanın (Mahmut Efendinin önceki ders istiharecisi) yaptığı Ege Bölgesi Hocalar Toplantısında da anlatıldığını muhterem bir kardeşimiz anlatmıştı.)

Zaten Hak Dostları, herzaman birbirlerine hürmette kusur etmez, dualarında biribirlerini ihmal etmezler,aynı bu örnekte görüldüğü üzere!

Peki tüm bu Hakikatlere rağmen, Beyan Dergisi, uhuvveti zedelemeye matuf bu yayınları ısrarla sürdürerek, konunun muhatabları ile Diyalog kurup, anlamakta zorlandıkları hususları has dairede paylaşmak yerine neden acaba Diyalogsuzluğu tercih edip, avam önünde, yanlış anlaşılmalara sebebiyet verme pahasına bu yayınları yapmaktadırlar?

Yazı kategorisi: Dinler Arasi Dİyalog Hakkında Yazılar, Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları, Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: , , , | 2 Yorum »

Soru-cevap şeklinde “diyalog” üzerine hasbihal

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Yazar Dr. Emin Şimşek   

 Advertisement

Soru : Neden “Diyalog”?
Cevab : İslam’ın doğru temsil edilmesine vesile olduğu için.
Soru : Yani tebliğ etmek değil….
Cevab : En güzel tebliğ, temsil ile olanıdır! Temsil etmeniz için de önce diyalog kurmanız gerekmektedir. Diyalog ile yapılan temsil, güven verirse işte o zaman tebliğ yapmış olursunuz!
Soru : Ama Kur’an “Hak Din İslam’dır” (Ali İmran ,2/19) diyor .
Cevab : Aksini iddia eden olmadı zaten…

Soru : Yalnız, Diyalog ile Hristiyanlık ve Yahudilik meşru gibi gösterilmiş olunmuyor mu?
Cevab : Diyalog ile aslında İslam meşrulaşmış oluyor! Dünyada İslam dini, barbar bir din, terörist bir din, mensublarını sefalete mahkum eden bir din gibi takdim edilmiştir. Diyalog bu vesile ile bunu tekzib etmiştir….
Soru : Bu soruma cevab değildi…
Cevab : Hrsitiyanlığın ve Yahudiliğin aslılları da haktır! Bu noktadan onlar zaten meşrûdur. Lâkin günümüz Hristiyanlığını ve Yahudiliğini “tahrif edilmiş” kabul ettiğimizi zaten biliyorlar…
Soru : Şimdi, “Dinlerarası Diyalog “ tabiri ile diğer dinler meşrulaşmış olmuyor mu sizce?
Cevab : Şayet “hak dinler arası diyalog” denmiş olsaydı , o zaman haklı olabilirdiniz. Lâkin dinler deyince, malum hak ve batıl olarak tasnif edilmektedir.
Soru : Yani?
Cevab : Hak din İslam ile diğer (batıl) dinler arası diyalog …
Soru : Onların nazarında kendileri hak bizler batıl değil miyiz ?
Cevab : Olabilir, her din mensubu bu konuya kendi açısından bakabilir, biz kendi açımızdan bakıp ona göre yorumlamalıyız . Sizin, onların bakışına göre bizi yargılamanız , ilmi bir yaklaşım içermez.
Soru : Ama İbrahimî dinler diyorsunuz….
Cevab : Yukarıda kısmen dile getirmiştik, Hrsitiyanlıkta, Yahudilikte  hatta Hz. Zülküf’e (as) geldiği tezi günümüzde daha çok kabullenilen Budizm’de asılları itibari ile Hz.İbrahim’in (as) tevhid esaslı dini üzerine gelmişlerdir.
Soru : Fakat bugün asılları üzerine değiller, ayrıca İslam geldikten sonra onlar nesh olmadı mı?
Cevab : Evet hem tahrif hem nesh olmuşlardır bu doğru.
Soru : O halde neden Hz.İbrahim’in dini? Yani Hz.Muhammed’in (sav) dini değil ? Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar | Etiketler: , , | 2 Yorum »

New York Emniyet Müdürü :”Çocuğum Olsa Türk Okuluna Gönderirim”

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

New York Emniyet Müdürü Raymond Kelly, New York’taki ilk Türk okulu olan Brooklyn Amity’yi ziyaret etti. New York Eyaleti 2007 Bilim Olimpiyatları’nda 28 madalya kazanan okula kutlama ziyaretinde bulunan Raymond Kelly, okul hakkında çok olumlu şeyler duyduğunu, bizzat gelip görmek istediğini ifade etti.

KELLY OKULU KUTLADI

Kelly, okulu ve öğrencileri gösterdikleri üstün başarıdan dolayı kutladı. Türkiye’de İstanbul ve Antalya’ya gittiğini ve hayran kaldığını belirten Kelly, en kısa zamanda yeniden gitmeyi çok istediğini bildirdi. 8.2 milyon insanın yaşadığı New York kentinin şu anda tarihinin en düşük suç oranına sahip olduğunu ifade eden Kelly, bundan dolayı polis teşkilatı mensuplarına teşekkür etti.

TÜRK OKULLARI ÇOK ÜNLÜ

Kelly, okulun başarısını nasıl değerlendirdiği sorusuna, ”Benim çocuklarım okul çağını çoktan geçti, ancak eğer yaşları uygun olsaydı bu okula gelmelerini isterdim” yanıtını verdi. 02.06.2007

Yazı kategorisi: Türk Okulları | Etiketler: , | » yorum bırak;

Bediüzzaman’a göre bir Hristiyan şehit olur mu?

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007


SORU: Bediüzzaman, şirke girmemiş, fakat zulümle ölmüş Hıristiyanların bir nevi şehid olduklarını söylemektedir  ve Allah’ın Rahmeti’nin her şeyi kuşattığını beyan etmektedir.

Yazarın bu sözü dindeki dört delile [Kur’ana, sünnete, icmaya ve kıyas-ı fukahaya] aykırıdır. Şirke girmemiş Hıristiyan = Müslüman bir kâfir anlamındadır. Kâfirse Müslüman denmez, Müslümansa kâfir denmez. Bu söz, necasete [pisliğe], temiz necaset demeye benzer. Yani temiz necaset denmez, temiz ise, o zaman necaset değildir. Hıristiyan gayri müslimdir, kâfirdir. Her kâfir şirke girmiştir. Şirke girmemiş olana gayri müslim veya Hıristiyan denmez, o Müslümandır. Şirke girerse kâfir olur. Bediüzzamanın bu cümlesi Ehl-i Sünnet velcemaat anlayışına terstir.

El-Cevab:

Şimdi, müsadenizle Bediüzzamandan alıntı yaptığınız, Kastamonu Lahikası 79. sayfasındaki bu yazının tamamına bir göz atalım. Ona göre yorumlayalım:

(Gayet ehemmiyetlidir)

1.Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden bîçârelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Risale-i Nur Da Diyalog, Risale-i Nurdan Damlalar, Soru-Cevap | Etiketler: , | » yorum bırak;

“Kafirlere ve münafıklara sert davran” (Tevbe:73) nedemek ?

