PIRLANTA

Konuşan Yalnızca Hakikatlerdir

05 Aug 2007 için Arşiv

Ehli Kitapla İttifak Ettiğimiz Temel Doğrular

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

Ahmet Şahin, Zaman   

 

15.03.2005
Bakara Suresi ayet 4′te, müminler tarif edilirken, “Hem Kur’an’a, hem de Kur’an’dan önceki İlahi kitaplara iman ederler.” diye tarif ediliyor.Bu sebeple biz müminler de hem Kur’an’a, hem de Kur’an’dan önceki İlahi kitaplara iman ediyor, onları tebliğ eden tüm peygamberleri de tasdik ediyoruz. Çünkü o peygamberlerin tebliğ ettikleri kitaplarda tüm insanlığın değişmeyen doğruları vardır. Bu değişmeyen doğrular: “Allah’a iman, peygamberlere iman, meleklere iman, öldükten sonra tekrar dirilerek ahirette hesap vermeye iman.” Bunlar semavi kitapların ittifak ettikleri bir bakıma amentüleridir. Zaten peygamberler (teferruatta ayrılsa da) temel doğrularda ittifak ederler. Bir peygamberin söylediğini diğeri tekzip değil teyit eder. Nitekim Türkiye Diyanet Vakfı’nın 11 kişilik ilim heyetine hazırlattığı İslam ilmihalinde, tüm dinlerin ittifak ettiği bu temel doğrular şu ifadelerle dikkatimize sunulmaktadır:- “İslam’a göre ilk peygamberin tebliğ ettiği din ile daha sonra gelen peygamberlerin ve son Peygamber Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği din, temel nitelikleriyle aynıdır! Allah’a iman, peygamberlik müessesesi ve ahiret inancı hepsinde vardır!..” s. 10. Evet, bunlar semavi dinlerin hepsinde de değişmez doğrulardır. Bir bakıma ehli kitabın değişmeyen amentüleridir. Bizler de bu amentüde müttefikiz. “Ehli kitapla Amentüde ittifakımız var.” derken de bu değişmeyen doğruları saymıştım geçmişteki bir yazımda. Çünkü biz de Allah’a, peygamberlere, meleklere, ahirete iman ediyoruz. Yani ehli kitapla bu değişmez doğrularda ittifak ediyoruz. Ancak ehli kitabın bazılarının bu doğruları tarif ve tavsif ederken yanlışa düştüklerini de görüyor, Allah’a babalık, peygambere de oğulluk ve krallık sıfatını isnat etmeleri gibi yanılgılarına da şahit oluyoruz. Onlardan bazılarının bu gibi yanlış tarif ve tavsiflerinin doğrusunu anlatma görevi de yine bize düşüyor. Uzaktan seyirci kalma yerine yaklaşıp kendi doğrularımızı anlatma imkanı aramamız icap ediyor. Bunun için de diyaloğa, konuşmaya ihtiyaç oluyor. Zaten atasözünde, “İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar, hayvanlar da vuruşa vuruşa uzaklaşırlar.” deniyor. Bizler konuşa konuşa anlatmayı tercih ediyoruz, vuruşa vuruşa uzaklaşmayı hizmet telakki etmiyoruz. “Siz konuşa konuşa bir şey anlatamazsınız!” diyenlere de “Siz de konuşmaya konuşmaya bir şey anlatın öyle ise…” diyerek kendi mantıklarıyla baş başa bırakıyor, bir konuşma örneği arz ediyoruz burada sizlere: Hoca Efendi konuşuyor: – Amerika’da İslam’a çok saygılı bir Hıristiyan din adamı ile konuşuyorduk. “Bizim gençler kiliseden kaçıyorlar.” dedi. Ben de, bizde camiye giden ve oruç tutan gençlerin sayısında artış olduğunu söyledim. O devam etti. “Bizim gençler arasında çok bunalım var. Doğrusu, böyle bir neslin karşısında Tanrı’nın yerinde (!) olmak istemezdim!..” dedi. Ben de, “Allah ile kul arasındaki münasebet açısından sizin konumunuzda olan bir insana, böyle bir cümleyi yakıştıramadım!..” dedim. Bu konuşmamız üzerine o zat alicenap davrandı: “Allah’tan çok af dilerim, sürç-ü lisan oldu!..” dedi. Hoca Efendi konuyu şöyle bağlıyor: “Bu insanlar kendi nesillerinden endişe ediyorlar. Bizim misyonerlik yapmamıza gerek yoktur. Kendimizi doğru ifade etme fırsatı bulalım o bize yeter!..” Evet, bütün mesele burada, kendi doğrularımızı ifade etme fırsatı bulabilmektedir. Diyalog bize bu fırsatı veriyorsa bunu değerlendirmek aklın, mantığın icabı olsa gerektir.

