PIRLANTA

Konuşan Yalnızca Hakikatlerdir

Gazeteci-Yazar Ahmet Şahin’in “Ehl-i Kitapla Âmentüde İttifakımız Var” Cümlesi Ne Anlama Geliyor?

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

(13 Mart 2005 Tarihli Pazar Sohbeti’nin Transkripsiyonu)

Hüseyin Gülerce: Şimdi efendim bu ileri geri yapılan hatalar arasında en çarpıcı olanlardan bir tanesi de 2000 yılında Şanlıurfa’da Harran’da yapılan dinler arası diyalog toplantısı sırasında bir Hıristiyan prof. ile bir Müslüman kadının nikâhının kıyıldığı iddiası var. Şimdi telefon bağlantımız var bu nikâhı kıyan imam arkadaş. Daha sonra alacaksınız. Peki o zaman Ahmet Şahin hocamın telefonu hazır mı acaba? Hazırlanıyor peki ben Abant’la ilgili sayın Ali Bulaç sizin de görüşlerinizi alayım bu çerçevede. Yani bu misyonerlik oylaması gibi yani bu tür şeyler neye izafe ediliyor sizce niye böyle bir şey oluyor?

Ali Bulaç: Eleştiri yapmak mümkün bir takım noksanlıklar eksiklikler yanlışlıklar tesbit etmek mümkün fakat insaf sınırlarını hiçbir zaman aşmamak lazım. Yani ben de ilk gününden bu Abant toplantılarının içinde oldum, ortak kararlar alındı. Ve en önemlisi merak eden zaten bunlar yayınlanıyor, bütün konuşmalar zapt ediliyor, kayıt altına alınıyor, sonra yayınlanıyor bunu kitaplar halinde de insanlar gider bakar eğer böyle bir şey varsa orada getirip önünüze koysunlar yani. İkincisi orada yani insanlar çok hassastır bazı temel değerler konusunda çok hassastır, yani hiç öyle bir şey vuku bulmadı. Bu iddia müddeiye aittir bu iddiayı da kanıtlamanın tek bir yolu vardır. Konuşmalar kayıt altına almıştır onu göstersinler. Bunları mümince davranışlar olarak görmüyorum şahsen yani insaf sınırlarını aşmamak gerekir. Çünkü önemli bir noktadır bu bir insan görüşlerini eğer Müslümanca düşünüyorsa Müslüman kimliğini öne çıkarıyorsa Kuran ve sünnete dayandırmalı. Mesela biz hocamızla bunun referanslarını gösterdik. İkincisi İslam tarihinin bir devamı olmalı bu hareket bir şey yapıyorsak üçüncüsü bu gün bizim bir ihtiyacımıza cevap vermeli. Şimdi ilk bölümde biz onun Kuran ve sünnette referanslarını göstermeye çalıştık. Yani İslam tarihinde de devamlı bir şekilde Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar arasında bir diyalog olmuştur. Yani Bağdat’ta, Şam’da, İstanbul’da, Kurtuba’da, İsfahan’da, İslam âleminin belli başlı bütün merkezlerinde bütün yerleşim birimlerinde müslümanlarla gayr-ı müslimler iç içe olmuştur. Karşılıklı alışverişler içerisinde olmuşlardır. Ticaret yapmışlardır. Ortak mekanları kullanmışlardır. Yani biz Avrupa’daki gibi biz herkesin bir getto içerisinde yaşadığını mı düşünüyoruz. Yani Yahudiler ayrı bir yerde ve asla oradan dışarı çıkmamış. Hıristiyanlar ayrı bir yerde, Müslümanlar ayrı bir yerde böyle değil. Yani hem müslümanlar kendi aralarında bir diyalog ve çoğulculuk kurmuşlardır. Bunun mesela en bariz örneklerinden bir tanesi bu gün Benî Ümeyye Camii’dir. Emevi camidir Şam’daki, dört ayrı mezhep için ayrı namaz kılma yeri vardır. Aynı anda mezhepler orada beraber namaz kılmışlardır. Diyarbakır’daki Ulu Cami iki mezhep üzere. Mardin’deki Ulu Cami iki mezhepli olarak mimarisi bile böyle kurulmuştur. İstanbul’da gidin, Tahran’a gidin, Bağdat’a gidin, Şam’a gidin görürsünüz Kahire’de cami, kilise ve havra yan yana inşa edilmiştir. Bu insanlar beraber olmuştur İslam tarihinde. Bu gün Lübnan’da, bu gün Tahran’da Kahire’de Suriye’de gayr-i müslimlerle Müslümanlar arasındaki ilişkiler son derece sıcak, son derece iç içe, çünkü orada gayr-ı müslim nüfusu çok yaygındır. Şimdi Türkiye’de gayr-i müslim sayısı çok azaldığı için bize çok garip geliyor artık. Yani 55 bin Ermeni, iki bin Rum kalmış, yirmi bin Yahudi bunlarla konuşmak garip geliyor. Halbuki İslam tarihinde bu devam ediyor son olarak da şunu söyleyeceğim Vatikan 1962–1965 de dinler arası diyalog da bir karar aldıysa çok geç kalmış. Bu 1400 sene önce biz zaten diyalog içerisinde yaşamışız ve bu gün de İslam âlemi diyalog içinde cereyan ediyor. Bu bizim geleneğimizin dinimizin bir parçası olarak var zaten yani biz sonradan bu olaya dâhil olmadık, geleneğimizin bir devamı olarak bunu sürdürüyoruz.