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

SORU: Ayet-i Kerime sert davranın derken, siz neden hoşgörü diyorsunuz?

“Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münâfıklarla cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne kötüdür! ” (Tevbe: 73) 

El- Cevab:

Kur’an-ı Kerimde bir Ayet-i Celileyi Tefsir ederken, Tefsir Alimleri, Siyak ve sibak bütünlüğünü kendilerine esas alırlar ! Yani, bir hususu tefsir ederken, bütün Ayeti Kerimelerde bu konu ile ilgili çerçeve tesbit edildikten sonra, gerçek anlamı ortaya çıkarılır !

Evet, bu Ayet-i Kerime açık bir ifade ile Kafir ve Münafıklara “Sert” davranmayı öğütlerken,başka Ayet-i Kerimelerde ise;

1-) Hz.Musa (AS) ‘yı, Firavun gibi Kendisini –haşa- İlahlaştıran büyük bir Kafire gönderirken: “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” (Taha, 44) demektedir.

2-) Efendimiz (SAV) ‘e Uhud Savaşı ve sonrasında hitab ederken, Efendimiz (SAV) ‘min yanında yer almayan, onun emir ve tavsiyelerini yerine getirmeyen hem Münafık hemde İmanları Tahkiki seviyede olmayanlar için: “Sen yalnızca Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer katı yürekli biri olsaydın kesinlikle etrafından dağılıp gitmişlerdi.’ (Ali İmran, 159) demektedir.

3-) Yine Efendimiz (SAV) için: ‘Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet etmeyi ” (Nahl, 16/125) vaz etmektedir.

4-) Allah’ın Ayetlerini inkar eden ve Efendimiz (SAV) ‘i yalanlayanlar için: “Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et.” (Hicr, 85) demektedir.

5-) Hz.İbrahim’in (AS) Babasının Allah düşmanı olduğu vehyedilince, artık babası için tevbe etmediğini belirten Ayet-i Kerime, Hz.İbrahim (AS) mı bize tanıtırken ‘Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.’ (Tevbe,114) demektedir.

Yani, Kur’anı Kerim bazı yerlerde Kafirler hakkında sert davranmaktan bahsederken, yine bazı Ayet-i Kerimelerine “yumuşak” ve “bağışlayıcı” davranmaktan, “güzel muamele” etmekten bahsetmesi, bahse konu “sert” davranma fiilinin bütün kafirleri kapsamadığını göstermektedir. O zaman hangi Kafir’e karşı “sert” hangisine karşı “yumuşak ve bağışlayıcı” davranacağız sorusu akla gelmektedir. Bunada yine Kur’an cevab veriyor:

A) ‘Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden, dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin.’ (Maide:58)

B) ‘ İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak, en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: ‘Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim İlâhımız da, sizin İlâhınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.’ (Ankebut,46)

C) ‘Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever.’ (Mümtehina, 8)

Ayetleri bu Dengeyi vaaz ediyor ve diyorki:

Müslümanlarla Zulmeden, Alaya alan, savaşan ve İslam’a açıktan düşmanlığını ilan eden Kafir ve Münafıklara “SERT“ ol, diğerleri ile en güzel yoldan, “yumuşak ve musamaha yolu ile” yani İslamı sevdirerek Tebliğ etme yolunu açık tut! Umulurki, bu şekilde İslam’ın güzelliklerine şahit olurlar ve İman ile müşerreflenirler!

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: , , , | » yorum bırak;

Kur’an’da,Yahudi ve Hrsitiyanlar hakkında geçen sert ifadeler!

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Soru: Fethullah Gülen Hocaefendinin  ”Kuranı Kerimde hristiyan ve yahudiler hakkında kullanılan ifadelerin çok sert olduğu söylenir.Geçmiş dönemlerde bazı hristiyan ve yahudilerin apaçık gerçek karşısında gösterdikleri inat ayak diretme ve düşmanlığı ifade için kuranın kullandığı üslup her zamanki hristiyan ve yahudiler için de kullanılacak diye bir şart ve mecburiyet olamaz.Bu tür ayetlerde sübutu katiyye arandığı gibi delaleti katiyye de aranmalıdır.Yani bu ayetlerin kuran ayetleri olduğu kesindir.Fakat o ayetlerin ilk günden bu yana bütün hristiyan ve yahudileri içine aldığı kesin değildir.Kanatime göre hadiseleri kendi tarihsellikleri içinde ele almalı, yani her hadiseyi kendi şartları ve konumu içinde değerlendirmeli ve bu günkü davranışlarımızda da bu günkü tavırları esas almalıyız.” (M.Fethullah Gülen – Fasıldan Fasıla-4 )

cümlesi, Ehl-i Sünnet anlayışına terstir. O günün Ehl-i Kitabı ile bugünün Ehl-i Kitabı diye birşey nasıl olabilir?

El-CEVAB:
Kur’an-ı Kerim’de, Yahudi ve Hristiyanlar (Kafirler) hakkında sert ifadeler olduğu kadar, onlara karşı

1- Ehl-i Kitabın hepsinin bir olmadığını, içlerinde gecenin bir vaktinde secdeye kapanıp Allah’ın Ayetlerini okuyanların varlığından bahsetmesi (Ali İmran, 3/113)

2- Ehl-i Kitab ile aramızda Ortak olan bir Kelimeye, yani “Allah” ‘tan başkasına kulluk etmeyeye bir davetin olması (Ali imran, 3/64)

3- İçlerinde Emanete ihanet etmeyenlerininde olduğundan övgü ile bahsetmesi (Ali İmran, 3/113) Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: , , , , , | 1 Yorum »

Diyalog Karşıtlarının ‘Kuran ve Sünnet’noktasındaki Çelişkileri

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

 

 

Diyalog Karşıtlarının ‘Kuran ve Sünnet’noktasındaki Çelişkileri

SORU (1)

‘Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.’(Maide,51)

Ayeti Kerimesi acaba bütün Hristiyan ve Yahudilerimi kast etmektedir? Yoksa, zulüm eden, müslümanları ezmek isteyen Ehl-i Kitabı mı?

Bakınız Elmalı hamdi Yazır Tefsiri bu Ayeti kerime için ne diyor:

‘Özetle onları dost olur sanıp da yakın dostlarınız gibi sıkı fıkı beraberliklere dalmayınız, tuzaklarına düşmeyiniz, isteklerine iştirak etmeyiniz. Görülüyor ki ‘Yahudiler ve hıristiyanlara dostlar olmayınız’ buyurulmamış, ‘Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyiniz’ buyurulmuştur. Çünkü ‘Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez.’ (Mümtehine, 60/ buyurulmuştur. Şu halde müminler yahudi ve hıristiyanlara iyilik etmekten,dostluk yapmaktan, onlara âmir olmaktan yasaklanmış ve men edilmiş değil, onları dost edinmekten, yardaklık etmekten yasaklanmışlardır.’