Yazı kategorisi: Dinler Arasi Dİyalog Hakkında Yazılar | Etiketler: , | 1 Yorum »

Gazeteci-Yazar Ahmet Şahin’in “Ehl-i Kitapla Âmentüde İttifakımız Var” Cümlesi Ne Anlama Geliyor?

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

(13 Mart 2005 Tarihli Pazar Sohbeti’nin Transkripsiyonu)

Hüseyin Gülerce: Şimdi efendim bu ileri geri yapılan hatalar arasında en çarpıcı olanlardan bir tanesi de 2000 yılında Şanlıurfa’da Harran’da yapılan dinler arası diyalog toplantısı sırasında bir Hıristiyan prof. ile bir Müslüman kadının nikâhının kıyıldığı iddiası var. Şimdi telefon bağlantımız var bu nikâhı kıyan imam arkadaş. Daha sonra alacaksınız. Peki o zaman Ahmet Şahin hocamın telefonu hazır mı acaba? Hazırlanıyor peki ben Abant’la ilgili sayın Ali Bulaç sizin de görüşlerinizi alayım bu çerçevede. Yani bu misyonerlik oylaması gibi yani bu tür şeyler neye izafe ediliyor sizce niye böyle bir şey oluyor? Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar | Etiketler: , , , , | 4 Yorum »

Dinler Arasi Diyalog Toplantıları

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

Dinler ve kültürlerarası diyalog toplantıları

Biz dinleri ikiye ayırıyoruz. Semavi dinler-beşeri dinler. Semavi dinler aslında Rabb’imizin gönderdiği İlahi kitaba ve Peygamber’e dayanan İlahi dinlerdir.
Hıristiyanlık ve Musevilik gibi. Bu iki semavi dinin mensuplarına ‘ehli kitap’ diyoruz. Bize göre ehli kitap, diğerlerinden ayrıdır. Hem o kadar ayrı ki, ehli kitapla akrabalık bile kurabiliyoruz. Nikahla kızlarını alabiliyor, çocuklarımızın anası yapmayı düşünebiliyoruz. Kestiklerini yemede de tereddüt göstermiyoruz…

- Neden bu kadar yakınlaşabiliyoruz?.. Onlar da Rabb’imizin gönderdiği bir İlahi kitaba inanıyor, Peygamber’e dayanıyor da ondan… Sadece bir eksikleri var, onu da onların takdirlerine havale ediyoruz.

- Nedir o eksikleri?

- Kendi kitaplarını, kendi peygamberlerini inkar etmeden, eksiklerini tamamlamaları, yani Hazreti Muhammed’le Kur’an’ı da tanımaları…

Nitekim biz onların peygamberlerini ve kitaplarını tanıyoruz. Onlardan da aynı centilmenlikte bulunmalarını makul ve mantıklı buluyoruz…

Bu, onlar için zor bir kabul de değildir. Çünkü kendi inançlarını inkar etmeleri gerekmiyor, kendi inançlarını korumakla birlikte sadece eksiklerini ikmal etmelerinin gereği oluyor bu kabul.

Her ne ise… Bu ayrı bir konu aslında. Burada yine de biz kendi nefsimizi sorguluyor, İslam dünyası olarak İslam’ın güzelliğini halimizle gösteremeyince onlar da şimdilik seyirci kalmakta kendilerini haklı buluyorlar, diye düşünüyoruz. İslam’ın imrenilecek güzelliklerini ekonomik, sosyal, kültürel yaşayışımızla tam gösterebilseydik durumu çok farklı olacaktı diye değerlendirme yapıyoruz…

Gelelim semavi olmadıkları halde din ismi verilen beşerin iyilik ekollerine…

Onların dinin emir ve tavsiyelerine aykırı düşmeyen faydalı söylemlerine de itibar ediyor, destek veriyoruz. Ama ehli kitap gibi bir akrabalık ve kestiklerini yeme gibi bir yakınlığımız söz konusu olmuyor…

Demek ki bizler, farklı dine mensup insanların ortak doğrular etrafında birlik meydana getirmelerinden yanayız. Nitekim onlar da böyle birlikten yanalar.

Hal böyle olunca farklı dinin dindarları, insanlığın hayrına olan konularda bir araya gelseler, dinsizliğin dini değerleri yok etme çabalarına karşı çareler bulmaya yönelseler, bu yakınlaşmadan ne ehli kitap zarar görür ne de bunun öncülüğünü yapan Müslümanlar…

Bu konuda Hucurat Sûresi ayet 13 çok net mesaj vermektedir:

- Ey insanlar! (Ey müminler! demiyor, tüm insanlığa hitap ediyor.) Biz sizi bir erkek ve dişiden yarattık. Kabile ve milletlere ayırarak yer yüzüne yaydık ki, tanışasınız, yardımlaşasınız, iyilikte birbirinize destek veresiniz!..