Hüseyin Gülerce: Burada yalnız program akışı içerisinde şunu görüyorum bu konu ile ilgili olarak misyonerlik faaliyetlerini de konuşmamız lazım fakat bağlanacağımız telefon görüşmeleri süre vermeyeceği kanaati oluştu. İsterseniz canlı yayında seyircilerimizin önünde sizlerden söz almış olalım haftaya bu programın ikincisini yapıp misyonerlik faaliyetlerini de ele alalım diyorum. İlk defa böyle canlı yayında söz alıyoruz. Harun Bey, Ali Bey, hocam peki inşallah. Haftaya bu konuya diyalog ve misyonerlik faaliyetleri konusuna devam edeceğiz. Şimdi telefon hattımızda Zaman gazetesi yazarı Sayın Ahmet Şahin hocamız var. Hocam iyi günler diliyorum.

Ahmet Şahin: Allah razı olsun sağ olun teşekkür ederim.

Hüseyin Gülerce: Sesinizi duymak çok güzel hocam bu bazı çevrelerin diyalog aleyhinde çalışmaları sırasında çok sık kullandıkları bir konu da sizin ehl-i kitapla amentü’de ittifakımız var, diye bir söz söylemeniz üzerine kurulu. Bu konu nedir hocam? Bir de sizden dinleyelim, sizin görüşünüzü alalım.