Şayet, sizin dediğiniz anlam çıksa idi, yani her hrsitiyan ve her yahudi ile düşman olunması gerekse idi, o zaman, Kuranı Kerim neden Ehl-i Kitabtan kız alınmasına cevaz vermiş olurdu? (Maide,5) ve onların yemeklerinin yenmesini helal atfederdi? (Maide,5) .

Sizin mantığınıza göre, ehl-i Kitab ile dost olmayın ama kızların alın mantığı ortaya çıkarki, bu mantık ile -yüzbin defa haşa- sanki Kuranı Kerim birbiri ile çelişiyor mantığı çıkarki, aslen çelişen Bu Ayetleri bir bütün olarak değerlendirmeyen

DİALOG KARŞITLARIDIR!

SORU (2)

De ki: “Ey ehl-i kitap, sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye gelin: Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; Allah’ı bırakıp da, kimimiz kimimizi rabler de edinmesin.” (Âl-i İmrân, 64)

Bu Ayeti Kerimede İfade edilen, Ehl-i Kitab ile düşman olun ve dost olmayın mı? Eğer Niyetimiz Tebliğ ise, o zaman dost olunmadan, güven telkin edinmden nasıl Tebliğ olacakki?

Diyalog olmadan Tebliğ nasıl olur? El-kol hareketleri ile mi, veya kaş-göz hareketleri ile mi?

Sizin iddia ettiğiniz üzere, Kuran-ı Kerim, tüm Yahudi ve tüm Hristiyanları Düşman telakki etmiş olsaydı, o zaman, -yüzbin defa haşa- Kuranı Kerim bir Ayetinde hepsi ile DÜŞMAN olun derken, bir AYETİ KERİMESİNDE, Diyalog kurun ve TEBLİĞ yapın demiş olacaktıki,
-haşa- çelişen bir Kuran izlenimi ortaya çıkardı, fakat aslen Kuran HAKTIR, ÇELİŞENLE İSE KURANI BİR BÜTÜN OLARAK DEĞERLENDİRMEYEN DİALOG KARŞITLARIDIR! Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: , | » yorum bırak;

Kur’an Talebesi ve Dava Adamı Nasıl Olunur?

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

 

İman ve Kur’an davasının büyük hizmetkârlarından ve bütün hayatını Üstad’a ve Risale-i Nurlara hizmet için feda eden ve Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle:

“Zübeyr bana merhum biraderzadem Abdurrahman yerine ve Ceylan merhum biraderzadem Fuad bedeline verilmiş diye manevî ihtar aldım.” (Şualar s.535)

“Hakikî fedakâr Zübeyr, en lüzumlu ve hizmete şiddet-i ihtiyacım zamanında buraya imdadıma geldi.” (Emirdağ Lâhikası s.15)

İltifatlarına mazhar olan Nur Mesleğinin sembol isimlerinden merhum Zübeyir Ağabeyin bugüne kadar pek fazla bilinmeyen; Kur’an talebesi ve dava adamı nasıl olunduğu hakkında yazdığı, fedakârlık örneği bir mektubunu ibret için yayınlıyoruz…

“Aziz, Muhterem Kardeşim…

Mademki İslam’ın her derdine razı olduğunu bildiriyorsun, bu müjdenle bize aşk ve şevk ve­riyorsun, O halde iyi dinle:

VAZİFEN, dikenler arasında güller toplayacaksın. Ayağın çıplaktır, batacak. Elin açıktır, ısı­racak. BUNA SEVİNECEKSİN.

Firavunlar kucağında büyüyen çocuk Musa’ları safına alacaksın. Aldığın için dövecekler. Ko­nuştuğun için zindana koyacaklar, SEVİNECEKSİN.

Çöllere sürülürsen kanınla ağaç yetiştireceksin. Kutuplara sürülürsen ısınla sebze yetiştireceksin. Yeşilliği sevmeyenler olacak. Yakacaklar, yıkacaklar. Sen bunu SABIRLA SEYREDECEKSİN.

Karanlık zindanlara salarlarsa, ışık; paslı vicdanları görürsen, ümit; imansız kalplere rast­lar­san NUR vereceksin. Sen verdiğin için suç, sen getirdiğin için ceza, sen konuştuğun için mah­kûm olacaksın. Ve buna ŞÜKREDECEKSİN.

Anadan, yardan, serden ayrılacaksın. Candan, gönülden Kur’ân’a sarılacaksın. Damla iken deniz, nefes iken tayfun olacaksın. Derdini yazmak için derini kâğıt, kanını mürekkep edecek­sin. Kimse ile görüştürmezlerse, mecnun olup çöllere düşeceksin. Leylâ arar gibi NUR arayan­ları bulacaksın. Bulamazsan üzülmeyeceksin.

MAKAMLAR, SERVETLER verirlerse, NEFSİNİ UNUTACAKSIN.

Yalan, iftira, çamur fırtınasına tutulursan, HİSSİYATINI TERK EDECEKSİN… önünde demirden set yaparlarsa, dişinle deleceksin. Dağları toptan oymak gerekirse, iğne ile oyacaksın Unutma! nerede olursan ol; küfrün ve cehlin ta temelini çürüteceksin.Bir gün Kur’an etrafın­daki surların yıkıldığım görürsen; hemen kemiklerini taş, etlerini harç, kanını da su edeceksin. Etrafına ilimden, irfandan, faziletten, ahlâktan kaleler dikeceksin. Kaleler, fedailer ister. Nasıl, nasıl sende içinde fedai olacak mısın?

Bu mektubu okuyunca, Mesnevi’yi okuyan Yunus Emre gibi “Uzun olmuş” diyeceksin. O’­nun gibi ben olsa idim: “Ete, kemiğe bürünürdüm.Yunus diye görünürdüm” derdim dediği gibi, sen de ne lüzum vardı uzun uzun saymaya, kısaca “KUR’AN TALEBESİ OLACAKSIN” deseydin yeterdi, diyeceksin. Haklısın. Zira, İslâm yoluna giren; bilir ki, bu yol kıldan ince, kı­lıçtan keskindir. Her kişinin değil, er kişinin yoludur.