Bakın, birbirinizle vuruşasınız, savaşasınız, düşmanlık edip de güçlü olanınız zayıf olanlarınızı ezesiniz.. diye farklı yarattık demiyor… Tanışmayı, diyaloğu ve iyilikte yardımlaşmayı dikkatimize sunuyor…

İşte bunun için diyoruz ki, semavi din mensuplarının insanlığın hayrına olan doğrularda yakınlaşmaları, yardımlaşmaları İslam’ın verdiği mesajın da gereğidir. Böyle faydalı birliği sağlamakta öncülük, evrensel İslam’a yakışmakta, geçmişine de uygun düşmektedir. Her ne kadar bazılarının ufku henüz buralara kadar ulaşmasa da…

 
18 Mayıs 2004, Salı

Yazı kategorisi: Dinler Arasi Dİyalog Hakkında Yazılar | Etiketler: , | » yorum bırak;

Diyalog Faaliyetleri Hristiyanlaştırır Mı?

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

 

Bediüzzaman’a göre bir Müslüman Hristiyan olabilir mi?

Bediüzzaman Hazretlerine göre , bir İsevi (Hıristiyan) Müslüman olsa , Hz.İsa (AS) mı bir mümine oranla daha fazla sever , bir Musevi (yahudi) Müslüman olsa , Hz.Musa(AS) mı bir mümine oranla daha fazla sever , ancak bir müslüman Hz.Muhammed (SAV) ‘in zincirinden çıksa yani İslam dinini terk etse , hiçbir dine giremiyeceğini , ruhunun maneviyata kapanacağını ya anarşist,ya da ateist olacağından bahsetmektedir. (86)

Bunun nedeni olarak , İslamiyete inanan bir müslümanın , zaten Hz.İsa(AS) ‘ma ve Hz.Musa (AS) ‘ma inandığını , bundan dolayı Hz.Muhammed (SAV) mi inkar eden bir müslümanın bu peygamberlerin tahrif olmuş dinlerine girmesinin yeni bir inanış olmıyacağından , ayrıca Hz.Muhammed (SAV) vesile ile tüm peygamberleri sevmiş olduğundan , kalben diğer dinlere girmesinin mümkün olmadığından bahsetmektedir. (87) Günde 5 vakit namaz kılan , haftada 40 kez Rabbisinin (C.C.) huzuruna yönelen bir müminin , bunları terk edip haftada 1 kez Kiliseye ibadet etmek için gidip dinini terk etmesini ve bu şekilde Allah’a daha yakın hissetmesini beklemek düşünülemez !

Efendimiz (SAV) ve Hulefa-yı Raşidin zamanında, irtidat hadiseleri olmasına rağmen , Hıristiyanlığı seçen insanların sayısı 2-3 kişiyi geçmemektedir ! Bunlardan bir tanesi Efendimiz (SAV) ‘min hanımlarından Ümmü Habibe anemizin ilk eşi Ubeydullahtır ! İlk yaşantısı Hıristiyan olmasına rağmen , daha sonra İslam’ı seçen Ubeydullah, Habeşistan’a Ümmi Habine annemizle hicret etmiş , lakin bir süre sonra eski dini Hıristiyanlığa dönmüştür ! İrtitad ettikten sonra , içki alemine dalmış ve sarhoşken ölmüştür! ( 88) Burda görüleceği üzere , aslında dönüş eski dinine olmakla beraber , birtakım kötü alışkanlıklarını İslam içinde rahatça yapamamasından kaynaklandığı ortadadır ! Yoksa , Allah’a dahafazla ibadet etme düşüncesi ile İslamı terk ettiğinden bahsetmek mümkün değildir !

Bir diğer olay, Hz.Ömer(R.A.) halifeliği döneminde yine içki sebebiyle Rebia İbnu Ümeyye’yi Hayber’e sürmüştür. Rebia, oradan kaçıp Herakliyus’a giderek Hıristiyanlığa geçtiği rivayet edilmiştir. Hz. Ömer (ra) bu hadise üzerine: “Bundan böyle hiçbir Müslümanı sürmeyeceğim” diyecektir. (89) Burda da görüleceği üzere, İslam bünyesinde içinde, içki gibi haram olan bir alışknalığı terk edemediğinden sürülen bir kişi, bu kötü alışkanlığını rahatça yaşayabileceği bir memlekete kaçmış, oradada müslüman olarak yaşayamıyacağı için dinini terk ettiğini görmekteyiz. Yoksa, herhangi bir şekilde Allah’a daha yakın olmak adına bir din değiştirme değildir ! Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar | Etiketler: , , , , , | » yorum bırak;