Ahmet Şahin: Efendim Ehl-i kitap diyorum bir defa inanan insanlar demektir. Kitap Allah’ın gönderdiği kitaptır. Allah’ın gönderdiği kitapların hepsinde Allah birdir, peygamber vardır, melek vardır, öldükten sonra dirilmek vardır. Allah’ın emrine uygun şekilde yaşayanlar ahirette mükâfat, isyan ederek yaşayanlar da ceza göreceklerdir diye bu hükümler vardır. Ve bu hükümler Âdem aleyhisselam’dan başlar bizim dinimize gelinceye kadar bütün semavi dinlerde ve kitaplarda tekrar tekrar ifade edilir. Dinin temelidir bunlar, dinin amentüsüdür bunlar. Hiç bir semavi din hâşâ Allah yoktur demez. Peygamber yoktur demez. Kitap yoktur demez. Melek yoktur demez. Öldükten sonra dirilme yoktur demez. Allah’a itaat edenle isyan eden aynıdır demez. Din bunlardır. Dolayısıyla ben yazımda dedim ki ehl-i kitapla biz bir araya gelebiliriz, konuşabiliriz, müştereklerimiz var. İstifade ettiğimiz noktalar var. Amentümüz var, amentüde ittifak etmeliyiz. Bunlar dinlerin amentüsüdür. Allah bir, peygamber var, melekler var, öldükten sonra dirilmek var, dünyada itaat edenler mükâfat, isyan edenler mücazat görecektir, vardır bunlar. Madem böyle temel noktalarda birlikteyiz öyleyse bir araya gelip konuşabilirsiniz. Konuşmanın adına diyalog deniyor yeni ifademizle. Diyaloğun karşısında olmayı ben akılla da nakille de bağdaştıramıyorum. Yani konuşmanın karşısında olmaz. Halbuki atasözlerimizde vardır. “İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar, hayvanlar vuruşa vuruşa uzaklaşırlar.” Biz konuşa konuşa bir araya gelmek istiyoruz. Konuşa konuşa anlaşmak istiyoruz, konuşmaktan endişemiz, korkumuz yok. Konuşursak kendi inancımızı, kendi kültürümüzü ifade ederiz. Karşıdaki insan kabul eder etmez, o bizimle ilgili değil bizim görevimiz kendimizi ifade etmek. Kendi doğrularımızı ifade etmek. Yanlış anlaşılmamızı önlemek. Bu gün dünyada bir terör vardır. Ve batı da teröristleri örnek göstererek İslam terör yetiştirmeye müsait bir din diye tebliğ ediliyor. Onları fiilen tekzip etmeye ihtiyaç vardır. O fiilen tekzip de diyalogla görüşmekle kendimizi ifade etmekle mümkün olur. Eğer konuşa konuşa bir şey anlatılamayacaksa ki öyle diyorlar. O zaman konuşmaya konuşmaya bir şey anlatın bakalım. Demek ki onlar da konuşmaya konuşmaya bir şeyler anlatmayı tebliğ biliyorlar. Onları da kendi tebliğiyle baş başa bırakmalı diye düşünüyorum.

Hüseyin Gülerce: Hocam çok teşekkür ediyoruz sağ olun siz konuya daha iyi…

Ahmet Şahin: Ben teşekkür ediyorum hatta diyorum ki bu konuşmalar bu günkü sohbet eğer gelecek pazar da devam edecekse fevkalade aydınlatıcı olmuştur. Fevkalade faydalı olmuştur. Bir CD’ye alınarak menfi CD mukabilinde aynen Türkiye’ye ve dünyaya yayılmalıdır diye düşünüyorum.

Hüseyin Gülerce: Sağ olun hocam çok teşekkür ediyoruz. Evet, Sayın Harun Tokak, Abant’la ilgili herhalde Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı başkanı olarak sizin de söyleyecekleriniz vardır.

Harun Tokak: Yani ben aslında Abant’la ilgili düşüncelerimi aktardım yani biz Abant’ın sayın Hayrettin hocamız da bunu ifade ettiler, yani Abant’ın sadece organizasyonunu gerçekleştiriyoruz yani Abant’ın bir danışma kurulu var, bir heyeti var, kimler çağırılır, neler konuşulur, nasıl konuşulur, bütün bunlara karar veriyorlar. Eğer biz vakıf olarak sizler başkanı olarak bunu çok iyi biliyorsunuz ki biz o akademik kurulun herhangi bir yanına müdahale edersek yani şu konuyu konuşacaksınız şurada hatta nerede yapacaklarına dahi onlar karar veriyorlar.

Prof. Dr. Bekir Karlığa: Bulunan iki kişi olarak.

Harun Tokak: Hem Bekir hocamız hem de Ali bey bu kurulda bulunuyorlar dolayısıyla ifade ettiler ben farklı bir şey söylemek istemiyorum bu konu ile ilgili ama gerçekten o iftira dolu metinlerde yani Abant’ın bir konsüle benzetilmesi bu Türk aydınına Türk entelektüeline yapılmış en büyük hakaretlerden birisidir. Çok mesnetsiz bir şey olarak görüyorum. Bir de bunları yapanların yani gizli gizli yapmaları ortaya çıkmamaları muhatap kabul edilecek şeyler değil bunlar, onun için bunları çok kayda değer bulmuyorum. Bu tür iftiraları yani Abant ortadadır herkes izleyebilir herkese açıktır yani. Abant bu gün olduğu yer belli, mekanı belli. Orada herkese açık ve geliyor insanlar oturuyorlar ve izliyorlar o kadar öyle bir şey katılımcılarının izleyicilerinin bir şey bulmadığı Abant’a katılmayan insanların söylediği şeyleri çok kayda değer bulmuyorum.