Seni bütün ruhu canımla kucaklar, gözlerinden öper, dualarına mukabele eder, Allah’ın rı­zası dairesinde buluşmak üzere mektubuma son verirken, dalalete düşen din kardeşlerimin, kı­sa bir zamanda sizin gibi hidayete ermelerini Cenab-ı Vacib-ül Vücud olan Hazret-i Allah’tan niyaz eylerim… Amin…

(Merhum) ZÜBEYİR GÜNDÜZALP

Yazı kategorisi: Risale-i Nurdan Damlalar, İslami Yazılar | Etiketler: , | » yorum bırak;

Adamlar İster

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

 Bediüzzaman Said Nursi

 

ADAMLAR İSTER!
Sadakatte kene gibi, metanette çam dağı gibi, sabırda güçsüzlüğüne rağmen azimle çalışan kaplumbağa gibi olacak adamlar ister bu hizmet!
Gerekirse anadan yardan diyardan vazgeçecek ve vazgeçmişliğini bile düşünmeyecek adamlar ister bu hizmet!
Rızayı ilahi dışında hiçbir şey düşünmeyen’’O razı olsa tüm dünya küsse ehemmiyeti yok’’düşüncesini kendine düstur eden ‘’Acaba o benden razı oldu mu? Düşüncesini bastıran,(yok eden demiyorum nefis öldürülemediği gibi nefsin istediği davranışlarda bastırılır. Bu yüzden nefisle mücahedeye büyük cihad denilir ya!)adamlar ister bu hizmet!
Çile çektikçe ‘’hel min mezid’’yani daha yok mu? Diyen, her çileyi bir terakki vesilesi bulan ve musibette dahi sabır içinde şükreden adamlar ister bu hizmet!
‘’Hizmetin gecesi gündüzü yok ‘’diyen, her an nerede bulunması gerekirse orada bulunmayı hayati vazife addeden ,’’benim bildiğim Zübeyir başıda gitse derse katılır’’diyen üstadına talebe olmaya layık adamlar ister bu hizmet!
‘’Her an davamı nasıl anlatırım’’Düşüncesiyle durmadan koşuşturan ‘’of’’bile demeyen. Ki demeye vakti bile olamayacak adamlar ister bu hizmet!
Rahmetli Nazım gökçek ağabeyin dediği gibi ‘’Bul yol aşk ve çile yoludur’’Diyen adamlar ister bu hizmet! Hizmette yüz adım ileri ücrette yüz adım geri giden adamlar ister bu hizmet!
Nefsine binip at gibi koşturan Kur’an ahlakıyla ahlaklanan nebiye benzeyen adamlar ister bu hizmet!.. Sahabelerin isar hasletini yaşayan bu asırda iman hizmetiyle asrısaadeti andıran Ehlisüffe gibi terki dünya eden has adamlarda ister bu hizmet!
Dava aşkında, çilede sadakatte metanette feragatte fedakârlıkta adeta birbiriyle yarışan adamlar ister bu hizmet!… Ömrünü daha çok hizmet yapabilecek arkadaşlarına adayabilecek kadar fedakârlık yapan adamlar ister bu hizmet!…
H.D.
NurTalebesi
Selame ve dua ile…

Yazı kategorisi: Yazıları Ve Şiirleri, İslami Yazılar | Etiketler: | » yorum bırak;

Çay Tiryakileri (Hizmete Koşucaz)

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

 Ne olursa olsun…Hizmete gideceğiz….

 

ÇAY TİRYAKİLERİ

Ey Rabbimiz! yaratmışsın dünyayı dahi iki,
İlkinin gayesi ise İslâmdan başka ne ki?
Arkamızdan bağırsalar, -Bunlar delinin teki!
Onlara gül atar atmaz, Hizmete gideceğiz..

Zekeriyya kulun gibi testereyle kesseler,
Münadiniz bilal gibi kayalarla ezseler,
Mayınları ve dağları engel diye dizseler,
Bir tekmede iter itmez, Hizmete gideceğiz..

Biz asa-yı Musa olup denizleri yararak,
Bir Heraklit darbesiyle zincirleri kırarak,
Biz, İbrahim dostun gibi kâbeleri kurarak,
Namazları kılar kılmaz, Hizmete gideceğiz..

Katmak için bu hizmete pâk sineli bayları,
Ekip kurup hanesinde içeceğiz çayları,
Atmış günlü yaşayarak, otuz günlük ayları,
Demlikte çay biter bitmez, Hizmete gideceğiz..

Dünya bizi bağlayamaz, ne mamelek ne para,
Deseler ki baban ölmüş, bu günler size kara,
Göz yaşı ve dualarla indirince mezara,
Üzerini örter örtmez, Hizmete gideceğiz..

Geceleri birkaç yerde çay sohbeti kurarak,
İman dolu heybeleri sırtımıza vurarak,
Yine neden gidiyorsun baba?, diye sorarak,
Ağlayanı öper öpmez, Hizmete gideceğiz..

Bu gün durma günü değil, terler aksa enseden,
Bir deri-bir kemik kalsa içimizde her beden,
Yorgunluğu ve yeteri kaldırarak Türkçeden,
Üçbeş lokma yutar yutmaz, Hizmete gideceğiz…

Durduracak sebep midir, tufan veya zelzele?
Ne yolların yarılması, ne gafilden velvele,
Şartlar aman vermesede, çektik mi bir besmele,
Kollar kanat tutar tutmaz, Hizmete gideceğiz..

Döküp döküp saçacağız, kimin var ise nesi,
Ancak böyle değerlenir bir ömür sermayesi,
Koşuşmaktan kesilirse birimizin nefesi,
Sırtımıza atar atmaz, Hizmete gideceğiz..

Denizlerden öte yerde kalmışsa birileri,
Oraya dek götürürüz, iman denen cevheri,
Ezanlarla çınlayınca dünyamızın her yeri,
Uzaya göz diker dikmez, Hizmete gideceğiz..

Ey Rabbimiz! biz kulların varsa hizmette payı,
Huzuruna geleceğiz, bekleriz madalyayı,
Zaten bizim muradımız yanında içmek çayı,
Bardakta çay tüter tütmez, Artık gitmeyeceğiz…

Şehit Namzeti

Yazı kategorisi: Multimedya, Yazıları Ve Şiirleri | Etiketler: | » yorum bırak;

Müthiş Bir Tefekkür UZAYDAN ATOMA … (mutlaka İzleyin)

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Cenab-ı Hakk’ın kudretinin ne kadar geniş olduğunun boyutlar arası bu görüntüden anlamamız gerek…

Yorumsuz Buyrun İzleyin Yorum Sizin

http://www.saidnur.com/vecize/resimler.html

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: | » yorum bırak;

Polemik Değil, Diyalog

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Diyalog tartışmaları, diyaloğun mümkün ve gerekli olduğunu, hatta bunun dinlerin yapısı gereği zorunluluk olduğunu Active Imagedüşünenlerden; diyalog girişimini misyoner emellerinin aracı olarak görüp ihanet olarak niteleyenlere ve son olarak da bu faaliyetlere çeşitli kayıtlarla fakat olumlu yaklaşanlara kadar geniş bir yelpazede taraflara sahip. Bu konuda bir ortak nokta bulmak amacıyla yapılan tartışmalar zaman zaman bir hayli yoğun ve hararetli oluyor. Kimi bir ayetten yola çıkıyor; kimi bir örnekten, kimi de bir cümleden hatta bir kelimeden hareketle konu hakkında hüküm verip, yargıda bulunuyor. Ancak belki de konuşması gerekenlerin, ilahiyatçı bilim adamlarının sesleri pek duyulmuyordu. Bu yüzden henüz kamunun nezdinde diyaloğun ne olduğuna dair netleşmiş bir kanaat oluşabilmiş değil. Toplum, günün gereklerine karşı, yeni uyum ve çözüm yolları geliştirme sorumluluğuyla; tarihsel korkular ve yargıların oluşturduğu belirsizlik arasında kararsız bir durumda.