Diyaloğun Asrımızdaki Mimarı :”Bediüzzaman Said Nursi”

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

ustad3.jpgAsr-ı Saadetten Günümüze Diyalog (5. Bölüm)

Birçok ehl-i tahkik , ehl-i ilim ve ekser müminlerin kabul gördüğü üzere , Hicri 13.Asrın müceddidi olan Bediüzzaman Hazretleri, Ehl-i Kitab ile Diyalogtan öte bir “İttifak”ı tavsiye etmiş , özellikle İsevi ruhaniler veya Hristiyanların samimi dindarlarını nazara vererek Asrımızda faal olan Dinler arası Diyalog çalışmalarını bireysel olarak başlatan ilk kişi olma özelliğine sahibtir.
1940′lı yıllardan itibaren Said Nursi Müslümanları, İnkar-ı  Uluhiyeti fıtrat haline getiren  (ateistlerin) , saldırısına karşı mücadele etmek için dindar (samimi) Hıristiyanlarla ittifak kurmaya teşvik ediyordu. (63) 
1953 Mayıs atında , Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında mütecaviz dinsizliğe karşı işbirliği temini için , İstanbul’da Patrik Athenagoras’ı ziyaret etmiştir. Istanbul’un 500. Fetih yıldönümünde gerçekleşen bu görüşme de , Bediüzzaman Hazretleri odasına girdiği zaman Patrik ayağa kalkarak hürmetle yer gösterir. Kendisine : “Hıristiyanlığın dini hakikîsini kabul etmek, Hazreti Muhammed’i peygamber ve Kur’anı Kerîmi de Kitabullah kabul etmek şartıyla ehl-i necât olacaksınız (kurtuluşa ereceksiniz) .” der. Patrik ,  cevaben: ‘Ben kabul ediyorum! ‘ deyince, Bediüzzaman: ‘Pekâlâ, siz bunu dünyanın diğer mânevî reislerine de söylüyor musunuz? ‘ diye sorar. Patrik: ‘Söylüyorum; fakat onlar kabul etmiyorlar.’ diye cevap vermiştir .(64) Hadiseyi iyi tahlil eden gözlemciler , Patrik Athenagoras’ı ziyarete gidenin Bediüzzaman olmasının , Efendimiz (SAV) ‘in Ebu Cehili, 100 kezi aşkın ziyaretine gitmesi kadar normal karşılar.  İkincisi , o görüşmede , Bediüzzaman , ateisme karşı Hristiyan Alemi ile nasıl bir işbirliği yapılabileceğini konuşmuş ve Asrımızda Dinler arası Diyalog faaliyetlerini ferdi olarak ilk başlatan kişi ünvanına Sahib olmuştur. Bu Diyaloğun sürekliliği adına olsa gerek  Bediüzzaman Hazretleri  Fener semtinde ikamet etti ve bu durum Rum Patrik Atenagoras ile görüşmelerini kolaylaştırdı.(65)
Bediüzzaman Hazretleri , 1950 yılında , Roma’ya Papa XII. Pius’a , Risale-i Nur Külliyatını (Zülfikar adlı eseri) göndermiş , ve buna mukabil 22 Şubat 1951 yılında şahsi bir teşekkür mektubu almıştır. (66.a.)Roma’daki Papa’ya gönderdiği mektubunda kısaca: ‘Biz Allah’a inananlar küfre karşı beraberiz..’ demişti. (66.b.) Netice olarak , Bediüzzaman Hazretlerinin , günümüzde faaliyetlerini devam ettiren Dinler arası Diyalog çalışmalarını bireysel olarak başlatan ilk kişi olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

Yazı kategorisi: BEDİÜZZAMAN Said Nursi Hazretleri, Risale-i Nurdan Damlalar | Etiketler: , | » yorum bırak;

Bediüzzaman perspektifinde “DİYALOG”

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

ustad.jpgBirçok ehl-i tahkik , ehl-i ilim ve ekser müminlerin kabul gördüğü üzere , Hicri 13. asrın müceddidi olan Bediüzzaman Hazretleri , Ehl-i Kitab ile diyalogtan öte bir “İttifak”ı tavsiye etmiş , özellikle İsevi ruhaniler veya Hristiyanların dindarlarını nazara vererek asrımızda faal olan “Dinlerarası Diyalog” çalışmalarını bireysel olarak başlatan ilk kişi olma özelliğine sahib olmuştur.