Ali Bulaç: Bu ilgili bu konsülle ilgili yani bizim hem dinimizde hem tarihimizde hem Şia’da, geleneğimizde dinler arası ihtiram esastır. Yani ihtiram şu demektir; Bir din mensubunun başka bir din mensublarına saygı göstermesi ve temel haklarına riayet etmesi, yani haram bir bölge vardır. Biz o haram bölgeyi çiğneyemeyiz. Şimdi siz konsül dediğiniz zaman Abant’a konsül dediğiniz zaman Hıristiyanlığa hakaret etmiş oluyorsunuz. Çünkü Hayrettin Karaman hocamın da ifade ettiği gibi onun özel bir anlamı var, katılanların da ruhanidir, özel formasyonları var. O dine mensup o dine mensup olmayan veya o hiyerarşide yer almayan insanları o konsülün içine katmak veya onlara nispet etmek o dine hakarettir. Nasıl biz mesela desek ki icmâ-ı ümmet, icmâ-ı ümmet ne demektir? Yani bizim büyük imamlarımızın, müctehidlerimizin bir araya gelip bir konuda ittifak etmesi görüş birliğine varmasıdır. Haşa bunun içerisinden işte icma-ı ümmeti işte hahamlar da bunun içine girer papazlar da bunun içine girer. Yok, efendim ateist profesörler da bunun içine girer dendiğinde nasıl biz bunu hakaret olarak telakki ediyorsak rahatsızlık duyuyorsak onlar da rahatsız olur. Bu dinler arası ki Peygamberimizin de emrettiği Peygamber Efendimizin bize öğrettiği ihtirama aykırıdır bence bundan kaçınmak lazım hoş bir şey değildir. diye söylemek istiyorum.

Bu transkripsiyonlarda konuşmacıların cümlelerinde herhangi bir düzeltme yapılmamış ve fakat gerekli yerlerde noktalama işaretleri kullanılmıştır. (fgulen.com)

4 Yanıt “Gazeteci-Yazar Ahmet Şahin’in “Ehl-i Kitapla Âmentüde İttifakımız Var” Cümlesi Ne Anlama Geliyor?”

  1. adnan demiş

    yazdıklarınıza siz inanıyormusunuz.yetişrilimişlerin peşinden giderken dikkat edin ey cemaat.eger amentümüz birse ne gerek var namaza ne gerek var oruca.islamın 5 şartına.hepsini bıraktım şarabada başlayacagım.bir hac takayım boynuma vur patlasın cal oynasın.sizde benim gibimi düşünüyorsunuz???????
    yoksa öglemi yaptınız?

    • gerçekler demiş

      Kardeşi Parmak ayı gösterirken parmağa bakanlardan olmayın lütfen anlatılmak istenen gayet açıktır selametle

  2. osman demiş

    Unutmayınız ki ehli sünnet ve bidat ayrımında önemli noktalardan biri aklın ehli sünnette hareket noktası olamamasıdır akıl vahyi tamamlayıcı itaat edici ise bizde müslüman olarak menfaat merkezli değil kuran merkezli düşüneceksek hangi nassa dayalı bu iddalar.

  3. bülent demiş

    DİYALOG VE KATLİAM

    Esselamu aleykum verahmetullahi ve berakatuh

    Değerli dostlar,
    Yüce rabbim İslam yolunda hizmet ehli olanlara, İslami çizgide bu yola baş koyanlara, O’nun rızasını kazanmayı hedef edinenlere yardım etsin. İşlerini kolaylaştırsın. Sıratı müstakimden sapmadan yürümeyi nasip etsin. Amin

    Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan insan, elest bezminde “Galu Bela” demek suretiyle, Ancak bir tek yaratıcı olan Allah’a kul olacağına söz vermiştir. Ancak bu arada şeytan boş durmamış kulların önüne çıkmış, onları Allah’ın tasvip etmediği yollara çekiştirmekle meşgul olmuştur. Bu kıyamete kadar böyle devam edecektir.