İşte bu kitap, diyaloğu, tarihsel süreçten bugüne kadar, hem teori, hem pratik üzerinden araştıran yazıları içeriyor. Diyaloğu, kutsal metinler, metinler arası farklılıklar ve benzeşmeler, ortaklıklar, tarihî vesikalar ve bütün bunların yanında günümüzün çeşitli handikapları üzerinden okuyan bu çalışma, tartışmaların “Polemik Değil, Diyalog” olarak gerçekleşmesi yolunda önemli bir katkı sağlayacaktır.

Yazı kategorisi: Haberler | Etiketler: , | » yorum bırak;

Afrika’da Türk Okulları – 2

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Müslüman, Hindu ve Hıristiyan aynı sırada okuyorUçağımız Joburg’a indiğinde heyecanlıydım. Çok değil, daha 13 yıl öncesine kadar ırk ayrımı rejiminin yürürlükte olduğu bir ülkeye ayak basıyordum. Irk ayrımını sona erdiren, bu uğurda 27 yıl hapis yatan Nelson Mandela, Joburg’da doğmuş, orada büyümüştü.

Üstelik Joburg yalnız Mandela’nın yurdu da değildi. Dünyanın en büyük demokrasisi Hindistan’ın kurucu lideri Mahatma Gandhi, sömürgeciliğe karşı verdiği mücadelede (pasif direnme anlamına gelen) “Satyagraha” yöntemini Güney Afrika’da yaşayan Hintlilerin vatandaşlık hakları adına ilk kez 11 Eylül 1906′da, Joburg’da düzenlediği kitle gösterisinde uygulamıştı.

 

 
 
Kenya çok dinli ve çok dilli bir ülke. Nairobi Light Acdemy İlköğretim Okulu’nda bir katolik bir Protestan, bir Hindu ve bir Müslüman aynı sırada birlikte ders görüyorlar. Light Academy’nin inşa halindeki, üç katlı yeni binasını görmeye gittik. İnşaata 10 gün önce başlayan Antalyalı müteahhit Mustafa Hakçıl Bey, yerel bir malzeme olan kesme taştan ördüğü binayı toplam 120 günde bitirmeye kararlıydı. Yüksek gümrük vergileri olmasa Türk işadamlarının Kenya’da çok iş yapabileceklerini, Ankara’nın bu sorunu halletmeye çalışması gerektiğini söyledi. Okulun genç mimarı, 1993′te ODTÜ’den mezun olan ve gayet iyi Türkçe konuşan Kenyalı Abdürrezzak Varfa ile sohbet ettik. İslam Kalkınma Bankası bursuyla Türkiye’de okuyan Varfa, şimdilerde Kenya üniversitelerinde 28 Türk öğrencinin okuduğunu, yılda ortalama 3 bin dolar ücret ödediklerini anlattı. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Türk Okulları | Etiketler: , | 1 Yorum »

Afrika’da Türk Okulları -1

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Yazar Şahin Alpay   
‘Afrika’da, okumazsan ölürsün’Türk okullarını ziyaret etmek üzere Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın davetlisi olarak bir grup akademisyen ve gazeteciyle birlikte, 26 Ocak-2 Şubat 2007 tarihleri arasında Kenya ve Güney Afrika cumhuriyetlerini kapsayan bir geziye katıldım. Türkiye ile bulundukları ülkeler arasında barış köprüleri kuran Türk okulları açısından son on yılın en önemli gelişmesi, bunlara belki en çok ihtiyaç duyulan siyah Afrika’daki gelişmesi. Bugün Afrika’nın otuz kadar ülkesinde elliden fazla Türk okulu hizmet veriyor. Zaman okurlarının, bu gezide gerek Afrika’nın içinde bulunduğu koşullarla, gerekse oradaki Türk okullarının verdikleri hizmetlerle ilgili olarak yaptığım gözlemleri ilginç bulacaklarını umuyorum.

28 Ocak akşamı Johannesburg’daki Türk lisesi, Horizon International High School ya da Türkçe adıyla Uluslararası Ufuk Lisesi’nin modern ve pırıl pırıl binasındayız. Giriş kapısının üzerindeki levhada “The hand of friendship has no colour/Dostluğun rengi yoktur” yazıyor. Toplantı salonuna alınıyoruz. Okul müdürü, ODTÜ Matematik Bölümü mezunu, çakı gibi bir genç adam olan Gürtuğ Yalvaç, biz Türkiye’den gelen konuklara okul hakkında brifing veriyor. Sözlerini Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ırk ayrımını sona erdiren, bu uğurda 27 yıl hapis yatan efsane lider Nelson Mandela’dan bir alıntıyla tamamlıyor: “Dünyayı değiştirmek için en güçlü silah, eğitimdir…” Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Türk Okulları | Etiketler: , | » yorum bırak;

Hocaefendinin Filistin ve Ümmet-i Muhammed’in mazlumiyeti için sarf ettiği beyanları varmıdır ?

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Yazar Dr. Emin Şimşek   
Soru : Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Filistin veya Ümmet-i Muhammed’in mazlumiyeti  için sarf ettiği beyanları varmıdır ? Hayatlarını İslam ve Kur’ana endekslemiş her Hak Dostu gibi , muhterem Hocaefendide Ümmet-i Muhammedin mağduriyeti , mahkumiyeti ve mazlumiyeti ile ilgili ızdırab ve üzüntüsünü seccadesi dışında zaman zaman sohbetlerde de dile getirmiş, getirmekle yetinmemiş çözüm önerilerinide sunmuştur. Konu ile alakalı 3-4 Sohbetinden bazı alıntılar :Şekerle beraber bir de kalp hastalığı olunca ve bunlara bazı diğer rahatsızlıklarım da eklenince gerçekten çok hırpalanıyor, cesedimi, ruhumun sırtında bir yük gibi taşımak zorunda kalıyorum. Ama her şeye rağmen Allah’a sonsuz şükrediyorum. Dünyanın dört bir yanındaki insanların, mesela Filistinlilerin çektiği ızdırapları düşününce kendi dertlerimi unutuyorum. Tanklar, bombalar altında ezilen mazlumların iniltileri bazen kendi kalp atışlarımı duymama mani oluyor. (1)

Şu anda dahi, ayyuka yükselen zulümleriyle bu gaddar dünya, bir kere daha gerçek kimliğini ortaya koydu ama, keşke bize de bir şeyler anlatabilseydi! Saraybosna kan revan.. Karabağ, Azerbaycan feryat u figân.. Keşmir alev alev.. Somali istismar ağında inim inim.. Sudan baskı altında.. Filistin kaynayan bir kazan.. Ve bu koskoca âlemde çektiren dinsiz ve hıristiyan, çeken de Müslüman.. ne acı ki, bu bile bir şey anlatmıyor bize…(2)