A) Dinler Arası Diyaloğun , Asrımızdaki Mimarı Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri
1940′lı yıllardan itibaren Said Nursi, müslümanları, İnkar-ı  uluhiyeti fıtrat haline getiren (ateistlerin), saldırısına karşı mücadele etmek için dindar (samimi) Hıristiyanlarla ittifak kurmaya teşvik ediyordu. (63) 
1953 Mayıs atında , Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında mütecaviz dinsizliğe karşı işbirliği temini için, İstanbul’da Patrik Athenagoras’ı ziyaret etmiştir. Bediüzzaman’ın Patrik Athenagoras’la görüşmesi Istanbul’un 500. Fetih yıldönümünde gerçekleşen bu görüşme de geçen Diyalogta, Bediüzzaman Hazretleri: “Hıristiyanlığın dini hakikîsini kabul etmek, Hazreti Muhammed’i peygamber ve Kur’anı Kerîmi de Kitabullah kabul etmek şartıyla ehl-i necât olacaksınız (kurtuluşa ereceksiniz) .” der. Patrik,  cevaben: ‘Ben kabul ediyorum! ‘ deyince, Bediüzzaman: ‘Pekâlâ, siz bunu dünyanın diğer mânevî reislerine de söylüyor musunuz? ‘ diye sorar. Patrik: ‘Söylüyorum; fakat onlar kabul etmiyorlar.’ diye cevap vermiştir.(64) Hadiseyi iyi tahlil eden gözlemciler , Patrik Athenagoras’ı ziyarete gidenin Bediüzzaman olmasının , Efendimiz (SAV) ‘in Ebu Cehili, 100 kezi aşkın ziyaretine gitmesi kadar normal karşılar.  İkincisi, o görüşmede, Bediüzzaman , ateizme karşı Hristiyan alemi ile nasıl bir işbirliği yapılabileceğini konuşmuş ve asrımızda “Dinlerarası Diyaloğu” ferdi olarak ilk başlatan kişi ünvanına sahib olmuştur. Bu diyaloğun sürekliliği adına olsa gerek  Bediüzzaman Hazretleri  Fener semtinde ikamet etti ve bu durum Rum Patrik Atenagoras ile görüşmelerini kolaylaştırdı.(65) Aynı Bediüzzaman, Patrikten , Efendimiz (SAV)’e ve Kur’an’a iman etmiş olmasına rağmen bunu dünya medyasına açıklamasını istememiş, çünkü ileride detaylı izah edileceği üzere, ahirzamanda Ehl-i  Kitabın dinlerini bütün bütün terk etmesini beklemek yerine, itikatlarını tadil ve revize etmelerini beklemenin daha doğru bir yaklaşım olacağından bahsetmiştir. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Risale-i Nurdan Damlalar | Etiketler: , , | » yorum bırak;

İslam Davasından Dönersek Kalleşiz

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

 İslam Davasından Dönersek Kalleşiz

Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz…

Yazı kategorisi: Vaazları | Etiketler: , , , , , , | » yorum bırak;

“Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin” nedemek ?

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

Yazar Dr. Emin Şimşek   
 
SORU: “Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.”(Maide,51)  Kur’an-ı Kerim , Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin derken , siz ise buna muhalif davranıyorsunuz?

El-CEVAB : Kur’anın bu hükmüde, yine siyak ve sibak bütünlüğünde ele alınmadığında, yanlış anlam çıkarmalarda adetten olmakta ve sanki Kur’anı Kerim bütün Yahudi ve Hırsitiyanları dost edinmeyin şeklinde algılayanlar olabilmektedir.

Merhum Elmalı Hamdi Yazır bu Ayeti Kerime için bakın Tefsirinde ne diyor:

‘Yahudi ve hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlara velî olmayınız değil, onları velî tutmayınız, itimat edip de yâr tanımayınız, yardaklık etmeyiniz. Velâyetlerine, hükümlerine yardımlarına müracaat etmek, mühim işlerin başına getirmek şöyle dursun, onlara gerçek bir dost gibi tam bir samimiyetle itimat edip de kendinizi kaptırmayınız. Özetle onları dost olur sanıp da yakın dostlarınız gibi sıkı fıkı beraberliklere dalmayınız, tuzaklarına düşmeyiniz, isteklerine iştirak etmeyiniz. Görülüyor ki ‘Yahudiler ve hıristiyanlara dostlar olmayınız’ buyurulmamış, ‘Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyiniz’ buyurulmuştur. Çünkü ‘Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez.’ (Mümtehine, 60/8 ) buyurulmuştur. Şu halde müminler yahudi ve hıristiyanlara iyilik etmekten,dostluk yapmaktan, onlara âmir olmaktan yasaklanmış ve men edilmiş değil, onları dost edinmekten, yardaklık etmekten yasaklanmışlardır.’ Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: , , , , | 16 Yorum »

Kara Propaganda Nedir?