    Allah’ın kutlu nebi ve resulleri, çeşitli zaman dilimlerinde görevlendirilerek, şeytanın kurduğu tuzak ve desiselere karşı ümmetlerini uyarmışlar, insanları Tek olan Allah’ın dinine davet etmişler, bu yolda çeşitli eza, cefa ve işkence görmelerine rağmen, En büyük otoritenin Yüce Allah’ın elinde olduğunu insanlara ifade etmişlerdir.Onları ikaz etmişlerdir.

    İsrailoğullarına gönderilen Hz.Musa ve sonra Hz.İsa A.S. davayı bu minvalde sürdürdüler. Ancak şeytani güçler boş durmadılar. Kur’an-ı Kerimin ifadesiyle;Yahudiler, “Uzeyr Allah’ın oğludur” Hırıstiyanlar ise “İsa Allah’ın oğludur”. Demek suretiyle ilk başlardaki tevhidi çizgide olan dinlerini, şirk dinlerine çevirmişler, kitaplarını da tahrif etmişlerdir. İslam nazarında Şu an Dünyada Hırıstiyanlık ve Yahudilik dinleri değil, bu isimler altında şirk dinleri mevcuttur.Yani Teslis vardır. Haça tapma vardır.Putperestlik vardır. Hz.İbrahimle bir alakası kalmamıştır.Yani buradan yola çıkarak küfrün tek millet olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Yani Hindistan’daki Budizm, Japonya’da ki Şintoizm, Afrika’daki putperestlik ne ise muharref Yahudi ve Hıristiyanlık ta Allah nazarında öyledir. Bu konuya bakışımız böyle olmalıdır.

    Bu meşale son Peygamber Hz.Muhammed S.A.V. in eline teslim edilmiş, O da Allah’ın emirlerini insanlara tavizsiz olarak anlatmış ve yaşamış, hayatı pahasına çeşitli çile ve meşakkatlere rağmen görevini tamamlamıştır. Muharref Yahudi ve Hıristiyanlık dinlerinin yerine Tevhid dini olarak İslam tekemmül ettirilerek tek geçerli ve Allahın kabul edebileceği bir din haline getirilmiştir. Yani eskiye ait her şey iptal edilmiştir.

    Sen milletlerine (dinlerine) tabi oluncaya kadar Yahudiler ve Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar.” Bakara 120

    Bu yüce nizama davet etme görevi, Günümüz Müslümanlarının yani bizlerin sırtındadır. Ancak İslama davet ederken bir mezhebe, bir cemaate, bir fırkaya davet edilmiyor gibi gözükse de, günümüzde tebliğ ve davet işi ne yazık ki cemaatler elinde farklı bir rotada seyrediyor. Her cemaat kendini Fırka_i Naciye olarak gördüğünden , diğerinin gayretini yeterli görmüyor. Bu her cemaat için geçerlidir. Örneğin , Son günlerde İsrailin işlediği katliamları dilleriyle dahi tel’in edebilme cesaretinde bulunamayanlar, Bir bakıyoruz ki İslamın bir diğer mezhebi ni düşünmeden tekfir edebiliyor.. Müslümanlar eğer ümmet şuuru ile işe koyulsalar, zaten bütün coğrafi sınırlar, din, dil, ırk farklılığı ortadan kalkmış olur

    Sonuç olarak, davet ve tebliğ de de, ölçü Kur’anı Kerim ve sahih sünnet olmalıdır. Allah Resulu ilkin en yakınlarını davet etmekle işe başlamıştır. Kısaca İslamı temsil eden dailerin, önce oturup kendi özeleştirilerini yapıp kendi duvarlarını kırmaları gerekir. Ümmet şuurunu diri tutmak ve Müslümanların İslam’ın açık düşmanlarına karşı ortak tavır ve strateji belirlemeleri, kısaca dedikleri bir olmalıdır. Nebevi yol budur. Müslümanların dünya ve ahiret kurtuluşları buna bağlıdır.
    Aksi takdirde Eğer farklı bir çizgide gidiyor isek (Allah Korusun), Dönüştürelim derken bir de bakmışız ki dönüşmüşüz. Hidayet Allah’tandır vesselam.

Yorum Yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>