İçimizde millet fertlerinin birbirlerine karşı davranışları böyle olduğu gibi, dünkü târihî berâberliğimizin bedelini ödeyen vesâyemizde bulunmanın âh u efgânını yaşayan mazlum ve mağdur milletlere karşı da aynı olmuştur: Saraybosna’dan Somali’ye, Karabağ’dan Filistin’e, çok geniş bir dâirede, soydaşlarımızın cesetleri kan seylapları önünde sürüklenirken.. ırz çiğnenip nâmus pâyimâl olurken.. Güneydoğu’da eşkiyâ haysiyetimize tükürüp gezerken.. Kıbrıs’ta ezelî hasımlarımız tarafından iki ayağımız bir ‘kab’a sıkıştırılırken, biz, behîmî hislerimizi yaşamış, keyfimize bakmış, deliler gibi çalıp-çığırıp oynamış ve bir hıristiyan gecesinde televizyon kanallarıyla evlerimizin içine levsiyat akıtmadan utanmamışızdır. (3)
Şimdilerin zulmü, gadri, tecavüzü, tasallutu ise, perdesiz, hâilsiz, mümâşâtsız, açıktan açığa ve mazlumun, mağdurun gözünün içine bakıla bakıla icrâ ediliyor. Buna ister hakkın kuvvete yenik düşmesi, isterse kuvvetin çılgınlığı, hak ve hikmet bilmezliği densin, netice değişmez.. geçmişte beş-altı asırda işlenmiş bütün cinayetlerin, yıkılan hânumânların, harâb olan umranların, bilmem kaç katının, şu beş-altı seneye sıkıştırıldığını ürpererek müşâhede etmedik mi? Saray-Bosna’dan Cezayir’e, Habeşistan’dan Suriye’ye, Filistin’den Asya Stepleri’ne kadar çok geniş bir dairede, yıllardan beri görüp duyduğumuz vahşet değil de ya nedir.? Ve, daha kim bilir ne kadar yerde duyulmayan ne kadar zâlim “Hay Hu”yu ve mazlum çığlıkları inleyip duruyor..?

Yeryüzünün gerçek mirasçıları dünya muvâzenesindeki yerlerini alacakları güne kadar bu fırtınaların dineceğini ve bu âh u efgânın kesileceğini beklemek beyhûde olsa gerek. Evet, belki zaman zaman bu vahşetlere sebebiyet veren sâikler, piyonlar değişebilir ama kat’iyyen anarşi dinmez ve terör bütünüyle bertaraf edilemez; çünkü bunların arkasında dünyayı idare eden güçler var. Dün Yunanla, Bulgarla, Ermeniyle, Slavla her yerde kargaşa çıkarıp başımıza gâile açanlar, şimdi de Sırplıyla, PKK ile, Ermeniyle, Nusayriyle, Râfıziyle aynı şeyi yapıyorlar.. ve vazgeçeceğe de benzemiyorlar. (4)
 
 
(1) Hüseyin Gülerce, Zaman, 16.05.2002
(2) M.Fethullah Gülen , Sızıntı, Ocak 1994, Cilt 15, Sayı 180
(3) M.Fethullah Gülen ,Sızıntı, Şubat 1993, Cilt 15, Sayı 169
(4) M.Fethullah Gülen ,Sızıntı, Ekim 1992, Cilt 14, Sayı 165

 

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , | » yorum bırak;

HOCAEFENDİ VE KADIN İDARECİ HUSUSUNDA ATILAN BİR İFTİRAYA CEVAPTIR

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

İFTİRA…..

Kadın İdareci:

Başka bir beyanında ise:
“Kadınlardan idareci olmasının hiçbir sakıncası yoktur.” demiş.

Bu beyanları ile Allah ve Resulü’nün hükümlerine karşı gelmiştir.

Zira Âyet-i kerime’de:
“Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neden nehyettiyse ondan sakının.” buyuruluyor. (Haşr: 7) “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” buyuruluyor. (Âl-i imran: 31)

Hadis-i şerif’te:
“Sizden hiç birinizin arzuları benim tebliğ ettiğim esasa uymadıkça gerçek mânâda iman etmiş olmaz.” (En-nevevi, Erbâin: 41) buyuruluyorken ve kadın idareci hakkında, “Mukadderatını bir kadının eline veren millet felah bulmaz.” buyuruluyor. (Buhari 1660, Megazi 82, Fiten 18, Tirmizi fiten 75, Nesai Kada: 8, Ahmed bin Hanbel 5743, 51, 38, 47)
Bu İslâm dinine göre böyledir. Eğer Allah’a iman ediyorsak, Resul’üne tâbi isek, onların beyanı Âyet-i kerimeler ve Hadis-i şerif’lerde böyle buyurulmaktadır. Bunun tersini söylemek ve savunmak Allah ve Resul’üne karşı gelmek demektir. Bu da açık bir küfürdür. O kendi kurduğu nurculuk dinine göre kendi nefis putuna dayanarak zanla konuşuyor, Allah ve Resul’ünün hükümlerine karşı geliyor.

“Kadınlardan idareci olur.” demek, bunca Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’i inkâr etmektir…

CEVABIMIZ…

Bahse konu Hadisi Şerifin tümü incelendiğinde , Hadisin Kisranın kızının Kraliçe olması dolaysıyla hususi söylendiğini, yoksa genele şamil olmadığını görmekteyiz :  

Resulullah (sav) ‘dan işitmiş olduğum bir kelimenin Cemel Vak’ası sırasında Allah’ın izni ile faydasını gördüm. Şöyle ki bir ara, neredeyse ashab-ı Cemel’e katılarak onların yanında yer alıp savaşmaya karar vermiştim. Hemen, Resulullah (sav) ‘ın, ‘İranlıların başına Kisra’nın kızı kraliçe oldu’ diye haber geldiği zaman (söylemiş olduğu sözü hatırladım ve onlara katılmaktan vazgeçtim. O zaman Efendimiz: ‘İşlerini kadına tevdi eden bir kavm felah bulmayacaktır’ demiş idi. (Tirmizi’de şu ziyade gelmiştir: ‘Hz. Aişe Basra’ya geldiği zaman bunu hatırladım. Bu söz sayesinde Allah beni muhafaza etti’) (Buhari, Fiten 17, Megazi 82; Tirmizi, Fiten 75, (2263): Nesai, Kudat 8 (8, 227)

Evet , Kisranın kızı Kraliçe olmuş ve Efendimiz (SAV) buyurduğu üzere, Kisranın Kızının Saltanıta iflah bulmayıp, Hz.Ömer döneminde fethedilmiştir.Efendimiz (SAV) ’in Mucizevi beyanı burdada tahakkuk etmiştir.Ayrıca Kur’an-ı Kerimde Neml Suresinde geçen Hz.Süleyman (AS)’mın kıssasında , Sebe hükümdarı Belkıs için onun Hükümdarlığını eleştiren bir noktaya temasın olmamasıda bu hususu teyid etmektedir.