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

Yazar Yusuf Ziya   
 

Kara propaganda nedir? Cevabını Dr. Hasan Tutar’ın bir çalışmasından alıntı yaparak cevaplamaya çalışacağız. Bu milletin geleceği için sancı çekenler hakkında atılan iftiraların kara propagandaya taş çıkartır türde olduğunu bu haberi okuyunca göreceksiniz.
Bugünlerde, mukaddesatına tekrar sahip çıkmaya and içmiş ve Kutlu Nebî’nin (sav) adını güneşin doğup battığı heryere ulaştırmak için sahip olduğu her şeyi fedâ etmeye âmâde İslâm bahadırlarının önüne engeller koyan ve bu suretle içimizdeki bir şirzime-i kalîl’in hâin planlarına alet olan gruplar ne yaptıklarının farkında mı? Buna ister iftiraya saplanma deyin, ister tekfircilik bataklığında boğulup gitme. İsterseniz de şeytana bile “vay be” dedirtecek derecede kara propaganda. Evet kara propagandanın ta kendisi. Bundan sonrasını Dr. Hasan Tutar’ın “İşyerinde Psikolojik Şiddet (mobbing) Aracı Olarak Propaganda” isimli çalışmasından takip edelim:

Kara Propaganda

“Kara propaganda daha sinsice ve kurnazca· uygulanan bir propaganda biçimidir. Kara propaganda yönteminde hile, entrika, yalan, iftira, fitne, sinsilik ve sahte delil daha gözü pek biçimde uygulanır. Gerçekleri çarpıtmak, inançları sarsmak, mağdurun etrafında güvensizlik yaymak ve mağdur aleyhine bir kamu oyu oluşturmak amaçlanır. Kara propagandada mobbingci kendisinin güvenilmez olduğunu ve kara propagandanın etkili olmayacağını bildiği için, kendisini gizleme gereği duyar.

Kara propagandada kaynak bir kişiden çok, bir ekip (çete)tir. Bu yüzden kaynağın gizliliğine büyük bir önem verilir. Her ne sebeple olursa olsun kaynak ortaya çıktığında her türlü sorumluluk reddedilecek şekilde önceden hazırlıklı olunur. Kaynak gizli kaldıkça; yalanlar, rivayetler, şayialar, dedikodular esrarengiz bir şekilde hızla yayılır. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dinler Arasi Dİyalog Hakkında Yazılar | Etiketler: , , | » yorum bırak;

Bediüzzaman’a göre Asrımızda Cihad Kılıçla mı olmalıdır ?

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

Yazar M. Ali Kaya   
Giriş Cihad, Arapça ‘C-H-D’ ‘Cehd’ kökünden gelir. Lügatte cehd; gayret etmek, takat yani güç yetirmek ve meşakkat çekmek gibi anlamlara gelir. Terim manası, ‘Bezlü’l-mechudi fi husuli’l-maksud’dur, yani maksada ve belirlenen hedefe ulaşmak için tüm gayretini sarf etmek anlamına gelir.1 Bu da meşakkat ve sıkıntılara sabır göstererek nefisle, şeytanla, ahlaksızlık olan fısk ve sefahatle, kötülüklerle ve zulümle her nevi mücadeleyi yapmak2 demektir.
Dini ıstılah olarak cihad, ilây-ı kelimetullah için hak ve hakikat düşmanları ile mücadele etmek ve bunun için cehd ve gayret sarf etmektir.İlimde çok cehd ve gayret göstererek içtihad yapacak dereceye gelen bilgine ‘müçtehit’ denir. Böylece dinde cihad ‘Allah için, Allah yolunda gayret göstermek, dini tebliğ ve irşadda Kur’an’ın gösterdiği ve Allah Resulünün takip ettiği yolda son derece gayretli hareket ederek din-i İslam’a hizmet etmek’ anlamına gelmektedir. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Risale-i Nurdan Damlalar | Etiketler: , , , , , , | 1 Yorum »

Asr-ı Saadetten Günümüze Diyalog – 1.Bölüm – Diyalog nedir,ne değildir ?

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

1-) Diyalog nedir? Hocaefendi

Dilimize Fransızcadan geçen Diyalog, “anlaşma”,”uyum sağlama” ve” bu yolda yapılan çalışmalar” demektir (4) .Geniş manada Diyalog, iki insanın, grubun, zümrenin, milletin, devletin veya herhangi bir topluluğun birbirleri ile tanışmasına; sözlü, yazılı, fikri, ticari vb şekillerde alış-verişde bulunmaları demektir.