Netice olarak , bu kadının idareci olamıyacağı anlamına gelmez! Hatta Hanefi Fıkhında kadın, kadı bile olabilir. Çünkü kadınlar , belki bazı meseleleri hemcinsleri bir hakime daha rahat anlatırlar.

 

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , | 1 Yorum »

Hocaefendinin Amerika aleyhinde beyanı var mı ?

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Yazar Dr. Emin Şimşek   
 Soru : Hocaefendinin dünya’da müslümanlara zulmeden ülkeler (Amerika – İsrail gibi) aleyhinde sarf ettiği açık bir beyanına rastlayamıyoruz. Bu hususu nasıl anlamalıyız ?

El-cevab : Basiret ve feraset sahibleri hiçbir zaman “slogan müslümanı” değil , “icraat müslümanı” olmayı kendilerine hedef seçmişlerdir.

Dünya’da ilk kan akıtan Adem(AS) ‘mın oğlu Kabil aynı zamanda da ilk zalimdir. Habil , kardeşi  Kabil’in kendisini öldüreceğini sezdiği bir sırada:”… Yemin ederim ki, sen beni öldürmek için el kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana el kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.Ben isterim ki sen, kendi günahınla beraber benim günahımı da yüklenesin de cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası işte budur!”(Maide:28-29) diyerek kardeşine nasihat ederek onu vazgeçirmeyi , zorluklar karşısında sabır mükafatını istemiştir.  

 Müslümanlardan zulüm nerede olursa olsun ona karşı mücadele etmeleri bir vecibedir. Ancak böyle bir mücadele daha kötü bir adaletsizlikle ve de Müslümanların aleyhine sonuçlanmamalıdır. Şayet bu konuda bir güç dengeniz yoksa Kur’an bir alternatif sunmaktadır: “Sabır ve dua”. İnsanlar zalimler tarafından eziyete uğrayıp alaya alınırlarsa, sabırlı olmaları gerekmektedir ve sabırlarından ötürü mükafatlarını alacaklardır (Sure 23/107–111). Bu kişilerin mükâfatları sabır ve metanet şartlarına dayanır; zira “Allah sabredenlerle beraberdir,” ayeti mü’minler için geçilmez bir kale olur. Sabretme , oturup miskin miskin beklemek değildir ; Zalim’in oyununa gelmeden onunla hesaplaşacağı ana kadar temkin ve tedbiri elden bırakmıyarak denge unsuru haline gelmek için ilmi – maddi ve manevi güçlenmektir. Efendmiz (S.A.V), “En güzel hayır, zalim bir kral önünde söylenen doğru bir kelimedir,” mealindeki hadisin “Kötülüğü en iyi şekilde sav.” (Sure 23/96) ayetine muvafık düşmesi elzemdir.  O halde hadisi anlarken , Zalime karşı söylenecek doğru söz , usulune , mevsimine ve denge unsuruna göre hareket etme anlamı taşır. Nitekim yine Efendmiz (SAV) ‘min “Bir haksızlığı el ile düzeltme,bu mümkün değilse dil ile düzeltme, buda mümkün değilse kalben buğz ederek kınama “ prensibi bizi bu konuda aydınlatmaktadır.

Dünya’da Müslümanlara zulmeden , onlara hayat hakkı tanımayan Zalim ülke yöneticilerini  bilmeyen yoktur herhalde. Şahsen bu konuda o ülke halkının tamamını değil , bahse konu ülke yönetimlerinin baz alınması daha doğru düşmektedir. Çünkü bazen halkın %50-60 ı savaşa veya işgale karşı olabilmektedir. Bahse konu ülkeleri veya Liderlerini tel’in ederek sık sık telaffuz emek , onlar aleyhinde yürüyerek sloganlar atmak ,onların Bayraklarını yakmak bugüne kadar bir şey kazandırmadığı gibi bundan sonrada Müslümanlar adına ciddi bir şey kazandırmayacaktır ! Buları yapmak denge unsuru hale gelmek demek değildir.

Buna isnaden Hocaefendi , bahse konu Denge unsuru olma adına yaptığı ve teşvik ettiği güzel Hizmetlerin yanında , zalimleri ve günümüz firavunlarını bazen ismen bazende ima yol ile anlatmayı tercih ettiğine şahit olmaktayız. Avrupa’nın zalimleri , Asya’nın münafıkları , Amerika’nın yanlışları gibi …Bunlardan birkaç eleştiriyi inceliyelim : Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , | » yorum bırak;

Hocaefendi Tesettür Tefferruattır Demiş Midir????

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

İFTİRA…..

 

Fethullah Gülen, basın yayın organlarıyla yaptığı röportajlar ve verdiği beyanlarla (Fetullah Gülen İslâm dini’ne aykırı bu beyanatları 23-28 Ocak 1995 tarihleri arasında Hürriyet Gazetesi’nde ve 23-30 Ocak 1995 tarihleri arasında Sabah Gazetesi’nde yayınlanan röportajlarında vermiştir.), kendi dinini ilân etmiş, İslâm dininin hükümlerine karşı gelmiştir.

Tesettür:
Kadınların başlarını örtmesi iman meselesi ölçüsünde önem arzetmez. Allah’a karşı kulluk, umumi manada kulluk ölçüsünde önem arzetmez bunlar. Teferruata ait meseledir. Nitekim, Allah’a iman meselesi Mekke’de Efendimize tebliğ edilmiş, namaz meselesi orada bize farz kılınmış, daha sonra da zekât bize farz kılınmış. Ama tesettür meselesine gelince biraz farklı. Zannediyorum Peygamberliğin 16. ve 17. senesinde müslüman kadınların başları açıktır. Temel meseleler varken, teferruatla uğraşılmamalı.

CEVABIMIZ

Hocaefendi, hiçbir Yazısında Beyanında tesettürün farz olmadığını, Allah’ın bir emri olmadığını söylemiş değildir ! “tesettür furuattır” cümlesi eksik aktarılmış bir cümledir aslı şu şekildedir:

‘İman esasları yanında Tesettür furuattır ‘

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Hocaefendi Şahsına Atılan İftiralara Cevaplar | Etiketler: , , | » yorum bırak;

Ahirzamanda Hz.İbrahim’in(AS) dinine mazhar bir hareket: Risale-i Nur

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Yazar Dr. Emin Şimşek   
                                     Soru : Kur’an-ı Kerim , Efendimiz (SAV) ‘min Ehl-i Kitaba karşı bir söz beyan ederken” İbrahim’in (AS) Dinine iletildiğini” söylemesinin istenmesindeki hikmet nedir ? Bu yaklaşımın günümüze bakan yönü varmıdır?