Diyaloğun gerçekleşebilmesi için tarfaların birbirini “anlaması”, anlaması için “tanıması”, tanıması içinde “bilmesi” gerekir! Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: , , | » yorum bırak;

Asr-ı Saadetten Günümüze Diyalog (Önsöz)

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

Mevlana’ya atf edilen bir söz vardır: “Bir ayağım merkezde dini esaslara bağlı, diğer ayağım da yetmiş küsur milletle beraber.” (1) Esasen hakiki bir Müslümanın tarifi bu düşünce ile özetlenmiş diyebiliriz. Elbette herkesle diyalog içinde olmanın bir ölçüsü olacaktır. Mü’min, İslamî prensiplere bağlılığı nisbetinde, yani Mevlana’nın yaklaşımı ile bir ayağı dini zemine sağlam basıyorsa, bahse konu diyaloglar fayda getirirken, aksine mü’min Kur’an ve sünnet yörüngeli beslenmiyorsa, bu takdirde –hafizanallah- kaymalarla karşılaşılabilinir!

 

ÖNSÖZ

Bizi ayakta tutan bu dinamiklerimiz-inançlarımız ile “Diyalog ve Hoşgörü”yü sadace içte değil, dış dünya’ya açılmada da rahat olmaya sevk etmektedir. Kur’an-ımız Vahy-i Semaviye dayandığından ve beşerin her türlü problemlerini çözeceğinden şüphemiz yokki, Diyalog kurmada bir endişeye kapılalım. Bu sebeble korkacak birileri varsa, o da Kur’an’ın diriltici ikliminden uzak yaşamakta direnenler olmalıdır. Böyleleri, mevcut sistemleri ihtiyaçlara cevap vermediğinden dolayı, alternatif sistemler araştırmakta ve birgün bu arayışları insanlığı “Müslümanlığa” götürürse halimiz ne olur, mülahazası ile kendi insanından korkup,endişe duymaktadırlar. Diyaloğa karşı çıkan kesimler içersinde, İslam‘a sıcak bakmayan ve İslamı bir hedef tahtası olarak gösteren insanların bu hırçınlıklarını başka nasıl izah edebiliriz ki?Müslümanlar açısından hoşgörünün ,diyaloğun ve birlikte yaşamanın hem dini hemde sosyolojik temelleri mevcuttur. Osmanlı Devlet-i Âliyesinde (İmparatorluğunda) barınan 250 milyon toplum yönetiminin, 10-11 milyon saf–kan Osmanlılar tarafından yapılmış olmasını başka nasıl izah edebiliriz ki? Toplumun yüzde 4 ‘ü, toplumun tamamına başka nasıl hükmedebilirki? Global bir köy haline gelen günümüz dünyasında, kişiler, toplumlar, uygarlıklar ve medeniyetler arası diyalog kaçınılmaz bir zorunluluktur! Medeniyetlerin çatışması üzerine kurulan tezlerin ve geliştirilen teorilerin, iki binli yıllarda itibar görmemesi için, dinler ve din müntesibleri arası diyaloğa önem vermemiz gerekir.

İnsanlar Yaratıcılarına karşı sorumlu olmaları gerekirken, bazı insanların veya grubların kendi doğrularını başkalarına Allah adına zorla kabul ettirmeğe çalışmaları, küçülen dünyamızda, büyük huzursuzluklara yol açmaktadır. Zaten zorla kabul ettirme Kur’anımız tarafından da doğru bulunulmamış: “Dinde zorlama yoktur “ (2) “ Eğer kavgayı kesip İslam’a girerlerse doğru yolu tutmuşlardır. Yüz çevirirlerse, sana düşen ancak tebliğdir; “(3) ayetleri, konuya ışık tutmaktadır!

Dinlerarası-inanç farklılıklarını kavga konusu yapmadan – karşılıklı hoşgörü ve anlayış geliştirme çalışmaları günümüzde “Dinlerarası Diyalog” veya daha doğru tabiri ile “Din müntesibleri arası diyalog” ismi altında sürdürülmektedir. “Dinlerin” bizzat kendileri Diyalogta bulunamayacağından, “ Din müntesibleri arası diyalog” demeyi daha uygun buluyoruz. Ancak, “Dinlerarası Diyalog “ daha yaygın kullanıldığından, onu kullanmayı tercih edeceğiz.

Bu çalışmamızın,

Birinci bölümde, Diyaloğun tarifi, “Dinlerarası Diyalog” nedir, ne değildir, Diyanet İşleri Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bu konudaki görüşünü ele alacağız.

İkinci bölümde, Kur’anda diyaloğu emreden ayetleri tefsirleri ile inceleyip, diyaloğa zıt gibi görünen ayetler üzerinde duracağız; kafirler ile dost edinmeyi meneden ayetler ile ne kast edildiğini Elmalı Hamdi Yazır Tefsiri ile açıklayacağız.