Kur’an-ı Kerim , Peygamber Efendimiz‘in (SAV) Ehl-i Kitab’a karşı hitab ederken şu uslubu kullanmasını tavsiye etmektedir:

-Ya Muhammed(SAV) – De ki:“Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” (En’am, 161)

-Ya Muhammed(SAV) – De ki: “Allah doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” (Ali İmran,95 )

-Ya Muhammed (SAV) – De ki: “Hayır, hakka yönelen İbrahim’in dinine uyarız. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” (Bakara:135)

Ayet-i Kerimelerde geçen ve “İbrahim’in (AS) dinine” yapılan vurgu , elbette önem arz etmektedir. Tefsir Kitablarının ittifaken beyan ettikleri üzere , İbrahim(AS) ‘mın Dini ile kast edilen mana “Hanif Din” yani “Tevhid esaslı” dindir. Efendimiz (SAV) bir Hadis-i Şeriflerinde buyurduğu üzere : “Peyamberler anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir.”(1)  Madem , Hz.Adem’den (AS) Peygamber Efendimiz ‘e (SAV) kadar ki tüm Peygamberlerin dinleri birdir , ve Tevhid esaslıdır , o halde hangi hikmete binaen Hz.İbrahim (AS) ‘mın dinine bir vurgu yapılmıştır ?  Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dinler Arasi Dİyalog Hakkında Yazılar, Dinler Arası Dİyalog Çalışmaları, Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: , | » yorum bırak;

Kur’an-ı Kerim “Sünnet-i Seniyye’ye” uymayı emrediyor

Yazan: gerçekler Ağustos 6, 2007

Yazar Dr. Emin Şimşek   
                                                     İslamın Ana kaynağı olan Kur’anı Kerim, birçok Ayeti Kerimesinde Peygamberimizin uygulamalarına vurgu yapıyor, ve İslamın bir bütün olarak yaşanabilmesi açısından, Peygamberimizin(SAV) uygulamalarının olmazsa olmaz olduğunu beyan ediyor:                                                      
1-) “(Farz, vâcib, sünnet, müstehab, âdâb adına) Resûl size ne getirmişse onu alın ve sizi neden menediyorsa, ondan da kaçının”(Haşr,59/7)

Âyette geçen ve meçhul şey ifade eden “ me’ ism-i mevsûlüyle ister vahy-i metlûv adına Kur’ân olsun, isterse vahy-i gayr-i metlûv adına kudsî hadîs ve hadîs olsun, Resûl’ün getirip tebliğ ettiği her şeyi, “ fe ” edatıyla da, bunlara behemehal ittiba ve itaatin vacib olduğunu ortaya koyuyordu. Aynı şekilde, ister Kur’an yoluyla, isterse içtihadları, yorumları ve tefsirleriyle Allah Resûlü’nün nehyettiği her şeyden de kaçınılması gerektiği sarâhatini veriyordu ki, âyetin devamında: “Allah’tan korkun! ” diyerek, bunun bir takvâ meselesi olduğunu ve kılı kırk yaran bir hassasiyetle görülüp gözetilmesi gerektiğini hatırlatıyordu. Sahâbe bunu çok iyi anlıyor ve Resûlullah’ın her sözüne, her fiil ve takrîrine uymakla takvânın kazanılabileceğini, yani Allah’ın vikayesine girilebileceğini düşünüyor ve hayatını hep O’nun vesayetinde sürdürüyordu. Zaten, âyetin sonu ki: “Şüphesiz, Allah’ın ikâbı çok şiddetlidir” tehdidini de gündeme getirdiğinden, sahâbi gibi kurbet kadrosunun böyle bir riske girmeleri asla söz konusu olamazdı.

2-) Şüphesiz, Resûlullah’ta sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü uman ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir misâl vardır” (Ahzâb, 33/21)

Bu âyet-i nurefşanı, şu eğri büğrü yollarda, şu binbir badire içinde, şu iç içe handikaplar ağında ve gâileli yürüyüşte ancak Resûlullah’ın sünnetine temessükle sahil-i selâmete çıkılabileceğini ilân ediyor!

3-) (Ey Resulum) De ki, siz gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.(Ali İmran,2/31)

Ayeti Kerime Peygamberimize uymayı, Allah’a uyma ile eşdeğer tutmakta ve Allah’ın sevgisini kazanmada bir vesile olduğunu belirtmektedir. Bunu Kur’an, bizzat Peygamberimize bu şekilde hitab etmesini istemektedir. Ayetin sonunda, peygamberimize uyanların Affedileceği müjdesi ise, Hadsi-i Şerfilerin ve Sünnet-i Seniyyenin İslamda nedenli önem arz ettiğinin bariz bir göstergesidir.

4-) “Allah’a ve ümmî peygamber olan Resûlü’ne -ki o, Allah’a ve O’nun sözlerine inanır- iman edin ve O’na uyun ki, doğru yolu bulasınız” (A’râf/7: 158)

Ayeti Kerime, doğru yolu bulmanın Resule uymaktan geçtiğine açıktan ilan ediyor.
5-) “Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ/4: 80)

Ayeti Kerime,peygambere itaatin neden gerekli olduğunu ve itaatin zorunluluğunu ortaya koyar. Âyetler, Resûlüllah’a (s.a.s.) itaati, Allah’a itaat saymıştır.
6-) “Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.’ (En’am,6 /50)

Allah Resulu, vahy ile donanmış olduğunu Kur’an beyan etmesini istiyor!
7-) “şüphe yok ki, sen doğru yola rehberlik edersin. “ (Şu’ra, 42/52)

Efendimiz (SAV) in, doğru yolun Baş Rehberi olduğundan bahsediyor.
8-) Allah ve Resûlü bir meselede hüküm verdiği zaman inanmış bir erkek ve kadına, o meselede kendi isteklerine göre bir tercih hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlü’ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzâb/33: 36)

Allah ve Resulunun, bir meseledeki hükümlerinin aynı olduğunu ve bu konuda herhangi bir tercih lüksünün lmadığına işaret etmektedir. Tercihi seçenlerin apaçık bir sapıklık içinde olduklarına hüküm vardır!
9-) ‘Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan geri durun…’ (Haşr, 7) .

Peygamberimizin sadece önerilerini değil, aynı zamanda nehyettikleri yasaklarıda göz önünde bulundurmamızı emrediyor.

10-) Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip verdiğin hükmü içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan kabul edip ona teslim olmadıkları sürece iman etmiş olmazlar.” (Nisâ/4: 65)

İmanı, peygamberimizin hakem olarak kara verdiği konularda, kalben tasdik etmeyenlerin hakiki manada iman etmediklerine işaret ediyor.

11-) “Allah ve Resûlü’ne inanıyorsanız, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları, Allah’a ve Resûlü’ne arzediniz.” (Nisâ/4: 59)

âyeti de sünnete müracaat emrini teyid eder. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslami Yazılar | Etiketler: , , , | » yorum bırak;