Üçüncü bölümde, Peygamber Efendimiz (SAV) uygulamalarında Diyaloğun yerini incelecek, ve acaba Efendimiz ‘in (SAV) Dinlerarası Diyaloğu yapıp yapmadığını, Sahih Rivayetlerle zikredeceğiz..

Dördüncü bölümde, Dört Halife döneminden Osmanlı’ya kadar İslam tarihinden diyalog ile ilgili bilgiler verceğiz.

 


Çalışmamızı okuyup gerek muhteva gerekse üslup bakımından yapılan hatalrdan dolayı Allah’tan afv, değerli okuyuculardan da müsamaha bekliyoruz.Kaynaklar:

- Tarih Boyunca Dinlerarası Diyalog, Işık yayınları,2005, Prof.Dr.Davut Aydüz

(1) Bediüzzaman Firuzanfer, Mevlana Celaleddin, MEB Yayınları, 1985, s.IV. Metnin aslı: Hemçü pergarim,der-pa der-şeriat üstüvar / Pay-i diğer seyr-i heftad ü dümillet miküned.
(2) Bakara: 2/256
(3) Ali,İmran:3/ 20

 

Yazar Prof.Dr.Davut Aydüz   

Yazı kategorisi: Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: , , , | 1 Yorum »

“Dinler arası Diyalog” Kur’an ve sünnete ters mi?

Yazan: gerçekler Ağustos 5, 2007

 Dialog, iki insanın, grubun, zümrenin, milletin, devletin veya herhangi bir topluluğun birbirleri ile tanışmasına; sözlü, yazılı, fikri, ticari vb şekillerde alış-verişde bulunmaları demektir. “Dinlerarası Diyalog” ile sağlanmak istenen husus, 3 dinin (İslam, Hrsitiyanlık ve Yahudiliğin) birbirlerini yakından tanıma, dinleme, fikir teatisinde bulunmasıdır. Yoksa tüm dinlerin birleştirilmesi değildir.

A) TANITIM

Bugün Hristiyan aleminin başlatmış olduğu dinlerarası dialoğun amacı bellidir. Onların amacı Hristiyanlığın yayılması ve herkes tarafından bu hali ile benimsenmesidir. Hocaefendinin dahil olup Papa’yı ziyareti sonrası diyalog süreci Allah’ın lutfu ile değişmeye başlamış ve süreç İslam’ın lehine gelişmektedir.

Hocaefendi’den önce, Üstad Bediüzzaman Hazretleri Papa 6.Paul tarafından başlatılan bu “Dinlerarası Diyalog” ile temasa geçmiş ve 1940-50′li yıllarda Papa 7.Pie ‘ye mektub yazmıştır. Papa, Üstad Hazretlerine cevap göndermiştir. Üstad Hazretleri, Vatikan’a Risale-i Nur Külliyatını (Zülfikar adlı eserini) hediye etmiş ve bu hususta Vatikandan 22 Şubat 1951 yılında da bir teşekkür mektubu almıştır. Yine aynı dönemde Üstad Hazretleri, ikamet ettiği Fener semtindeki Rum Feneri Patrik Atenagoras ile görüşmelerde yapıyordu.

Bu süreci devam ettiren Hocaefendi‘ye, 23.01.1998 tarihinde Papa 2.Jean Paul tarafından şu mesaj, Vatikanın Ankara Büyükelçisi Pierre Luici Celata tarafından iletilmiştir:

‘Bir ailenin fertlerinin birbirleriyle konuşmamaları, birbirine bakmaktan, birbirini ziyaret etmekten kaçınmaları ne kadar hazindir. Ayni beşeri aileye mensup olan Müslümanlar ile Hıristiyanların birbirini tanımamaları, birbirine selam vermemeleri veya daha kötüsü, birbiriyle kavga etmeleri, ne kadar acı vericidir. Buna karşın, herkesle barış içinde yasamak, birbirimizi ziyaret etmek, sevinç ve dertlerimizi, kaygı ve umutlarımızı paylaşmak ne kadar güzeldir. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki diyalogda bugün ve gelecek için bir ümit işareti görmemek mümkün mudur? Dünyamızın facialarını bilmemezlikten gelemeyiz; ülkeler arasındaki savaşları, her sekliyle terörizmi, zengin fakir arasındaki uçurumu, açlık, işsizlik, uyuşturucu, kürtaj vs. felaketlerini, bu liste daha da uzayabilir. Hıristiyanlar ve Müslümanlar insanlara daha çok ümit vermek için birlikte çalışabiliriz.’ Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Dİnler Arası Diyaog Hakkında Sorulara Yanıtlar, Kuran Ve Sünnet Açısından Diyalog | Etiketler: , , , , , | 4 Yorum »